Takip et

Metriklerin Epistemolojik Siyaseti ve “Radikal Basitleştirme” (II)

YazarEkin Bal

30 Temmuz, 2026 ,
🎧 Dinle
DOI:10.5281/zenodo.21642775 Atıf Yap ✅ Kopyalandı! Kopyala ✅ Kopyalandı!

Türkiye İstatistik Kurumu’nun çocuk emeği verileri, kapsam dışında bıraktıklarıyla, kapsadıklarından daha fazlasını anlatır.

Yazı dizimizin ilk bölümünde, istatistiksel göstergelerin toplumsal gerçekliğin tarafsız birer aynası değil, Broome ve Quirk’ün (2015) kavramsallaştırmasıyla “radikal basitleştirme” süreçlerinden geçmiş, dolayısıyla belirli iktidar ilişkilerini yeniden üreten politik yapılar olduğunu tartışmıştık. Desrosières’in (2001) “feda edilen gerçeklikler” kavramı ve Mügge’nin (2022) “kasıtlı körlükler” saptaması, bir istatistiğin ne ölçtüğü kadar neyi ölçmediğinin de teorik bir mesele olduğunu gösteriyordu.

Bu ikinci bölümde bu kuramsal çerçeveyi soyut düzeyde bırakmıyor, Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) çocuk emeği ve işgücüne ilişkin veri üretim pratiğine uyguluyoruz. TÜİK’in Çocuk İşgücü Anketi (ÇİA), zengin ve düzenli bir veri kaynağı sunmasına rağmen, tam da metodolojik tercihleri nedeniyle çocuk emeğinin belirli biçimlerini sistematik olarak görünmez kılmaktadır. Aşağıda bu görünmezliğin dört farklı eksende nasıl işlediğini inceleyeceğiz: zamansal, mekânsal-kurumsal, ulusal sınır temelli ve toplumsal cinsiyete dayalı.

Zamansal basitleştirme: Referans haftası ve mevsimsel körlük

ÇİA’nın bugüne kadar uygulanan tüm turları, yılın son çeyreğinde (Ekim-Aralık) gerçekleştirilmiş ve referans dönemi olarak anketin uygulandığı haftadan bir önceki haftayı esas alınmıştır. Bu tercihin görünürdeki gerekçesi makuldür: anketin amacı yalnızca çalışma durumunu değil, okula devam durumunu da izlemektir ve bu iki değişkenin birlikte ölçülebilmesi için eğitim-öğretim döneminde bir referans haftası seçilmesi gerekir (Dayıoğlu, 2023).

Ancak bu teknik tercih, doğrudan bir ontolojik sonucu da beraberinde getirir. Tarımsal üretimin mevsimsel doğası gereği, çocukların ekonomik faaliyete katılım olasılığı yaz aylarında (özellikle hasat dönemlerinde) yılın diğer zamanlarına göre belirgin biçimde yükselir. Ekim-Aralık çeyreğine sabitlenen bir referans haftası, bu mevsimsel yoğunlaşmayı yapısal olarak dışarıda bırakır. Sonuç, resmi istatistiklerin çocuk işçiliğini olduğundan sistematik olarak daha düşük göstermesidir. Burada karşımıza çıkan, Desrosières’in (2001) “standart kalıplara uymayan alt metinlerin görünmez hale gelmesi” tespitinin somut bir örneğidir: anketin iç tutarlılığını (okullaşma-çalışma ilişkisinin ölçülebilirliği) korumak için feda edilen şey, tarım çocuk işçiliğinin gerçek zamansal dağılımıdır.

Mekânsal-kurumsal dışlama: “Kurumsal olmayan nüfus” sınırı

TÜİK’in işgücü istatistiklerinin tamamı gibi ÇİA da örneklem çerçevesini “kurumsal olmayan nüfus” ile sınırlandırır; yurtlarda, yetiştirme yurtlarında, cezaevlerinde, kışlalarda veya çadır tipi geçici yerleşimlerde ikamet eden nüfus anketin kapsamı dışında tutulur (TÜİK, 2024). Teknik bir örneklem sınırlaması gibi görünen bu tanım, çocuk emeği söz konusu olduğunda son derece politik bir sonuç doğurur: mevsimlik gezici ve geçici tarım işçisi olarak, ailesiyle birlikte çadır yerleşimlerinde yaşayan çocuklar, tanım gereği ÇİA’nın örneklem kapsamının tamamen dışındadır (Dayıoğlu, 2023).

Bu, rastgele bir dışlama değildir. Küçük ölçekli saha araştırmaları, gezici tarım işçisi çocukların ağır çalışma koşullarına, eğitime kısıtlı erişimine ve yetersiz barınma koşullarına dikkat çekmektedir (Gündüz-Hoşgör, 2014; Kalkınma Atölyesi, 2020). Başka bir deyişle, ÇİA’nın metodolojik sınırları tam olarak çocuk işçiliğinin en ağır biçimlerinin yoğunlaştığı nüfus segmentiyle örtüşmektedir. Ulusal düzeyde bu grubu temsil eden herhangi bir anket bulunmadığından, bu nüfusun büyüklüğü dahi bilinmemektedir (Dayıoğlu, 2023). Mügge’nin (2022) “kasıtlı körlük” kavramını hatırlayacak olursak: burada söz konusu olan, verinin hatalı ölçülmesi değil, ölçüm aparatının en başından itibaren belirli bir toplumsal grubu kapsam dışına yerleştirecek şekilde tasarlanmış olmasıdır.

Ulus-devlet sınırının ötesi: Örneklem çerçevesi ve Suriyeli çocuklar

Üçüncü dışlama ekseni, örneklem çerçevesinin kurumsal temelinden kaynaklanır. Hanehalkı İşgücü Araştırması gibi ÇİA’nın da örneklem çerçevesi Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi’ne (ADNKS) dayanır. Geçici koruma statüsündeki Suriyeli nüfus ADNKS’de yer almadığından, bu nüfus tanım gereği anketin örneklem çerçevesinin dışında kalır (Dayıoğlu, 2023). 2012’de Suriye’deki iç savaşın hemen ardından bu dışlamanın istatistiksel etkisi sınırlıyken, sığınmacı sayısının milyonları bulduğu ve büyük çoğunluğunun kamp dışında yaşadığı 2019 sonrasında bu yapısal boşluk giderek daha fazla önem kazanmıştır.

Bağımsız kaynaklardan yapılan hesaplamalar, bu dışlamanın büyüklüğünü görünür kılmaktadır: 2018 Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması Suriyeli örneklemi kullanılarak yapılan bir kestirim, 12-17 yaş grubundaki Suriyeli çocukların yaklaşık beşte birinin ücretli bir işte çalıştığını, bu oranın 15-17 yaş grubundaki erkek çocuklar arasında yaklaşık yarıya (%48) ulaştığını ortaya koymaktadır (Dayıoğlu, Kırdar ve Koç, 2021). Bu rakamlar resmi ÇİA sonuçlarına dahil edilmediğinde, yaklaşık 80 bin dolayında çalışan çocuk, ulusal istatistiklerin “resmi gerçekliğinden” bütünüyle silinmiş olur.

Burada Mügge’nin (2022) Güney Afrika örneğiyle kurduğu paralellik çarpıcıdır. Irkçı rejim, siyah nüfusu istatistiksel kayıttan dışlayarak “ülkenin ekonomik tablosunu” egemen grubun ihtiyaçlarına göre kurgulamıştı. Vatandaşlık temelli bir örneklem çerçevesi de, kasıt bakımından elbette farklı bir tarihsel bağlamda olsa da yapısal olarak benzer bir işlev görmektedir: en kırılgan ve sömürüye en açık çocuk grubunu “resmi çocuk” kategorisinin dışına yerleştirmek.

Kategorinin kendisi bir aygıt olarak MESEM ve “öğrenci” kılığındaki çocuk işçiliği

Buraya kadar ele aldığımız dışlamaların ortak noktası, çocuk emeğinin belirli bir kesiminin ölçüm aparatının dışında kalmasıydı. MESEM (Mesleki Eğitim Merkezleri) örneği ise daha da örtük bir mekanizmayı gösterir: burada emek, ölçümün dışına düşmez, ölçümün içinde ama başka bir isim altında görünür kılınır. 1977’de çıraklık eğitimi olarak başlayan ve 2016’da örgün ve zorunlu eğitim kapsamına alınan MESEM sisteminde öğrenciler haftada bir gün okulda, dört gün ise bir işletmede “işbaşında eğitim” almaktadır (Eğitim Reformu Girişimi, 2025). Bu düzenleme sayesinde, haftasının büyük bölümünü bir işletmede üretim sürecinin parçası olarak geçiren 14-17 yaş grubundaki çocuklar, resmi istatistiklerde “istihdam edilen” değil, “örgün eğitime devam eden öğrenci” olarak kayda geçer.

Bu, teknik bir sınıflandırma ayrıntısı değildir; tam da Desrosières’in (2001) vurguladığı türden bir “toplumsal ve konvansiyonel” kategori inşasıdır. Aynı fiili durum (bir çocuğun bir işletmede, bir ustanın gözetiminde, üretime katılarak haftada otuz saatin üzerinde çalışması), MESEM çerçevesinde “eğitim” sütununa, MESEM dışında “istihdam” sütununa yazılmaktadır. TÜİK’in kendi verilerine göre MESEM’e kayıtlı çocuk sayısı 2020’de 143 bin 237 iken 2024’te 504 bine yükselmiştir; buna örgün eğitim kapsamındaki 15-17 yaş ÇİA rakamları (970 bin) eklendiğinde, kayıtlı “çocuk işçi” nüfusunun 1 milyon 474 bine ulaştığı hesaplanmaktadır. Bu hesaplama TÜİK’in resmi kategorileri arasında değildir; burada aktarılan 1 milyon 474 binlik rakam, TÜİK’in kendi verileri kullanılarak İSİG Meclisi (2025) tarafından yapılan bir hesaplamaya dayanmaktadır. Başka bir deyişle, MESEM’in istatistiksel olarak “eğitim” kategorisinde tutulması, çocuk işçiliğindeki büyümenin bir kısmını doğrudan “okullaşma” başarısı gibi görünür kılmaktadır.

Bu mekanizmanın kapsamı daralmak yerine genişlemektedir: MESEM sisteminin ortaokul sonrasına, hatta ortaokul düzeyine indirilmesi yönündeki girişimler, işveren örgütlerinin zorunlu eğitim süresinin kısaltılması yönündeki taleplerinin bir parçası olarak tartışılmaktadır (Akış, 2025). Bu, istatistiksel görünmezliğin alt yaş sınırının da aşağı çekilmesi anlamına gelir: sistem ne kadar erken yaşa indirilirse, o yaştaki çocukların üretim ilişkilerine katılımı o kadar erken ve o kadar geniş ölçekte “eğitim” kategorisinin koruyucu şemsiyesi altına girer. LeBaron ve Lister’ın (2015) tedarik zinciri denetimlerinde tespit ettiği mekanizmayla koşutluk burada da açıktır: bir olgu, izleme şablonunun kapsamı dışına itilmek yerine, şablonun içinde, ama zararsızlaştırılmış bir kategori altında eritilmektedir.

Ölçümün sessizleştirilmesi: 2024’ten 2025’e kaybolan işsiz çocuklar

Şimdiye kadar tartıştığımız dışlamaların hepsi, anketin tasarımına içkin, nispeten kalıcı metodolojik sınırlardı. TÜİK’in her yıl 23 Nisan’da yayımladığı “İstatistiklerle Çocuk” bülteni ise, aynı kategorinin bir yıldan diğerine nasıl bütünüyle ortadan kaldırılabildiğini gösteren daha çıplak bir örnek sunar. 2024 bülteninde, 15-17 yaş grubundaki işgücüne dahil 970 bin çocuktan 101 binin işsiz, yani iş aradığı ve çalışmaya hazır olduğu hâlde iş bulamadığı statüsünde kayda geçtiği açıklanmış ve bu rakam, çocuk işçiliğinin yanı sıra bir “çocuk işsizliği” sorununun da varlığına işaret ettiği için basında geniş yer bulmuştu.

Nisan 2026’da yayımlanan 2025 bültenine bakıldığında ise tablo değişmiştir. Nüfus, sağlık, eğitim, yoksulluk, evlenme, velayet ve ölüm nedenleri gibi önceki yılla neredeyse birebir aynı başlıklar altında hazırlanan bültende, işgücüne katılım, istihdam veya işsizlik başlığı altında herhangi bir veriye yer verilmemiştir. Bir başka deyişle, 2024’te kamuoyunun gündemine giren “çocuk işsizliği” kategorisi, bir sonraki yılın aynı yayınından hiçbir revizyon notu ya da açıklama eşliğinde olmaksızın sessizce çıkarılmıştır. Söz konusu verinin üretildiği Hanehalkı İşgücü Araştırması’nın rutin aylık bültenlerinde bu değişkenlerin izlenmeye devam ettiği düşünülürse, burada ortadan kalkan şey verinin kendisi değil, verinin kamuya görünür kılınma kararıdır.

Bu, Broome ve Quirk’ün (2015) ve Mügge’nin (2022) kuramsal çerçevesinin en berrak doğrulamalarından biridir: “neyin ölçüldüğü” sabit bir teknik olgu değil, yıldan yıla yeniden alınabilen bir yayın kararıdır. Bir kategorinin, kamuoyunda eleştiriye yol açtığı yılın hemen ardından raporun kapsamından çıkarılması (bunun kasıtlı bir bastırma mı yoksa sıradan bir “bu yıl bu başlığa yer verilmedi” tercihi mi olduğunu kesin olarak bilemesek de), verinin görünürlüğünün kurumsal bir tercih meselesi olduğunu somut biçimde göstermektedir.

Sonuç: Görünürlüğün siyaseti

TÜİK’in çocuk emeği istatistikleri, hiçbir kötü niyet varsayılmaksızın dahi, ilk bölümde tartıştığımız kuramsal çerçevenin somut bir tezahürüdür. Referans haftasının mevsimselliği, kurumsal olmayan nüfus tanımının gezici tarım işçisi çocukları dışlaması, ADNKS temelli örneklem çerçevesinin Suriyeli çocukları görünmez kılması ve istihdam tanımının ev içi emeği kapsam dışı bırakması; bunların her biri, ayrı ayrı ele alındığında makul birer metodolojik tercih gibi görünebilir. Ancak bu tercihlerin toplamı, çocuk işçiliğinin en ağır ve en kırılgan biçimlerinin sistematik olarak “resmi gerçekliğin” dışında kalması sonucunu doğurur.

Broome ve Quirk’ün (2015) vurguladığı gibi, bir ölçümün “neyi dışarıda bıraktığı” sorusu teknik değil politiktir. TÜİK verilerinin bize söylediği kadarıyla, Türkiye’de çocuk işçiliği kentli, kayıtlı ve büyük ölçüde erkek bir olgu olarak görünür, oysa bu görünürlük, ölçüm aparatının kendisinin ürettiği bir seçicilik etkisidir. Yazı dizimizin bir sonraki ve son bölümünde, bu görünmezliklerin politika yapımına nasıl yansıdığını ve alternatif ölçüm önerilerinin neler sunabileceğini tartışacağız.

Kaynakça

Akış, Ö. H. (2025). ‘Memleket meselesi’ MESEM projesi mi? İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi. https://isigmeclisi.org/21503-memleket-meselesi-

Broome, A., & Quirk, J. (2015). The politics of numbers: the normative agendas of global benchmarking. Review of International Studies, 41(5), 813-818.

Dayıoğlu, M. (2023). Çocuk İşçiliğinin Değişen Yüzü. Betam Araştırma Notu 23/271, Bahçeşehir Üniversitesi.

Dayıoğlu, M., Kırdar, M.G. ve Koç, İ. (2021). The Making of a Lost Generation: Child Labor among Syrian Refugees in Turkey. IZA Discussion Paper, No. 14466.

Desrosières, A. (2001). How Real Are Statistics? Four Possible Attitudes. Social Research, 68(2), 339-355.

Eğitim Reformu Girişimi (2025). Eğitim İzleme Raporu 2025. https://www.egitimreformugirisimi.org/yayinlar/egitim-izleme-raporu-2025

Hoşgör, A. G. (2014, 16 Haziran). Mevsimlik tarım göçündeki çocukların eğitim(sizlik) görüntüsü. Heinrich Böll Stiftung Derneği Türkiye Temsilciliği. https://tr.boell.org/tr/2014/06/16/mevsimlik-tarim-gocundeki-cocuklarin-egitimsizlik-goruntusu-yayinlar

İSİG Meclisi (2025). TÜİK 2024 Çocuk İstatistiklerini açıkladı: 15-17 yaş arası çocukların neredeyse yüzde 25’i işçi. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi. https://www.isigmeclisi.org/21250-tuik-2024-cocuk-istatistiklerini-acikladi-15-17-yas-arasi-cocuklarin

Kalkınma Atölyesi (2020). Mevsimlik Tarımsal Üretimde Çocuk İşçiliği. Ankara.

LeBaron, G., & Lister, J. (2015). Benchmarking global supply chains: the power of the ‘ethical audit’ regime. Review of International Studies, 41(3), 905-924.

Mügge, D. (2022). Economic statistics as political artefacts. Review of International Political Economy, 29(1), 1-22.

TÜİK (2024). Türkiye’deki Çocuklar 2023: İstatistiklere Bakış. Türkiye İstatistik Kurumu, Ankara.

TÜİK (2025). Türkiye’deki Çocuklar 2024: İstatistiklere Bakış. Türkiye İstatistik Kurumu, Ankara.

TÜİK (2026). Türkiye’deki Çocuklar 2025: İstatistiklere Bakış. Türkiye İstatistik Kurumu, Ankara.

Önerilen Alıntı: Alıntıyı Kopyala
Ekin Bal (2026). Metriklerin Epistemolojik Siyaseti ve “Radikal Basitleştirme” (II). Katman Portal. https://katmanportal.com/doi/10.5281/zenodo.21642775
  • Ekin Bal, Orta Doğu Teknik Üniversitesi İktisat Bölümü’nde araştırma görevlisidir. Lisans ve yüksek lisans derecesini Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nden almıştır. Emek ve sanayi ekonomisi, bilim ve teknoloji politikası çalışmaları ve gençlik çalışmaları alanında araştırmalar yürütmektedir.

    Diğer Yazıları
Yapay Zeka Kullanımı Beyanı
Dil bilgisi, anlam bozukluğu ve noktalama kontrolü

Yazar, yapay zeka araçlarını yukarıda belirttiği kapsamda bilimsel yayın etiğine bağlı kalarak kullandığını beyan etmektedir. Yapay zeka desteğiyle üretilen içeriklerin tüm sorumluluğu yazara aittir.