Süresiz nafakanın iptaliyle yeniden gündeme gelen tartışmalar üzerinden, evliliğin kadını neden yoksulluğa sürüklediğini inceliyorum. Bu yazı, nafakanın bir ayrıcalık olmadığını ve aksine kadının görünmez emeğini bir de nafaka üzerinden okumaya çalışıyor.
Bir süredir 12. Yargı Paketi dolayısıyla nafaka konusu yeniden yoğun biçimde tartışılıyor. Paketin içinde ele alınabilecek birçok düzenleme olsa da ben bu yazımda nafaka meselesine odaklanacağım. İlginç olan şu ki, aylarca kamuoyunda nafakanın bu paketle birlikte değişeceği konuşulurken, 22 Haziran 2026’da Meclis’e sunulan ve 25 Haziran’da komisyondan geçen metinde nafakaya ilişkin herhangi bir düzenleme yer almadı. Bunun nedeni de Anayasa Mahkemesi 4 Haziran’da TMK 175’teki “süresiz” ibaresini iptal edip kararın yürürlüğünü dokuz ay erteledikten sonra nafaka düzenlemesinin bilerek paketten çıkarılarak ayrı bir çalışmaya bırakılmasıydı. Tartışmaların hâlâ sürdüğü bu dönemde nafaka meselesini yeniden ele almak önemli. Bu yazıda önce nafakanın Türkiye’de nasıl tartışıldığını, ardından nafakanın ne olup ne olmadığını ele alacağım. Son olarak ise, nafaka denildiğinde neden aklımıza ilk olarak kadınların geldiği sorusunu tartışacağım.
Türkiye’de nafakanın geçmişi
Türkiye’de nafakanın tarihi kökenleri Osmanlı dönemine dayanır. O dönemde nafaka, evlilik süresince uygulanan zevciyet nafakası ve boşanma sonrasını düzenleyen iddet nafakası olarak ikiye ayrılıyordu. Bu kurallar, Osmanlı’nın ilk aile kanunu olan 1917 tarihli Hukuk-ı Aile Kararnamesi ile de resmiyet kazanmıştır. Daha sonrasında 1926 yılında kabul edilen 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi oldukça “eşitlikçi” bir kanun olarak görünse de nafaka konusunda o kadar da eşit değildi. Bu kanuna göre boşanma durumunda nafaka hakkı yalnızca 1 yılla sınırlandırılmıştı. Birçok mağduriyetin de yaşanmasından dolayı 1988 yılında bu madde süresiz hale getirildi (743 Sayılı Türk Kanunu Medenisi, m. 144 – Değişik: 3444 Sayılı Kanun, m. 6).
2001 yılında kabul edilen yeni Türk Medeni Kanunu ile nafaka hükmü cinsiyet-nötr bir dille yeniden kaleme alındı. Ancak yasanın cinsiyet-nötr olması, kadınların ekonomik olarak dezavantajlı konumunu ortadan kaldırmadı. Çünkü boşanma sonrasında maddi desteğe ihtiyaç duyan taraf çoğunlukla yine kadın olmaya devam ediyordu. 2012 yılında ise AYM süresizlik maddesinin sosyal hukuk devletinin bir gereği olduğuna hükmederek buna anayasal bir zemin de kazandırmıştı (AYM, E.2011/136, K.2012/72) ta ki 2026 yılına kadar. 4 Haziran 2026 günü AYM bu süresizliği iptal etti ve yeni bir düzenleme yapılması için TBMM’ye 9 ay süre tanıdı. Ancak üç hafta sonra TBMM’ye sunulan 12. Yargı Paketi bu düzenlemeye hiç dokunmadı. Böylece yaklaşık yüz yıldır devam eden hukuki değişiklikler kadınların ekonomik güvencesi konusunda hâlâ kalıcı ve net bir çerçeve sunabilmiş değil.
Nafaka nedir ve ne değildir?
Neden nafaka konusu bir kadın meselesi sorusuna gelmeden önce nafaka hakkında bilinenler ve yanlış bilinenleri de konuşmakta fayda var. Öncelikle nafaka boşanma sonrasında yalnızca kadının aldığı bir hak değildir. Maddi olarak daha zorda kalan taraf talep edebilir ama bu taraf genellikle kadın olduğu için de nafakayı yalnızca kadının aldığına yönelik yanlış bir algı oluşmuş durumda.
Bir diğer yaygın kanı, nafakanın kusurlu eşe verilen bir ceza olduğudur. Oysa, TMK’nın 175. maddesi, nafaka talep eden tarafın kusurunun daha ağır olmamasını şartı koşarak cezalandırmayı değil, ekonomik mağduriyeti gidermeyi esas alır (4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu, 2001). Benzer şekilde, süresiz ifadesi de çoğu zaman yanlış yorumlanmaktadır. Süresiz nafaka ömür boyu ödeme anlamına gelmemektedir. TMK’nın 176. maddesine göre yeniden evlenme, ölüm, yoksulluğun ortadan kalkması gibi durumlarda kendiliğinden veya dava yoluyla nafaka sona erebilir.
Nafakanın tek tip bir uygulama olarak görülmesi de yanıltıcıdır. Nafaka türleri aslında dörde ayrılır: tedbir, iştirak (çocuğa yönelik), yardım ve yoksulluk nafakası. Bu türleri bilmeden nafakayı eleştirmek yalnızca kadını değil, çocuğu da oldukça zor duruma sokmaktadır.
Son olarak da alınan nafakayla lüks bir yaşam sürüldüğü ya da daha iyi standartlara erişildiği yönünde çok ciddi bir yanılgı da söz konusu. Bu söylenenin tam aksine literatür ise nafaka miktarlarının düşük kaldığını ve hatta birçok kez nafakaların ödenmediğini ortaya koyuyor: Kadın Dayanışma Vakfı’nın 16 ilde 155 dava dosyası üzerinden yaptığı 2024 Yoksulluk Nafakası Araştırması’na göre hükmedilen ortalama yoksulluk nafakası yalnızca 1.179,40 TL’dir ve davaların büyük çoğunluğunda aylık nafaka tutarı 1.000 TL’nin altında kalmaktadır (Kadın Dayanışma Vakfı, 2024). Yani aslında nafakayı “aile kurumuna saldırı” olarak okumak yerine, evlilik içinde ücretsiz verilen emeğin sonradan kısmen tanınması olarak okumak, meseleyi bireysel bir “kim kime borçlu” sorusundan çıkarıp kimin emeğinin görünür, kimin emeğinin görünmez sayıldığına dair bir soruya taşıyor.
Nafaka neden bir kadın meselesidir?
Nafakanın tarihçesini ve ne olup olmadığını ele aldık. Şimdi asıl soruya gelebiliriz: Evlilik kurumu kadınları yoksulluğa mı sürüklüyor? Nafaka tartışmasını önemli kılan da tam olarak bu soru. Evlilikten sonra kadınların işgücü piyasasından uzaklaşması herhangi bir boşanma durumunda kadını da yoksulluğa düşen taraf olarak mağdur ediyor. Bu nedenle evlilik ile kadın istihdamı arasındaki ilişkiye yakından bakmak gerekiyor.
İlk olarak TÜİK’in Hanehalkı İşgücü verilerinden yola çıkarak Türkiye’deki kadınların işgücündeki durumlarını inceleyebiliriz. Elimdeki veri seti 2020-2024 yıllarını kapsadığı için yalnızca bu beş yıllık dönemi görselleştirebildim. Şekil 1’de medeni duruma göre işgücüne katılım oranları ve evliliğin işgücüne katılım oranına etkisini inceledim.[1]
Grafiğe göre erkeklerin işgücüne katılım oranı, hem evli hem de bekar olma durumunda kadınlardan daha yüksek seyretmektedir. Erkeklerde evli olma işgücüne katılımı artırırken kadınlarda bu durum tam aksi bir yönde ilerlemiştir. Evliliğin etkisine bakıldığında, her yıl hem erkek hem kadın için medeni durumlara göre işgücü katılım oranları arasındaki fark, kadınların işgücüne katılımını negatif yönde yaklaşık %10’a kadar etkilerken, erkeklerde tam aksine pozitif yönde %5-%10 arasında bir etki yaratmaktadır. Daha da önemlisi, bu fark yıllar içinde büyük ölçüde korunmaktadır. Erkeklerde evliliğin sağladığı pozitif etki 2020’den 2024’e doğru giderek zayıflarken (yaklaşık %11’den %5’e), kadınlardaki negatif etki neredeyse hiç değişmeden aynı büyüklükte (%9-%10 civarında) kalmaya devam etmiştir. Bu da evlilik ile işgücü piyasası arasındaki bu cinsiyetçi asimetrinin geçici bir durum değil, yapısal ve kalıcı bir örüntü olduğunu göstermektedir. Yani evlilik kadınları ekonomik olarak bağımlı hale getirirken erkeklerde böyle bir durum yaşanmamaktadır. Kadınların ekonomik bir güvencesinin olmaması herhangi bir boşanma durumunda onları yoksulluğa da sürüklemektedir.
Şekil 1 – Medeni Duruma Göre İşgücüne Katılma Seviyesi ve Evlilik Etkisi, 2020 – 2024
Kaynak: TÜİK Hanehalkı İşgücü Katılım Anketi
Peki işgücüne katılım oranları bu haldeyken kadınların ve erkeklerin zaman kullanımı, hane içindeki faaliyetlere göre cinsiyetler arasında nasıl bir farklılık söz konusu? Bunun için de TÜİK’in 2025 yılında yayımladığı Zaman Kullanım Araştırması’ndan birkaç veriye bakabiliriz.
İlk olarak Şekil 2’de görüldüğü üzere, uykudan sonra erkekler en fazla zamanı istihdam faaliyetlerine, kadınlar hanehalkı ve aile bakımına ayırmaktadır. Kadınların istihdam faaliyetleri neredeyse erkeklerin üçte birini oluştururken, hanehalkı ve aile bakım faaliyetleri kadınlarda erkeklerden dört kat daha fazladır. Kadınlara yüklenen bakım yükü oldukça fazla zaman almakta ve bu da kadınların hane içindeki emeğini gözler önüne sermektedir. Bu yükün istihdam durumundan bağımsız olması da ayrıca önemlidir: çalışan kadınlar bile günde ortalama 2 saat 38 dakikalarını hanehalkı ve aile bakımına ayırırken, çalışan erkeklerde bu süre yalnızca 47 dakikadır; yani istihdama girmek kadının bakım yükünü hafifletmemektedir. Hatta çalışan bir kadının bakım süresi, hiç çalışmayan bir erkeğin bakım süresinden (1 saat 18 dakika) bile fazladır.
Şekil 2 – Cinsiyetlere göre Günün 24 Saatinin Dağılımı, 2025
Kaynak: TÜİK Zaman Kullanım Araştırması
Bakım faaliyetleri de kendi içinde farklılıklar göstermektedir. Şekil 3’te görüldüğü üzere kadınların bakım zamanının neredeyse yarısı (%47,6) gıda yönetimine, dörtte biri de (%24,1) hane bakımına gitmektedir; yani kadının bakım zamanının büyük çoğunluğu her gün tekrar eden işlere harcanmaktadır. Erkeklerde ise tablo oldukça farklıdır: gıda yönetimi, bahçe işleri ve hayvan bakımı ile alışveriş ve hizmetler birbirine yakın paylarla dağılmış durumdadır. Yani erkeğin bakım zamanı kadına kıyasla çok daha esnek ve dışarıda yapılan işlere ayrılmaktadır. Burada dikkat edilmesi gereken bir nokta bu oranların her cinsiyetin kendi toplam bakım zamanı içindeki dağılımını göstermesidir. Bu nedenle, çocuk bakımının erkekte görece daha büyük bir dilim (%15,1) olarak görünmesi erkeklerin çocuk bakımına kadınlardan daha fazla zaman ayırdığı anlamına gelmez. Tam tersine, Şekil 2’de görüldüğü gibi erkeğin toplam bakım zamanı zaten kadınınkinin yaklaşık dörtte biri kadar küçük olduğu için, aynı yüzde bile mutlak olarak çok daha az dakikaya karşılık gelmektedir.[2] Yani kadının bakım yükü yalnızca daha uzun değil, aynı zamanda daha esneksiz ve rutine bağlıdır; bu da kadının emeğinin işgücü piyasasıyla bağdaştırılmasını daha da zorlaştırmaktadır.
Şekil 3 – Bakım Zamanının Cinsiyetlere göre Dağılımı, %, 2025
Kaynak: TÜİK Zaman Kullanım Araştırması
Bu tablo, yazının başında sorduğumuz soruya da açık bir cevap veriyor. Evlilik, kadınları işgücünden yapısal olarak uzaklaştırmaktadır. Bunun nedeni de kadınların bireysel tercihleri değil, ev içi bakım yükünün neredeyse tamamının kadının üzerine yıkılmış olmasıdır. Bu bağlamdan dolayı da nafaka, herhangi bir boşanma durumunda yoksulluğa düşürülen kadının bir hakkıdır. Yani nafakayı evlilik ve aile kurumuna bir saldırı veya kadına tanınan bir ayrıcalık olarak okumaktan ziyade, kadının görünmez emeğinin -çok kısmi kalsa da- bir telafisi olarak okumak gerekir. Nafaka tartışmaları yerine çok daha temel olarak kadının bakım yükünü, görünmez emeğini ve kadınların işgücünde nasıl eşit bir şekilde yer alabileceğini tartışmak çok daha doğru olacaktır.
Kadın emeği ve yoksulluğu halen daha yeterince tartışılmamakla birlikte tam da bu konuda hocamız Emel Memiş bulunduğu her yerde, her alanda bu konuları herkese anlattı ve anlatmaya da devam ediyor. NATO zirvesi kapsamında haksız yere tutuklanan sevgili hocamız Emel Memiş yalnız değildir. Tekrardan yazılarını okuyacağımız, konuşmalarını dinleyeceğimiz, güleceğimiz günlerde buluşmak dileğiyle…
Kaynakça
4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu. (2001, 8 Aralık). T.C. Resmî Gazete (Sayı: 24607). https://mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.4721.pdf
743 Sayılı Türk Kanunu Medenisi. (1926, 4 Nisan). T.C. Resmî Gazete (Sayı: 339).
Kadın Dayanışma Vakfı. (2024). 2024 Yoksulluk Nafakası Araştırması (Sosyo-Hukuki Bir İnceleme) https://www.kadindayanismavakfi.org.tr/wp-content/uploads/2024/10/2024-Yoksulluk-Nafakasi-Arastirmasi-uzun-versiyon.pdf
Türkiye İstatistik Kurumu. (2025). Hanehalkı İşgücü Anketi Mikro Veri Seti, 2020-2024
Türkiye İstatistik Kurumu. (2026). Zaman Kullanım Araştırması, 2025.
-
İşgücüne katılma oranı, TÜİK Hanehalkı İşgücü Anketi 2020 -2024 mikro veri setlerinden, TÜİK’in resmi tanımına göre (işgücü/kurumsal olmayan çalışma çağındaki nüfus × 100) hesaplanmıştır; 15 yaş üzeri fertler için TÜİK ağırlık katsayıları kullanılmıştır. ↑
-
Buradaki yüzdeler her cinsiyetin kendi toplam bakım süresi içindeki dağılımını gösterir; mutlak süreler farklıdır. Erkeğin toplam bakım zamanı (günlük yaklaşık olarak 58 dakika), kadınınkinin (günlük yaklaşık olarak 243 dakika) yaklaşık dörtte biri kadardır. Bu nedenle çocuk bakımının erkekte görece yüksek bir pay (%15,1) olarak görünmesi, erkeklerin kadınlardan daha fazla zaman ayırdığı anlamına gelmemektedir. ↑
Yazar, yapay zeka araçlarını yukarıda belirttiği kapsamda bilimsel yayın etiğine bağlı kalarak kullandığını beyan etmektedir. Yapay zeka desteğiyle üretilen içeriklerin tüm sorumluluğu yazara aittir.



