Türkiye’nin yakın dönemdeki en yakıcı toplumsal meselesi nedir diye sorsalar, tereddüt etmeden kadınların düşük işgücüne katılım oranı derdim. Bu mesele, iktisadi, siyasi, kültürel pek çok meseleyi de içinde barındırdığından, çözüm yolunda kaydedilecek bir ilerleme ülkede makro düzeyde toplumsal bir iyilik hali yaratabilir.
Bu yazının sınırlı bir amacı bulunuyor. Ülkenin işgücüne katılım oranlarını toplumsal cinsiyet ayrımında ve tarihsel gelişimi çerçevesinde sergiledikten sonra, ulaşılan mevcut durumu farklı ülke gruplarıyla karşılaştırmalı olarak ortaya koyarak Türkiye’deki kadınların işgücüne katılım oranı performansının sıradışı ölçüde zayıflığına dikkat çekerek farkındalık yaratmak, yakın dönem toplumsal meselelerinin hatırı sayılır bir kısmının bu alanla ilişkilendirilebileceğini vurgulamaktır.
İşgücüne katılım oranı (İKO) Türkiye ve pek çok ülke için 15+ yaş çalışma çağındaki nüfusun ne kadarının istihdam edilen veya aktif iş arayan konumda (işsiz) olduğunu, yani işgücünü oluşturduğunu gösteren temel iktisadi göstergelerden biridir. Teknik olarak, İKO=(İşgücü/Kurumsal Olmayan Çalışma Çağındaki Nüfus)x100 şeklinde gösterilir. Temel hedef oranın olabildiğince yüksek düzeyde tutularak çalışma çağındaki nüfusu işgücüne dahil etmek, böylece insanların üretim sürecinde daha fazla ve etkin olarak yer almasını sağlamaktır. Dolayısıyla, işgücü piyasalarına yönelik olarak uygulanan iktisadi gelişme politikalarının odak noktalarından birinin işgücüne katılma oranını yükseltmek olduğunu öne sürebiliriz.
Aşağıdaki Tablo 1 1960’dan günümüze Türkiye’deki toplam işgücüne katılım oranlarını kadın ve erkek ayrımını da hesaba katarak aralıklı kesitler halinde özetlemektedir. Tablonun ilk dikkat çeken yanı, 1960’da görece yüksek düzeye ulaşan toplam İKO’nun, 1980 sonrasında hızla gerilemiş ve 21. yüzyıla ulaştıktan sonra %50’lerin üzerine nadiren çıkıyor olmasıdır. Dolayısıyla, 2000’li yıllarda çalışma çağına gelmiş nüfusun neredeyse yarısı istihdam edilememekte veya iş aramamaktadır. Bu olgu başlı başına ekonomideki beşeri kaynakların etkin kullanılmaktan uzak olduğunun açık bir göstergesidir[1].
Ancak daha ciddi bir sorunla karşı karşıya olduğumuzu belirtmek gerekmektedir. Kadın ve erkekler arasındaki İKO farkları günümüze yaklaşıldıkça kadınlar aleyhine giderek açılmakta, 2000 sonrasında zaman zaman erkeklerin 1/3 oranına kadar gerilemekte, böylece düşük toplam oranların temel kaynağını da esasen kadınlar oluşturmaktadır. Dolayısıyla, Türkiye özelinde İKO meselesi gündeme geldiğinde toplumsal cinsiyet farklılığı sorunu da doğrudan meselenin merkezine yerleşmiş olmaktadır.
Tablo 1: Toplumsal Cinsiyete Göre Türkiye’de İKO: 1960-2024
|
Toplam |
Erkek |
Kadın |
|
|
1960 |
79.6 |
93.6 |
65.3 |
|
1970 |
67.8 |
84.7 |
50.9 |
|
1980 |
65.6 |
84.9 |
46.3 |
|
1990 |
56.6 |
79.7 |
34.2 |
|
1995 |
54.1 |
77.8 |
30.6 |
|
2000 |
49.9 |
73.7 |
26.6 |
|
2005 |
46.4 |
70.6 |
23.3 |
|
2010 |
48.8 |
70.8 |
27.6 |
|
2015 |
51.3 |
71.6 |
31.5 |
|
2020 |
49.3 |
68.2 |
30.9 |
|
2024 |
54.2 |
72.0 |
36.8 |
Kaynak: TÜİK (2026; 2024: 171-173; 2012: 26).
Kadınların işgücüne katılımında zaman içinde gözlenen düşüşte gecikmeli ve tedrici olarak gerçekleşiyor olsa da tarımsal üretim ve kırsal yaşamın çözülmesinin önemli bir katkısının olduğunu belirtmek gerekiyor. Farklı bir ifadeyle, ekonomideki yapısal sektörel dönüşüm ortaya çıktıkça, toplam üretim ve istihdam içinde birincil sektörü oluşturan tarımın payı, ikincil ve üçüncül sektörler olan sanayi ve hizmetlere göre giderek ihmal edilebilir düzeylere gerilemekte, iktisadi etkinlikler ve istihdam olanakları ağırlıklı olarak kentlerde yoğunlaşmaktadır. Kapitalist iktisadi gelişim sürecinde gözlenen bu yapısal ve demografik dönüşümlerin Türkiye’ye özgü yansımalarından bir tanesinin kadınların işgücüne katılımında sıradışı düşüş olduğu öne sürülebilir.
Tarımın toplam üretim ve istihdam içindeki payının görece yüksek seyrettiği 1980 öncesi dönemde kadınlar çoğunlukla küçük aile işletmelerinde ücretsiz işçi konumunda geçimlik üretime katkı sunarken[2], tarımın çözülmesiyle istihdam olanaklarını yitirmiş, göç ettikleri kentlerde işgücünün dışında kalmaya başlamış, bu eğilim 2000’lerin ilk yarısına kadar sürmüştür. Kent-Kır ayrımında Türkiye’de erkeklerin İKO’nda çarpıcı bir fark gözlenmezken, kadınların kırdaki İKO 2000’li yılların başlarına kadar kentin 2-3 katı düzeyinde seyretmiş, aradaki açık ancak 2010’lu yıllardan başlayarak kapanma eğilimi içine girmiştir (TÜİK, 2024: 175-178)[3].
Günümüze yaklaşıldıkça kentlerde kadınların işgücüne katılımının artma eğilimine girmesinin altında yatan önemli bir etken ise, daha önce Katman Portal’da Yasemin Dildar’ın altını isabetli bir şekilde çizdiği gibi, kentlerde yükseköğretim gören kadınların sayısı yaygınlaştıkça bu gruptaki kadınların istihdam olanaklarının diplomasız veya daha düşük eğitim düzeyindeki kadınlara göre hızlı artışıdır (Dildar, 2026). Bunun sonucunda, 2010’lu yıllardan itibaren kadınların İKO’sunda sınırlı da olsa yukarıya doğru bir hareketlenme gözlenmeye başlanmıştır.
2024 yılında yükseköğretim mezunu olan 25 ve daha yukarı yaştaki kadınların oranı %23.6 ile erkeklerin oranına (%26.8) oldukça yaklaşmıştır. Aynı yıl yükseköğretim mezunu kadınların İKO %68.7 ile tüm diğer alt eğitim düzeylerinin oldukça üzerindedir (TÜİK 2026). Dolayısıyla, kadınların İKO’nı yükseltmenin önemli araçlarından birinin okulda kalma sürelerini uzatmak ve yükseköğretim mezunu kadınların sayısını arttırmak olduğu rahatlıkla öne sürülebilir.
Bununla birlikte son 10 yıldaki kadınların İKO’na bakıldığında, 1990 öncesinin oldukça altında 1990’ların ise biraz üstünde seyretmekte olduğunun altı çizilmelidir. Ayrıca kadınların İKO’nın bir alt kategorisi olarak düşünülebilecek istihdam oranlarına bakıldığında da, bölgesel düzeyde belirgin farklılıklar göze çarpmaktadır. 2024 yılı verilerine göre, Akdeniz (Antalya, İsparta, Burdur), Karadeniz (Kastamonu, Sinop, Trabzon, Ordu, Giresun, Rize, Artvin, Gümüşhane), Ege (Aydın, Denizli, Muğla) bölgelerindeki illerde ülke ortalamasının üstünde kadın istihdam oranları gözlenirken, Doğu ve Güney Doğu Anadolu bölgelerindeki pek çok ilde (Mardin, Batman, Diyarbakır, Kilis, Şırnak, Siirt, Van, Muş, Bitlis, Hakkari gibi) ülke ortalamasının altında kalan kadın istihdam oranlarına rastlanmaktadır (TÜİK, 2026). Pek çok iktisadi ve sosyal göstergede karşılaşılan kaydadeğer bölgesel farklılıklar toplumsal cinsiyete dayalı işgücü göstergeleri söz konusu olduğunda da karşımıza çıkmakta, ülke ekonomisinin gelişmişlik düzeyinin henüz olgunluk aşamasına gelmediği konusunda uyarılarda bulunmaktadır.
Türkiye’deki kadınların İKO’sunda zaman içindeki değişimini ekonominin yapısal dönüşümüyle birlikte ana hatlarıyla gözden geçirip özellikle erkeklerle karşılaştırıldığında son dönemde gözlenen sıradışı düşük rakamları tespit ettiktikten sonra, mevcut durumu farklı ülke gruplarıyla karşılaştırmalı olarak değerlendirmek yararlı olabilir.
Türkiye’li Kadınlar Dünyanın Neresinde Yer Alıyor?
Karşılaştırmayı alternatif sınıflamalar temelinde geniş ülke grupları için elde edilebilir son veri yılı olan 2024 için yapıyoruz. Aşağıdaki Tablo 2’ye sadece kadınları değil, erkekleri de dahil ederek İKO temelinde ülkeler arası karşılaştırmalarda toplumsal cinsiyet temelli ayrışmanın olup olmadığını da göstermek istedik. Türkiye’li kadınların ve erkeklerin seçili ülke sınıflamaları içindeki sıralamalarından hareket ederek mevcut durumunu değerlendirmeye çalışıyoruz. Tablodaki ilk sütünda çeşitli sınıflamalar ve bu sınıflamalarda yer alan ülke sayısı parantez içinde belirtiliyor. İkinci ve üçüncü sütunda sırasıyla Türkiye’li kadınların ve erkeklerin İKO sıralamaları yer alıyor.
Tablo 2: Türkiye’li Kadınların ve Erkeklerin 2024 Yılı İKO Sıralamaları
|
Çeşitli Sınıflamalar |
Kadın (Sıralama) |
Erkek (Sıralama) |
|
G20 Ülkeleri (19) |
17. |
9. |
|
Yükselen Piyasa Ekonomileri (26) |
22. |
17. |
|
OECD Ülkeleri (38) |
38. |
9. |
|
Avrupa Ülkeleri (40) |
40. |
7. |
|
Yüksek Orta Gelirli Ülkeleri (48) |
43. |
23. |
|
Dünya (176) |
152. |
76. |
Kaynak: http://www.theglobaleconomy.com/ (Dünya Bankası verilerine dayanmaktadır.)
Tablo 2’den gözümüze çarpan ilk bulgu, uluslararası karşılaştırmalar söz konusu olduğunda da, Türkiye’li kadınlar ile erkekler arasında benzerine kolay kolay rastlayamayacağımız ölçüde büyük bir uçurumun mevcut olduğudur. Hemen hemen tüm sınıflamalarda erkeklerin İKO kadınlardan çok daha iyi bir konumdadır ve dünyadaki hemcinslerine benzer bir İKO’na yaklaşmaktadır. Oysa kadınların İKO ilgili sınıflamaların ya en sonunda (OECD ve Avrupa Ülkelerinde olduğu gibi), ya da sonlara oldukça yakın (G20 Ülkeleri, Yükselen Piyasa Ekonomileri, Yüksek Orta Gelirli Ülkeler gibi) konumda yer almaktadır. Zaten dünyadaki tüm ülkelerin (176) dahil edildiği sınıflamada da Türkiye’li kadınların İKO sıralaması en kötü %13 içinde bulunarak kendi iktisadi ve toplumsal gelişmişlik düzeyiyle uyuşmayan bir performans göstermektedir.
Dünyada 2024 yılında Türkiye’li kadınlardan daha yüksek kadın İKO’na sahip ilgi çekebilecek bazı ülkeler şunlardır: Mozambik (6.), Katar (25.), Nijer (44.), Mali (54.), Birleşik Arap Emirlikleri (82.), Kırgızistan (93.), Malezya (106.), Türkmenistan (119.), Çad (121.), Gambiya (125.), Bangladeş (129.), Bahreyn (131.), Burkina Faso (141.) ve Özbekistan (148.). Bu örneklerden de çıkarsayabileceğimiz gibi, Türkiye’li kadınların düşük İKO’nı tek başına iktisadi, kültürel veya siyasi gerekçelere bağlamak kolay gözükmemektedir.
Diğer yandan Türkiye’li erkeklerin İKO dünyada kadınlarınkinden 2 kat daha iyi bir noktada kendine yer edinebilmektedir. Bu uluslararası karşılaştırmalar uzun süreden beri bilinen bir olguyu bir kez daha teyid etmekte ve İKO meselesinin Türkiye için temelde toplumsal cinsiyet meselesi olduğunun altını çizmektedir.
Bu çerçevede Türkiye’deki kadınlar açısından İKO çocuk ve yaşlı bakımından, ev kadınlığına, çalışma izninin eril kaynaklı kısıtlamalarından gelir elde etme gereksiniminin bulunmamasına kadar pek çok farklı gerekçeyle ve çoğu zaman tüm bu farklı gerekçelerin bir bileşkesi sonucunda sıradışı düşük düzeylerde kalabilmekte ve bu düzey bir yandan kadınların kendilerini özgürce ifade etmelerinin ve toplum içindeki saygın yerler elde etmelerinin önünü tıkamakta, diğer yandan da beşeri kaynak kullanımının yetersiz kalarak iktisadi gelişimin olgunlaşamamasıyla sonuçlanmaktadır. Üstelik kamu otoritesi bu meseleyi çözmek doğrultusunda girişimde bulunmak yerine, daha önce Katman Portal’da yayınlanan çeşitli yazılarda da vurgulandığı gibi, anneliği ve çocuk bakımını kadın kimliğinin merkezi unsuru haline dönüştürüp kamusal kaynaklı bakımı aile içine yönlendirmek (Dildar, 2026) yerine, kamusal bakım politikalarını kadın istihdamının yükseltilmesi doğrultusunda yaygınlaştıracak şekilde genişleterek (Uğurlu, 2026) sağlayabilir.
Sonuç olarak, toplum olarak gereksinim duyduğumuz şey, aileyi kutsayan ve kadını anne, eş, ev kadını olarak görmek isteyen tutucu eril bir zihniyetten çok, erkeklerle dayanışarak üretimin en nitelikli aşamalarında yer alan kadınların, iktisadi ve toplumsal yaşamda daha etkin işlev görmesine zemin hazırlayacak istihdamı artırıcı yönde kamusal politikaların hayata geçirilmesini sağlamaktır.
Kaynakça
Dildar, Y. (2026). “Türkiye’de Kadın İstihdamı: Yapısal Sınırlar ve Aile Merkezli Bir Rejimin Yeniden İnşası”, Katman Portal, Yayın Tarihi: 15 Şubat 2026, https://katmanportal.com/turkiyede-kadin-istihdami-yapisal-sinirlar-ve-aile-merkezli-bir-rejimin-yeniden-insasi/
Mıhcı, H. H. (2026). “‘Ev Gençleri’: Bulanık Bir Kavram, Ciddi Bir İktisadi-Toplumsal Mesele”, Katman Portal, Yayın Tarihi: 2 Mart 2026, https://katmanportal.com/ev-gencleri-bulanik-bir-kavram-ciddi-bir-iktisadi-toplumsal-mesele/
TÜİK (Türkiye İstatistik Kurumu) 2026. İstatistiklerle Kadın, 2025, https://veriportali.tuik.gov.tr/tr/press/58272
TÜİK (Türkiye İstatistik Kurumu) 2024. İstatistik Göstergeler Statistical Indicators, 1923-2023, Ankara: Türkiye İstatistik Kurumu Matbaası.
TÜİK (Türkiye İstatistik Kurumu) 2012. İstatistik Göstergeler Statistical Indicators, 1923-2011. Ankara: Türkiye İstatistik Kurumu Matbaası.
Uğurlu, E. (2026). “Yaşlanan Nüfus, Göçmen Karşıtlığı ve Kadın İşgücü Potansiyeli”, Katman Portal, Yayın Tarihi: 2 Mart 2026, https://katmanportal.com/yaslanan-nufus-gocmen-karsitligi-ve-kadin-isgucu-potansiyeli/
Notlar
-
Katman Portala yazdığım ilk yazıda bu sorunun farklı bir boyutuna “Ev Gençleri” meselesi çerçevesinde değinmeye çalışmıştım. Bkz. Mıhcı (2026). ↑
-
Bu katkı, çalışma süreleri düzensiz, değişken, düşük ücretli veya ücretsiz bile olsa kadınların resmi işgücü istatistiklerinde istihdam ediliyor olarak kayda geçirilmesine neden olmaktaydı. Ek olarak, beklentilerin tersine, erkek egemen geleneksel aile yapıları da kırda, kentlerden farklı olarak, kadınların çalışma yaşamında yer almalarının önünde eğitsel, kültürel, sosyal bir engel oluşturmaktan uzak kalabiliyordu. Kırdaki kadınların payına düşen nihai sonuç ise, iktisadi bağımsızlıktan uzak, tarlada ve evde erkeklerden daha fazla çalışarak daha katmerli bir çifte sömürü düzeni içinde hayatta kalmayı sürdürmek olarak kabaca betimlenebilirdi. ↑
-
1990-2005 döneminde kentteki kadınların İKO %15 ila %18 arasında dalgalanmaktadır (TÜİK, 2024). ↑
