Müjde! “Ev hanımlarına” “çalışmadan” emeklilik yolu açılıyor… Ev emekçileri, bakım verenler, ev işçileri, bakım hakkı ve kamusal bakım hizmetleri hakkında kanun teklifi TBMM’de.
6 Ağustos 2026’da TBMM’ye, ev emekçileri, bakım emeği ve bakım hakkı konulu bir kanun teklifi sunuldu. Medyada, yasayla birlikte, ev kadınlarının emeklilik ve sağlık primlerinin Hazine tarafından karşılanmasının öngörüldüğü belirtilirken teklifin sadece bir sosyal güvenlik düzenlemesiymiş gibi kısıtlı aktarıldı. Oysa teklif hem kavramsal yaklaşımı hem de sunduğu öneriler itibarıyla, bakım hakkı ve ulusal bakım politikası gibi başlıkları da içeren kapsamlı bir metin. Bu yazıda gündemdeki haberlerden yola çıkarak, ev emekçilerinin sigortalanması meselesine katkı sunmaya çalışacağım.
İktidar partisi, özellikle de seçim dönemlerinde ev kadınlarına emeklilik vaadini gündeme getiriyor. Bir önceki seçimde de evlilik süresine ve çocuk sayısına göre erken emeklilik olanakları seçim vaatleri arasında yer almıştı. Seçim sonrasında vaatlerin gerçekleşmesi bir yana, konu esaslı biçimde tartışılmadı bile. 2026 yılı mayıs ayında muhalefet partisince verilen soru önergesiyle vaatlerin sonuçlarının ne olduğu sorulduğunda meclis gündemine taşınabildi. Şimdiyse konu, başka bir siyasi parti tarafından bildiğimiz kadarıyla ilk kez bir kanun teklifi olarak hazırlandı ve ilgili komisyonlarda görüşülmeyi bekliyor. Komisyonlardan geçip Genel Kurul’a taşınıp taşınmayacağı ise meçhul.
Kanun teklifi, öncelikle ev emekçisine ve ev içi emeğe hukuki bir statü kazandıracak potansiyele sahip, dolayısıyla yürürlüğe girmesi bu alanda hiç de küçümsenmeyecek bir gelişme olacaktır. Metinde “ev emekçisi”, “ücret almaksızın kendi hanesinde ev içi emek ya da bakım emeğini sürekli yerine getiren ve zorunlu sigortalılık gerektiren başka bir işte çalışmayan herhangi bir kişi” olarak tanımlanıyor (Madde 3/f). Burada ne cinsiyet belirtiliyor ne de yaş sınırı, gelir veya medeni hal şartı da aranmıyor. Teorik olarak bir erkek de “ev emekçisi” ya da “bakım veren” statüsünde olabilir. Ayrıca bağımlı bir bireye (çocuk, yaşlı, engelli, hasta) sürekli bakım veren kişilere mesleki eğitim, psikososyal destek ve hukuki danışmanlık hakkı tanınıyor (Madde 6). Herhangi bir kısıtlayıcı kriter getirilmeden bu denli geniş kapsamlı tanımlanmış olması olumlu ve önemli bir adım. Fiiliyatta ev emekçilerinin ezici çoğunluğunun kadın olması medyada “ev kadınlarının sigortasının devlet tarafından ödenmesi” şeklinde geçmesinin de nedeni. Bu noktada, medyadaki bilginin düzeltilmesine ihtiyaç var.
Benzer yasal değişiklikler pek çok ülkede yapılmış. Süreç yıllar almış olsa da artık birikmiş ülke deneyimleri var. Devletlerin, tüm yurttaşların sosyal koruma hakkına erişimini sağlama yükümlülüğü gereğince; kişiler bakım yükü veya ailevi nedenlerle işgücüne katılamadığı için emeklilik ve sosyal koruma haklarına erişemiyorsa, bu açığın devlet tarafından kapatılması gerekli. Bu OECD ülkeleri başta olmak üzere yaygın bir uygulama. Örnekler[1] incelendiğinde gözlenen ortak özelliklerden biri, uygulanan politikaların işgücü piyasasının dışında kalanların yaşlanmayla birlikte yoksullaşmasını önlemek ve emeklilik hakkına erişimde karşılaşılan eşitsizliği kapatmak amacıyla tasarlanmış olmaları. Çocuk bakımı nedeniyle bakım sigortası sağlanması neredeyse tüm OECD ülkelerinde uygulanırken, yaşlı ve yetişkin bakımına yönelik bakım sigortası uygulamaları da giderek yaygınlaşıyor. Almanya’da 1995 yılında genişletilen bakım sigortası sistemi, belirli koşulları karşılayan bakım verenlerin emeklilik primini karşılıyor. Bakım verenler haftada en az 14 saat ücretsiz bakım sağlıyorsa, haftada 30 saatten az çalışıyor ve bakımı yapılan kişi uzun süreli bakım sigortası programı aracılığıyla yardım alıyorsa; yaşlı ya da yetişkin bakımı verenler de bakım sigortasından yararlanabiliyor.
Peki Türkiye’de mevcut durumda ev emekçisi kimdir? TÜİK’in işgücü kategorileri üzerinden çeşitli “ev emekçisi” tanımları türetilebilir. İstatistikler üzerinden yapılacak kaba bir senaryo analizi, olası mali büyüklüğünü görmek için de faydalı olabilir. Mali büyüklüğü önemli mi? Karşılaştırmalı olarak politika maliyetleri ele alınması ve planlama yapılması durumunda, evet önemli. 2026 yılında ev kadınlarının isteğe bağlı sigorta kapsamında ödediği asgari aylık prim tutarı olan 10.899,90 TL üzerinden, 2026 yılı II. Çeyrek Hanehalkı İşgücü verilerine göre ailevi ve diğer nedenlerle işgücü dışında kalan 4 milyon 278 bin ve ev işleri nedeniyle işgücü dışında kalan 5 milyon 510 bin kadın nüfusu üzerinden hesapladığımızda, ilk grup 2026 yılı merkezi bütçesinin %2,96’sına, bu iki grubun toplamı olan yaklaşık 9 milyon 788 bin kadın ise bütçenin %6,75’ine denk düşen bir büyüklüğe ulaşıyor. Bu rakamlar tek başına bakıldığında çok büyük görünüyor. Ancak şunu da belirtelim: 2026 bütçesinin kendi içindeki en büyük ve en az tartışılan kalemiyle, faiz giderleriyle kıyaslandığında tablo değişiyor. 2026’da faiz için ayrılan kaynak 2,7 trilyon TL; bu, toplam bütçenin %14,5’inin doğrudan faize gittiği anlamına geliyor.
Bu ölçekte bakıldığında, ev kadınlarına emeklilik teklifinin en dar senaryosu (yalnızca ailevi nedenlerle işgücü dışında kalan grup için, 560 milyar TL) tek başına ödenen faiz harcamalarının yalnızca beşte biri kadar; iki grubun toplamını kapsayan orta senaryo bile faiz giderinin ancak yarısına (%46,7’sine) yaklaşıyor. Diğer bir deyişle, bütçenin kendi içindeki önceliklendirmesi düşünüldüğünde, sigorta harcaması gerçekten devede kulak kalıyor. Faiz gibi tartışmasız kabul edilen bir kalemle kıyaslandığında, “bu kaynak nereden bulunacak” itirazı kolayca zayıflatılabilir; meselenin özü, bütçe önceliklerinin kimin lehine kurgulandığı aslında.
Türkiye’de mesele sadece kaynağın nereden bulunacağına indirgenecek kadar basit değil. Eğer kanun teklifi, ev emekçilerinin yaşam boyu katlandığı bakım yükünün toplumsal cinsiyet ekseninde yeniden dağılımını dönüştürmeyecekse, bakım hizmetlerindeki açık kapatılmayacaksa[2], kadınları “ev kadınlığına” zorunlu hale bile getirebilir. Endişe verici nokta da tam burada kilitleniyor. Teklifin tam metni, medyaya yansıyan özetlerden daha kapsamlı: belediyelere bakım hizmetlerini genişletmeleri hususunda kurumsal yükümlülükler getiriyor (Madde 27), atılacak adımların uygulanmasına dair izleme ve raporlama mekanizması öngörüyor (Madde 29), bakım verenlere mesleki eğitim hakkı tanıyor (Madde 6) ve altı ayrı kanunda eşzamanlı değişiklik öngörüyor. Ev emekçilerinin kaydı yalnızca bireysel başvuruya bağlı değil; kamu kurumlarının elindeki kayıtlar üzerinden resen tescil de yapılabiliyor (Madde 11); yani kadının kendi emeğini “iş” olarak tanımlayıp tanımlamaması, hakka erişimin önünde mutlak bir engel değil.
Teklif niyet olarak çok boyutlu önlemler içeriyor olsa da, uygulamada medyaya yansıdığı haliyle ev kadınlarının emekliliği maddesine sıkışıp kalma riski taşıyor. Bu riskin ne kadar somut olduğunu karşılaştırmalı ülke örnekleri netleştirebilir. Almanya’da bakım sigortası ya da bakım kredisi olarak bilinen uygulama, somut koşullara (haftalık asgari bakım saati, bakılanın resmi yardım alması) bağlı ve ayrı bir sigorta fonundan finanse ediliyor. Resmi istatistiklere göre sistem, 2005’ten bu yana kademeli büyüyerek 2024 itibarıyla 1.663.490 kişiyi kapsamış ve yıllık mali yükü 4,1 milyar Euro büyüklüğünde[3]. Fransa’daki uygulamanın da Almanya’ya benzer yararlanıcı sayısı olduğu belirtiliyor. İspanya’da devlet doğrudan finanse ediyor ama yalnızca resmi “bağımlılık” statüsü verilmiş kişilere bakım verenleri kapsıyor; 2019 itibarıyla sadece 40.076 kişi dahil[4]. Bu kadar düşük kapsamda kalmasının nedenlerinden biri, programın kriz yıllarında kesintiye uğraması: sistem 2012’de mali kriz döneminde durdurulup 2019’da yeniden başlatılmış.
Türkiye için söz konusu kanun teklifinde maliyeti devletin doğrudan finanse etmesi öngörülüyor ve kapsam kriteri çok geniş. Potansiyel olarak kapsanacak kişi sayısı 4,3 ilâ 9,7 milyon arasında değişebilir, yani Almanya ve Fransa’nın ulaştığı ölçeğin 2,5-6 katı kadar. Ama bu karşılaştırmanın gözden kaçırdığı asıl fark, tasarımdan önce gelen bir başlangıç noktası farkı: Türkiye’deki mevcut işgücü piyasasının yapısal durumu. Almanya’da kadınların işgücüne katılım oranı %73 civarında; Türkiye’de ise 2026’nın ikinci çeyreğinde %35,3 düzeyinde ve Almanya’daki oranın neredeyse yarısı. Almanya’da cinsiyete göre işgücüne katılım farkı 5-7 puanı geçmezken, Türkiye’de bu fark yaklaşık 35 puan[5]. Ayrıca Türkiye, 0-2 yaş grubunda çocukların kurumsal bakıma kayıtlılık oranında OECD ülkeleri arasında en alt sırada yer alıyor. Almanya’da bu oran (%37,8) diğer OECD ülkelerine kıyasla düşük de kalsa Türkiye’deki tabloyla kıyaslanamıyor.
Bu, iki ülkedeki politikanın farklı sorunlara cevap verdiği anlamına geliyor. Almanya’da ve benzer biçimde Fransa’da bakım sigortası, zaten yüksek katılımlı bir işgücü piyasasında, çalışan bir kadının bakım nedeniyle geçici olarak kesintiye uğrayan kariyerini ya da risk altındaki emeklilik hakkını telafi eden bir mekanizma niteliğinde, kısacası bir açığı kapatıyor. Zira, her iki ülkede de yararlanıcı sayısı, Almanya’da yaklaşık 1,66 milyon, Fransa’da yaklaşık 1,5 milyon olmak üzere, toplam nüfusa oranla küçük kalıyor. Türkiye’deki teklif ise zaten işgücünün tamamen dışında olan, devasa bir kitleye geriye dönük bir emeklilik hakkı tanımaya çalışıyor. Türkiye’de bunun, kesintiye uğrayan bir kariyeri telafi etmekten çok, kadınlar için ne ifade ettiğini iyi düşünmek gerekiyor.
İktisatta hanehalkı, uzun süre, sanki tüm bireyler ortak bir refahı optimize ediyormuş gibi, tek ve uyumlu bir karar birimi olarak ele alınıyordu. Başta feminist yaklaşım olmak üzere farklı yaklaşımlar bu varsayımı sarstı ve hanenin, Amartya Sen’in deyimiyle işbirliği ile çatışmanın iç içe olduğu bir alan olduğu kabul gördü. Bu görüşlere göre hane içinde kararları güç[6] ilişkileri belirliyor. Gücü belirleyen unsurlardan biri bireyin haneye “algılanan katkısı” yani bireyin gerçekte ne kattığından çok, bu katkının nasıl algılandığı[7]. İkinci unsur ise “algılanan meşruiyet” yani bireyin hane kaynaklarından alacağı pay, yalnızca kendi geliriyle ya da kendi algısıyla değil, toplumun bu payı ne kadar “meşru” gördüğüyle belirlenir. Ev içi emeğin iş sayılmaması, bu emeğin bir hak temeli olarak görülmemesinden kaynaklanır. Az görünen katkı, hane kaynaklarından daha az pay almayı beraberinde getirir; bu da katkının bir kez daha az görünmesini pekiştiren bir döngü yaratır.
Bu çerçeveden bakıldığında, ev emekçilerine emeklilik hakkı, kadının emeğine meşru bir statü kazandırarak bu döngüyü kısmen kırabilir. Özellikle boşanma gibi durumlarda ileride emeklilikle birlikte bağımsız bir gelir kaynağı sağlayarak, kadının hane içindeki pazarlık gücünü artırabilir, keza teklifin en somut olumlu katkısı da bu sayılabilir. Öte yandan ise, Bina Agarwal’ın vurguladığı gibi, kadının evlilik içindeki gücü yalnızca bugünkü veya gelecekteki gelirle değil; mülkiyet sahipliği, işgücü piyasasına erişimi kolaylaştıran politikalar, sosyal destek ağları ve toplumsal normlarla da belirlenir. Teklif bu etmenlerden yalnızca gelecekteki gelire odaklanıyor; bu haliyle kanun, bakım yükünü azaltıyor mu, yoksa kadının bu yükü taşımaya devam etmesinin gerekçelerini mi güçlendiriyor? Mali büyüklükten bağımsız olarak, politikanın gerçek etkisini belirleyen asıl eksen bu.
Bu yazı, Katman’a uzun bir aradan sonra dönüşümle birlikte kaleme aldığım ilk metin. Yeniden özgürce yazabiliyor olmak mutluluk verici. Bu süreçte yanımda olan, destekleriyle beni hiç yalnız bırakmayan tüm Katman dostlarıma yürekten teşekkür ederim.
Kaynakça
Agarwal, B. (1997). ‘”Bargaining” and gender relations: Within and beyond the household. Feminist economics, 3(1), 1-51.
BMG (Bundesministerium für Gesundheit). (2025). Zahlen und Fakten zur Pflegeversicherung. Almanya Federal Sağlık Bakanlığı. https://www.bundesgesundheitsministerium.de/fileadmin/Dateien/3_Downloads/Statistiken/Pflegeversicherung/Zahlen_und_Fakten/Zahlen-Fakten_Pflegeversicherung.pdf
Jankowski, J. (2011). Caregiver credits in France, Germany, and Sweden: lessons for the United States. Soc. Sec. Bull., 71, 61.
OECD (2025), “Women, work and the population puzzle: Gender-sensitive responses to demographic change”, OECD Public Governance Policy Papers, No. 80, OECD Publishing, Paris, https://doi.org/10.1787/5e2e6aae-en.
Sen, A. (1987). Gender and cooperative conflicts. WIDER WP18. Erişim: https://ageconsearch.umn.edu/record/295507/files/WP18.pdf
T.C. Hazine ve Maliye Bakanlığı. (2026). Merkezi yönetim bütçe istatistikleri.
TÜİK (2026). Hanehalkı işgücü istatistikleri.
SGK (2026) İlk defa isteğe bağlı sigortalı olanlar: https://www.sgk.gov.tr/Content/Post/12233982-f17a-40fe-81ae-bfd9155339d7/Ilk-Defa-Istege-Bagli-Sigortali-Olanlar-2026-01-12-09-48-59
Special Agreements For Non-Professional Caregivers On The Rolls https://www.seg-social.es/wps/portal/wss/internet/Trabajadores/Afiliacion/10547/51635/51636#51637
Notlar
- Jankowski, J. (2011). Caregiver credits in France, Germany, and Sweden: lessons for the United States. Soc. Sec. Bull., 71, 61. ↑
- Bu konuya hak ettiği özeni gösterdiği için Katman’a çok teşekkürler. İlgili tartışmalar için, konuyu farklı boyutlarıyla inceleyen Selin Seçil Akın, Yaren Küçükkor ve Özge İzdeş,’in sunduğu katkılara bakılabilir. ↑
- BMG (Bundesministerium für Gesundheit). (2025). Zahlen und Fakten zur Pflegeversicherung. Almanya Federal Sağlık Bakanlığı. https://www.bundesgesundheitsministerium.de/fileadmin/Dateien/3_Downloads/Statistiken/Pflegeversicherung/Zahlen_und_Fakten/Zahlen-Fakten_Pflegeversicherung.pdf ↑
- Special Agreements For Non-Professional Caregivers On The Rolls https://www.seg-social.es/wps/portal/wss/internet/Trabajadores/Afiliacion/10547/51635/51636#51637 ↑
- OECD (2025), “Women, work and the population puzzle: Gender-sensitive responses to demographic change”, OECD Public Governance Policy Papers, No. 80, OECD Publishing, Paris, https://doi.org/10.1787/5e2e6aae-en. Ayrıca Türkiye’de kadınların işgücüne katılımına ilişkin Yasemin Dildar’ın ve Hakan Mıhçı’nın sunduğu kapsamlı yazılara bakılabilir. ↑
- Güç üzerine detaylı tartışmalar için Ceren Soylu’nun konuya ilişkin yazı dizisine başvurulabilir. ↑
- Farklı bir bağlamda, Cem Oyvat, Sen’in yapabilirlikler yaklaşımını burada vurguluyor. ↑
Yazar, yapay zeka araçlarını yukarıda belirttiği kapsamda bilimsel yayın etiğine bağlı kalarak kullandığını beyan etmektedir. Yapay zeka desteğiyle üretilen içeriklerin tüm sorumluluğu yazara aittir.
