İkinci Çin şoku bugün gelişmiş ekonomilerin kapanan fabrikalarıyla anılıyor. Oysa aynı dalga Küresel Güney’de henüz kurulmamış sanayileri vuruyor. Çin’in imalat hâkimiyeti bölgeyi rekabet ve tedarikçilik kapanlarına bölüyor, gelirler yükselirken üretim yeteneği kutuplaşıyor.
Bugün “ikinci Çin şoku” denildiğinde akla Almanya’nın otomobil fabrikaları, Avrupa’nın daralan çelik kuşağı, Amerika’nın elektrikli araç ve yeşil teknoloji telaşı gelir. [1] Bunlar, sanayisini kaybetmekte olan gelişmiş ekonomilerin haklı tedirginliğini yansıtır. Aynı imalat dalgası, çok daha sessizce, hiç sanayileşemeyen ya da sanayisini kuramayan ülkeleri de vuruyor. Orada kaybedilen mevcut fabrikalar değil, kurulamayacak olanlardır. Bu seri, olaya Küresel Kuzey’in kapanan tezgâhından değil, Küresel Güney’in açılamayan tezgâhından bakıyor. Asıl soru buradan doğuyor. Çin’in imalat hâkimiyeti gelişmekte olan ülkeleri nasıl etkiliyor, bu ülkeler durumu nasıl değerlendirmeli?
Sorunun ölçeğini tek bir rakam veriyor. Çin bugün dünya imalat ihracatının yaklaşık yüzde 20’sini tek başına üretiyor. Bu pay, Sahra-altı Afrika, Latin Amerika, Güney ve Güneydoğu Asya ile Türkiye ve Orta Doğu’yu kapsayan yüzden fazla gelişmekte olan ülkenin toplamına eşit. [2] Mesele bir ülkenin çok mal satması değil, imalat ihracat yeteneğinin görülmemiş ölçüde tek bir coğrafyada toplanması ve kalan herkesin kalkınma yolunu bu yoğunlaşmanın belirlemesidir. Üretimin bir merkezde toplanması yeni değil. Yeni olan, geç sanayileşenlerin yirminci yüzyıl sonunda kullandığı tırmanma penceresinin kapanması ve merkez koltuğunda ilk kez eski bir çevre ekonomisinin, Çin’in oturmasıdır. Sanayi bir dönem Batı’dan Japonya’ya, oradan Doğu Asya’nın geç sanayileşenlerine kaydıkça her kuşak bu açılan pencereden faydalanabilmişti. Üretim artık ucuz emeğe doğru dışarı kaymıyor, gelişmekte olan tek bir ekonomide yoğunlaşıyor. Böylece pencere, geç gelen için daha açılmadan kapanıyor. Bu yazının tezi şudur. Dünya piyasası imalat yeteneğini eşitlemez, yoğunlaştırır ve Küresel Güney’i tek bir blok olarak değil birbirine zıt katmanlar olarak böler. Ortaya çıkan tablo üç katmanlıdır. Çin, tepede yükselen bir üretim merkezi olarak durmakta. Altta ise iki katman oluşmakta. Biri, aynı pazarlarda Çin’le rekabet ederken kâr marjı sıkışan ekonomiler, öteki ise, hammadde tedarikçiliğine kilitlenip yeteneği aşınan ülkelerdir. Çin burada dünyanın yeni çekirdeği değil, eski çekirdeğe hâlâ tabi olduğu halde Güney karşısında yükselen bir merkezdir. Mesele bu yükselişin kendisi değil, onu mümkün kılan ve katmanları kalıcılaştıran piyasa mekanizmasıdır.
Hangi yakınsama, hangi kutuplaşma
Bir itirazı baştan karşılamak gerekir, çünkü tezin sınırını o çiziyor. Son çeyrek yüzyılda gelişmekte olan ülkelerin ortalama gelirinin yüksek gelirli ülkelere doğru, zayıf da olsa, koşulsuz biçimde yakınsadığı doğrudur. Bu, 1960-2000 arası ıraksamayı tersine çeviren gerçek bir bulgudur. [3] Bu bulgu tezi çürütmez, çekirdeğini gösterir. Buradaki iddia gelir yakınsamasının olmadığı değil, o yakınsamanın neye dayandığıdır. Bu gelir artışını büyük ölçüde emtia döngüsü ve Çin talebi finanse etti. Kazanç, üretken yeteneği yaymak yerine tüketimde toplandı. Gelirler kısmen yakınsarken, o geliri mümkün kılan imalat yeteneği tam tersine kutuplaşmıştır. Bu yazının konusu işte bu ikincisidir. Tüketimi yükselten ama kapasiteyi kurmayan bir yakınsama, bağımlılığın çözümü değil belirtisidir.
Söz konusu olan değişmez bir kader değil, piyasaya bırakıldığında baskın çıkan ama bilinçli bir tercihle bozulabilen güçlü bir eğilimdir. Bu eğilimi gelir yakınsamasından ayıran, sınanabilir bir ayraç var. Bir ülke giderek daha sofistike görünen mallar ihraç edebilir, ama bunları üretme yeteneğini kendi kurmamış olabilir. İhracat sepetinin görünür sofistikasyonu ile onu üretme yeteneği farklı şeylerdir. Gelir yükselirken yetenek yerinde sayıyor ya da geriliyorsa, görünen ilerleme kiralanmış demektir.
Üç gelenek, tek nedensel zincir
Ana akım iktisat tabloyu karşılaştırmalı üstünlük merdiveniyle ve yakınsama perspektifiyle okur. Her ülke daha karmaşık ürünlere tırmanarak sırasını bekler, piyasa zamanla yetenekleri yayar ve gelirleri yakınsatır. Bu iyimserliği üç ayrı katmanda kıran bir okuma yapılabilir. Ayrıca bu katmanlar yan yana konmuş üç ayrı görüş değil, tek bir nedensel zincirin halkaları olarak görülebilir. Derin neden üretim ve sınıf ilişkilerinde, aktarım mekanizması ödemeler dengesinde, kilit ise yetenek birikimindedir.
Tabanda üretim ve sınıf ilişkileri durur. Bu katman, kutuplaşmanın neden bir kaza değil bir yapı olduğunu gösterir. Eşitsiz mübadele (unequal exchange) yazınında Emmanuel (1972) ve Amin (1976), serbest ticaretin bile çevreden merkeze değer aktardığını gösterdi. Sermaye hareketliyken kâr oranları eşitlenir, ama ücretler sabit kalır. Düşük ücretli çevre aynı emeği daha ucuza satar ve değer merkeze akar. Marini’nin (1973) bağımlı kapitalizm (dependent capitalism) çözümlemesi buna içsel bir boyut ekler. Çevre, dışarıya aktardığı değeri telafi etmek için sömürüyü yoğunlaştırır. Marini’nin aşırı sömürü (super-exploitation) dediği mekanizma, dar anlamıyla, yani ücretin emek-gücünün yeniden-üretim değerinin altına bastırılması olarak en savunulabilir halini alır.
Asıl belirleyici dış baskı değil, onu içeriden ayakta tutan toplumsal bloktur. Hammadde ve ucuz emek ihracından kazanan rantiye ve ona eklemlenmiş devlet, aynı uzmanlaşmayı yeniden üretir. Sanayi burjuvazisinin zayıf, ihracatçı rantiyenin güçlü olduğu yerde tırmanışı talep edecek sınıf öznesi yoktur. Asimetri böylece düzeltilecek bir piyasa kusuru olmaktan çıkar, içeriden de sahipleri olan bir düzene dönüşür. Çevrenin konumu dışarıdan dayatılmakla kalmaz, içeriden pekiştirilir.
Bu derin neden, bir yetenek kilidi üzerinden işler. Üretken yetenekler (productive capabilities), teknolojik yetenekler yazınında Lall (1992), Nelson-Winter (1982) ve farklı bir vurguyla Reinert’in (2007) gösterdiği üzere örtüktür, patika bağımlılığı taşır ve ancak yaparak öğrenilir. Anahtar teslim bir fabrikayla ithal edilemez. Küresel değer zincirine montaj halkasından eklenmek bu yüzden yeteneği kurmaz, sofistikasyonu bir süreliğine kiralar. Yeteneğini derinleştiremeyen ülke, dünya talebi gelire görece duyarsız olan basit malları satmaya, gelirle hızla artan karmaşık malları ise almaya mahkûm kalır.
Zincirin ucunda makroekonomik mekanizma bu kilidi bağlayıcı bir kısıta çevirir. Kaldor’un (1967) yeniden canlandırdığı Verdoorn yasası (Verdoorn, 1949), imalatın artan getirilerin taşıyıcısı olduğunu söyler. Verimlilik üretim nerede yığılırsa orada büyür. Myrdal (1957) bunun sonucunu döngüsel birikimli nedensellik (cumulative causation) ve merkeze çekiş etkisi (backwash) olarak adlandırmıştı. Sonuç, merkezde erdemli ve çevrede kısır bir döngüdür. Thirlwall (1979) ise bağlayıcı halkayı ekledi. Bir ülkenin uzun dönemli büyümesi ödemeler dengesiyle sınırlıdır. Bu sınırı belirleyen, ihracatın gelir esnekliğinin ithalatın gelir esnekliğine oranıdır. Tek bir merkez imalatı topladıkça bu oran çevre aleyhine bozulur, çünkü karmaşık malların önemli kısmı tek tedarikçiden gelirken çevrenin sattığı basit malın fiyatı baskılanır. Geç sanayileşen ülke tembellikten değil, üretmesine izin verilen şeyin yapısından ötürü yavaşlar. Eşitsiz mübadele ile Thirlwall kısıtı aynı yapının iki yüzüdür. Biri değeri dışarı sızdırır, öteki büyümeyi içeride boğar.
Hidalgo ve Hausmann’ın (2009) Ekonomik Karmaşıklık Endeksi (ECI) bir ülkenin yetenek düzeyini ölçer, ölçüm bu yeteneğin az sayıda ekonomide yoğunlaştığını gösterir. Ana akım bunu her ülkenin tırmanabileceği nötr bir merdiven sayar, oysa yapısal okunduğunda aynı bulgu kutuplaşmanın haritasıdır. [4] Bu yoğunlaşmayı iyi-huylu bir kümelenmeden (agglomeration), yani ölçek ekonomilerinin doğal bir araya gelişinden ayıran iki şey var. Bu yoğunlaşma geri döndürülemez ve bölüşümü asimetriktir, kazananı ile kaybedeni aynı hamlede üretir. Ana akım, piyasayı kendiliğinden işleyen bir yakınsama mekanizması saydığı, yeteneği fiyatlarla tahsis edilebilir bir girdi gibi gördüğü için bu yapıyı kaçırır.
Tabakalaşmanın anatomisi
Ayrıntılı ticaret verisinden yapılan hesap, bu yapıyı görünür kılıyor. Çin’in dünya imalat ihracatındaki payı 1995’te yaklaşık yüzde 5 iken 2024’te yüzde 20’ye çıktı. Aynı dönemde dört gelişmekte olan bölgenin birleşik payı da kabaca ikiye katlandı, yüzde 10’dan 20’ye. Bu kazanımın neredeyse tamamı tek bir alt-bölgeye, Güney ve Güneydoğu Asya’ya aittir (yüzde 5’ten 10’a). Sahra-altı Afrika ancak yüzde 0,4’ten 1,4’e çıkabildi. Çarpıcı olan, 1995’te dört bölgenin toplamı Çin’in iki katıyken 2024’te Çin’in tek başına bu yüzden fazla ülkenin toplamına eşitlenmesidir. [5] Seçim-bağımsız bir konsantrasyon ölçüsü de aynı yöne işaret eder. Dünya imalat ihracatında en büyük ihracatçının payı 1995’te yaklaşık yüzde 13’tü, o tarihte bu ülke Çin değildi. 2024’te ise bu pay yüzde 20’ye yükseldi, en büyük ihracatçı da artık Çin oldu. Myrdal’ın merkeze çekiş etkisi gözle görünür hale geliyor. Dünya imalat ihracatındaki büyüme geç sanayileşenlere eşit yayılmadı. Ağırlıkla tek bir merkezde toplandı. Çin payını piyasa sinyaline uyarak değil, ona karşı kurdu. Devlet yönlendirmeli kredi, büyük ölçüde kapalı bir sermaye hesabı ve uzun soluklu sanayi politikası bunu sağladı.
Aynı dalga her yere eşit çarpmıyor. Her bölgenin ihracat sepetinin Çin’inkiyle örtüşmesi ölçüldüğünde, Asya’nın imalatçıları giderek aynı şeyleri üretip aynı pazarlarda Çin’le karşılaşıyor. Fiyatı ve kâr marjını aşağı çeken bir rekabetin içinde, ama daralan bir alanda yükseliyorlar. Sahra-altı Afrika’nın örtüşmesi ise otuz yıldır düşük ve neredeyse sabit. Bu bölge Çin’le rekabet etmiyor, onu besliyor. Ham madde çıkıyor, işlenmiş ürün giriyor. Bölgesel ortalama yine de içerideki çeşitliliği gizler. Ülke düzeyine inildiğinde Vietnam ve Hindistan otuz yılda Çin’e belirgin biçimde yaklaştı. Bangladeş ise tersine, tek bir hazır giyim üretimine sıkışarak Çin’den uzaklaştı. [6] Asya tek bir kader değil. Aynı bölge içinde bazı ülkeler rekabete tırmanırken bazıları tedarikçi kilidine kayıyor.
Çin, Sahra-altı Afrika’ya ortalama tonu 2.300 dolarlık imalat ürünü satarken aynı bölgeden tonu yaklaşık 230 dolarlık mineral ve yakıt alıyor. Bu makas tek başına bir değer aktarımı ölçüsü değil, ürünler arası bir uzmanlaşma farkıdır. [7] Çin aynı ürün için de çoğu kez daha ucuz, yüksek hacimli üreticidir.
Gerçek bir yakınsama olsaydı, ihracatın gelir sofistikasyonu ile onu üretme yeteneği birlikte yükselirdi. Oysa veride ikisi çatallanıyor. Vietnam ve Hindistan ihracat sepetlerinin sofistikasyonunu hızla yükseltirken, üretim yetenekleri çok geride kaldı. Vietnam’ın yetenek skoru dünya ortalamasının altında kalmayı sürdürdü, Hindistan’ınki yükseldi ama zirvedeki üreticilerin çok gerisinde durdu. [8] Yükselen, ihraç edilen ürünün görünür sofistikasyonudur. Yükselmeyen, onu üretme yeteneğidir. Bangladeş ise tek bir ürüne kilitli, bu çatallanmaya bile ulaşamıyor.
Çevrenin imalatının milli gelir içindeki payı, ülke zenginleşmeden düşüyor. Rodrik (2016) bu olguyu tek bir ülkeye değil, küresel teknoloji ve ticaretin imalatı ucuzlatıp emek yoğunluğunu azaltmasına bağlar. Buna eklenmesi gereken, bu küresel baskının yükselen tek bir üretim merkezinde yoğunlaşmasının olguyu kalıcılaştırmasıdır. Nijerya’nın imalat payı milli gelirin yaklaşık beşte birinden (zirvesi 1980’lerde) onda birinin altına indi ve bu gerilemeyi kişi başına geliri hâlâ 5.000 doların altındayken yaşadı. Bu düzey, erken sanayileşenlerin döndüğü eşiğin çok altındadır. Çin ise yüzde 32’ye çıkıp derinleştikten sonra yüzde 25’e indi, yine de gelişmekte olan dünyanın çok üstünde kaldı. Çevre, sanayileşmesini tamamlamadan ve düşük gelir düzeyindeyken sanayisizleşiyor. [9]
Bu yoğunlaşma Küresel Güney’i dikey bir merdivende geride bırakmakla kalmaz, yatay olarak iki karşıt kapana böler. Bu, klasik merkez-çevre ikiliğinin ötesinde bir tabakalaşmadır. Tabloda yükselen bir merkez, rekabette sıkışan ama ayakta duran bir katman ve tedarikçi koltuğuna kilitlenip yeteneği aşınan bir katman bulunur. Bunlar sabit kategoriler değil, sürecin içindeki konumlardır. Rekabet eden katman, aynı ürünlerde dünyanın en büyük üreticisiyle karşılaştığı için kâr marjı sıkışmasına yakalanır. Ölçeğini Çin’inkine çıkaramadığından kâr inerken yatırım ve tırmanış için gereken artık erir. Tedarikçi katmanı tam tersi bir kapana düşer. Rekabet baskısını hissetmez, ama hammadde ihracı geriye ileri-geri bağlantı ya da öğrenme bırakmaz. Rekabetin içinde ya da dışında, iki katman da yukarı çıkamaz.
Burada kapıyı kapatan, bir ülkenin niyeti değil, üretimin tek merkezde toplanmasıdır.
Yeni merkez mi, eski eğilim mi
Bu tabloya iki yanıt verilebilir. İlkine göre yapının içinde tutunmak mümkündür. Bilinçli sanayi politikası, yönetilen kur, seçici koruma ve kalkınmacı bir devlet, geç gelen ülkeye yer açabilir. İkincisine göre sorun politikanın eksikliği değil, dünya ekonomisiyle kurulan ilişkinin kendisidir, çünkü bu ilişki çevreyi herhangi bir sanayi politikasının onarabileceğinden daha hızlı yeniden üretir. Bu gerilim gerçektir ve tanı onu çözmez, görünür kılar. İlk yanıtın araçları bilinir, asıl açık soru ise ilişkinin kendisinin değiştirilip değiştirilemeyeceğidir.
Hangi yol seçilirse seçilsin, tanının kendisi tek şeyi söylüyor. Buradaki hiçbir çıkışı piyasa kendiliğinden getirmez. Sertleşen bir ödemeler dengesi kısıtı itaat edilecek değil, yönetilecek bir kısıttır. Yetenek fiyatlarla tahsis edilmez. Sinyallere karşı, kolektif ve stratejik bir proje olarak kurulur. Dışarı sızan artığın içeride tutulup yönlendirilmesi gerekir, bu da hammadde ihracından beslenen yurt içi blokla yüzleşmeyi gerektirir. Çıkış, yatırımın, ticaretin ve yeteneğin bilinçli toplumsal yönlendirmesindedir, karşılaştırmalı üstünlüğe bırakmanın tam tersinde.
Yeni bir merkeze yaslanmanın neden çıkış olmadığı da buradan anlaşılıyor. Çin’in dünya sistemindeki konumu ikili bir yapıya sahip. Bir yandan merkeze, özellikle ABD’nin teknolojik ve finansal üstünlüğüne hâlâ tabidir, öte yandan gelişmekte olan dünyaya karşı kendisi merkez konumundadır. Bu konumun nasıl adlandırılacağı tartışmalıdır. Kimi onu yükselen bir emperyalist güç sayar, kimi yarı-çevre (semi-periphery) olarak okur. Tez açısından bu tartışma ikincildir, çünkü her iki okumada da Çin kutuplaşma eğiliminin öznesidir, çözücüsü değil. Buradaki eleştiri Çin’e değil, yeteneği yoğunlaştıran dünya piyasası mekanizmasına ve Çin’i yeni bir oyun kurucu ya da izlenecek bir model sayan yaklaşımadır. Çin’in bu konumu, sistemin yoğunlaştırma eğilimi kadar Çin’in kendi ölçeği, iç pazarı ve piyasaya tümüyle teslim olmayan politikasından doğar. Karşılıklı kazanç (“kazan-kazan”) ve Güney ülkeleri arası dayanışma (“Güney-Güney”) söylemi ne derse desin, Çin mevcut düzenin eğilimini yeniden üretir. [10] Bir merkezi bir başkasıyla değiştirmek, eğilimi koruyup yalnızca adını değiştirmektir.
Küresel Güney’in açılamayan tezgâhından bakıldığında “ikinci Çin şoku” bir tehdit değil, yanıt bekleyen bir sorudur. Kutuplaşmanın nasıl işlediği ve gelişmekte olan ülkelerin bu yapı içinde ne yapabileceği, izleyen yazıların konusudur. Tanının kesinleştirdiği tek şey şudur. Çıkış, hangi merkeze yaslanılacağını seçmekte değil, üretken yeteneğin bilinçli inşasındadır. Bu inşa teknik bir mesele değildir. Hangi ülkenin ne üreteceği, karşılaştırmalı üstünlüğün sonucu değil, güç ve bölüşüm sorunu, dolayısıyla siyasi bir tercihtir.
Kaynakça
Amin, S. (1976). Unequal development. Monthly Review Press.
Autor, D. H., Dorn, D., & Hanson, G. H. (2016). The China shock: Learning from labor-market adjustment to large changes in trade. Annual Review of Economics, 8, 205-240.
Baldwin, R. (2024). China is the world’s sole manufacturing superpower: A line sketch of the rise. VoxEU, CEPR.
Cairó-i-Céspedes, G., & Palacios Cívico, J. C. (2022). Beyond core and periphery: The role of the semi-periphery in global capitalism. Third World Quarterly, 43(8), 1950-1969.
Emmanuel, A. (1972). Unequal exchange: A study of the imperialism of trade. Monthly Review Press.
Finger, J. M., & Kreinin, M. E. (1979). A measure of “export similarity” and its possible uses. The Economic Journal, 89(356), 905-912.
Hausmann, R., Hwang, J., & Rodrik, D. (2007). What you export matters. Journal of Economic Growth, 12(1), 1-25.
Hidalgo, C. A., & Hausmann, R. (2009). The building blocks of economic complexity. Proceedings of the National Academy of Sciences, 106(26), 10570-10575.
Hung, H.-F. (2015). The China boom: Why China will not rule the world. Columbia University Press.
Kaldor, N. (1967). Strategic factors in economic development. Cornell University Press.
Kremer, M., Willis, J., & You, Y. (2022). Converging to convergence. NBER Macroeconomics Annual, 36(1), 337-412.
Lall, S. (1992). Technological capabilities and industrialization. World Development, 20(2), 165-186.
Li, M. (2021). China: Imperialism or semi-periphery? Monthly Review, 73(3), 47-74.
Marini, R. M. (1973). Dialéctica de la dependencia. Ediciones Era.
Myrdal, G. (1957). Economic theory and under-developed regions. Duckworth.
Nelson, R. R., & Winter, S. G. (1982). An evolutionary theory of economic change. Harvard University Press.
Patel, D., Sandefur, J., & Subramanian, A. (2021). The new era of unconditional convergence. Journal of Development Economics, 152, 102687.
Reinert, E. S. (2007). How rich countries got rich… and why poor countries stay poor. Constable & Robinson.
Rodrik, D. (2016). Premature deindustrialization. Journal of Economic Growth, 21(1), 1-33.
Thirlwall, A. P. (1979). The balance of payments constraint as an explanation of international growth rate differences. Banca Nazionale del Lavoro Quarterly Review, 32(128), 45-53.
Verdoorn, P. J. (1949). Fattori che regolano lo sviluppo della produttività del lavoro. L’Industria, (1), 45-53.
Wallerstein, I. (1974). The rise and future demise of the world capitalist system: Concepts for comparative analysis. Comparative Studies in Society and History, 16(4), 387-415.
Notlar
-
“Çin şoku” kavramı, Çin’in 2000’lerdeki ihracat dalgasının gelişmiş ekonomilerin işgücü piyasalarını sarsmasını çözümleyen Autor, Dorn ve Hanson (2016) çalışmasına dayanır. Bugün konuşulan “ikinci Çin şoku”, Çin’in 2020’lerdeki sübvanse ileri imalat (otomotiv, elektrikli araç, yeşil teknoloji, makine) ihracat dalgasını ve onun yarattığı küresel imalat üstünlüğünü tanımlar (Baldwin, 2024). ↑
-
İmalat = HS 28-97 (ham tarım, gıda işleme ve mineral/yakıt hariç). Karşılaştırılan dört gelişmekte olan ülke grubu (toplam ~112 ülke): Sahra-altı Afrika, Latin Amerika ve Karayipler, Güney ve Güneydoğu Asya (yüksek gelirli Doğu Asya hariç), Türkiye ve MENA. Dünya imalat ihracat payları (yazarın BACI hesabı): Çin 1995 %4,9 → 2024 %20,0. Dört grubun toplamı 1995 %10,3 → 2024 %20,0 (alt-bölge dökümü 2024: Güney/Güneydoğu Asya %10,4, Latin Amerika %4,9, Türkiye/MENA %3,4, Sahra-altı Afrika %1,4). En büyük tek ihracatçının payı 1995 ~%13 (Çin değil) → 2024 ~%20 (Çin). Kaynak: BACI (CEPII), yazarın hesabı. ↑
-
~1995 sonrası dönem için zayıf ama istatistiksel olarak anlamlı koşulsuz gelir yakınsaması bulgusu: Patel, Sandefur ve Subramanian (2021) ve Kremer, Willis ve You (2022). Bu bulgu kabul edilmekle birlikte, gelir yakınsaması ile imalat yeteneği yakınsaması ayrılır. Dönemin gelir kazanımı büyük ölçüde emtia fiyatı ve dış talep kaynaklı olup üretken kapasitenin yayılmasına karşılık gelmez. ↑
-
Ekonomik Karmaşıklık Endeksi (Hidalgo ve Hausmann, 2009) ve ihracat sofistikasyonu (EXPY, Hausmann, Hwang ve Rodrik, 2007) göreli ölçülerdir ve hesaplama yöntemine duyarlıdır. Tek bir yıldaki mutlak düzey değil, tutarlı yöntemle hesaplanan uzun-dönem yönelim okunmalıdır. İki endeks farklı şeyleri ölçer. EXPY, bir ülkenin ihraç ettiği malların, o malları başka kimlerin ihraç ettiğine bakılarak atfedilen gelir düzeyini, yani sepetin görünür sofistikasyonunu verir. ECI ise ihracat yapısının açığa vurduğu yetenek tabanını ölçer. İkisi birlikte yükseliyorsa yetenek gerçekten derinleşiyor demektir. EXPY yükselirken ECI geride kalıyorsa, sofistikasyon kurulmamış, kiralanmıştır. Burada bu ayrım bir başarı sıralaması için değil, bu çatallanmanın göstergesi olarak kullanılmıştır. Kaynak: BACI (CEPII) ve WDI, yazarın hesabı. ↑
-
İmalat = HS 28-97 (ham tarım, gıda işleme ve mineral/yakıt hariç). Karşılaştırılan dört gelişmekte olan ülke grubu (toplam ~112 ülke): Sahra-altı Afrika, Latin Amerika ve Karayipler, Güney ve Güneydoğu Asya (yüksek gelirli Doğu Asya hariç), Türkiye ve MENA. Dünya imalat ihracat payları (yazarın BACI hesabı): Çin 1995 %4,9 → 2024 %20,0. Dört grubun toplamı 1995 %10,3 → 2024 %20,0 (alt-bölge dökümü 2024: Güney/Güneydoğu Asya %10,4, Latin Amerika %4,9, Türkiye/MENA %3,4, Sahra-altı Afrika %1,4). En büyük tek ihracatçının payı 1995 ~%13 (Çin değil) → 2024 ~%20 (Çin). Kaynak: BACI (CEPII), yazarın hesabı. ↑
-
İhracat Benzerlik Endeksi (Finger ve Kreinin, 1979) iki ülkenin ihracat sepetinin ne kadar örtüştüğünü ölçer. Her üründe iki ülkenin paylarından küçük olanı alınıp toplanır. Sonuç 0 ile 100 arasındadır, 0 hiç ortak ürün yok, 100 iki sepet birebir aynı demektir. Yüksek değer, iki ülkenin aynı pazarlarda aynı mallarla karşılaştığını gösterir. Ülke bazlı endekste Çin’e benzerlik 1995’ten 2024’e Vietnam ~34→54, Hindistan ~31→44 yükselirken Bangladeş ~17→8 gerilemiştir. Kaynak: BACI (CEPII), yazarın hesabı. ↑
-
İmalat = HS 28-97, mineral ve yakıt = HS 25-27. Değer-ağırlıklı birim değer (dolar/ton), 2024. Ham-imalat ton fiyatı makası kısmen bileşim etkisidir (ham vs işlenmiş) ve bir kaynak/emek aktarımı ölçüsü değildir. Aynı HS6 ürün içinde karşılaştırıldığında Çin’in imalat ihracat birim değerinin medyanı çevre gruplarının çoğunda onlarınkinin altındadır (Çin = yüksek hacim, düşük maliyet). Dolayısıyla makas ürün içi fiyat farkı değil kategoriler arası uzmanlaşma farkıdır. Değer aktarımı iddiası bu nedenle birim değere değil, karmaşıklık endeksinin bağımsız kanıtına dayandırılmıştır. Kaynak: BACI (CEPII), yazarın hesabı. ↑
-
Ekonomik Karmaşıklık Endeksi (Hidalgo ve Hausmann, 2009) ve ihracat sofistikasyonu (EXPY, Hausmann, Hwang ve Rodrik, 2007) göreli ölçülerdir ve hesaplama yöntemine duyarlıdır. Tek bir yıldaki mutlak düzey değil, tutarlı yöntemle hesaplanan uzun-dönem yönelim okunmalıdır. İki endeks farklı şeyleri ölçer. EXPY, bir ülkenin ihraç ettiği malların, o malları başka kimlerin ihraç ettiğine bakılarak atfedilen gelir düzeyini, yani sepetin görünür sofistikasyonunu verir. ECI ise ihracat yapısının açığa vurduğu yetenek tabanını ölçer. İkisi birlikte yükseliyorsa yetenek gerçekten derinleşiyor demektir. EXPY yükselirken ECI geride kalıyorsa, sofistikasyon kurulmamış, kiralanmıştır. Burada bu ayrım bir başarı sıralaması için değil, bu çatallanmanın göstergesi olarak kullanılmıştır. Kaynak: BACI (CEPII) ve WDI, yazarın hesabı. ↑
-
Veri notu. İmalat katma değeri payı serisi WDI’dendir. Nijerya için tam seri 1980’lere uzanır ve imalat zirvesi 1983’te yaklaşık yüzde 21’dir, 1990 sonrası pencerede yerel zirve ise yaklaşık yüzde 20’dir. Hangi zirve alınırsa alınsın, payın yüzde 9’a kadar inmesi ve bunun düşük gelir düzeyinde gerçekleşmesi değişmez. Çin’in payı 2006’da yaklaşık yüzde 32’ye çıkıp 2024’te yaklaşık yüzde 25’e gerilemiştir. ↑
-
Yarı-çevre kavramı Wallerstein’a (1974) dayanır. Çin’i bu kategoride konumlandıran çalışmalar Cairó-i-Céspedes ve Palacios (2022), Hung (2015) ve Li (2021). Li, “China: Imperialism or Semi-Periphery?” başlıklı yazısında Çin’i açıkça yarı-çevre sayar. Çin’i yükselen bir emperyalist güç olarak okuyan karşıt bir tartışma da vardır. Metin iki okuma arasında karar vermez, her ikisinde de Çin’in kutuplaşma eğiliminin öznesi olduğunu vurgular. ↑
Yazar, yapay zeka araçlarını yukarıda belirttiği kapsamda bilimsel yayın etiğine bağlı kalarak kullandığını beyan etmektedir. Yapay zeka desteğiyle üretilen içeriklerin tüm sorumluluğu yazara aittir.
