Takip et

Sesi Bastırılan Sınıf: Ekonomik Düzenin Çıktısı Olarak Sendikal Baskı

YazarYaren Küçükkör

27 Nisan, 2026
🎧 Dinle
DOI:10.5281/zenodo.19728545 Atıf Yap ✅ Kopyalandı! Kopyala ✅ Kopyalandı!

Türkiye’de sendikalara olan baskı yalnızca bir hukuki karar meselesi değil. Düşük ücretlerin, kısık grev hakkının ve kronik işsizliğin üzerinde yükselen bir ekonomik düzenin kaçınılmaz sonucu.

Son zamanlarda işçi direnişlerini, grevleri, sendikacılara yönelik baskıyı haberlerde sıklıkla görüyoruz. Bu haberleri okurken çoğunlukla kimlerin nasıl talepleri olduğunu ve bundan dolayı da istenen hukuki tabloyu görüyoruz. Birçok soruşturma, yargılama, tutuklama karşılıyor bizi. Oysa bu tablonun iktisadi arka planını okumadan geçmemek gerek: Neden bu topraklarda işçi sınıfının yükselen sesi bu kadar sert bir baskıyla karşılanıyor? Bu yazı da bu soruyu anlamaya çalışıyor. Sendikacılara yönelik baskı, yalnızca siyasi kararlarla ya da hukuki bir okumayla eksik kalacağından bu durum belirli bir ekonomik düzenin çıktısı olarak değerlendirilmeli de. Bu yazıda emek payının Türkiye ekonomisindeki yerini, Türkiye’deki sendikal yoğunluğun durumunu ve bu ikisi arasındaki ilişkiyi incelemeye çalışacağım.

Bölüşüm dinamikleri

Bu başlık çok geniş bir kapsama sahip olsa da bu yazı için sadece küçük bir yerine değinebileceğim. Türkiye’de bölüşüm ilişkilerine tarihsel olarak bakılmak istendiğinde bakılacak ilk kaynaklardan biri olan Korkut Boratav’ın “Türkiye İktisat Tarihi, 1908-2015” kitabına bakmakta fayda vardır. İşçi sınıfı ve sendikaların kuvvetli olduğu bir dönem oldu mu diye düşünüldüğünde 1962-1976 yılları gösterilebilir. Korkut Hoca’nın anlattıklarına göre bu dönemde reel bir gelir artışı gözlemlenmiştir. Hatta 1963 yılı ücretleri 100 olarak kabul edildiğinde 1976’da ücretler 220’ye kadar çıkmıştı. İşgücü ödemeleri de milli gelirden %35’lik gibi bir pay almaktaydı. Öte yandan sınai katma değerden alınan pay 1963-1972 yılları arasında gerilemiş ve işçi sınıfının da göreli durumu burada bozulmuştu. Ancak 1973’ten itibaren emek-sermaye mücadelesi, sendikal hareketlerin daha da kuvvetlenmesine paralel olarak o yıldan sonra ücretlerin payı her yıl artmıştır. Yaşanan küresel petrol krizinden sonra artan enflasyona rağmen reel ücretler gerilememiştir. Üstelik işçi sınıfı buna karşı bir mücadele vermiş, hatta bu yüzden ücret-kâr ilişkisi 70’lerin ikinci yarısından itibaren sanayi sermayesinin aleyhine dönmüştür. Sendikalar da bu dönemlerde toplu iş sözleşmesi görüşmelerinde reel ücretlerin aşağıya çekilmesini reddetmiş ve bunda başarılı da olmuşlardır. Kısacası dönemin sonlarına doğru işçi sınıfının ekonomik mücadelesi popülist modelin hazmedebileceği ödün sınırlarını aşan başarılar elde etmeye ve geleneksel ekonomik dengeleri de tehdit etmeyi de başlamıştı. Sendikal faaliyetlerin bu kadar kuvvetlenmesi, işçi sınıfının yükselen sesi cezasız kalmamış olup 1980 darbesiyle büyük engellerle karşılaşmışlardır. Neoliberal politikalarla beraber emeğin payı Türkiye ekonomisi içinde erimiş olup %20’lere kadar gerilemiştir. Bu orandaki ücret payı da bize o dönemlerden miras kalmıştır.

Şekil-1’e baktığımızda ise uzun yıllardır emek payı ekonomi içerisinde %25 civarlarında bir paya sahipti. 2001 krizinden sonra yavaş yavaş da olsa pay artarak ilerlese de bu nasıl oldu? Sendikaların ve işçilerin pazarlık gücü mü kuvvetlenmişti gerçekten? Bunu sorduğumuzda ise emeğin payının daha da arttığı dönemlerde, enflasyon kendini çok daha fazla hissettirmektedir. 2022 yılında %23,4 civarlarıyla dip noktasına ulaşan işgücü ödemelerinin GSYİH içindeki payı 2024’te %32,9 seviyelerine ulaşmıştır. Bu yükseliş ise pazarlık gücünden ziyade bir seçim politikası olarak EYT kaynaklı tazminat ödemeleri, asgari ücret artışları gibi dinamiklerin sonucudur. Dolayısıyla, güncel verilerdeki bu iyileşme emeğin yapısal güçlenmesi değil de enflasyon ortamı ve seçim politikalarıyla olan bir bölüşüm onarımı olarak da okunabilir.

Şekil 1 – Toplam işgücü ödemelerinin GSYİH içindeki payı, cari fiyatlarla, 1995-2025

Kaynak: TÜİK

Sendikaların durumu

Şekil-2’ye baktığımızda ise Türkiye’deki sendikalaşma oranlarını görüyoruz. Resmi ve fiili sendikalaşma arasındaki fark ise resmi sendikalaşmada kayıtdışı işçiler dahil edilmezken fiili sendikalaşmada kayıtdışı işçiler de dahil edilmektedir. Aslında kayıtdışı istihdamı da kattığımızda gerçekleşenden çok daha düşük bir sendikalaşma oranına sahibiz. Yıllar içerisinde sendikalaşma oranında artış trendi görülse de bu artışın niteliğini tartışmak gerekir. 2013’te çıkan 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşme Kanunu ile sendika üyeliği e-devlet üzerinden yapılabilir hale geldi; bu kolaylık üye sayısını artırırken sendika içi bağları da zayıflattığına dair eleştirileri de beraberinde getirdi. Dolayısıyla rakamların yansıttığından daha kırılgan bir sendikalaşma tablosuyla karşı karşıyayız. DİSK-AR’ın ÇSGB verilerinden “Sendikalaşma ve Toplu Pazarlık Raporu”na göre derlediği Ocak 2026 verilerine göre Türkiye’de 16 milyon 699 bin kayıtlı işçinin yalnızca 2 milyon 414 bini bir işçi sendikasına üye. Resmiyette böyleyken fiili sendikalaşmayı düşündüğümüzde toplu iş sözleşmeleri bunun da altında kalıyor. Buradan çıkarılacak sonuç ise aslında işçilerin büyük bir çoğunluğunun ücreti toplu bir pazarlık gücü olmadan, sözlerini söyleyebilecekleri masaya oturmadan belirleniyor.

Peki sendika olmadığında işçinin elinde ne kalıyor? Çalışmalarının karşılığını alabilmek için ellerinde kalan şey ise işlerini bırakmak veya greve çıkmak oluyor. Daha iyi çalışma koşulları, daha yüksek bir ücret alabilmek için ellerinde her zaman bir koz olarak bu bulunsa da Türkiye’deki işsizlik oranları bunu söylemiyor. TÜİK’in açıkladığı ve DİSK-AR’ın “İşsizliğin Görünümü” araştırmasında 2025’in son çeyreğinde işsizlik %8,6’dır. Ancak bunun arka planında geniş tanımlı işsizlik %28,6’ya kadar çıkmış olup, ne eğitimde ne istihdam olan gençlerin oranı da %22,4’lere gelmiş durumda. Yani aslında gösterilenin aksine çok daha derin bir işgücü kırılganlığı mevcut.

İşçiler haklarını aramak için greve çıkmak istediklerinde ise Türkiye’deki grev hakları da pratikte oldukça kısıtlanmış bir noktada. Her ne kadar kağıt üstünde Türkiye’de bir grev hakkı olsa da hükümet grevlere birçok kez müdahale edebilmektedir. Örneğin havacılık, petrokimya, metal gibi sektörlerde ilan edilen grevlere genel sağlık ve milli güvenlik gerekçesiyle müdahale edilmekte, Bakanlar Kurulu kararı ile de ertelenebilmektedir. Oksijen’de geçen sene yayınlanan bir habere göre son 22 yılda 22 grev engellenmiş ve bu grev yasaklarından yaklaşık olarak 200 bin işçi etkilenmiştir. Yani işçiler greve çıkmak istediğinde de bu haklarını kullanamamaktadırlar.

Şekil 2 – Resmi ve fiili sendikalaşma oranları, 2013-2026

Kaynak: DİSK-AR (ÇSGB verilerinden derleme)

Hem işsizliğin aslında yüksek olduğu hem de grevlerin engellerle karşılaştığı bir ortamda işçilerin elindeki güç de ellerinden alınmaktadır. Kalecki (1943) “Tam İstihdamın Siyasi Yönleri (Political Aspects of Full Employment)” makalesinde bunu sınıfsal bir disiplin olarak ele almaktadır. Makaleye göre sendikalar ve grev hakkı, işverenin iş yerindeki otoritesini sınırlamaktadır. İşçilerin sendikalı olması ve grev yapabilme olanağı “kovulma tehdidini” bir disiplin aracı olmaktan çıkarır ve bu sayede işçi sınıfının özgüveni artar, işverenin konumu sarsılır. Sendikalar tam da bunu mümkün kılarlar. Dahası, işverenler aslında kârlarının yükselmesinin yanı sıra iş yerlerindeki disiplini ve siyasi istikrarı önemseyebilmektedirler. Sermaye sınıfı da güçlü sendikalara hem ekonomik hem de siyasi bir motivasyon olarak bu yüzden karşı çıkmakta ve sendikaların bastırılmasını bir çözüm olarak kendinde bulmaktadır. Bunu da Türkiye’den okuduğumuzda ise örnek olarak yukarıda konuştuğumuz sendikal faaliyetlerin güçlü olduğu o dönemlerin sonunda 1980 darbesiyle DİSK’in kapatılması, şimdi ise sendikacıların tutuklandığı haberleriyle yaşıyoruz.

Sonuç olarak

Türkiye’de işçi sınıfının çok daha güçlü olduğu dönemler de yaşandı çok daha zayıf olduğu dönemler de. Sendikal baskı da aynı şekilde yeni bir olgu değil. Ancak son yıllarda bu baskının niteliği idari engeller veya yasal kısıtlamalar değil de daha sıkı bir cezai yaptırım olarak karşımıza çıkmaya başladı. Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu’nun Küresel Haklar Endeksi’nde Türkiye, “Hak Güvencesi Olmayan” ülkeler kategorisinde yer almaktadır. Hatta 2025’te Türkiye, işçiler için en kötü 10 ülke arasında yer alıyor. Türkiye’deki işçilerin durumu küreselle kıyaslandığında da oldukça kötü bir durumda. Buna karşı mücadele edenler ise cezasız kalmamakta.

Yoksulluğun oldukça derinleştiği bir dönemde işçilerin taleplerini haykırması kadar doğal bir talep yoktur. Kolektif bir şekilde hareket edebilen işçiler ve sendikalar da güncel ekonomik ve siyasal iktidarı sarsacağından her geçen gün daha da sert bir tepkiyle karşılaşmaktadırlar. Sendikacı tutuklamaları bu bağlamda okunduğunda yalnızca hukuki karar olmaktan çıkıyor. Örgütlenme alanının kısıtlanması, işçi sınıfının kolektif sesinin kısılması bunlar birbiriyle bağlantılı süreçler. Ve bu süreçlerin arkasında yalnızca siyasi bir irade değil, belirli bir ekonomik düzeni sürdürme mantığı yatıyor.

Kaynakça

Boratav, K. (1988). Türkiye iktisat tarihi, 1908-2015, 24.Baskı, İmge Yayınevi.

Türkiye İstatistik Kurumu, Ulusal Hesaplar. https://veriportali.tuik.gov.tr/tr

DİSK-AR. (2026). Sendikalaşma ve toplu pazarlık raporu (Ocak 2026). Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Merkezi. https://arastirma.disk.org.tr/wp content/uploads/2026/01/Sendikalasma-ve-Toplu-Pazarlik-Rapor-Ocak-2026-1.pdf

DİSK-AR. (2025, Ekim). İşsizliğin görünümü raporu (Ekim 2025). Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Merkezi. https://arastirma.disk.org.tr/wp-content/uploads/2025/10/Issizligin-gorunumu-Ekim-2025.pdf

Türkiye İstatistik Kurumu Ne Eğitimde Ne İstihdamda Olan Genç Nüfusun Bitirdiği Eğitim Düzeyi https://veriportali.tuik.gov.tr/tr/databrowser/tuik/categories/8/8_2/8_2_2/8_2_2_3/TR,DF_ISGUCU_DONEM_NEET_EGITIM,1.0

Oksijen. (2025, 31 Temmuz). Eti Maden grevi ertelendi: 2002’den bu yana 22 grev engellendi. https://gazeteoksijen.com/turkiye/eti-maden-grevi-ertelendi-2002den-bu-yana-22-grev-engellendi-247888

Kalecki, M. (1943). Political aspects of full employment. The Political Quarterly, 14(4), 322–330. http://gesd.free.fr/kalecki43.pdf

ITUC. (2025). 2025 ITUC global rights index: The world’s worst countries for workers. International Trade Union Confederation. https://www.ituc csi.org/IMG/pdf/en__global_right_index_2025__final_web.pdf

Önerilen Alıntı: Alıntıyı Kopyala
Yaren Küçükkör (2026). Sesi Bastırılan Sınıf: Ekonomik Düzenin Çıktısı Olarak Sendikal Baskı. Katman Portal. https://katmanportal.com/doi/10.5281/zenodo.19728545
  • Orta Doğu Teknik Üniversitesi İktisat Bölümü’nden Ocak 2025’te mezun oldu. Mezuniyetinin ardından Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı’nda (TEPAV) araştırmacı olarak çalıştı. Eylül 2025 itibarıyla Orta Doğu Teknik Üniversitesi İktisat Bölümü’nde yüksek lisans eğitimine ve aynı bölümde araştırma görevliliğine başladı. Politik iktisat, kalkınma iktisadı ve toplumsal cinsiyet iktisadı başlıca ilgi alanlarıdır.

    Diğer Yazıları