Takip et
🎧 Dinle
DOI:10.5281/zenodo.22085471 Atıf Yap ✅ Kopyalandı! Kopyala ✅ Kopyalandı!

Yeni Parti Programı “Kara Düzen” olarak betimlediği mevcut iktisadi, siyasi ve toplumsal düzeni değiştirmeyi hedeflemekte ancak bu değişim sürecinin kapitalist sistemin kendisini tehdit edecek boyutlara erişmesini de arzulamamaktadır.

“Belki de asıl ihtiyaç yeni bir partiden çok yeni bir siyaset tarzı. Çünkü yeni bir isim bulabilirsiniz. Yeni bir logo tasarlayabilirsiniz. Yeni bir program yazabilirsiniz. Ama bütün bunları yapıp hâlâ eski siyaset tarzını sürdürebilirsiniz. Türkiye’nin yakın siyasi tarihi bunun örnekleriyle dolu.

Yeni Parti’nin önündeki tarihsel fırsat da risk de tam burada duruyor. Eğer yalnızca CHP’nin hukuki devamı olursa, bugünkü muhalif toplumsal enerjiyi bir süre daha taşıyabilir. Ama Türkiye’nin farklı toplumsal kesimlerini ortak bir gelecek hikayesinde buluşturmak istiyorsa, yalnız programını değil, siyaset yapma biçimini de değiştirmek zorunda” (Ağırdır, 2026).

Bu yazı Yeni Parti Programı’na ekonomi politik çerçevesinde yaklaşmayı deneyerek öne çıkan bazı unsurlarını değerlendirmeyi hedeflemektedir.

Mevcut Düzen Kara Düzendir: Bu Kara Düzeni Değiştireceğiz!

24 Temmuz 2026 tarihinde yayınlanan Yeni Parti Programı’nın giriş bölümü bir “değişim çağrısı”, bu çağrıya eşlik eden ve sürekli tekrarlanan bir sloganla başlıyor: Bu kara düzeni değiştireceğiz. İktisadi, siyasi, toplumsal yaşamda gözlenen devasa eşitsizlikleri, adaletsizlikleri tanımlayan/betimleyen ve tümünü bütünsel olarak çözüme kavuşturmayı hedefleyen iddialı bir slogan bu.

Özel olarak iktisadi yaşamda karşı çıkılan ve değiştirilmek istenen kara düzen ise kabaca şu şekilde tarif ediliyor: “Biz, üretmeyen bir bölüşümcülüğü de adaletsiz bir büyümeyi de kabul etmiyoruz. Türkiye’nin daha çok üretmesini, daha yüksek teknoloji geliştirmesini, tarımını ve sanayisini güçlendirmesini, dünyayla rekabet etmesini hedefliyoruz. Fakat bu büyümenin emeği değersizleştirerek, doğayı tüketerek ve serveti küçük bir azınlıkta toplayarak gerçekleşmesine karşı çıkıyoruz” (Yeni Parti, 2026: 5).

Tarif edilen bu kara düzeni değiştirmenin kolay olmadığı, uzun ve zorlu bir mücadelenin/müdahalenin gerekliliğine vurgu yapıldıktan sonra bir kez yola çıkıldığı ve değişimin eninde sonunda hep birlikte gerçekleştirileceğine yönelik bir kararlılık dile getiriliyor[1].

Bu söylem günümüzden yaklaşık 60 yıl önce Tekin Yayınları’ndan çıkan 1968 bütçe görüşmelerine ve dönemin iktidar partisi olan Adalet Partisi’nin eleştirilerine dayanan Bülent Ecevit’in bir kitabının başlığını anımsatıyor: Bu Düzen Değişmelidir (Ecevit, 1968). Ecevit kitapta bozuk bir düzenin varlığından söz etmekte ve bu düzende iktisadi kalkınmanın olamayacağının altını çizmektedir[2]. Benzer şekilde, Yeni Parti Programı mevcut düzeni kara düzen olarak tariflemekte ve kara düzenden çıkışı sağlayacak ekonomik programın ülkenin ve toplumun topyekün kalkınmasını hedeflemesi gerektiği vurgulanmaktadır (Yeni Parti, 2026: 13). Dolayısıyla, kalkınma iki çalışmada da düzen değişikliğinin merkezine yerleşmektedir.

Benzerlik bununla da sınırlı değildir. Adalet Partisi Hükümetinin 1968 bütçesini eleştirirken Ecevit’in öne çıkardığı temel sorun alanları ile Yeni Parti Programı’nın tespit ettiği güncel sorun alanları arasında da ciddi çakışmalar gözlenmektedir: Devlet harcamalarında savurganlık, bütçe dengesizliği, sosyal adaletsizlik, vergi adaletsizliği, plansızlık, hayat pahalılığı, enflasyon, gıda güvenliği, eğitimde eşitsizlik, doğu ve güney doğu anadoludaki bölgesel eşitsizlikler, yeraltı kaynaklarının sömürüsü, çalışanların temel haklarının ellerinden alınmış olması, vb. (Ecevit, 1968; Yeni Parti, 2026: 13-20).

Biri güncel, diğeri eskimeye yüz tutan bu iki tarihsel belgeyi birbirine yaklaştıran diğer bir ortak özellik her ikisinde de güçlü ve iddialı bir vurgu olarak öne çıkan “düzen değişikliği” söyleminin mevcut anayasal düzeni değiştirmeye yönelmemiş veya kapitalist üretim tarzından kaynaklı toplumsal sınıf ilişkilerinde köklü bir dönüşümü hedeflememiş olmasıdır. Temel beklenti, mevcut kapitalist sistemin içinde kalınarak refah ve adaletin geniş çalışan sınıflardan yana sağlandığı daha demokratik ve eşitlikçi iktisadi ve toplumsal yapının oluşturulmasıdır. Farklı bir ifadeyle, düzen değişikliği söylemi kapitalist serbest piyasa düzeninin kendisine değil, onun vahşi rekabete ve ileri düzeyde emek sömürüsüne dayalı aşırı yönlerini törpülemeye, sistem içi kısmi reformların hayata geçirilmesine yöneliktir diyebiliriz.

Buradan farklı bir söylem/ifade benzerliğine yönelik özet tespitlerimize geçebiliriz.

Ortak Gelecek için” “Ortak Geleceğimiz” Gerekli Koşul Olabilir mi?

Bilindiği gibi, Yeni Parti programı “Ortak Gelecek için” başlığıyla yayınlandı. Başlık Birleşmiş Milletler Dünya Çevre ve Kalkınma Komisyonu tarafından 1987 yılında sürdürülebilir kalkınma kavramının küresel düzeyde tanıtımını sağlayan “Ortak Geleceğimiz” çalışmasının (Brunthland Raporu olarak da anılır) başlığına da büyük ölçüde benzemektedir (Dünya Çevre ve Kalkınma Komisyonu, 1990). Bu bağlamda programın iktisadi, siyasi ve toplumsal anlamda sürdürülebilirlik olgusuyla ne ölçüde ilişkili yönleri olduğuna da kısaca değinelim.

Parti programının iktisadi boyutu söz konusu olduğunda bütüncül bir kalkınma anlayışının öne çıktığını rahatlıkla söyleyebiliriz[3]. Bununla birlikte, kalkınma anlayışının sadece ve doğrudan “sürdürülebilir kalkınmayla” özdeşleştirildiği öne sürülemez. Ancak Kalkınma ve Ekonomi bölümünde (Programın 3. bölümü) zaman zaman sürdürülebilir kalkınma anlayışının öne çıkarılmasına rastlamaktayız. Program iktisadi büyüme ile kalkınmayı özdeşleştiren geleneksel yaklaşımdan oldukça farklı tasarlanmıştır. İktisadi, sosyal ve ekolojik boyutların bütüncül kalkınma anlayışının ayrılmaz parçaları olarak görüldüğü öne sürülebilir.

Ek olarak, iktisadi kalkınma sürecinde çevre politikaları ve duyarlılığının da içselleştirildiği belirtilmelidir. Doğanın korunması sadece bir çevre politikası olarak değil, aynı zamanda izlenecek kalkınma modelinin temel unsurlarından biri olarak ele alınmaktadır. Özellikle enerji politikalarının yer aldığı kısımda (Yeni Parti, 2026: 18) “yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarının payı”nın artırılması, “fosil yakıtlardan temiz enerjiye geçiş”, bu geçişin “adil bir şekilde yönetilmesi” ve “iklim dayanıklılığı ve yeşil adil dönüşüm” (Yeni Parti, 2026: 21-22) kısmındaki “net sıfır emisyon”, “biyolojik çeşitliliğin korunması”, “döngüsel ekonomi, geri dönüşüm ve atık azaltımı”nın desteklenmesi, “kentlerin iklim krizine dirençli” hale getirilmesi hedefleriyle programın sürdürülebilir kalkınma anlayışıyla güçlü bir temas halinde olduğunu söyleyebiliriz. Ancak bu temasın sistematik bir sürdürülebilir kalkınma stratejisine dönüştürüldüğünü iddia etmek abartılı olur.

Kısacası, programın sürdürülebilir kalkınmanın önemini kısmen kavramakla birlikte ortak geleceğin oluşturulmasındaki belirleyici unsurlardan biri olarak öne çıkarmakta tereddütte kaldığı söylenebilir. Hatta sürdürülebilir kalkınmanın bir tür popüler/moda kavram seti olarak görülüp, bu kavram setinin iktisadi ve toplumsal yaşama yansımasını sağlayacak kimi göstergelerin iyileştirilmesi gibi genel ve nasıl uygulanacağı muğlak bırakılan bir dizi hedefe değinilmekle yetinildiği iddia edilebilir. Peki ama örnek olsun fosil yakıtlardan temiz enerjiye geçişteki ölçütlerimiz neler olacak, geri dönüşüm ve atık azaltımındaki kritik eşik değerlerimiz nasıl belirlenecek ve hangi değerlere erişildiğinde dönüşümün sağladığına kani olacağız türü somut ölçütlere/hedeflere rastlayamıyoruz.

Bunlardan belki daha kritik olan mesele, Program sürdürülebilir kalkınmaya erişim ve çevre sorunlarının çözümünü sistemik bir mesele olmaktan çok mevcut üretim tarzı içinde kalarak ve kapitalist üretim tarzını sorgulamadan çözmeyi hedeflemektedir. Bir anlamda “imkânsız göreve” atılıyor diyebiliriz.

Planlama, Kalkınma ve Türkiye

Bu kısmın başlığını yakın zamanda yitirdiğimiz Yalçın Küçük hocanın belki de en değerli kitaplarından birinin başlığından ödünç aldık (Küçük, 1985). Başlığın aynı zamanda programın ekonomik politik yönünü de bütüncül bir şekilde yansıttığını düşünüyoruz.

Programda iktisadi kalkınmanın ana iktisadi hedef olarak ele alındığı, ancak kalkınma sürecine sadece iktisadi büyüme perspektifiyle yaklaşılmadığının altının çizilmesi gerekir. Programda daha çok “kapsayıcı kalkınma” kavramı öne çıkartılmaktadır ve bu kavramla anlatılmak istenen de basitçe şudur: “Hedefimiz kapsayıcı kalkınmadır: Üreten, zenginleşen ve zenginliğini adaletle paylaşan bir Türkiye” (Yeni Parti, 2026: 4). Yeni Parti ekonomi programıyla ülkenin ve toplumun “topyekün kalkınmasına” yönelmektedir (Yeni Parti, 2026: 13). Bu yönelişte kapitalist sermaye birikim süreçlerini tamamen dışlayan bir sanayileşme/büyüme süreci öngörüldüğü söylenemez.

Ayrıca program Türkiye ekonomisinin yapısını küresel ekonominin genel yönelimlerinin dışında da tasarlamamaktadır. Aksine, onun içinde anlamlı ve saygın bir konuma yerleştirmeyi hedeflediğini şu sözlerle dile getirmektedir: “Türkiye’yi küresel ekonomide saygın, üretken ve söz sahibi bir ülke haline getirmek” (Yeni Parti, 2026: 14).

Kapsayıcı kalkınmanın temel ilkeleri söz konusu olduğunda da “toplumsal fayda” ve “kamu yararı” öne çıkmaktadır (Yeni Parti, 2026: 14). Piyasa mekanizmasının mevcut işleyişine mesafeli yaklaşılmakta, bu mekanizmanın toplumun gereksinimlerini ve eşitliği kendiliğinden sağlayamayacağı vurgulanmakta, düzenleyici devlet anlayışının aktif olarak devrede olmasının gerekliliğine vurgu yapılmaktadır. Dolayısıyla iktisadi yaşamda, kalkınma sürecinde müdahaleci bir devlet anlayışı ve kamuculuğun öne çıkarıldığı gözlenmektedir.

Bununla birlikte özel sektörün, girişimciliğin ve adil rekabet koşullarının devre dışında bırakılan unsurlar olarak görülmediği, bunlara da kalkınma sürecinde önemli işlevler atfedildiği anlaşılmaktadır (Yeni Parti, 2026: 14). Program açıkça dillendirmiyor olsa da, bireyler ve toplumsal sınıflar arası eşitsizliği körükleyen ve keskinleştiren neo-liberal yaklaşımın getirdiği düzensizliğin yerine kuralları yasal, anayasal ve kurumsal ilkelerle belirlenen liberal ve demokratik bir piyasa anlayışının tercih edildiğini öne sürebiliriz. Tabii, bu çıkarımımız doğruysa, mevcut düzenin sürdüğü fakat bugünkü halinin betimlendiği “kara” sıfatının “aklandığı” (kapitalist) bir düzenin hedeflendiğini de belirtmeden geçmememiz gerekmektedir.

Öte yandan, uzun vadeli kamu yararını sağlayıp onu koruyacak temel araçlardan biri olarak ise “planlı ekonomi” öne çıkarılmaktadır. Plana dayalı kapsamlı kalkınma yaklaşımı Türkiye ekonomisinin uzun yıllardır geride bıraktığı, söylem olarak uluslararası sermaye çevrelerinin etkisiyle siyasi iktidarların 1983 sonrası dönemde (ANAP iktidarlarıyla birlikte) büyük ölçüde uykuya yatırdığı ve temel kötülüklerin anası olarak gösterdiği bir yaklaşımdır. Bu çerçeveden bakıldığında, planlı ekonomiye yapılan vurgu ilgi çekici ve piyasa dostu ana akım kalkınma yönelimlerine aykırı bir görünüm çizmektedir.

Planlı ekonominin hayata geçirilmesi için güçlü bir ulusal “kalkınma kapasitesi”nin oluşturulmasından söz edilmektedir (Yeni Parti, 2026: 14). Bu kapasiteden kasıt yeterince açık olmamakla birlikte, kalkınma politikalarının ve iktisadi kararların çeşitli birimlerin katılımıyla ortaklaşa alındığı kurumsal bir yapıyı imlemekte; planlama odaklı böylesi bir kurumsal yapı ise lağvedilen Devlet Planlama Teşkilatı’nın (DPT) yeniden inşasını çağrıştırmaktadır.

Planlamanın ekonominin/kalkınmanın hangi temel alanları/sektörleri üzerinde odaklanması beklenmektedir? Sanayi, tarım, enerji, teknoloji, eğitim, istihdam, çevre ve bölgesel kalkınma politikalarının birlikte ele alınması tasarlanmaktadır. Burada da bütüncül bir yaklaşımın söz konusu olduğunu söyleyebiliriz. Bu yönüyle çeşitli aksamalarına ve dönem sonundaki askeri darbeyle[4] kesintiye uğramasına rağmen, 1963-1983 arasında ülkenin gündeminde olan ve birbirini izleyerek uygulamaya konulan beş yıllık kalkınma planlarını çağrıştırdığını öne sürebiliriz[5]. Bu planların içe dönük ithal ikâmeci kalkınma stratejisi doğrultusunda tasarlandığını da anımsatmak yerinde olacaktır[6]. Mevcut Program’da ise bu tür bir stratejinin veya almaşıklarının (örneğin ihracata yönelik sanayileşme stratejisi) hayata geçirileceğine yönelik somut bir ifadeye/tercihe rastlanmamaktadır. Aslında Program’da herhangi bir kalkınma stratejisinden somut olarak söz edilmemektedir.

Planlı ekonominin tasarlanan kurumsal yapısı eski DPT’yi çağrıştırmakla birlikte, ondan daha katılımcı ve adem-i merkeziyetçi bir anlayışla yeniden yapılandırılmaya çalışıldığını belirtmek yerinde olacaktır. Bu yönüyle önceki plan deneyimlerinden kısmen ayrıştığı da belirtilmelidir. Çünkü planlama/kalkınma politikaları DPT benzeri tek bir yapının kurumsal önderliğine bırakılmamakta, pek çok almaşık kurum süreç içerisinde bütünleşik ve aktif olarak yer almaktadır. Bu kurumlara örnek olarak emek örgütleri, üretici birlikleri, meslek kuruluşları, kooperatifler, yerel yönetimler, üniversiteler, sivil toplum ve özel sektör temsilcileri verilmektedir (Yeni Parti, 2026: 14). Hazırlık ve uygulama sürecinin tam olarak nasıl işleyeceği ve ne şekilde yürürlüğe koyulacağı konuları bu aşamada bulanık bırakılmış gözükmektedir. Kurumlar arası işbirliği niyeti olumlu gözükmekle birlikte, bunun hangi mekanizmalar aracılığıyla sağlanacağı ve nihai kararlara ne şekilde ulaşılacağı konuları belirsizliğini korumakta ve bu mevcut haliyle Program bir iyi niyet belgesine dönüşebilmektedir.

Planlama ve kalkınma politikalarının belirlenmesinde nasıl bir anlayışın hayata geçirilmesi tasarlanmaktadır? Programa göre temel anlayış ve yaklaşım “kamu ve özel sektör yatırımlarını uyumlu hale getirecek, stratejik sektörleri belirleyecek, kaynakların israfını önleyecek, bölgesel ve toplumsal eşitsizlikleri azaltacak, ekonomiyi krizlere karşı dayanıklı kılacaktır” (Yeni Parti, 2026: 14). Hazırlayanların niyetinden bağımsız bu alıntıda özetlenen yaklaşımda öne çıkan kimi unsurlar 1930’lardaki beş yıllık sanayileşme planlarının genel zihniyeti ve hedefleriyle paralellikler göstermektedir. Tıpkı 1. ve 2. beş yıllık sanayi planlarında tasarlandığı gibi, gelecekteki planlama deneyimlerinde de, bölgesel ve toplumsal eşitsizlikleri azaltmak, ekonomiyi krizlere karşı dayanıklı kılmak (1929-1933 Büyük Bunalım dönemini anımsayalım), stratejik sektörler belirlemek, o doğrultuda sanayi yatırımlarını projelendirmek ve bunu da ülkenin farklı coğrafyalarına yayarak hem yeni istihdam alanları yaratarak, hem de gelir eşitsizliklerini ve kaynak israfını azaltarak sağlamak hedeflenmektedir[7].

Kamu-özel sektör yatırımlarının uyumluluğunun altının çizilmesi, önceki planlama anlayışında daha az önemsenen unsurlar olması açısından görece programın ilgi çekici özellikleri arasında sayılabilir. Kamu için “emrediciliği”, özel sektör için ise “yol göstericiliği” öne çıkaran önceki kalkınma planlarından daha dengeli bir yaklaşımın Program’da önerildiği de belirtilmelidir. Devlet/Kamu tüm kalkınma sürecini özel sektörden bağımsız/yalıtılmış bir şekilde tek başına tasarlamamakta, onunla uyum içinde yol almak hedeflenmektedir denilebilir. Ancak kamu ile özel sektörün, emek ile sermayenin, birey ile şirketin, işçi ile patronun, bireysel kâr ile toplumsal refahın çatıştığı noktalarda nihai çözümlere ve kararlara nasıl ulaşılacağı konusunda belirsizlikler bulunmaktadır.

Kalkınma politikalarının sektörel önceliğinin “yüksek katma değerli üretimi, yerli tedarik zincirlerini, nitelikli istihdamı ve ihracat kapasitesini büyütmeyi” önceleyen sanayileşme politikalarına verildiğini söyleyebiliriz (Yeni Parti, 2026: 14). Öte yandan tarım ve kırsal kalkınmanın stratejik olarak görüldüğü alanlar (gıda güvenliği, kırsal istihdam, doğal kaynakların korunması ve ulusal bağımsızlık gibi) da programda göze çarpmaktadır (Yeni Parti, 2026: 15).

Emek kalkınma sürecinin temel üretici gücü olarak görülmektedir. Programın emeğe meta olarak yaklaşılmasına da bir karşı duruşu olduğu söylenebilir: “Emek, piyasanın insafına bırakılacak bir meta değil, insan onurunun ve toplumsal refahın temelidir” (Yeni Parti, 2026: 20).

Bu çerçevede öne sürülen bazı emek yanlısı dikkat çekici başlıkları/hedefleri şu şekilde sıralamak mümkündür (Yeni Parti, 2026: 20-23):

-“Emeğin, ekonomik büyümenin ve kalkınmanın getirdiği refahtan adil pay alması sağlanacaktır.”

-“Emek gelirlerinin yükseltilmesi için sendikal örgütlülük güçlendirilecek ve emek verimliliğini artıracak politikalar hayata geçirilecektir.”

-“Asgari ücret, insanca yaşamı sağlayacak düzeyde belirlenecektir.”

-“Ücret politikası, tüm emekçiler için haysiyetli bir yaşamı güvence altına alacak biçimde düzenlenecektir.”

-“Sendikal örgütlenme, toplu sözleşme ve grev hakkı üzerindeki engeller kaldırılacaktır.”

-“Çalışma saatleri, iş-yaşam dengesi ve bakım sorumlulukları gözetilerek yeniden ele alınacaktır.”

-“Mor ekonomik dönüşüm; kadınların çalışma yaşamına, karar mekanizmalarına, kaynaklara ve sosyal haklara eşit erişimini hedeflemektedir.”

-“Ayrımsız tüm vatandaşların barınma, sağlık, eğitim, sosyal güvenlik, çalışma, emeklilik, gelir güvencesi gibi temel sosyal hakları, sosyal devletin güvencesi altındadır. Sosyal devlet eşitsizlikleri ortadan kaldıracak hak temelli sosyal politikanın uygulayıcısıdır.”

Sonuç Yerine: Bu Düzen “Kısmen” Değişmelidir!

Yeni Parti Programı’nın mevcut kapitalist düzenin görece demokratik ve adaletli işleyişinin önündeki temel engellerden biri haline gelen otoriter yönetim sistemini, kaynak/refah dağılımı mekanizmalarında az rastlanır ölçüde eşitsizlikleri dayatan neo-liberal yapıdan liberal bir yapıya yeniden dönüştürmeyi hedeflediği söylenebilir.

Bu dönüşüm sürecinde sermaye, girişimcilik, özel sektör, yabancı sermaye, mevcut küresel ekonomik ve politik bağımlılık ilişkilerinden köklü bir kopuş öngörülmemekte; bununla birlikte Program emeğin insanca ve haysiyetli bir şekilde yaşamını sağlayacak bütünlüklü bir kapitalist kalkınma anlayışına odaklanarak, yerel, adem-i merkezi kurumsal yapıları yeniden canlandırmaya önem vermektedir.

Sonuç olarak Yeni Parti Programı; tutucu, merkezi, otoriter, toplumsal eşitlik ve adaletten uzak neo-liberal bir kapitalist piyasa ekonomisinin yerine, emek dostu, kamucu, sosyal adaleti önceleyen, sosyal demokrat, eşitlikçi, planlamacı ve bütünlükçü bir kalkınma anlayışını merkezine alan liberal bir kapitalist üretim tarzının işleyişine yönelmeyi tercih etmektedir.

Yeni Parti Programı’nın yukarıda ana hatlarıyla değinilen bu hedeflere ne ölçüde ulaşabileceği bugünden bakıldığında, ülkenin uluslararası iktisadi ve siyasi güç ilişkilerinin odağına doğru çekilmeye çalışıldığı hesaba katıldığında, belirsizliğini korumaktadır. Program, siyasi bir parti açısından önemli bir başlangıç noktası, ilkeler manzumesi ve iktidara geldiğinde yapacaklarını kamuoyuna duyurduğu resmî bir belge olmakla birlikte, o partinin gelecekteki başarı/başarısızlığının tek ölçütü de değildir. Yazıya Bekir Ağırdır’dan yaptığımız bir alıntıyla başlamıştık. Ondan yapacağımız (Ağırdır, 2026) başka bir alıntıyla sonlandıralım:

“Yeni Parti’nin önündeki asıl mesele; yeni bir program yazmaktan öte programına ve kadrolarına toplumun neden inanacağını yeniden anlatabilmek. Çünkü bugünün siyasetinde asıl kriz fikir değil, inandırıcılık ve güven (…)

Bir siyasal hareketin söylediği sözün inandırıcı olması, yalnızca liderine değil, teorik olarak dört dörtlük programatik metinlerden değil, o sözün gündelik hayat içinde nasıl karşılık bulduğuna bağlı.”

Kaynakça

Ağırdır, B. (2026). “Yeni Parti, yeni siyaset kurabilir ve toplumla yeni bir ilişki kurup güven üretebilir mi?” T24 Haber Sitesi (11 Ağustos 2026). https://t24.com.tr/yazarlar/bekir-agirdir/yeni-parti-yeni-siyaset-kurabilir-ve-toplumla-yeni-bir-iliski-kurup-guven-uretebilir-mi,56590?_t=1787233553647

Boratav, K. (2023). Türkiye İktisat Tarihi 1908-2015, 26. Baskı, Ankara: İmge Kitabevi Yayınları.

Dünya Çevre ve Kalkınma Komisyonu (1990). Ortak Geleceğimiz, Ankara: Türkiye Çevre Sorunları Vakfı Yayını.

Ecevit, B. (1968). Bu Düzen Değişmelidir, İstanbul: Tekin Yayınevi.

Ecevit, B. (2009). Ortanın Solu, 2. Baskı, İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.

Güneş-Ayata, A. (1995). “Türkiye’nin Demokratikleşme Sürecinde Ortanın Solu Hareketi”, Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, 50 (3-4), 79-92.

Kepenek, Y. (2023). Türkiye Ekonomisi, 33. Baskı, İstanbul: Remzi Kitabevi.

Kuruç, B. (1999). “1930’ların Sanayi Hareketlerinde Unutulanlar ve Az Bilinenler”, Bilanço’ 98, 75 Yılda Çarklardan Çip’lere içinde, İstanbul: Tarih Vakfı Yayınları, 85-106.

Kuruç, B. (2026). Mustafa Kemal Döneminde Ekonomi- Büyük Devletler ve Türkiye, İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

Küçük, Y. (1985). Planlama Kalkınma ve Türkiye, İstanbul: Tekin Yayınevi.

Mıhcı, H. (2001). “Göreli Geri Kalmışlıktan Kurtulma “Hamlesi” ve Türkiye’de Planlı Kalkınma Deneyimi (1963-1983)”, Mülkiye, XXV (231), 149-196.

Ölçen, A. N. (1982). “1923-1938 Döneminde Birinci ve İkinci Sanayi Planları”, Atatürk Dönemi Ekonomi Politikası ve Türkiye’nin Ekonomik Gelişmesi içinde, Ankara: Ankara Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi Yayınları, 133-149.

Tekeli, İ. & İlkin, S. (2009). Uygulamaya Geçerken Türkiye’de Devletçiliğin Oluşumu, İstanbul: Bilge Kültür Sanat.

Yeni Parti (2026). Ortak Gelecek için Yeni Parti Programı. https://yeni-parti.org/assets/docs/parti-programi.pdf

Notlar

  1. Bu bağlamda ulaşılması gereken nihai hedef şu şekilde betimlenmiş gibi gözükmektedir: “Yola çıktık; bu düzeni değiştirmeden, devleti yeniden milletin, ülkenin zenginliğini onu üretenlerin, geleceği ise çocuklarımızın yapmadan durmayacağız” (Yeni Parti, 2026: 3). Kararlılık ifadeleri güzel ancak bu hedefe somut olarak hangi aşamalardan geçilerek ulaşılacağı konusu muğlak bırakılmış gözükmektedir.
  2. Kitabın yayınlandığı 1968 yılında Bülent Ecevit Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Sekreteri ve Zonguldak milletvekilidir. 24 Ekim 1966 tarihinde seçildiği CHP Genel Sekreterliği görevini 1968 yılı bütçe görüşmeleri sırasında da sürdürmekteydi. Ek olarak, bu dönemde partinin ideolojik yönelimini belirleyen “ortanın solu” hareketinin de en önemli savunucularındandı. Ortanın solu hareketi ideolojik bir yönelim olmanın yanı sıra, sosyal adaleti öne çıkartan, halkçı, kalkınmacı bir örgüt yenileme hamlesi olarak da görülebilir (Güneş-Ayata, 1995). Ortanın solu hareketinin ideolojik çerçevesini çizen ve Ecevit’in bizzat kendisinin kaleme aldığı ortanın solu hareketi hakkında daha fazla bilgi için, bkz. Ecevit (2009).
  3. Bu anlayışın temel unsurlarına bir sonraki kısımda değineceğiz.
  4. 12 Eylül 1980 tarihli askerî darbe kastedilmektedir.
  5. Planlı kalkınma döneminin ayrıntıları için bkz. Boratav (2023: 131-151); Kepenek (2023: 139-182); Küçük (1985) ve Mıhcı (2001).
  6. Bununla birlikte, 1963-1983 döneminde ülkenin ithalat bağımlılığının azaldığına veya ithalatı ikame edecek türde bir sanayileşme hamlesinin ileri aşamalarına geçildiğine yönelik somut bir işarete de rastlanmamaktadır. Tam tersine, ithalatın gayrisafi yurtiçi hasıla içindeki payı (ithalat oranı) birbirini izleyen beş yıllık kalkınma planları süresince yüksek düzeyini korumuş ve uygulanan strateji 1970’li yılların sonunda ciddi bir iktisadi ve siyasi krizle sonuçlanmıştır. 24 Ocak 1980 kararlılık politikalarını ve izleyen 12 Eylül 1980 askerî darbesini bu çerçevede de değerlendirmek yerinde olur.
  7. 1930’larda hazırlanan 1. ve 2. beş yıllık sanayi planları hakkında daha fazla bilgi için, bkz. Boratav (2023: 63-87); Kepenek (2023: 66-79); Kuruç (1999); Kuruç (2026); Ölçen (1982) ve Tekeli & İlkin (2009).
Önerilen Alıntı: Alıntıyı Kopyala
H. Hakan Mıhcı (2026). Yeni Parti Programının Ekonomi Politiği. Katman Portal. https://katmanportal.com/doi/10.5281/zenodo.22085471
  • Orta Doğu Teknik Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nden 1988 yılında mezun oldu. 1998 yılında Hacettepe Üniversitesi İktisat Bölümü’nde ekonomi doktorasını tamamladı. Aynı üniversitede uzun yıllar öğretim üyesi olarak çalıştı. Hacettepe Üniversitesi dışında akademik etkinliklerini Sussex, Göttingen ve KU Leuven üniversitelerinde yürüttü. Başlıca çalışma alanları kalkınma, çevre, çalışma ve Türkiye iktisadı ile iktisat tarihi ve politik iktisattır. Ulusal ve uluslararası dergilerde yayınlanan makaleleri, ulusal ve uluslararası kitaplarda yer alan kitap bölümleri ve editörlükleri bulunmaktadır. Halen Başkent Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nde öğretim üyesi olarak çalışmaktadır.

    Diğer Yazıları
Yapay Zeka Kullanımı Beyanı

Yazar bu yazının hazırlanmasında yapay zeka aracı kullanmamıştır.