Takip et

Eski Emperyalizm Tartışmalarına Son Bir Bakış (IV): Adam Smith Pekin’de – Washington Teyakkuz’da

🎧 Dinle
DOI:10.5281/zenodo.20380846 Atıf Yap ✅ Kopyalandı! Kopyala ✅ Kopyalandı!

Hegemonik düşüşün dışsal rakipten değil içsel bölüşüm krizinden beslendiğini üç düzeyli oyun teorisi modeliyle ortaya koyan bu yazı, Amerikan ve İngiliz hegemonyasını karşılaştırır ve dört araştırma paketiyle gelecek gündemini çizer.

“Minerva’nın baykuşunun alacakaranlıkta uçtuğu vecizesi doğrultusunda, Amerikan devletinin emperyal niteliğinin bugün nihayet kabul görür hale geldiği anlaşılmaktadır; ne var ki bu geç kalmış tanıma, yalnızca onun yakın çöküşünü — ABD hegemonyasının ‘çözülmesini’ — ilan etmek için gerçekleşmektedir.”

— Gindin ve Panitch, New Left Review (2005)

I. Arrighi ve Sosyal Bilimin Gelişmesinde Geometrinin Önemi

Sosyal bilimler birçok farklı okuldan ve analiz sisteminden farklı zamanlarda gelişen metodolojiler ve dil kuralları ve terminolojilerle kuruldu. Bu çoğulculuğun birçok avantajını Katman yazılarında görmek mümkün, ama tek bir araştırma sorusu, ve dönemine odaklandığı zaman bu çoğulculuğun birbirini beslemeyen diyalogları doğurma sıkıntısı ve riski var. Araştırmacılar benzer dönemleri ve benzer gözlemleri kendi sözlüklerinden ve terminolojilerinden geçiriyorlar- kimi olağanüstü – kimi anomali kiminin de kapitalizminin temel doğası saptaması diye adlandırdığı bir yazılar bütünü ortaya çıkıyor, ama bu yazıların hiçbiri birbiriyle konuşamıyor. Giovanni Arrighi, her araştırmacının kendi „Dionysos feneriyle“ küresel toplumsal gerçekliğin yalnızca farklı bir parçasını aydınlattığı bu kavramsal labirentten çıkışın, geometri ve mantıksal önermelerde yattığını sıkça vurgulardı (Arrighi, 1978). Mevcut akademik iklim, yüksek tempolu kavramsal parçalanma nedeniyle verimli bir tartışmayı, sağlıklı polemikleri hatta anlamlı anlaşmazlıkları bile imkânsız kılıyor; ortada yalnızca birbirini kesmeyen „n boyutlu kopuk söylemler“ kalıyor. Buna karşın geometrik/analitik yöntem, hareketin net boyutlarını, genellenebilir, genişletilebilir ve tutarlı, okunabilir bir zeminde tartışmaya açılabilecek istikrarlı dönüm noktaları ve sınır/köşe noktalarını sunar. Sistemleri okunabilir ve anlaşılır bir biçimde ele almak; işte metodolojik pusulamız (Kuzey Yıldızımız) olarak benimsediğimiz analitik çerçevenin özü budur. Bu çerçeve paylaşılabilir, yanlışlanabilir olmalı ve sosyal bilimlerin birbirinden kopuk analiz düğümleri arasında yeni diyaloglar açmalıdır. “Bugün dünya sistemimizde olanları geçmişe ve geleceğe nasıl bağlayabiliriz” ve “Coğrafya, bu üç düzeyli yapıya nasıl entegre edilebilir?” soruları, bu projeyi şekillendiren ve üzerinde çalışmaya devam edeceğimiz temel araştırma eksenlerini oluşturmaktadır.

Geometri gibi bir matematiksel yaklaşımı sağlamanın iki temel özelliği olduğunu söyleyebiliriz- En temel karakteristiklere geri dönmek ve aynı zamanda geometrik/analitik yöntem yardımıyla, hareketin net boyutlarını, genellenebilir, genişletilebilir ve tutarlı, okunabilir bir zeminde tartışmaya açılabilecek istikrarlı dönüm noktaları ve sınır/köşe noktalarını sunar. Sistemleri okunabilir ve anlaşılır bir biçimde ele almak; küresel politik ekonominin temel epistemolojik sorununa, yani “çoklu etkileşen aktörler, çoklu düzeylerde işlemekte olan, stratejik davranışlar, asimetrik güç ilişkileri ve dinamik geri besleme döngüleri içeren sistemlerin nasıl analiz edilebileceği” sorusuna yanıt verme iddiası taşır. Geleneksel yaklaşımlar bu karmaşıklık karşısında yetersiz kalmaktadır: Anlatısal/sözel analizler belirsizlik yaratmakta ve çoklu önermeler arasında mantıksal tutarlılığın doğrulanmasını zorlaştırmaktadır; salt istatistiksel/ekonometrik yöntemler korelasyonları tespit etmekte ancak yapısal ilişkileri ve nedensel mekanizmaları ıskalamaktadır; lineer modeller eşik etkilerini, rejim değişimlerini ve niteliksel dönüşümleri yakalamakta başarısız olurken; kısmi denge analizleri ulusal ve uluslararası düzeylerdeki eşzamanlı etkileşimleri işlemeyi olanaksız kılmaktadır.

Geometrik yaklaşım, bu sınırlamaları aşarak birinci ilkeler düzeyinde ilişkileri, sistemik etkileşimleri ve çoklu düzey entegrasyonunu merkeze alır. Geometri formu sağlar, tarih ise içeriği; bu diyalektik bütünleşme, soyut matematiksel yapıların tarihsel özgüllüklerle somutlaşmasına olanak tanır. Faz diyagramları analizi, hegemonik döngüleri ve spiralleri görselleştirerek sistemin dinamik istikrar özelliklerini ortaya koyar; eşik değerleri ve bifurkasyon noktaları, nicel değişimlerin nitel dönüşümlere yol açtığı kritik anları işaret eder. Kurumsal detaylar ve ampirik ölçümler, bu geometrik çerçeve içinde anlam kazanır; iki dallı iki düzeyli oyun teorisi modeli örneğinde olduğu gibi, hem uluslararası hegemonik ilişkileri hem de devlet içi sınıf mücadelesini eşzamanlı olarak işleyebilir. Bugünkü emperyalizmi daha çok tartışmamız gerektiğini söyleyen yazarlara katılıyoruz, ama temel prensiplerden başlayacaksak ilk soru, her ideolojik pozisyondan gelen kişilerin bugün niye daha çok emperyalizmi tartıştığını saptamakla başlamayı gerektirmez mi? Bugün daha çok şiddet sarmalına girmiş bir egemen ülkeyle karşı karşıya kaldığımız konusunda da bu saptamayı yapan yazarlara katılıyoruz, acaba bunun hangi sistemik özellikler tarafından yaratıldığını sorgulamadan anlamlı bir tartışmaya başlayabilir miyiz- eğer egemen devlet bugün şiddet-ve-taarruz davranışlarını arttırdıysa bu döngünün hangi noktasında olduğumuz için bu şekilde gerçekleşiyor? Amerika için niye Çin Sovyetler’den bile kayda değer bir hegemonik risk?- bu sorulara analitik bir yapımız ve uzun dönemli verimiz olmadan cevap verebilmemiz mümkün mü?

Arrighi’nin katkısı yalnızca bir kavramsal harita sunmaktan ibaret değildir; aynı zamanda sosyal bilimin kendi üretim koşullarını sorgulayan epistemolojik bir tutumun ilanıdır, aynı zamanda kendinden önce bu yoldan yürüyen iktisatçıların çalışmalarının üzerine ekleyen bir değerli çabadır[1]. Uzun Yirminci Yüzyıl’da sermaye birikim döngülerini çıpa olarak kullanan Arrighi, farklı hegemonik düzenlerin —Ceneviz-İspanyol, Hollandalı, İngiliz ve Amerikan— birbirinden nasıl devşirildiğini ve her devşirmenin neden bir öncekinin çözülme krizinin içinde filizlendiğini gösterdi (Arrighi, 1994). Bu tarihsel yazının bugün için önemi, salt betimleyici değil, yapısal bir öngörü içermesidir: hegemonik geçişler, askeri yenilgi ya da ani ekonomik çöküşten değil (Gilpin, 1981), rant tabanının yavaş erozyonundan ve bu erozyona eşlik eden ülkeler arası kurumları etkileyen meşruiyet krizinden beslenir- bunu hegemonun barış eksenini oluşturma sıkıntısı olarak formüle ediyoruz. Hegemonlar savaşı kazanamayınca değil, sürdürülebilir barışı yaratamayınca hegemonik pozisyonlarını kaybederler (Kindleberger, 1973). Bu çalışma dizisinin temel iddiası buraya oturmaktadır.

II. Hegemonya Analizine Ne Gerek Var: Ampirik Zemin

İlk başlangıcımıza dönelim- günümüze getirdiğimiz tartışmalara adım adım yaklaşalım- 100 yüzyılda önce Hobson, günümüze benzer çalkantılı zamanlarda, böyle bir geometrik ve analitik çerçeveyi emperyalizm tartışmalarına getirmeye çalıştı. Ondan ve bir başka sosyal bilimcinin (Polanyi’nin) bu alandaki çalışmalarından üç analitik gerçekliği modelimize yansıttık a- Barış ve Savaş döngüleri ve dinamikleri global kapitalizmin dünya sahnesine çıkmasıyla yeni bir dinamik kazandı, ve bu ekonomik dinamikler anlaşılmadan dünya barış-savaş dinamikleri anlaşılamaz. b- Ülkeler arası artan eşitsizlikler ve ülke içi eşitsizleşen bölüşüm ilişkileri bu global dinamikleri savaştan yana çevirir, finansallaşma dediğimiz süreç bu artan savaş dinamiklerini kamçılar. c- Hegemonik pozisyon için mücadele diğer bütün boyutlardaki mücadelenin denge noktalarını belirleyecektir. Hegemonik pozisyona sahip ülkenin iç çelişkileri, sistemik denge için diğer iç dengelere göre daha farklı bir öneme sahip olacaktır.

Bir modelin analitik değeri, yalnızca içsel tutarlılığıyla değil, ampirik zeminiyle de ölçülür. Bu çalışma dizisinin önceki bölümlerinde hegemonik rant düzeyini R = Yh/Y olarak formüle etmiştik; hegemonun dünya hâsılası içindeki payı, rezerv para denetimi ve petrol fiyatlama kapasitesiyle ağırlıklandırılmış bir yoğunlaşma ölçütü. Bu ölçütün 1945’ten 2024’e uzanan tarihsel seyrini bütünlüklü biçimde belgelemek, modelin tahmin gücünü sınamanın ön koşuludur. Bu amaçla yürütmekte olduğumuz çalışma programının ilk kolu, Dünya Bankası ve Maddison Projesi verileri aracılığıyla ABD’nin küresel GSYİH payındaki uzun dönemli eğilimi, IMF COFER verileriyle rezerv para senyorajını ve UNIDO endüstriyel üretim serilerini birleştirerek R eşiğinin hangi yılda kritik düzeyin altına düştüğünü tahmin etmeyi hedeflemektedir.

Bu ampirik inşanın görsel omurgasını Şekil 1’de gösterdiğimiz üç düzeyli[2] oyun ağacı (Alt, Calvert & Humes, 1988) oluşturmaktadır. Şekil, modelimizin üç eş zamanlı katmanını tek bir çerçevede görünür kılmakta ve teorik argümanın kilit mekanizmalarını okuyucuya analitik bir yol haritası olarak sunmaktadır.

Şekil 1: Küresel Politik Ekonominin İki Dallı Üç Düzeyli Oyun Teorisi Modeli

Şekli okurken dikkat edilmesi gereken yapısal ayırt edici nokta şudur: hegemon, yalnızca oyunun oynandığı kurumsal mimariyi tasarlayan aktör olarak Düzey 1’de konumlandırılmıştır; bu tercih standart oyun-teorik modellerden bilinçli bir kopuşu temsil eder. Düzey 1’deki ikili dal —yardımsever mimari (C) ile zorlayıcı mimari (N/M) — modelin iki alt-oyununu birbirinden ayırır ve hangi denge türünün etkin olduğunu belirleyen eşik koşulunu, ülkelerin yüzde ellisini aşan bir uyum oranı olarak tanımlar. Düzey 2’deki devletlerarası itibar oyunu bu uyum payını endojen olarak üretirken, Düzey 3’teki sınıf dinamikleri — emek (L) ve sermaye (K) arasındaki bölüşüm eğrileri — hem uygulama maliyetini hem de meydan okuma güdüsünü içeriden belirler. Modelin dört köşe dengesi — Pax Americana, Bedavacı Sorunu, Kırılgan Reform ve Milliyetçi Çöküş — bu katmanların farklı parametre değerleri altında nasıl kesiştiğine göre oluşmaktadır. Şekil, bu dört dengenin devrimci bir tasfiye değil, parametrik bir kayma yoluyla birbirine dönüşebildiğini görünür kılmaktadır; bu, tarihsel kanıtla son derece uyumlu bir çıkarımdır.

İkinci ampirik eksen, askeri harcamalar ve ittifak yapıları üzerinedir. SIPRI verilerinden[3] derlenen 1990-2024 dönemine ait bölgesel harcama endeksleri, Düzey 2’nin rekabet yoğunluğunu — dolayısıyla modelin b* parametresini — ölçmek için kullanılacaktır. NATO genişlemesi, BRICS kurumsal çerçevesi ve Şanghay İşbirliği Örgütü’nün oy-kullanım ve anlaşma-onaylama örüntüleriyle birleştirilmesi, koordinasyonun erozyona uğradığı kritik eşiğin — uyum payının yüzde ellinin altına düştüğü tarihsel momentlerin — yaklaşık olarak tespit edilmesini mümkün kılacaktır.

III. Eşitsizlik Analizine Ne Gerek Var: Teorik Pozisyon ve Verinin Sınırları

Modelin en özgün katkısı, uluslararası sistemin istikrarını içsel sınıf dengeleriyle mekanik olarak bağlayan bölüşüm dinamiğidir. Gini katsayısının belirli bir eşiği aştığı koşullarda emek sınıfının sistemik desteği geri çekeceği ve hegemonun uygulama kapasitesinin meşruiyet tabanından yoksun kalacağı önermesi, teorik bir öngörüden ampirik sınav gerektiren bir hipoteze dönüştürülmek zorundadır. Bu dönüşüm iki farklı veri altyapısını bir arada gerektirir.

Birincisi, ülkeler arası ve ülke içi eşitsizliğin uzun dönemli seyrini belgeleyen kapsamlı bir veri tabanıdır. Dünya Eşitsizlik Veri Tabanı (World Inequality Database; Chancel ve diğerleri, 2022), bu ihtiyaca en yakın yanıtı sunan kaynaktır. WID’in üç temel avantajı bulunmaktadır: ulusal hesap verileriyle vergi kayıtlarını ve servet anketlerini birleştirerek Gini katsayısının yakalayamadığı üst kuyruk yoğunlaşmasını görünür kılması; tarihsel derinliğinin 1900’lerin başına dek uzanması ve böylece hem İngiliz hem Amerikan hegemonya dönemlerini karşılaştırmalı olarak kapsama alması; son olarak emek payı ile sermaye payı ayrışmasını hesap çerçevesine sistematik biçimde dahil etmesi[4]. Bu son özellik, modelimizdeki L ve K eğrilerinin doğrudan ampirik karşılıklarını, yani bölüşüm parametrelerini, hesaplanabilir büyüklüklere dönüştürmek açısından kritik önem taşımaktadır.

İkinci veri gereksinimi, bu eşitsizlik eğilimlerinin siyasi sonuçlarını takip eden bir meşruiyet göstergesidir. ACLED ve GDELT veri tabanlarından derlenen protesto sıklıkları, popülist parti oy payları ve uluslararası örgütlerden çekilme olayları bu işlevi yerine getirecektir. Teorik beklentimiz şudur: bölüşüm eşiğinin aşılması ile meşruiyet krizinin gözlemlenebilir göstergeleri arasındaki gecikme yapısı, modelin dinamik versiyonunu — yani evrimsel oyun teorisi çerçevesindeki replikatör denklemlerini — sınayacak ana mekanizmayı oluşturmaktadır. Güney Kore, Brezilya ve Polonya gibi hem hızlı eşitsizlik artışı hem de anlık demokratik türbülanslara sahne olan ülke vakalarının karşılaştırmalı analizine, bu gecikme yapısını tahmin etmek amacıyla öncelik verilecektir.

IV. Ne Öğrendik: Tarihsel Ders ve İki Hegemonya

Bu çalışma dizisinin dört bölümü boyunca ulaştığımız tarihsel saptamaların teorik bir bütünlük içinde kristalleştiği iddia edilebilir. Amerikan hegemonyasının altın çağını — 1946-1970 dönemini — mümkün kılan koşullar, basit bir güç yoğunlaşmasından ibaret değildi. Açık Bretton Woods mimarisi, geniş bir bölüşüm koalisyonu üretiyordu: dolar sisteminin senyoraj gelirleri Amerikan işçi sınıfının reel ücretlerini destekleyen sosyal harcamaları mümkün kılarken, Sovyet tehdidinin yarattığı ideolojik tutkal (Gindin ve Panitch,1995) sermaye sınıfının global sistemin mimari maliyetlerine rıza göstermesini (Sant’Anna ve Weller, 2020) sağlıyordu. Bu tarihsel moment, modelin Durum 1 dengesine – hiç meydan okunmayan hegemonik düzene -en yakın gözlemlenebilir karşılığı sunar. 1970-1989 Durum 2 geçişi ise caydırmaya dayalı istikrarın işlevini sürdürdüğü ama rant tabanının (Arrighi ve Silver,1999a) zaten erimekte olduğu bir ara evredir: Vietnam Savaşı’nın maliyetleri, Nixon şoku ve petrol krizleri, R parametresini aşağı çekerken b* parametresinin yükselişine — meydan okuma güdüsüne — zemin hazırladı. Burada Soğuk Savaşının sonucuna tekrar ve yeni gözlüklerle bakmamız gerekmektedir. Bu ortak tarihi beraber okuyan tarihçiler gibi biz de bu ülkelerin 1970 sonrası ciddi bir seviyede ortak bir patikada olduğunu düşünüyoruz – Amerikanın üçlü açıklarına (cari açık, bütçe açığı, karlılık açığı) karşılık Sovyetlerin üçlü açığı (teknoloji açığı, dış finansman açığı, yapısal mali açık). Açıkların yeri kadar önemlisi, Amerika’nın biricik hegemon pozisyonunu ve bundan kaynaklanan dolar dominasyonunu kullanarak, diğer merkez ülkelere ‘para bizim- sorun sizin ‘ diyebileceği asimetrik bir kendi sorunlarını genelleştirme kapasitesi sahibi olmasıydı. Çelişkilerinin kısmen Avrupa ve Japon ekonomisine yansıtılması tabii ki bu sorunların çözüldüğü anlamına gelmiyordu – ancak sistemik seviyeye çıkan çelişkiler Amerika’ya pozisyonunu koruması için zaman kazandırırken, benzer bir kapasiteye de isteğe sahip olmayan Sovyetler – tepeden çözülerek dağılıyordu (Kotkin, 2008).

İngiliz hegemonyası daha sınırlı bir karşılaştırma imkânı sunmaktadır (Arrighi ve Silver,1999b), ancak modelin öngörüleri bakımından son derece aydınlatıcıdır. On dokuzuncu yüzyılın altın standardı düzeni, serbest ticaret mimarisinin bölüşüm sonuçları açısından yapısal bir asimetri içeriyordu: Britanya’nın endüstriyel çekirdeğindeki emek sınıfı açık piyasanın gerçek kazananı olmaktan çok maliyetlerini taşıyan taraftı. Bu eşitsizlik — hem coğrafi hem işlevsel — hem iç hem dış meşruiyet krizlerini aynı anda besledi. Chartist hareketlerden Hindistan Ulusal Kongresi’ne uzanan siyasi baskı dalgası, hegemonik rantın nasıl bölüştürüldüğü sorusunun sistemin sürdürülebilirliğini doğrudan belirlediğini gösterir. Model bu tarihsel örüntüyü şöyle çerçeveler: bölüşüm eşiği aşıldığında meşruiyet krizi içeriden ve dışarıdan eş zamanlı olarak patlak verir; başka bir güç tarafından askeri yenilgiye uğratılmak gerekmez. Pax Britannica’dan bugüne en güçlü tarihsel benzerlik tam da bu noktadadır.

İki hegemonya döneminin karşılaştırmalı analizinden çıkan ortak ders, kalıcı hegemonik istikrarın dağıtımsal bir ön koşul gerektirdiğidir: barış priminin kendi seçmenine — hem iç hem dış — ulaşmasıdır. Bu ön koşul karşılanamadığında, kurumsal çerçeve ne kadar sağlam görünürse görünsün, alttan içi oyulmaktadır. Bu yüzyılda Amerikan hegemonunun adım adım yaşadığı da (Harvey, 2003) tam olarak budur: 2008-2009 krizinin ardından yeniden dağılmayan toparlanma kazanımları, COVID-19 döneminin keskinleştirdiği fırsat uçurumları ve siyasi yansımaları bu erozyonun gözlemlenebilir katmanlarıdır.

V. Sorularımız Nasıl Genişletilebilir?

Bu çalışmanın önümüzdeki aşaması, dört koordineli araştırma paketiyle organize edilmektedir. Birinci paketin odağı hegemonik rant dinamiğidir. Bu pakette, R = Yh/Y serisi 1945’ten 2024’e kesintisiz biçimde inşa edilecek; dolar senyorajı ve UNIDO endüstriyel üretim payları bu seriyi tamamlayan ek ölçütler olarak hesaplanacaktır. Kritik soru şudur: R’nin hangi tarihsel eşikte Durum 2’den Durum 3’e geçişi zorunlu kıldığı, yani hegemonun karışık strateji izlemeye başladığı dönüm noktası. Bu soruya yanıt vermek için standart kırılma noktası testleri uygulanacak ve model parametreleriyle kalibrasyon yapılacaktır.

İkinci gelecek çalışma, askeri rekabet ve ittifak kırılganlığı üzerinedir. SIPRI’den derlenen bölgesel askeri harcama endeksleri, Güney Çin Denizi, Doğu Avrupa ve Orta Doğu coğrafyalarındaki güç yoğunlaşma örüntüleriyle haritasal olarak bütünleştirilecektir. Bu coğrafi yoğunlaşma tespiti, modelin mekânsal boyutuna — hegemonik düzenin çözüldüğü alanların hangi geometriyle yayıldığına — doğrudan girdi sağlamaktadır. Uyum payının kritik eşiğin altına düştüğü tarihsel momentlerin tespiti için BM Genel Kurulu oylama uyumu ve uluslararası örgüt üyeliği serilerinden yararlanılacaktır.

Üçüncü potansiyel çalışma, uluslararası kurumsal işbirliğinin erimesini belgelemeye odaklanmaktadır. BM Antlaşma Koleksiyonu’ndan derlenen onaylama oranları, çok taraflı-ikili ticaret anlaşması yoğunluk değişimi ve Paris Anlaşması ile DSÖ gibi kurumlardan geri çekilme olaylarının kronolojisi, koordinasyonun hangi parametrik koşullar altında çöktüğünü saptamak için bir eşik simülasyonuna tabi tutulacaktır. Bu paketin çıktısı, modelin Durum 3’ten Durum 4’e geçiş koşullarını sınamak için teorik eşik değerinin ampirik kalibrasyonuna katkıda bulunacaktır.

Dördüncü ve son gündem, sınıf gerilimleri ile meşruiyet krizini doğrudan ölçmeyi hedeflemektedir. WID’ten elde edilen Gini ve emek payı serileri, ACLED ve GDELT protesto frekans verileriyle eşleştirilecek; 2000-2024 arasındaki popülist seçim sonuçlarından üretilen popülizm endeksi bu tabloya eklenecektir. Temel analitik problem şudur: Gini katsayısının 0.50 üzerine çıkması meşruiyet krizini hangi gecikmeyle ve hangi dolaylayıcı mekanizmalar üzerinden tetiklemektedir? Bu sorunun yanıtı, hem modelin dinamik versiyonunu — replikatör denklemlerini — kalibre etmek hem de alternatif politika senaryolarını değerlendirmek açısından kilit bir işlev üstlenecektir. Dört paketin ayrı ayrı ürettiği sonuçlar, bir çapraz korelasyon matrisi aracılığıyla entegre edilecek ve bu matris hem modelin sistemik tahmini hem de bölgesel vaka çalışmaları için ortak bir referans zeminini oluşturacaktır. Bütün araştırma basamaklarından çıkacak sonuçları Katman yazılarıyla sizlerle paylaşmayı ve fikirlerinize açmayı planlıyoruz.

Bu projeyi heyecan verici kılan, ampirik gündeme taşıdığı soruların olduğu kadar teorik açılımın genişliğidir. Gindin ve Panitch’in alıntısı — Minerva’nın baykuşu alacakaranlıkta uçar — bize yalnızca bir öz-eleştiri değil, bir metodolojik uyarı sunmaktadır: hegemonya analizinin bedelini ödemek, yani onu gerçekten anlamak, ancak kriz kapıya dayanmadan gerçekleşirse değer taşır. Bu çalışma dizisi, analitik aleti gece çökmeden hazırlamaya çalışmaktadır. Hâlâ açık olan sorular kapanmış olanlardan fazladır; bu ise son söz değil, yeni bir başlangıcın çağrısıdır.

Kaynakça

Arrighi,G. The Geometry of Imperialism: The Limits of Hobson’s Paradigm, trans. Patrick Camiller (New Left Books/Verso, 1978; 2nd ed. with afterword, 1983)

Arrighi, G. (1994). The Long Twentieth Century: Money, Power, and the Origins of Our Times. Verso.

Arrighi, G. & Silver, B. J. (1999a).Capitalism and World (Dis)order, Review of International Studies 27, 257–279.

Arrighi, G. & Silver, B. J. (1999b). Hegemonic Transitions. Review (Fernand Braudel Center), 22(3), 243–276.

Alt, J. E., Calvert, R. L., & Humes, B. D. (1988). Reputation and Hegemonic Stability: A Game-Theoretic Analysis. American Political Science Review, 82(2), 445–466.

Chancel, L., Piketty, T., Saez, E., & Zucman, G. (Eds.). (2022). World Inequality Report 2022. World Inequality Lab. wir2022.wid.world

Gilpin, R. (1981). War and Change in World Politics. Cambridge University Press.

Gindin, S. & Panitch, L. (1995). Euro-capitalism and American Empire. Varieties of Capitalism, Varieties of Approaches 139-159.

Gindin, S. & Panitch, L. (2005).Superintending Global Capital.New Left Review, 35.

Harvey, D. (2003). The New Imperialism. Oxford University Press.

Kindleberger, C. P. (1973). The World in Depression, 1929–1939. University of California Press.

Kotkin, S. (2008). Armageddon Averted: The Soviet Collapse, 1970-2000. Oxford University Press.

Piketty, T. (2013). Le Capital au XXIe siècle. Seuil. [Capital in the Twenty-First Century, Harvard University Press, 2014.]

Putnam, R. D. (1988). Diplomacy and Domestic Politics: The Logic of Two-Level Games. International Organization, 42(3), 427–460.

Sant’Anna, André Albuquerque, and Leonardo Weller. “The threat of communism during the Cold War: A constraint to income inequality?.” Comparative Politics 52.3 (2020): 359-393.

Schumpeter, J. A. (1942). Capitalism, Socialism and Democracy. Harper & Brothers.

SIPRI Military Expenditure Database. (2024). Stockholm International Peace Research Institute. https://www.sipri.org/databases/milex

Notlar 

  1. Örneğin Schumpeter (1942).

  2. Bu model iki düzeyli Putnam oyununun bir düzey genişletilmesiyle yaratılmıştır (Putnam,1988).

  3. SIPRI Database (2024)

  4. Bu tartışmaları tekrar iktisat literatürünün merkezine alan, ve uzun dönemli veri setlerini yaratan Piketty (2013)’e teşekkür ederiz

Önerilen Alıntı: Alıntıyı Kopyala
İlhan Can Özen (2026). Eski Emperyalizm Tartışmalarına Son Bir Bakış (IV): Adam Smith Pekin’de – Washington Teyakkuz’da. Katman Portal. https://katmanportal.com/doi/10.5281/zenodo.20380846
  • İlhan Can Özen, ekonomi, politik ekonomi ve biyoistatistik alanlarını kapsayan istatistiksel ve veri yoğun araştırmalarda geniş deneyime sahip bir iktisatçıdır. Bilkent Üniversitesi İktisat Bölümü'nden (2004) mezun olduktan sonra Johns Hopkins Üniversitesi'nde iktisat alanında yüksek lisans ve doktora derecelerini tamamlamış, doktora tezinde işgücü göçünü ve toplumsal cinsiyete dayalı sağlık etkilerini analiz etmek için ileri ekonometrik ve nicel yöntemler kullanmıştır. Sonraki çalışmaları, büyük ölçekli idari verilere, nedensel çıkarıma ve politika değerlendirmesine güçlü vurgu yaparak kalkınma ve sağlık ekonomisi alanlarına genişlemiştir. Halihazırda Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde İktisat Doçenti olarak görev yapan Özen, Türkiye'de göç, sağlık sistemi kapasitesi ve sosyoekonomik sonuçlar üzerine çok sayıda araştırma projesi yürütmektedir. Aynı zamanda Hacettepe Üniversitesi Sağlık Ekonomisi ve Sağlık Politikası Araştırma Merkezi Danışma Kurulu üyesidir. Disiplinlerarası çalışma portföyü, politik davranış, uluslararası politika şokları ve klinik/bioistatistik verilerini titampik ampirik çerçevelerde bütünleştiren yayınlar ve devam eden çalışmaları içermektedir.

    Diğer Yazıları