Bakım emeği herkes için aynı ağırlıkta değil. Bu yazıda gelir, medeni durum ve yaşın bu yükü nasıl farklılaştırdığını, kadınlar arasındaki görünmez sınırı biraz daha görünür kılmaya çalışıyorum.
Hane içi emek ve bakım emeği tartışmaları artık çok da yabancı olduğumuz bir konu değil. Katman Portal’da pek çok kez ele alındı ancak üzerine düşündükçe meselenin ne kadar derin ve kritik olduğunu daha da iyi görüyoruz. Bakım emeği eşitsizliği dendiğinde akla ilk gelen tablo belli: kadınlar, erkeklerden çok daha fazla bakım emeği harcıyor. Ancak bu cümlede eksik olan şey şu ki haneden haneye de bu bakım emeği değişkenlik gösterebiliyor. Bir kişi bakım hizmeti alabilirken, diğeri bunu yapamıyor. Benim de bu yazıda konuşacağım şey daha önceden tartışılanları hem harmanlayıp hem de bir şeyler daha ekleyebilmek. Tabii burada yazacaklarım hiçbir kadının bakım emeğini yadsımak ya da küçük görmek değil ancak durumun daha derinleştiği ve kritik olduğu bir noktaya değinmeden geçmek de eksik olur diye düşünüyorum.
Dediğimiz gibi, bakım emeği her hanede değişkenlik gösterebilmekte. Ancak bu değişen bakım emeği nasıl karşılanıyor ya da karşılanabiliyor mu? Karşılanamıyorsa bunun sebebi ne? gibi soruları somutlaştırmak için 2025 yılında yayımlanan TÜİK’in Hizmetlere Erişim ve Ayrımcılık Modülü’ne bakmak faydalı olabilir. Türkiye genelinde 0-12 yaş grubundaki 15 milyon 243 bin çocuktan yalnızca %2,6’sı (390 bin çocuk) uzmanlaşmış bir kişi veya kurumdan bakım hizmeti alabiliyor. Yani kurumsal olarak bakım hizmeti almak, çoğunluk için zaten ulaşılabilir durumda değil. Fakat asıl görmemiz gereken nokta zorunlu eğitim saatleri dışında ek bakıma ihtiyaç duyan dar bir grupta ortaya çıkıyor. TÜİK’e göre 0-12 yaş grubundaki çocukların yalnızca %1,5’i zorunlu eğitim faaliyeti dışında uzmanlaşmış bir kişi veya kurumdan bakım hizmetine ihtiyaç duyuyor ya da mevcut hizmetten daha fazlasını talep ediyor. Bu oran oldukça küçük gözükse de bu hizmetlere ulaşamamanın altındaki sebeplere bakmak gerekiyor. Bu gruptakilerin %74,7’si ulaşamama sebebini maddi yetersizlik olarak dile getirmekte. %21,4’ü hizmet alınacak yerin koşullarıyla uyumsuzluk (çalışma saatleri, lojistik) yaşıyor, kalan %3,9’u ise başka nedenlerle geri çevriliyor. Yani hizmet talebi olanların neredeyse dörtte üçü, kreş kapısından maddi yetersizlik yüzünden geri dönüyor. Bu da aslında sorunun cinsiyetler arası eşitsizliğin yanı sıra bir de üstüne maddi koşulları da barındırdığını bize gösteriyor.
Üstelik bu erişememe durumu yalnızca çocuk bakımıyla sınırlı değil. Aynı TÜİK modülü, bakım ihtiyacı yaşlı ve engelli bireylere uzandığında da benzer. Hanelerin %7,8’i, en az bir üyesinin uzun süreli hastalık, sakatlık ya da yaşlılık nedeniyle evde bakım hizmetine ihtiyaç duyduğunu belirtiyor. Ancak bu hanelerin yalnızca %9,6’u, ihtiyaçları devlet tarafından karşılanarak profesyonel bir evde bakım hizmetine erişebiliyor. Geriye kalan %90,4’ü ise hiçbir evde sağlık ve bakım hizmeti alamıyor. Tablo yine çocuk bakımıyla benzer bir yere çıkıyor. Kurumsal destek neredeyse yok denecek kadar az ve bu boşluk yine haneye, çoğunlukla da hanenin kadınına devrediliyor.
Tablo 1: Bakım Hizmetlerine Erişim
Kaynak: TÜİK, Hizmetlere Erişim ve Ayrımcılık Modülü, 2024
Buradaki asıl mesele, kadınların bakım için harcadığı saatlerin miktarından ziyade, o saatlerin kişiye maliyetinin ne kadar ağır olduğu ve o yükten kaçabilme imkanının bulunup bulunmadığı. Ceyhun Elgin’in “Doğurmamak Bir Sınıf Tepkisi midir? Kapitalizmin Sessiz Grevi” yazısında aktardığı OECD (2025) verileri bu maliyetin Türkiye’de ne kadar ağır olduğunu gösteriyor. Doğumdan sonraki 10 yılda kadının istihdamda yaşadığı kayıp yani annelik cezası %29 seviyesinde. Kadınlar ücretsiz bakım ve ev işine erkeklerden günde ortalama 4 saat fazla zaman ayırırken, annelerin %96’sı çocuğun birincil bakım vereni konumunda (babalarda bu oran yalnızca %2). Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile UNFPA’nin 1,4 milyon kadının idari kayıtları üzerinden yaptığı araştırma ise tabloyu netleştiriyor: doğumdan sonraki ilk ayda kadınların %3,7’si işten ayrılırken, bu oran 6. ayda %39,9’a, 12. ayda %56,5’e çıkıyor ve ayrılanların üçte biri kayıtlı istihdama bir daha hiç dönemiyor.
Ama bu cezanın herkes için aynı ağırlıkta olmadığını, gelirin yanı sıra medeni durumun da belirlediğini gösteren bir diğer yazı da Yasemin Dildar’ın Katman’daki “Annelik Cezasını En Çok Kim Ödüyor?“. Bu yazı, ABD verileri üzerinden evli annelerde ‘annelik cezasının’ zamanla hafiflediğini bekar annelerde ise bu iyileşmenin yaşanmadığını ortaya koyuyor. Nedeni net: evli bir anne bakım yükünü bir eşle veya ikinci bir gelirle kısmen paylaşabilirken bekar annenin böyle bir ekonomik ve sorumluluğu paylaşabileceği kişi yok. Yazıda belirtildiği gibi Türkiye’de de durum farklı değil; kadın istihdamındaki artış bakımın kamusallaşmasından değil, kadınların bu ağır bakım yüküyle birlikte işgücüne eklemlenmeye çalışmasından kaynaklanıyor. Daha yüksek gelirli bir hane bu süreçte özel kreş veya bakıcıya ulaşabilirken, düşük gelirli hane bu ihtiyacı kadının istihdamdan çekilmesi pahasına karşılıyor.
Medeni durumun yanı sıra yaş kriteri de oldukça önemli bir noktada kalıyor. Bu konuda da Özge İzdeş’in yazdığı “Sandviç Kuşak Kadınlar” yazıları da bizlere bunu anlatıyor. Kadının bekar ya da evli olmasından bağımsız olarak hem çocuğuna hem de yaşlanan ebeveynlerine bakmasıyla birlikte üstlendiği 30-49 yaş aralığındaki kadın kuşağı. Bu yaş aralığındaki kadınlar günde ortalama 7 saat 21 dakika (ücretli ve ücretsiz toplamı) çalışarak bunun da 5 saat 35 dakikasını yalnızca bakım ve ev işlerine ayırıyor, yani günün neredeyse dörtte biri. Ama bu 5 saat 35 dakikanın kimin için ne anlama geldiği, piyasadan destek alıp alamamaya göre tamamen değişiyor. Bazı kadınlar için bu süre bir yardımla paylaşılan bir yük, bazıları içinse tamamen kendi zamanından karşılanması gereken bir sorumluluk. Piyasadan bakım satın alamayan düşük gelirli kadın için süreç, ailenin diğer kadın üyelerinden (anneanne, teyze, hala vs.) oluşan bir dayanışma ağıyla çözülmeye çalışılıyor. Ancak bu durum yükü ortadan kaldırmıyor, sadece başka bir kadına devrediyor. Bu koşullarda bakım görünmeyen bir kayıt dışı emek olarak bir kuşaktan ötekine kayıyor.
Bu hizmetleri geliriyle karşılayabilenler olsa da peki kamu bu bakım faaliyetlerini ne kadar planlayabiliyor ve bu hizmetler ne kadar erişilebilir? Bu soru da oldukça kritik olmakla birlikte bunun için de Emel Memiş’in “Piyasa Çözmüyor, Hane Taşıyamıyor, Kamu Planlamıyor” yazısında yazdıkları oldukça önemli bir yeri bize gösteriyor. Türkiye’de ücretli bakım sektöründe çalışan yaklaşık 935 bin kişinin (650 bin tam zamanlı eşdeğeri) %86’sı kadın ve %72’si hiçbir sosyal güvenceye sahip değil. Sektörün kendisi bile güvencesiz kadın emeği sarmalına sıkışmış durumda. Kamusal yatırıma baktığımızda ise OECD (2025) raporuna göre Türkiye, erken çocukluk bakım ve eğitimine milli gelirinin yalnızca %0,3’ünü ayırıyor (OECD ortalaması %0,8). Devlet zaten kısıtlı olan kamu kreşi ve gündüz bakımevi imkanlarını da genellikle formel istihdam şartına (SGK kaydı, belirli çalışma süresi) bağlıyor. Yani en çok ihtiyacı olan kayıt dışı çalışan ya da hiç çalışamayan kadın sistemin tamamen dışında kalıyor. Kamu bu boşluğu doldurmayınca geriye iki seçenek kalıyor. Ya hizmeti piyasadan satın almak ya da yükü ailenin kadınları arasında paylaştırmak ki bu da az önce bahsettiğimiz dayanışma ağının neden bir çözüm değil, bir erteleme olduğunu bir kez daha gösteriyor.
Bunca yazılan şeylerin sonunda toplamak gerekirse bakım emeğini sadece “kadınlar ve erkekler” ikiliği üzerinden tartışmak yetersiz kalıyor. Gelir grubu, medeni durum ve yaş gibi etkenler bakım yükünün niteliğini tamamen değiştiriyor. Ayrıca yukarıda da vurguladığımız gibi, bu eşitsiz yük artık doğurganlık kararlarını bile şekillendiriyor. Alt gelir grubu için çocuk sahibi olmak, tüm bakım yükünü kendi zamanından ödeme riskini göze almak demek. Ama tablo yalnızca gelirle de sınırlı değil; bakım yükü kadınların hayatında medeni durum ve yaş gibi eksenlerde de farklı şekillerde birikiyor. Bu etkenler kadınların bakım emeğini şekillendirmeye ve hayatlarını bir noktada daha da zorlaştırmaya devam ediyor.
Kaynakça
Dildar, Y. (2026). Annelik cezasını en çok kim ödüyor? Katman Portal. https://katmanportal.com/annelik-cezasini-en-cok-kim-oduyor/
Elgin, C. (2026). Doğurmamak bir sınıf tepkisi midir? Kapitalizmin sessiz grevi. Katman Portal. https://katmanportal.com/dogurmamak-bir-sinif-tepkisi-midir-kapitalizmin-sessiz-grevi/
İzdeş, Ö. (2026). Demografik dönüşümün yükü kimin omuzlarında? Türkiye’de sandviç kuşak. Katman Portal. https://katmanportal.com/demografik-donusumun-yuku-kimin-omuzlarinda-turkiyede-sandvic-kusak/
İzdeş, Ö. (2026). Bakım açığı ve çifte bakımın maliyeti: Sandviç kuşak kadınlar II. Katman Portal. https://katmanportal.com/bakim-acigi-ve-cifte-bakimin-maliyeti-sandvic-kusak-kadinlar-ii/
Emel Memiş (2026). Piyasa Çözmüyor, Hane Taşıyamıyor, Kamu Planlamıyor. Katman Portal. https://katmanportal.com/doi/10.5281/zenodo.20171917
OECD. (2025). OECD economic surveys: Türkiye 2025. OECD Publishing. https://doi.org/10.1787/d01c660f-en
T.C. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ve Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu [UNFPA]. (2026). İşgücü piyasası ve kadın istihdamı ekseninde aile dostu politikalar. UNFPA Türkiye. https://turkiye.unfpa.org/tr/annelik-kadin-istihdami-iliskisine-dair-analiz-yayinlandi
Türkiye İstatistik Kurumu [TÜİK]. (2025). Hizmetlere erişim ve ayrımcılık, 2024 (Bülten No. 57935). https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Hizmetlere-Erisim-ve-Ayrimcilik-2024-57935
Yazar, yapay zeka araçlarını yukarıda belirttiği kapsamda bilimsel yayın etiğine bağlı kalarak kullandığını beyan etmektedir. Yapay zeka desteğiyle üretilen içeriklerin tüm sorumluluğu yazara aittir.


