Takip et

Yapısal Reform Üzerine

YazarDoğuhan Sündal

20 Nisan, 2026
🎧 Dinle
DOI:10.5281/zenodo.19643049 Atıf Yap ✅ Kopyalandı! Kopyala ✅ Kopyalandı!

Nedir bu ‘yapısal reform’ ve içinde bulunduğumuz bunalım ortamında bize bir çıkış sunabilecek mi anlamaya çalışıyoruz.

Geçtiğimiz iki köşe yazısında Türkiye’deki en büyük 500 firmanın geçtiğimiz yirmi yıldaki kârlılık ve üretkenlik serüvenlerinin bir incelemesini sunmaya çalıştık. Özetlersek: 2013-2022 arasında yaşanan artan kâr oranları eğilimi bir son bulmuş durumda ve buna eşlik edecek şekilde emek üretkenliğindeki büyüme oranları da geçmişte yaşanan kısa süreli artışların çok gerisinde kalmış durumdadır[1] . Bu koşullar altında büyüyen ve gelir dağılımının bozulduğu koşullarda dahi tüm sınıfların alım gücünü arttıran bir kapitalizm, tüm sınıfların bir tür işbirliğine gittikleri bir barış ortamı, Türkiye’de olasılıklar dahilinde gözükmemektedir.

Yine bu koşullar, belki kendi sınıf aidiyetlerinin etkisi belki de kapitalizmin ötesine yönelik bir güvensizlik ve inançsızlığın sonucu olarak iktisatçıları yapısal reform çağrısında bulunmaya itiyor. Nedir bu yapısal reformlar? Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (1) genel bir çerçeve sunuyor: buna göre yapısal reformlar ekonominin daha verimli çalışmasını mümkün kılan, üretim potansiyelini arttıran, arz yönlü uygulamalardır. Örnek olarak ise iş ve yatırım ortamının iyileştirilmesi, ar-ge kapasitesinin geliştirilmesi ve rekabet koşullarının iyileştirilmesi verilmiş. Vurgulamakta fayda var: rekabet eden firmalar, maliyet azaltıcı ya da geliri arttıracak teknolojiler geliştirirken, makul görünen, ancak sonuçları tüm firmalar açısından gözetilince arzu edilir türden olmayan kararlar alıyorlar ki karar aldıkları düzlemi yani bu ‘yapıyı’ reforme etme ihtiyacı doğuyor. Yani yapısal reform çağrısı ile siyaset kurumuna ‘firmalar bu koşullarda en çok bu kadar yapabiliyor, bu koşulların değişmesi gerek’ denmektedir.

Basit bir örnekle okur için bu fikrin alıcılığını göstermek isterim. Sam Bowles, gençlik yıllarının bir kısmını Hindistan’da geçiriyor ve Mikroiktisat kitabında (2) bunu her bölümün başında verdiği örneklerle bize hatırlatıyor. Bowles’un bir anısı şu şekilde: Palanpur’daki çiftçiler hasatta mümkün olan en yüksek verimi elde edemiyorlar. Neden? Çiftçilere göre ekim için en uygun olan zamanı kaçırıp geç ekim yapıyorlar, bu durumda da ürün olabilecek en yüksek verime erişemeden hasat ediliyor. Herhangi bir çiftçinin ise erkenden ekim yapmak için motivasyonu yok: eğer herkes ürününü geç ekerken yalnızca ben erken ekersem tüm tohumlarımı haşereler yer. Yani çiftçiler bir toplumsal karar problemi ile karşı karşıyalar: hepimiz erken ekim yaparsak haşere zararını paylaşmış, hasat döneminde ürünümüzü yine de geç ekim yaptığımız duruma göre arttırmış oluruz, ancak herkes geç ekerken yalnız ben erken ekersem, tüm tohumlarımı kaybederim, dahası, geç ekenler azalan arzdan faydalanıp fiyatlarını daha da arttırırlar!

Bu sorunu bir oyun haline getirelim, yani karar alıcılar, kararlar ve kararların etkileşimiyle ortaya çıkan sonuçlar olsun. Aşağıda Palanpurlu çiftçilerin karşılaştığı sorunu bu yolla ifade etmeye çalıştım: iki çiftçi olduğunu, satırların birinci, sütunların ikinci çiftçinin kararlarını temsil ettiğini düşünelim. Aşağıdaki her bir kutudaki ilk sayı birinci çiftçinin, ikinci sayı ikinci çiftçinin toplam ürününü temsil ediyor:

Şekil 1: Çiftçilerin eşanlı üretim kararları

 

Erken ek

Geç ek

Erken ek

4,4

0,3

Geç ek

3,0

2,2

Not: Satırlar birinci, sütunlar ikinci çiftçinin kararlarını göstermektedir. Ürünlerin belirtildiği her dizide ilk sayı birinci, ikinci sayı ikinci çiftçinin kararlarının kesişimi durumunda toplam ürününü göstermektedir.

Yukarıdaki tablo bize ilginç bir sorunu betimliyor. Eğer tüm çiftçiler erken ekim yaparsa, hiçbir çiftçinin kararını değiştirmek için bir sebebi yok: öteki çiftçi erken ekerken ben geç ekersem 4 ton yerine 3 ton üretebileceğim. Eğer tüm çiftçiler geç ekim yaparsa, hiçbir çiftçinin erken ekmek için bir sebebi yok: herkes geç ekim yaparken ben erken ekim yaparsam 2 ton yerine 0 ton üretebileceğim. Peki üreticilere kendileri ve toplum için doğru olan kararı nasıl aldıracağız?

Şekil 2: Çiftçilerin ardışık üretim kararları

Not: İkinci çiftçi ancak birinci çiftçi karar verdikten sonra karar verebilir.

Yukarıdaki örnekte çiftçilerden birine ilk kararı alma hakkı verdik, yani ilk çiftçi ekim yapıncaya kadar ikinci çiftçi ekim yapamaz. İlk çiftçinin karara varması gerekli: erken mi ekmeli, yoksa geç mi? Diyelim geç ekti, yani yukarıdaki seçeneklere bakarsak, oyunu sağ tarafa kaydırdı. Şimdi ikinci çiftçinin önünde tek makul ve mümkün seçenek var: geç ekmek. Aksi takdirde hiç üretim yapamayacak ve 0 ton ürün elde edebilecek. Ya ilk çiftçi erken üretmeyi seçseydi? Bu durumda oyunu sola taşımış olur ve ikinci çiftçinin önünde iki seçenek belirir: erken ekime erken ekimle yanıt vermek ve 4 ton üretmek, erken üretime geç üretimle yanıt vermek ve 3 ton üretmek. Ve sonunda, ilk çiftçi oyuna ikinci çiftçi açısından bakınca görür ki, eğer ilk çiftçi erken ekim yaparsa, ikinci çiftçi de erken ekim yapar ve iki çiftçi de 4’er ton ürün elde etmiş olurlar.

Yapısal dönüşüm sorunu ve çiftçilerin sorununun benzer ve örtüşmez yanlarını vurgulayalım: üreticiler sahip oldukları bilgi dahilinde makul davranıyorlar, ancak sosyal anlamda verimli olan kararları almakta zorlanabiliyorlar. Yukarıda sunduğumuz çözümün farklı toplumlarda çok farklı örneklerini bulmak mümkün: yaş, cinsiyet, cinsel yönelim, din, mezhep, dil, ırk ya da etnisiteye dayalı hakların dağıtılması, ihtiyaç ya da üretkenliğe dayalı önceliklendirme, yani bir şekilde kararların eş anlı verilmesindense sırayla alınması bir çözüm olarak görülebilir. Buna karşılık, bu tür “oyunların” Hindistan’ın karşı karşıya kaldığı emperyalist saldırganlığı küçümsediği, uzun vadeli etkilerini ya yanlış anladığını ya da bunlara hiç değinmediğini de savunabiliriz. Ve en önemlisi, tarihin belli bir aşamasında üretimi arttıran yapılar, örneğin yukarıda saydığım sosyal hiyerarşiler, zaman ilerledikçe bu rolü artık üstlenememeye başlayabilirler.

Benim bu örnekle vurgulamaya çalıştığım sorun tam da bu kesişimde yer alıyor: kapitalizm tarih sahnesinde bir rol üstlendi, ancak bu rolü, bugün artık aynı verimle oynayabiliyor gibi görünmüyor. Düşük büyüme oranları ve ekonomik durağanlığın yan etkileri, örneğin Piketty’ye (3) göre artan varlık eşitsizliği, yapısal reformu zorunlu kılıyor. Bu koşullar altında soralım: işçi-patron hiyerarşisi bir zorunluluk mu?

Önümüzdeki yazılarda ücretli emeğin tarihsel rolünü ve bu ilişkinin alternatiflerini ele almaya çalışacağız.

Kaynakça

  1. https://herkesicin.tcmb.gov.tr/wps/wcm/connect/ekonomi/hie/icerik/yapisal
  2. Bowles, Samuel. “Microeconomics: behavior, institutions, and evolution.” Microeconomics. Princeton University Press, 2009.
  3. Piketty, Thomas. Capital in the twenty-first century. Harvard University Press, 2014.

Notlar

  1. Erol Taymaz ve Hasan Cömert hocalarıma ISO 500 verilerinde de etkisini gözlemleyebildiğimiz enflasyon düzeltmesi etkisine dikkatimi çektikleri için teşekkür ederim. 2022 sonrasında firma varlıklarının enflasyon düzeltmesi etkisi ile belirgin bir artış yaşaması, kâr oranlarında gözlemlenen sert düşüşün bir nedeni olarak görülebilir. ISO 2023-24 raporlarında düzeltme öncesi veriler kullanılarak daha önceki yazılarımda tespit ettiklerime benzer eğilimler tespit edilmiş.

Önerilen Alıntı: Alıntıyı Kopyala
Doğuhan Sündal (2026). Yapısal Reform Üzerine. Katman Portal. https://katmanportal.com/doi/10.5281/zenodo.19643049
  • Bilkent Üniversitesi Ekonomi Bölümü'nde 2014 yılında lisans, 2016 yılında yüksek lisansını, University of Utah’ta 2022 yılında ekonomi doktorasını tamamladı. Karşılaştırmalı siyasal iktisat, rekabet ve kompleksite kuramları alanlarında çalışmalarını sürdürmektedir. Makaleleri Metroeconomica, Economic Modeling, Journal of Evolutionary Economics gibi dergilerde yayımlanmıştır. Halen California State University, San Bernardino Ekonomi Bölümü'nde öğretim üyesidir.

    Diğer Yazıları