Nüfusun yaşlanması ve çocuk sahibi olma yaşının ertelenmesi, Türkiye’de giderek daha fazla insanı çocukları ile yaşlanan ebeveynlerinin çifte bakım sorumluluğu arasında sıkıştırıyor. Bu yazı, çifte demografik dönüşümün ortaya çıkardığı sandviç kuşak olgusunu ele alıyor.
Ne yapsak da yetişemiyoruz, yetemiyoruz… ne sevdiklerimize ve zaten kendimize…Çok bireysel yetersizlik gibi görünüyor değil mi, halbuki matematik ve işte 2+2 ne yazık ki 4 ediyor, 5 ettirmek için yaptıklarımızın acısı mutlaka başka bir yerden çıkıyor. Bu ekonomik tercihlerle, politika tercihleriyle, onların nasıl anlatıldığıyla ilgili, zamanımızı ve enerjimizi bu kararlar yönetiyor. Demografik dönüşümün farklı boyutları Katman Portal yazılarında bir süredir ele alınıyor, doğurganlıktaki düşüş (Dildar, 2026), ve yaşlanan nüfus (Memiş, 2026; Uğurlu, 2026) bu dönüşümün farklı yüzleri. Bu dönüşümün nedenlerinin de sonuçlarının da önemli bir kısmı bizim arada kalmışlığımız, bırakılmışlığımızla ilgili. Bu yazıda bu konudaki katkılara, yaşlanan nüfus ve çocuk sahibi olmaya ilişkin değişen eğilimler uzantısındaki çifte demografik dönüşümün kadınların hane içinde bakım sorumluluğu üzerine etkileriyle çok boyutlu anlamda arada kalan “sandviç” kuşağı ele alarak dahil olmayı istiyorum. Bu yazıyla giriş yapacağımız konuya gelecek yazılarda çifte bakım sorumluluğunun sonuçlarını ve politika tercihleriyle ilişkisini tartışarak devam edeceğiz.
Demografik Dönüşüm Sandviç Kuşağın Omuzlarında
Nüfusun yaşlanması eğiliminin temel nedenlerinden biri kuşkusuz insan ömrünün uzaması, ne var ki daha uzun yaşamak yaşlı nüfusun çoğu için aynı zamanda uzun yıllar çoklu hastalıklarla ve gittikçe yoğunlaşan bir uzun dönem bakım ihtiyacı ile yaşamak anlamına geliyor. Yaşlanan nüfus olgusunu besleyen ikinci bir eğilim ise doğum yaşının ertelenmesi ve daha az çocuk sahibi olma eğilimi. Bu iki eğilimin bir arada yaşanmasının doğal sonucu ise henüz hanede yaşayan ve bakım almaya devam eden çocuk(lar) varken, yaşlanan ebeveynlerin de bakım ihtiyacının ortaya çıkması. Kendisinden önceki kuşağın (ebeveynlerinin ve eşinin ebeveynlerinin) ve kendisinden sonraki kuşağın (çocuklarının) bakım sorumluluğunu bir arada üstlenmek zorunda kalan, bu anlamda bu ikili sorumluluğun arasına sıkışan kuşak olması nedeniyle, Dorothy Miller (1981) tarafından ortaya atılan ve uluslararası yazında yaygın bir literatüre sahip bir terim “sandviç kuşak”. Arada kalmışlığı işaret etmesi adına Brody (1981) ise “ortadaki kadınlar” terimini kullanmış. Bu kadınlar birçok boyutta ortada kalma hissini yaşamaktalar. Tipik olarak orta yaş ila üst orta-yaş grubundadırlar, zamanları ve enerjileri annelik ve ebeveynine karşı sorumlu çocuk rolleri arasında bölünür ve sıklıkla bakım verdiklerinin çakışan taleplerini karşılarken arada kalırlar, enformel bakım sorumluluklarının yanı sıra ücretli çalışmanın gereklerini de yerine getirmeye çalıştıkları zorlu bir akrobasiyi sürdürmeye çalışırlar. Çocuk, anne ve kariyer sahibi bir kadın rollerine yetişmeye çalışan bu jenerasyon yetişemediği noktada zorlu seçimler ya da fedakarlıklarla sınanır (Bolin, Lindgren & Lundborg, 2008).
Bu kuşağın neden böylesi bir dengeleme çabasına ve çoğu zaman zorlayıcı tercihlere katlanmak zorunda kaldığının yanıtı, büyük ölçüde ekonomik dönüşümler, sosyal politika değişimleri ve demografik dinamikler arasındaki ilişki ve uyumsuzluklarda yatmaktadır. Kavramın ortaya çıkışı da özellikle Amerika Birleşik Devletleri ve Batı Avrupa’da yaşanan tarihsel dönüşümlerle ilişkilidir. II. Dünya Savaşı sonrası dönemde artan gelir güvencesi, sağlık ve eğitim hizmetlerinin yaygınlaşması ve refah devleti uygulamalarının genişlemesi, hızlı nüfus artışını beraberinde getirmiş ve “baby boom” kuşağını ortaya çıkarmıştır. Baby boom kuşağı çalışma çağındayken refah devletlerinin finansal temelini güçlendirirken, bu geniş kuşağın yaşlanmaya başlamasıyla birlikte, bir yandan vergi tabanı daralırken diğer yandan yaşlı bakımına yönelik ihtiyaçlar hızla artmıştır. 1980’lerden itibaren birçok ülkede refah devletlerinin yeniden yapılandırılması ve bakım sorumluluklarının kısmen hanelere devredilmesi sandviç kuşağın olanak ve sınırlılıklarını belirlemiştir. Öncelikle ABD’de sandviç kuşak üzerindeki bakım baskısını ele alan yazın, daha sonra İngiltere başta olmak üzere diğer Batı Avrupa ülkeleri nezdinde ve daha sonra gelişmekte olan ülkelerdeki eğilimi yansıtmak üzere genişlemiştir. Bu gittikçe zenginleşen yazın, bakım yükünün yalnızca demografik yaşlanmanın değil, aynı zamanda bakımın devlet, piyasa ve aile arasında nasıl paylaştırıldığına ilişkin kurumsal tercihler tarafından şekillendiğini karşılaştırmalı olarak anlamamıza olanak sağlamakta (Carmichael & Charles, 1998; Heitmueller, 2007; De Rigne & Ferrante, 2012; Pireto & Jimenez-Martin, 2015; Bolin, Lindgren & Lundborg, 2008; Heger & Korfhage, 2020)
Türkiye’de Demografik Dönüşüm ve Sandviç Kuşak
Türkiye’deki çifte demografik dönüşüm, üzerine dikkatle eğilinmesi gereken bir sandviç kuşak olgusu yaratmakta. Nüfusun yaşlanma eğilimi dünya ortalamasından daha hızlı, 2020’da yaşlı (65 yaş üstü) nüfusun toplam nüfusa oranı %9,5 iken, bu oran 2024’te %11,1’e yükselerek son beş yıl içinde %20,5’lik bir artışa işaret etmekte (TÜİK, 2026). 2024 itibariyle 9 milyona ulaşan yaşlı nüfusa karşın yaşlı bakım hizmetleri çok sınırlı. Memiş (2026) konu üzerine olan Katman Portal yazısında bakım hizmetlerindeki açığın boyutlarını ortaya koyarak bu konudaki planlama açığına işaret etmişti. Artan bakım ihtiyacının paralelinde yoksulluğun yaşlı nüfus içinde hızla büyüdüğünü de unutmayalım[1]. Artan bakım ihtiyacına karşın, Türkiye’de geniş bir yaşlı nüfus grubu bakım hizmetlerine erişebilecek ekonomik imkânlardan yoksun olduğu gibi, temel ihtiyaçlarını karşılamada dahi ciddi güçlüklerle karşı karşıya.
İkili demografik dönüşümün doğurganlık boyutu da son derece çarpıcı bir değişime işaret etmekte. Dildar’ın (2026) altını çizdiği üzere, 2008 yılında başlatılan “en az üç çocuk” söylemine rağmen toplam doğurganlık hızı nüfusun kendini yenileme düzeyi olan 2,1’in altına gerilemiş, 2024 itibarıyla ise 1,5’in de altına düşmüş durumda. Çocuk sahibi olma yaşı da giderek ötelenmekte. Muhafazakâr siyasi söylem, bu eğilimi çoğu zaman kültürel ve toplumsal dönüşümler üzerinden açıklayarak “aile yılı” gibi söylemlerde çözüm arasa da, doğurganlıktaki gerilemenin en belirleyici nedenlerinden biri ekonomik güvencesizlik ve artan yaşam maliyetleri. Özellikle erişilebilir ve kaliteli bakım hizmetlerinin yetersizliği, çocuk yetiştirmenin ekonomik maliyetinin hızla yükselmesi ve kadınların işgücü piyasasından kopma riskinin ikinci çocukla birlikte belirgin biçimde artması, çocuk sahibi olma kararlarını doğrudan etkilemekte. Boşanma durumunda kadınların zaman ve gelir yoksulluğuyla karşı karşıya kalma riski de bu anlamda yine önemli bir faktör. Doğurganlık üzerine yazılarda detaylı ele alındığı üzere, bakım politikasındaki açık, başta ekonomik güvencesizlik olmak üzere yaşam koşullarına ilişkin diğer güvencesizliklerle iç içe geçerek çocuk sahibi olabilme yaşını ve çocuk sayısını önemli ölçüde şekillendirmekte.
Bu ikili demografik eğilim sonucunda Türkiye’de, bir yandan çocuklarına bakım vermeyi sürdürürken diğer yandan yaşlanan ebeveynlerinin artan bakım ihtiyaçlarını karşılamak durumunda kalan sandviç kuşağın nüfus içindeki ağırlığı giderek artıyor. Bu çifte bakım sorumluluğunun boyutunu ve etkilerini TÜİK tarafından yayınlanan Zaman Kullanım Anketleri (ZKA) sayesinde izleyebiliyoruz. Hane üyelerinin günlük aktivitelerini bir hafta içi ve bir hafta sonu gününde, 10’ar dakikalık aralıklarla ve 24 saatlik zaman dilimi üzerinden kaydeden ZKA veri setine, 2014-2015[2] yılı verisinde eklenen yaşlı bakımına ilişkin modül sayesinde bakım ihtiyacını ve bu ihtiyacın nasıl karşılandığını görebiliyoruz.
Zaman kullanım örüntülerini yaş ayırımında incelediğimizde sandviç jenerasyon kadınların yaş aralığını tanımlayabiliyoruz. Ücretli (piyasaya dönük üretim amacıyla) ve ücretsiz (hane içindeki bakım ve ev işleri) çalışma toplamına baktığımızda en uzun saatler çalışan grup, 30-49 yaş grubu. Günde ortalama 7 saat 21 dakika çalışan orta yaşlı kadınlar grubunun kendinden daha küçük yaş grubundaki kadınlardan yaklaşık 2 saat; kendinden daha büyük yaş grubundaki kadınlardan ise 2 saatten de fazla ücretsiz çalışmakta. Ücretli çalışma çağı açısından merkezi bir yaş grubu olmasına karşın, bu yaş grubundaki kadınların toplam çalışma faaliyetlerinin %76’sı ücretsiz çalışmaya, yani bakım ve ev işlerine ayrılan zaman oluşturuyor. Çocuk ve yaşlı bakımına ayırdığı toplam zaman diğer tüm yaş gruplarından belirgin bir şekilde daha fazla olan bu kadınlar, günde ortalama 5 saat 35 dakika bakım veriyor. Yaşlı bakımı vermenin bu yaş grubunda çok daha yüksek olduğunu, ve yaşlı bakımı vermedeki cinsiyet farkının da en yüksek seviyede olduğunu görüyoruz (İzdeş & Memiş, 2022).
Bakım vermenin yarattığı zaman baskısı, sosyal dışlanma etkisi, hatta sağlık sonuçları da yazın da araştırılmakta (Kızılırmak & Memiş, 2009; Pinquart & Sörensen, 2006). ZKA’nın betimleyici analiz sonuçlarına göre Türkiye’de sandviç jenerasyon kadınların dinlenme ve öz bakımı içeren kişisel zamana ya da eğlence, sosyalleşme aktivitelerine ayırabildiği zaman çok daha az. Bakım vermenin maliyeti sürekli zaman baskısı hissetmeyi beraberinde getiriyor, sandviç jenerasyon kadınlar zamansızlığı daha çok vurguluyor ve bu çifte bakım sorumluluğunun sağlık açısından da maliyetleri olduğu gözleniyor (İzdeş & Memiş, 2022).
Bakım Kimin Sorumluluğu? Bakım Politikası Tercihlerinin Sonuçları
Kamusal bakım hizmetlerinin daha gelişmiş olduğu ülkelerde bakım yükü daha fazla toplumsallaştırılırken, bakım sorumluluğunun ağırlıklı olarak ailelere bırakıldığı ülkelerde sandviç kuşağın, özellikle de kadınların, karşı karşıya kaldığı baskılar kuşkusuz daha yoğun yaşanmakta. Demografik dönüşümün sonuçlarını bakım alanlar ve bakım verenler açısından sonuçlarıyla birlikte değerlendirmeye dönük gelişen yazında devletin bakım sorumluluğuna ilişkin üstlendiği rol ve sosyal kodlar arasındaki etkileşimin nasıl farklı sonuçlara yol açtığı ampirik olarak ortaya konulmakta. Bakım sorumluluklarının bakım verenlerin ücretli istihdamla ilişkisini nasıl şekillendirdiği ve insan yaşamının temel bir özelliği olan karşılıklı bağlılığın, bakım yükünün bireyselleştirilmesi sonucu ortaya çıkan bağımlılık ve güvencesizlikten nasıl ayrıldığı, farklı bakım rejimlerinin karşılaştırmalı analiziyle daha açık biçimde görülebiliyor.
Türkiye’de hem çocuk hem de yaşlı bakımına ilişkin belirgin bir bakım açığı mevcut. Bu bakım açığı, kuşaklararası bağımlılık ilişkilerinin yoğunluğu ve aileyi sosyal refahın ve bakımın temel sağlayıcısı olarak konumlandıran neoliberal-muhafazakâr politika ve söylemlerle birlikte düşünüldüğünde, ülkeyi karşılaştırmalı bakım rejimleri literatürü açısından dikkat çekici bir örnek haline getirmekte. Bu yazıda betimleyici istatistikler ile tanımlanan sandviç kuşağın çifte bakım sorumluluğunun bu kişilerin zaman kullanımı üzerindeki etkilerini, işgücü piyasasına katılımını ve katılma koşullarını, çalışma saatlerini nasıl etkilediğini; kuşaklar arası bakım dinamiklerini (İzdeş & Memiş, 2022), geleceğe dönük çocuk ve yaşlı bakım zamanı projeksiyonlarının tam zamanlı iş karşılığını ve bu açıdan zamanın alternatif kullanımı açısından karşılığını (Memiş & İzdeş 2025 ve 2026 (basım aşamasında)) tartıştığımız araştırmalarımızın sonuçları takip eden yazılarda ele alınacaktır. Kuşkusuz farklı politika perspektifleri yaşanan demografik dönüşümü de dönüşümün yaşanma şeklini de belirliyor. Bu anlamda bakım politikası rejimlerini ve sonuçlarındaki farklılıkları tartışarak devam edeceğiz.
Kaynakça
Bolin, K., Lindgren, B., & Lundborg, P. (2008). Your next of kin or your own career?: Caring and working among the 50+ of Europe. Journal of Health Economics, 27(3), 718-738.
Brody, EM (1981). “Women in the middle” and family help to older people. The Gerontologist 21(5), 471–480.
Carmichael, F., & Charles, S. (1998). The labor market costs of community care. Journal of Health Economics, 17(6), 747–765.
DeRigne, L. A., & Ferrante, S. (2012). The sandwich generation: A review of the literature. Florida Public Health Review, 9(1), 95–104.
Dildar, Yasemin (2026). Türkiye’de Doğum Oranlarının Düşüşü. Katman Portal. https://katmanportal.com/doi/10.5281/zenodo.19029994
Heger, D., & Korfhage, T. (2020). Short- and medium-term effects of informal eldercare on labor market outcomes. Feminist Economics, 26(4), 205–227.
Heitmueller, A. (2007). The chicken or the egg? Endogeneity in labor market participation of informal carers in England. Journal of Health Economics, 26(3), 536–559.
İzdeş, Ö., & Memiş, E. (2022). Impact of elderly care on ‘sandwiched-generation’ women in Türkiye. New Perspectives on Turkey, 66, 88–121.
Kızılırmak, B., & Memiş, E. (2009). The unequal burden of poverty on time use (Working Paper No. 572). Levy Economics Institute.
Memiş, E. (2026). Piyasa çözmüyor, hane taşıyamıyor, kamu planlamıyor. Katman Portal. https://katmanportal.com/doi/10.5281/zenodo.20171917
Memiş, E., & İzdeş, Ö. (2025). Making use of time-use data to estimate elderly care needs. Economics: Theory and Practice, 39.
Memiş, E., & İzdeş, Ö. (basım aşamasında). Projecting care needs and provision in Turkey. E. Kongar (Ed.), Measuring women’s unpaid elderly and child care in terms of full-time work in Turkey içinde. Springer.
Miller, D. A. (1981). The ‘sandwich’ generation: Adult children of the aging. Social Work, 26(5), 419–423.
Pinquart, M., & Sörensen, S. (2006). Gender differences in caregiver stressors, social resources, and health: An updated meta-analysis. The Journals of Gerontology: Series B, 61(1), P33–P45.
Prieto, C. V., & Jiménez-Martín, S. (2015). Unmet needs in formal care: Kindling the spark for caregiving behavior. International Journal of Health Economics and Management, 15(2), 153–184.
Türkiye İstatistik Kurumu. (2026). İstatistiklerle yaşlılar, 2025. https://veriportali.tuik.gov.tr/tr/press/58231
Uğurlu, E. (2026). Yaşlanan nüfus, göçmen karşıtlığı ve kadın işgücü potansiyeli. Katman Portal. https://katmanportal.com/doi/10.5281/zenodo.19535434
Notlar
Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması verilerine göre, medyan eşdeğer hanehalkı kullanılabilir gelirinin %60’ı esas alınarak tanımlanan yoksulluk oranı, yaşlı nüfus arasında 2019 yılında %14,2 iken 2023 yılında %21,7’ye yükselmiştir. Yaşlı kadınlar arasında ise bu oran %22,4 düzeyindedir (TÜİK, 2024).
TÜİK, Zaman Kullanım Anketleri’ni (ZKA) ortalama on yıllık aralıklarla gerçekleştirmekte ve yayınlamaktadır. En son yayınlanan veri seti 2014-2015 veri seti olduğu için mevcut araştırmalar bu veri setine dayanmaya devam etmektedir. Güncel veri setinin 2026 yılının son çeyreğinde kamuoyuna açılması beklenmektedir. 2014-2015 ZKA 9.073 hanede yaşayan 10 yaş ve üzerindeki 25.109 bireye ilişkin zaman kullanım verileri, görüşmeler ve zaman kullanım günlükleri yoluyla derlenmiştir. ↑
Yazar, yapay zeka araçlarını yukarıda belirttiği kapsamda bilimsel yayın etiğine bağlı kalarak kullandığını beyan etmektedir. Yapay zeka desteğiyle üretilen içeriklerin tüm sorumluluğu yazara aittir.
