Takip et

Prekarya Proletaryaya Karşı (I): Prekarya Nedir?

🎧 Dinle
DOI:10.5281/zenodo.19798737 Atıf Yap ✅ Kopyalandı! Kopyala ✅ Kopyalandı!

İlk ortaya çıkışının üzerinden geçen uzun süre, kuramsal çalışmalar ve toplumsal mücadeleler tarihindeki yaygın kullanılışı gibi nedenlerden dolayı proletarya kavramına görece daha aşina sayılırız. Peki ama nereden çıktı şimdi bu prekarya?

Katman Portal yayın hayatına katıldığından bu yana yazarlarının bir bölümünün ele alıp incelediği konuları dizi veya daha şiirsel bir ifadeyle “nehir” yazılar şeklinde ortaya koyduklarına tanıklık ediyoruz. Bunun çeşitli nedenleri bulunduğunu düşünüyorum. En belirginlerinden biri yazarlarının uzun ve anlaşılması zor akademik yazı geleneğinden geliyor olmaları kuşkusuz. Açıkça ifade etmek gerekirse, meslekten iktisatçı veya sosyal bilimci olmayanların da ilgisini çeken kısa, yoğun, çarpıcı metinler oluşturmakta zorlanabiliyoruz[1]. Editörler grubumuz bu zorluğu gözlemiş olacak ki, dolaylı bir çözüm arayışı olarak, başlangıçtan itibaren yazılarda kelime kısıtına özen göstermeye çalışıyorlar. Kelime sayısını azaltarak yazarları sözlerini uzatmadan daha anlaşılır ve net olmaya zorluyorlar. İyi de yapıyorlar. Sağ olsunlar, bu sürecin rayına oturması için çok çaba harcıyorlar.

Portal’daki yazıların dizi formatında sunulmasının diğer bir nedeni de konunun öneminin kısa tek bir yazıyla geçiştirilemeyecek kadar kapsamlı ve tartışmalı olması sanırım. Örneğin, Sabri Öncü’nün “sosyal güvenlik”, Betül Mutlugün’ün “Türkiye’de enflasyonu anlamak”, Emre Özçelik’in “demokratik bunalımın boyutları” yazı dizileri bu kapsamda değerlendirilebilir.

Benim bu yazıdan başlayarak 2-3 yazıyla incelemeyi planladığım prekarya proletaryaya karşı tartışması an itibarıyla pek yakıcı bir mesele değilmiş gibi gözükmekle birlikte, bir yandan önemini ve güncelliğini koruyan, diğer yandan da entelektüel/akademik camiaların dışında pek fazla bilinmeyen bir tartışma olduğu ve dolayısıyla bu kavramların/tartışma konularının belki biraz daha (yeniden) konuşulmasının yararlı olacağı düşüncesiyle ele alınıyor. Dizinin bu ilk yazısında ağırlıklı olarak prekarya kavramı üzerinde duracağım.

Ancak ilk olarak daha bilinen bir kavramdan, proletaryadan başlayalım. Proletarya nedir?

Etimolojik köken olarak Latince “prolaterius”a dayanmaktadır. Antik Roma’da mülkü olmayan, sadece çocukları (proles) olan toplumun en alt sınıfını tanımlardı. Modern dönemde de benzer bir tanıma sahip olduğunu öne sürmek fazla abartı sayılmayabilir.

Toplumsal sınıf olarak proletarya kavramının kullanımı ve yaygın olarak bilinir hale gelmesi için Marksist kuramın ve toplumsal eylemin gelişimi beklendi. Proletarya, üretim araçlarına (fabrika, makine, alet-edavat vb.) sahip olmayan, yaşamını sürdürmek için emek gücünü ücret karşılığında satan işçi sınıfıdır. Marksist kuramda kapitalist üretim tarzının temel çalışan sınıfı olan proletarya, burjuvazinin (mülk sahibi egemen toplumsal sınıf) karşısında yer alır ve tarihsel olarak sınıfsız topluma geçişin öznesi olarak görülür. 

1848 yılında Marx ve Engels’in ortaklaşa kaleme aldıkları ünlü Komünist Manifesto kitabı “proleterlerin zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyleri yok. Kazanacakları bir dünya var. Bütün ülkelerin proleterleri, birleşin!” sözleriyle son bulur (Marx ve Engels, 2019). Bu ifade proletaryanın uluslararası devrimci siyasi mücadelesine yapılan ünlü bir çağrıdır. Bu çağrı dünya ölçeğinde 19. yüzyılın ortalarından günümüze kadar gelen yaklaşık 180 yıllık zaman diliminde kimi zaman güçlü kimi zaman da pek duyulmayan bir yankı yaratmıştır. Proletaryaya ileride yeniden dönmek üzere şimdi asıl konumuz olan prekaryaya yönelelim.

Prekarya kavramının etimolojik arka planı ve kavramsallaştırılmasına yönelik öncü girişimler, terimin kullanımının ardındaki mantık, mevcut anlamı ve içeriğinin belirlenmesi için ele alınmaktadır.

Prekarya kavramının etimolojik kökenleri, Latince “precari” kelimesine dayanmakta ve bu kelime “yalvarmak”, “dua etmek” veya “rica etmek” terimleriyle özdeşleştirilmektedir. Dolayısıyla, kararsız ve sürdürülemez koşullar altında güvensizlik ve tehlikeye maruz kalmayı ifade eder. Öte yandan, Katolik geleneğinde “precarità”, bağışlara dayalı bir sosyal düzeni betimler. Buradan hareketle, kavramın kökenlerinin, kararsızlık gösteren bir hayatta kalma çabası ve dinsel içerikle derinden bağlantılı olduğu söylenebilir.

Ayrıca, Fransızca “précarité” (güvencesizlik/belirsizlik) kavramı, 1980’lerden itibaren “sosyal dışlanma”, “marjinallik” ve “kayıt dışılık” süreçleriyle yakından ilişkili olarak, Fransız sosyo-ekonomi yazınında değişen çalışma biçimlerine gönderme yapılarak yaygın olarak kullanılmıştır. Ücret ilişkilerindeki düşüş eğilimini, toplumun yapısının önemli bir parçası olarak kapsamlı bir şekilde tanımlar. Bununla birlikte, “précarité” kavramı ilk olarak 1960’ların başında Pierre Bourdieu’nün Cezayir örneğinden hareketle güvencesizlik terimiyle ifade edilen yeni egemenlik ilişkilerine girmeye zorlanan sömürge konumundaki işçi sınıfının koşullarını incelediğinde ortaya çıkmıştır (Bourdieu, 1963).

Ayrıca, “işgücü güvencesizliği”nin izlerine, Marx ve Engels’in özellikle yedek işgücü ordusunun yaşam koşullarını betimlemeye çalıştıkları eserlerinde de sıklıkla rastlanmıştır (Marx, 2009; Engels, 2010; Marx ve Engels, 2019). Bu anlamda, Jonna ve Foster (2016), işgücü güvencesizliğinin yeni bir kavram olmaktan çok uzak olduğunu dile getirmişlerdir. Onlara göre, güvencesizlik kavramı sosyalist düşüncede uzun bir tarihsel geçmişe sahiptir ve kapitalist üretim tarzının Marksist eleştirisinin ayrılmaz bir parçasıdır. Bu akıl yürütme çizgisini izleyen birçok bilim insanı, genel olarak güvencesizliğin ve özel olarak işgücü güvencesizliğinin, görece zengin ülkeler için bile bir istisna olmaktan çok, kapitalizmin tarihsel evriminde sürekli mevcut bir kural olduğunu savunmuşlardır.

Prekarya ise, “güvencesizlik” ve “proletarya” kavramlarının birleşimiyle oluşan yeni bir sözcüktür. Fransız sosyolog Appay’ın (2010) belirttiğine göre bu kavram, tüm iktisadi üretim sektörlerinde mücadele yürüten güvencesiz işçilerin ve işsizlerin bir araya gelme çabalarının bir ürünüdür. Bununla birlikte, Marx ve Engels tarafından 19. yüzyılda emeğin güvencesiz olma özelliklerinin proleterleşmenin temel bir önkoşulu olarak kabul edilmesinden bu yana, bazı araştırmacılar tarafından prekarya kavramı, proletaryanın yanlış bir alternatifi veya alt sınıflaması olarak ya da Küresel Güney’de yaşayan işçilerin büyük bir kısmının yaşam koşullarını tarif etmek amacıyla kullanılmaktadır (Jonna ve Foster, 2016).

Başlangıçta bu kavram, Avrupa kıtasındaki eylemci işçileri, farklı sosyal hareketlerin üyelerini ve protestocuları, önemli ölçüde düşük ücretlerle ve temel sosyal haklardan yoksun olarak kısa süreli, yarı zamanlı veya geçici işlerde çalışmak zorunda kalan artan sayıda insanı betimlemek için kullanılmaya başlandı.

Daha sonra Guy Standing bazı tartışmalı kuramsal ve siyasal görüşlerini de ekleyerek kavramı popülerleştirmeye çalıştı. Richard Seymour ise, prekarya teriminin kavramsallaştırılmasına ilişkin son derece etkili video konuşmasında, terimin niceliksel olarak yanlışlanabilir ve kuramsal olarak olgunlaşmamış özelliklerinin altını çizerken, onu özünde çoğunlukçu ve belirgin bir biçimde anti-kapitalist olarak benimsemeyi önerdi.

Ancak Standing, çalışma yaşamına ve yeni çalışma biçimlerine odaklanan görece erken dönem kitaplarında prekarya kavramını kullanmakta gönülsüzdü. Beyond the New Paternalism (Yeni Paternalizmin Ötesinde) başlıklı kitabı “esnek çalışanları” önemli bir “grup” olarak analizinin merkezine yerleştiriyordu (Standing, 2002). Yedi yıl sonra, Work after Globalization: Building Occupational Citizenship (Küreselleşme Sonrası Çalışma: Mesleki Vatandaşlığı İnşa Etmek) başlıklı yeni kitabında, esnek çalışanların yerini “prekarya” aldı (Standing, 2009). Ancak o dönemde bu kavram zaten aktivist örgütlerin üyeleri arasında yaygın olarak kullanılmaktaydı. Nihayet, The Precariat: The New Dangerous Class (Prekarya: Yeni Tehlikeli Sınıf) başlıklı ünlü kitabında, Marksist anlamda henüz “kendisi için bir sınıf” olmasa da, “oluşum aşamasındaki” yeni bir sınıfın, yani prekaryanın var olduğunu öne sürdü (Standing, 2011). Bu yaklaşım ve ifadelerden de anlaşılabileceği gibi, Standing aslında prekaryayı yeni bir sosyal sınıf olarak tanımlamakta oldukça tereddütlüydü. Bu konu, yazımızın ilerleyen bölümlerinde daha ayrıntılı olarak ele alınacaktır. Ancak bir tür ön bilgi veya süpriz bozan (spoiler) vermemiz istenirse, prekaryanın yeni bir sosyal sınıfı tanımlamak ve oluşturmak için oldukça zayıf temele sahip bir kavram olduğunu bu aşamada belirtmek yeterli olacaktır.

Standing’e göre, geçici işgücü statüsü, prekaryanın temel özelliklerinden birini oluşturmaktadır. Ayrıca, farklı iş güvencesi türlerinden yoksun kişiler, kırılganlıkları belirli bir dönemde elde edilen parasal gelirin sınırlarını aştığında prekaryaya dahil edilmelidirler.

Onun bakış açısından prekarya, yükselen piyasa ekonomilerinin düşük işgücü maliyetleri ve dolayısıyla yüksek kârlar yoluyla daha fazla sermaye yatırımı çekme isteğiyle ilişkili neoliberalizm ve küresel kapitalizmin doğal bir sonucu olarak algılanmaktaydı. Aslında Standing, prekarya kavramını, özellikle Çin ve Hindistan’ın son dönemdeki sanayileşmesinde ve çokuluslu şirketlerin işgücünün acımasız çalışma koşullarını göz ardı ederek benzeri görülmemiş kâr düzeylerine ulaşmasında işgücü piyasası esnekliği ve düşük maliyetli işgücü arzının yaşamsal olduğu “Çindistan”ın (Chindia) ortaya çıkışıyla ilişkilendiriyor gibi görünmektedir.

Bu nedenle Standing, geniş çalışan sınıfların güncel yaşam koşullarını, esas olarak neoliberal kapitalizmin yükselişinden kaynaklanan tamamen yeni bir olgu olarak etiketleme çabası içindedir. Bu bağlamda, prekarya gibi görece yeni kavramların tanımlanmasına ve bu kavramların kullanımına ilişkin kuramsal ve pratik gerekçelerin, bunlarla tutarlı yeni bir sınıf yapısıyla birlikte ortaya konmasına odaklanmak istemektedir[2].

Yaklaşımının başarılı olup olmadığını ve prekarya kavramsallaştırmasının sorunlu alanlarını yazı dizimizin bundan sonraki bölümlerinde ele alıp tartışmayı sürdürmek istiyoruz.

Kaynaklar

Appay, B. (2010). ‘Precarization’ and Flexibility in the Labor Process: A Question of Legitimacy and a Major Challenge for Democracy, Globalization and Precarious Forms of Production and Employment: Challenges for Workers and Unions içinde, C. Thornley, S. Jefferys ve B. Appay (eds.), Cheltenham ve Northampton: Edward Elgar, ss. 23-39.

Bourdieu, P. (1963). Travail et Travailleurs en Algérie. Paris: Mouton.

Engels, F. (2010) [1845]. İngiltere’de Emekçi Sınıfın Durumu. Çeviren: Yurdakul Fincancı, 2. Baskı, Ankara: Sol Yayınları.

Jonna, R. J. ve J. B. Foster (2016). “Marx’s Theory of Working- Class Precariousness: Its Relevance Today”, Monthly Review, 67 (11): 1-19.

Marx, K. (2009) [1867]. Kapital, 1. Cilt. Çeviren: Alaattin Bilgi, 9. Baskı, Ankara: Sol Yayınları.

Marx, K. ve F. Engels (2019) [1848]. Komünist Manifesto. Çevirmen: Nail Satlıgan, 7. Baskı, İstanbul: Yordam Kitap.

Standing, G. (2011). The Precariat: The New Dangerous Class. Londra: Bloomsbury Academic.

Standing, G. (2009). Work after Globalization: Building Occupational Citizenship. Cheltenham: Edward Elgar.

Standing, G. (2002). Beyond the New Paternalism: Basic Security as Equality. Londra: Verso.

Notlar

  1. Hoş kimi zaman meslektaşların ilgisini çekmek de pek o kadar kolay olmayabiliyor. Hele de iktisat gibi karmaşık/teknik dili, farklı alt dalları ve zengin geçmişi olan bir bilim alanında…

  2. Guy Standing’in oluşturmaya çabaladığı sınıf yapısında kullandığı ilginç gruplara ve sınıflara örnek olarak Plütokrasi veya Elitleri, Fransızca kökenli bir kavram olan ve genel olarak ücretli çalışanlar sınıfını veya ücretli çalışma sistemini ifade etmek için kullanılan “Salariat”yı, teknisyen ve profesyonellerin geleneksel yeteneklerinin bileşiminden oluşan, uzun süreli iş sözleşmesi bulunmayan ve görece yüksek gelir elde eden “Profician” grubunu verebiliriz.

Önerilen Alıntı: Alıntıyı Kopyala
H. Hakan Mıhcı (2026). Prekarya Proletaryaya Karşı (I): Prekarya Nedir?. Katman Portal. https://katmanportal.com/doi/10.5281/zenodo.19798737
  • Orta Doğu Teknik Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nden 1988 yılında mezun oldu. 1998 yılında Hacettepe Üniversitesi İktisat Bölümü’nde ekonomi doktorasını tamamladı. Aynı üniversitede uzun yıllar öğretim üyesi olarak çalıştı. Hacettepe Üniversitesi dışında akademik etkinliklerini Sussex, Göttingen ve KU Leuven üniversitelerinde yürüttü. Başlıca çalışma alanları kalkınma, çevre, çalışma ve Türkiye iktisadı ile iktisat tarihi ve politik iktisattır. Ulusal ve uluslararası dergilerde yayınlanan makaleleri, ulusal ve uluslararası kitaplarda yer alan kitap bölümleri ve editörlükleri bulunmaktadır. Halen Başkent Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nde öğretim üyesi olarak çalışmaktadır.

    Diğer Yazıları