Bu yazı yapay zekayı toplumsal cinsiyet ilişkileri açısından ele alıyor. Algoritmaların cinsiyetçi normları yeniden üretme eğilimini, ev içi emeğin yeni teknolojilerle dönüşüm olasılığını ve zihin-beden ikiliğinin derinleşmesinin beden üzerindeki etkilerini tartışıyor.
Katman’da yapay zekanın tarihsel kökenleri, sektörel etkileri, işgücü piyasaları üzerindeki muhtemel sonuçları ve dijital dönüşüm içindeki yeri daha önce farklı yazılarda ele alındı. Ben bu yazıda yapay zekanın daha az tartışılan bir boyutuna, toplumsal cinsiyet ilişkileri üzerindeki etkilerine odaklanacağım. Bu çerçevede üç meseleyi kısaca tartışacağım: algoritmaların cinsiyetçi rolleri yeniden üretme eğilimi, ev içi işlerin otomasyonu yoluyla kadınların yeniden üretim emeğinden özgürleşme potansiyeli ve yapay zeka ile yeni bir aşamaya taşınan beden-zihin ayrımının, kadınlıkla özdeşleştirilen beden üzerinde yarattığı yeni tahakküm ve şiddet biçimleri.[1]
Algoritmalar
Bu konuda daha ayrıntılı bir tartışma Erkan Erdil’in “Teknoloji Toplumsal Cinsiyet Yanlı mıdır?” başlıklı yazısında bulunabilir. Yapay zeka sistemleri geçmiş eşitsizlikleri ve önyargıları yansıtan verilerle eğitildikleri ölçüde, bu eşitsizlikleri yeniden üretme eğilimi gösterir. Kadınları belirli meslekler, bakım faaliyetleri ya da yardımcı rollerle; erkekleri ise liderlik, uzmanlık ve otorite pozisyonlarıyla ilişkilendiren kalıp yargılar algoritmalar aracılığı ile yeniden karşımıza çıkabilir. Bu nedenle yapay zeka, nötr bir teknoloji değil, mevcut eşitsizlikleri yeniden üreten ve hatta derinleştirebilen bir araç haline gelebilir. Bu durum sadece yapay zekaya özgü değil elbette. Yeni teknolojiler mevcut güç ilişkilerinin, değerlerin ve hiyerarşilerin içine gömülü olarak geliştikleri için cinsiyetçi, sınıfsal ya da ırksal eşitsizlikleri yeniden üretmeleri öngörülebilir bir sonuçtur.
Ev İçi Emek
Yapay zekanın toplumsal cinsiyet ilişkileri açısından bir diğer önemli sonucu ev içi emeği nasıl dönüştüreceği sorusu. Yaygın varsayım, yeni teknolojilerin kadınları ev işlerinden kurtaracağı yönünde. Çamaşır makinesinden bulaşık makinesine, robot süpürgelerden, akıllı evlere uzanan çizgide teknoloji genellikle emek tasarrufu sağlayan bir araç olarak sunuluyor. Ancak tarihsel deneyim bu ilişkinin sanıldığı kadar basit olmadığını gösteriyor (Cowan Paradoksu[2]). Ev teknolojileri bazı işleri kolaylaştırmış olsa da verili eşitsiz cinsiyet ilişkileri içerisinde ev içi emeği ortadan kaldırmıyor hatta kadınlar için daha fazla boş zaman anlamına bile gelmeyebiliyor.
Ev içi emek modern teknolojilerle birden fazla yöne doğru ve çelişkili biçimlerde dönüşüyor. Dijitalleşmenin emek üzerindeki etkilerini inceleyen Marksist feminist araştırmacı Ursula Huws (2019), bu dönüşümleri anlamak için farklı emek biçimlerini sınıflandıran kapsamlı bir tipoloji sunar. Bir tarafta piyasalaşma var. Geçmişte ev içinde ücretsiz olarak yapılan birçok faaliyet bugün piyasadan satın alınan hizmetlere dönüşmüş durumda. Hazır dondurulmuş yemekler, eve yemek teslim aplikasyonları, şirketlerden satın alınan temizlik hizmetleri, çocuk bakımı veya yaşlı bakımı bunun örnekleri.[3] Ev işi ortadan kalkmıyor; yalnızca hane içinden ücretli çalışanlara aktarılıyor. Bu nedenle bazı kadınlar ev içi emekten kısmen kurtulurken, bu yük çoğu zaman daha düşük gelirli ve ağır sömürü koşulları altında çalışan başka kadınların üzerine taşınıyor.[4] Bu ev içi ücretsiz emeği azaltan bir eğilim.
Diğer tarafta ise daha az görünür bir süreç var: Huws’un tüketim emeği diye adlandırdığı yeni bir emek sürecinin şirketlerden tüketicilere devredilmesi. Bunun en iyi örneklerinden biri Ikea tipi paket mobilyalar. Geçmişte montajı yapılmış halde satılan ürünler bugün müşterinin evinde kuruluyor. Benzer şekilde internetten alışveriş yapmak, rezervasyon yapmak, çeşitli formlar doldurmak, self-servis kasaları kullanmak ya da müşteri hizmetleriyle Chatbotlar üzerinden uğraşmak da geçmişte ücretli çalışanlar tarafından yapılan işlerin tüketicilere devredilmesi anlamına geliyor. Böylece ev içi ücretsiz emeğin bir kısmı görünmez biçimde artıyor.
Teknolojik değişim aynı zamanda bir hizmetlerin mallarla ikame edilmesi sürecini de içeriyor. Çamaşır makinesi, bulaşık makinesi ya da robot süpürge gibi ürünler daha önce insan emeğiyle yapılan bazı işleri üstleniyor. Ancak bu kez de bu cihazların satın alınması, kullanılması, güncellenmesi ve yönetilmesi gerekiyor. Dolayısıyla emek ortadan kalkmak yerine biçim değiştiriyor. Yapay zeka ile birlikte bu yeni görevlerin önemli bir kısmı bilişsel nitelik kazanıyor. Yemek planları hazırlamak, alışveriş listeleri oluşturmak, aile üyelerinin programlarını koordine etmek ya da farklı dijital araçlardan gelen bilgileri yönetmek gibi faaliyetler giderek daha fazla önem kazanıyor. Kısaca fiziksel emek azalırken ev içi emeğin zihinsel ve organizasyonel boyutu genişliyor (Karaçimen ve Yaman, 2026).
Burada ilginç bir soru ortaya çıkıyor: Neden son yıllardaki teknolojik yatırımlar ev işlerinin fiziksel boyutundan çok bilişsel ve iletişimsel boyutuna yöneliyor? Yani neden yemek pişirme, temizlik gibi konularda gerçekten emek tasarrufu sağlayan etkili araçlar değil de akıllı telefon, TV, tablet gibi iletişim teknolojileri ve eğlence sistemleri daha hızlı gelişiyor ve yaygınlaşıyor? Leopoldina Fortunati’ye göre bunun nedeni, günümüz kapitalizmi açısından artık asıl stratejik alanın basit maddi emek biçimleri değil; bilgi, iletişim, koordinasyon ve duygusal emek gibi daha karmaşık faaliyetler olması. Bu nedenle son dalga yeni teknolojiler ev işlerinin maddi yükünü azaltmaktan çok gündelik yaşamın organizasyonuna nüfuz ediyor. Üstelik bu teknolojiler yalnızca iş yükünü yeniden örgütlemiyor; aynı zamanda güçlü denetim ve disiplin araçları da sunuyor. Algoritmalar, dijital platformlar ve sosyal medya aplikasyonları insanların davranışlarını yönlendirme, dikkatlerini şekillendirme ve gündelik yaşamlarını daha yakından izleme kapasitesine sahip (Fortunati, 2007; 2018).[5]
Bütün bu nedenlerle yapay zeka ve yeni teknolojilerin kadınları ev içi emekten otomatik olarak kurtaracağını beklemek gerçekçi değil. Aynı anda birden fazla ve birbirine zıt eğilim işliyor: bazı işler otomatikleşiyor, bazıları piyasaya aktarılıyor, bazıları tüketicilerin üzerine yükleniyor ve bazıları da yeni ücretsiz bilişsel emek biçimleri yaratıyor. Değişmeyen şey ise ev içi emeğin toplumsal yeniden üretim için vazgeçilmez olmaya devam etmesi ve hâlâ büyük ölçüde kadınlar tarafından üstleniliyor olması. Zaman kullanımı verileri her ne kadar bilişsel ya da duygusal emeği ölçmeye uygun olmasalar da ev içindeki eşitsizliği görebileceğimiz yegâne istatistik kaynakları (Şekil 1). Şimdiye kadar sözünü ettiğimiz gelişmelerin hiçbiri erkeklerin ev içi emeği paylaşmasına yönelik bir dönüşüm yaratmış değil. Tam tersine, ücretli işlerde de çalışan kadınlar, erkeklerin ev içi sorumlulukları paylaşmaya direnmeleri nedeniyle giderek daha fazla platform hizmetlerine, eve teslimat uygulamalarına ve piyasadan satın alınan diğer çözümlere yöneliyorlar. Hatta yeni teknolojilerin çoğu zaman erkeklerin ev içi emekten daha da uzaklaşmasının bir mazereti haline geldiği bile ileri sürülebilir.
Şekil 1: Ücretli çalışma, ev içi emek ve boş zamanın cinsiyete göre dağılımı
Kaynak: OECD Zaman Kullanımı Veritabanı.
Not: Veriler 15 yaş ve üzeri nüfusun ortalama bir hafta içi gününü göstermektedir. Her ülke için mevcut en güncel zaman kullanımı araştırması kullanılmıştır. Grafiklerin oluşturulmasında yapay zeka araçlarından yararlanılmıştır.
Beden ve İktidar
Batı düşüncesinde zihin ve beden arasındaki ayrım uzun bir felsefi geçmişe sahip olmakla birlikte, feminist bilim felsefesi bu ayrımın yalnızca epistemolojik değil, aynı zamanda toplumsal ve siyasal bir işlev gördüğünü ileri sürer. Akıl, nesnellik, kültür ve kamusal yaşam erkeklikle ilişkilendirilirken; duygu, öznellik, doğa, beden ve özel alan kadınlıkla özdeşleştirilir. Böylece erkek tarihin ve kültürün öznesi olarak konumlandırılırken, kadın doğanın, bedenin ve insan ilişkilerinin temsilcisi haline gelir (Harding, 1986).
Silvia Federici (2004, 2020) ise zihin ve beden arasındaki bu felsefi ayrımın kapitalizmin kuruluşuyla birlikte yeni bir düzleme taşındığını ileri sürer. Federici’ye göre kapitalizmin kuruluşu yalnızca insanların topraktan koparılması ya da ücretli işçiye dönüştürülmesi süreci değildir; aynı zamanda bedenle kurulan ilişkinin köklü biçimde yeniden örgütlenmesidir. Yeni ortaya çıkan fabrika üretimi, Orta Çağ’ın düzensiz, isyankâr ve kendi doğal ihtiyaçlarına göre hareket eden bedenlerini disiplin altına almak zorundaydı. Bu nedenle beden giderek çalıştırılması, denetlenmesi ve üretken hale getirilmesi gereken bir makine olarak düşünülmeye başlandı; zihin ise bu makineyi yöneten taraf haline geldi. Yeni çalışma disiplini, cadı avları, cinselliğin ve üremenin denetimi bu dönüşümün parçalarıydı. Özellikle kadın bedeni, emek gücünün yeniden üretildiği alan olarak hedef alındı ve devlet ile kilisenin yoğun müdahalesine maruz kaldı. Bu nedenle Federici için kapitalizmin tarihi aynı zamanda bedenin bastırılması, disipline edilmesi ve sermaye birikiminin ihtiyaçlarına göre yeniden şekillendirilmesinin tarihidir. Kadın bedeninin disipline edilmesi mekanikleşmenin yanı sıra cinselliğin ve doğurganlığın kontrol altına alınması şeklinde ekstra bir denetime tabi tutulmuştur.
Yapay zeka, insan zekasının “yüksek” işlevlerini bedenden bağımsız olarak yeniden üretmeye çalıştığı için, Batı düşüncesinin en köklü ikiliklerinden biri olan zihin-beden ayrımını daha önce görülmemiş bir düzeye taşıyor. Ve kadınlar kültürel olarak hâlâ bedenle özdeşleştirildiği için[6], bu ayrımın derinleşmesinin toplumsal cinsiyet ilişkilerini etkilememesi mümkün değil. Fortunati (2003), söz konusu etkilerin üç farklı düzeyde ortaya çıktığını ileri sürüyor.
Birinci düzey bireyin kendi içinde. Burada oldukça ilginç bir argüman geliştiriyor. Ona göre zihinsel faaliyetlerin giderek daha fazla değer kazanması, zihin ile beden arasındaki ilişkinin sadomazoşist bir karakter kazanmasına yol açıyor. Zihin sadistik kutup, beden ise mazoşist kutup: zihin bedeni yöneten, denetleyen ve ona hükmeden taraf, beden disipline edilen, şekillendirilen ve acıya maruz kalan taraf haline geliyor. Bu nedenle estetik cerrahi, piercing, dövme ve beden modifikasyonlarının geldiği noktayı moda veya bireysel tercihlerle açıklamak mümkün değil, bunlar aynı zamanda zihnin beden üzerinde kurduğu giderek ağırlaşan tahakkümün göstergeleri. Fortunati’nin argümanının ilginç tarafı, bunu bireysel psikolojiyle açıklamaması, bu dönüşümün kökenlerini bireyin iç dünyasında değil toplumsal ilişkilerde araması. Ona göre siyasal hareketlerin, sendikaların ve diğer kolektif örgütlenme biçimlerinin zayıflamasıyla birlikte öfke ve dönüşüm arzusu dışarıya yöneltilebilecek kanallarını kaybettiği için bireyin içinde patlıyor.
Sonuç olarak, modern birey kendi bedenini sürekli olarak değiştirmeye, düzeltmeye ve yeniden şekillendirmeye çalışıyor. Tabii ki bütün bu trendlerden güzellik endüstrisinin olağan kurbanı kadınlar çok daha fazla etkileniyor ama bedeni katı biçimde disipline etme davranışı erkeklerde de yükselişte. Son yıllarda erkekler arasında yaygınlaşan keşiş modu (Monk Mode), buz banyoları, aşırı dayanıklılık sporları ve kimi durumlarda bigoreksiya[7] düzeyine varan fitness pratikleri, bedenin giderek daha yoğun biçimde disipline edilmesinin örnekleri olarak görülebilir. Bu pratiklerin amacı sadece sağlık ya da fiziksel görünümü iyileştirmek değil; aynı zamanda bedenin arzularını, konforunu ve sınırlarını iradenin denetimine tabi kılma çabası söz konusu.
Kadınların bedenlerini dönüştürmeye yönelmesinin nedenleri elbette yeni değil. Erkek bakışı (male gaze), hâkim güzellik normları ve kadın bedeninin tarihsel olarak nesneleştirilmesine; kadınların fiziksel görünümlerine yatırım yapmalarını özgürleşme ve güçlenmenin bir göstergesi olarak sunan post-feminist söylemler de eklendi. Ayrıca güzellik, anti-aging ve wellness endüstrilerinin büyümesi ve influencer ekonomisi sosyal medya üzerinden bu normların yayılmasını ve içselleştirilmesini hızlandırdı. Ancak bugün bana göre asıl çarpıcı olan, kadınların bu dönüşüm uğruna katlanmaya razı oldukları acının, riskin ve bedensel müdahalenin kapsamının olağanüstü biçimde artmış olması.[8] Öte yandan, bedeni gönüllü olarak kesip biçip, aç bırakıp, bir yığın saç, cilt ve tırnak bakım rutinine düzenli olarak koşup, sonrasında da somatik deneyimleme, travmanın bedensel yüklerinden kurtulma, özşefkat, nefes ve vagus siniri düzenleme pratikleri satın almanın aynı anda moda olması.
İkinci düzeyi toplumsal cinsiyet ilişkileri. Batı kültürü tarihsel olarak erkeği akılla, kadını ise bedenle özdeşleştirdiği için bu ayrımın derinleşmesi hiyerarşiyi, kadının ikincil konumunu güçlendiriyor. Fortunati burada ilginç bir gözlem daha yapıyor. Ona göre günümüz toplumunda hem erkekler hem kadınlar aynı anda daha “erkek” ve daha “kadın” hale geliyor. Bir yandan herkes daha rasyonel, daha hesapçı ve daha teknik düşünmeye zorlanırken; diğer yandan herkes bedenine daha fazla yatırım yapıyor, görünüşüne daha fazla önem veriyor ve bedeniyle daha yoğun biçimde uğraşıyor. Ancak bu dönüşüm toplumsal cinsiyet eşitliğine yol açmıyor. Çünkü cinsiyetçi iş bölümü değişmiyor, kadınlar hâlâ yeniden üretim faaliyetlerinin büyük bölümünü üstlenmeye devam ediyor (Şekil 1).
Üçüncü düzey küresel ölçekte yaşanıyor. Fortunati’ye göre zihin-beden ayrımı dünya ölçeğinde de yeniden üretiliyor. Bilgi üretimi, araştırma, tasarım ve komuta faaliyetleri giderek Batı’da yoğunlaşırken; üretim süreçleri, fiziksel emek ve maddi faaliyetler Küresel Güney’e aktarılıyor. Özellikle emek yoğun, çevreyi kirleten ve görece düşük katma değerli sanayilerin önemli bir bölümü Güney’e kaydırılırken, yüksek katma değer yaratan bilgi, finans, tasarım ve teknoloji faaliyetleri merkez ülkelerde yoğunlaşıyor. Böylece Batı zihinle, Üçüncü Dünya ise bedenle özdeşleşiyor. Sonuçta bilgi üreten ve yöneten merkez ile çalışan ve bedensel yükü taşıyan çevre arasındaki hiyerarşik ilişki doğal ve meşru bir iş bölümüymüş gibi sunulabiliyor.
Bu bir illüzyonu da besliyor. Yapay zekanın sanki hiç yoktan, insan emeğine dayanmadan bilgi ya da “değer” yaratabildiği düşüncesini. Halbuki, yapay zeka modellerinin eğitilebilmesi için milyonlarca görüntünün, metnin ve ses kaydının insanlar tarafından etiketlenmesi, sınıflandırılması ve doğrulanması gerekiyor. Bu işler çoğunlukla Küresel Güney’de yaşayan, düşük ücretlerle ve güvencesiz koşullarda çalışan veri işçileri tarafından yürütüldüğü için söz konusu emek “hayalet emek” (ghost work) olarak adlandırılıyor. Böylece Batı’nın yaratıcı dehası ve inovasyon kapasitesinin bir ürünü olarak pazarlanan yapay zekanın özerk ve kendi kendine işleyen bir teknoloji olduğu izlenimi güçleniyor, onu mümkün kılan insan emeği ise görünmezleşiyor.
Teknoloji hiçbir zaman yalnızca teknik bir mesele olmadı. Yapay zekanın insanlığın kurtuluşuna mı, yoksa yeni biçimlerde köleleştirilmesine mi hizmet edeceği de onu çevreleyen mülkiyet ve üretim ilişkileri, kurumlar ve toplumsal cinsiyet dinamikleri tarafından belirlenecek. Ancak bugüne kadarki gelişim seyri, mevcut eşitsizlikler yerinde durduğu sürece, iyimser olmak için çok fazla neden sunmuyor.
Kaynakça
Bogle, A. (2022). Behind ‘Miracle’ AI Is an Army of ‘Ghost Workers’—and They’re Speaking Out About Appen. ABC News, https://www.abc.net.au/news/science/2022-10-14/artificial-intelligence-ai-appen-data-labelling-ghost-workers/101531084
Cowan, R. S. (1983). More Work for Mother: The Ironies of Household Technology from the Open Hearth to the Microwave. New York: Basic Books.
Erdil, E. (2026). Teknoloji toplumsal cinsiyet yanlı mıdır? Katman Portal. https://katmanportal.com/teknoloji-toplumsal-cinsiyet-yanli-midir/
Federici, S. (2004). Caliban and the Witch: Women, the Body and Primitive Accumulation. Brooklyn, NY: Autonomedia.
Federici, S. (2020). Beyond the Periphery of the Skin: Rethinking, Remaking, and Reclaiming the Body in Contemporary Capitalism. Oakland, CA: PM Press.
Fortunati, L. (2003). Real People, Artificial Bodies. In L. Fortunati, J. E. Katz, & R. Riccini (Eds.), Mediating the Human Body: Technology, Communication and Fashion (pp. 61–74). Mahwah, NJ: Lawrence Erlbaum Associates.
Fortunati, L. (2007), “Immaterial Labor and Its Machinization”, Ephemera: Theory & Politics in Organization, 7(1), s. 139–157.
Fortunati, L. (2018). Robotization and the Domestic Sphere. New Media & Society, 20(8), 2673–2690.
Harding, S. G. (1986). The Science Question in Feminism. Ithaca, NY: Cornell University Press.
Hester, H. ve N. Srnicek (2023), After Work: A History of the Home and the Fight for Free Time, London: Verso.
Huws, U. (2019). The Hassle of Housework: Digitalisation and the Commodification of Domestic Labour. Feminist Review, 123, 8–23.
Karaçimen, E. ve M. Yaman (2026). Yapay zekâ kadınlara zaman kazandırır mı? Çatlak Zemin.
Kok, A. (2025). Inside the Monk Mode Movement Changing How Men Live. Harper’s BAZAAR. https://www.harpersbazaar.com.sg/bazaar-man/monk-mode
Nadasen, P. (2023). Care: The Highest Stage of Capitalism. Chicago, IL: Haymarket Books.
Nordic Model Now! (2025). AI: Putting Women Back in Their Place: A Review of The New Age of Sexism by Laura Bates. https://nordicmodelnow.org/2025/07/14/ai-putting-women-back-in-their-place-a-review-of-the-new-age-of-sexism-by-laura-bates/
Rowe, N. (2023). Millions of Workers Are Training AI Models for Pennies. WIRED. https://www.wired.com/story/millions-of-workers-are-training-ai-models-for-pennies/
-
Bu yazı kapsamında değinmeyeceğim kadınlara yönelik dijital şiddet aslında konunun en görünür kısmı. Yapay zeka potansiyel faillere deepfake pornografi, yapay zeka destekli intikam pornosu ve sentetik cinsel içerik üretimi gibi yeni ve son derece kirli araçlar hediye etti. Ama konu bu değil. Ben burada başka bir meseleyle ilgileniyorum: daha genel bir bedene yönelik şiddet ve özellikle de kişinin kendi bedenine yönelttiği öz-disiplinle. ↑
-
Ruth Schwartz Cowan’ın yıllar önce gösterdiği gibi, ev teknolojilerinin tarihi aynı zamanda yerine getirilmeyen bir vaadin tarihidir. Emek tasarrufu sağlaması beklenen teknolojiler çoğu zaman ev işlerini ortadan kaldırmak yerine temizlik, bakım ve ebeveynlikle ilgili standartları yükseltmiştir (Cowan, 1983). Hester ve Srnicek’in daha yakın tarihli kitabı paradoksun hala geçerli olduğunu gösteriyor (Hester ve Srnicek, 2023). ↑
-
Kapitalizm bakım krizini çözmediği gibi onu yeni birikim alanlarına dönüştürüyor. Çocuk bakımı, yaşlı bakımı ve ev içi hizmetler giderek daha fazla sermaye yatırımı çeken sektörler haline gelirken, bu alanlarda çalışan bakım işçileri düşük ücretli ve güvencesiz koşullarda çalışmaya devam ediyor. Premilla Nadasen’in kapitalizmin en yüksek aşaması olarak adlandırdığı bakım ekonomisinde artık yalnızca emek gücü değil, insan bedenlerinin gündelik olarak sürdürülmesi yani hayatta kalmanın kendisi de doğrudan bir kâr kaynağına dönüşmüş durumda. Bakım ihtiyacı arttıkça bakım emeğinin toplumsal değeri yükselmiyor ama bu ihtiyacın metalaştırılması özel yaşlı bakım zincirleri, kreş ve çocuk bakım şirketleri, sağlık ve sigorta şirketlerine büyük kârlar sağlıyor (Nadasen, 2023). ↑
-
Bu dönüşümün arkasında Huws’un zaman sıkışması (time squeeze) adını verdiği daha genel bir süreç var. Ücretli işlerin yoğunlaşması, çalışma saatlerinin uzaması, çalışma hayatının modern iletişim teknolojileriyle evin içine taşması ve hanelerin zaman kaynaklarının daralması, piyasadan satın alınan hizmetlere olan talebi artırıyor. Yemek yapmaya, alışverişe ya da temizliğe vakit bulamayan haneler bu işleri giderek daha fazla dışarıya devrediyor. ↑
-
Fortunati’ye göre bu süreç aynı zamanda bir tür “gerçekliğin çalınması” (theft of reality) dinamiği yaratıyor. Gündelik deneyimin giderek daha büyük bir kısmı doğrudan ilişkiler ve deneyimler yerine ekranlar, algoritmalar ve platformlar aracılığıyla yaşanıyor. Kapitalizm artık yalnızca insanların emek gücünü değil, dikkatini, algısını ve gündelik yaşam deneyimini de kendi dolaşım ağlarının içine çekiyor (Fortunati, 2007). ↑
-
Bu özdeşleşme günümüzün demografik kriz konjonktüründe kadının tekrar en “doğal” en “kutsal” fonksiyonuna, doğurmaya, çağrılmasıyla da güçleniyor. ↑
-
Bigoreksiya (kas dismorfisi), kişinin ne kadar kaslı olursa olsun kendisini yeterince kaslı bulmaması ve bedenini sürekli geliştirmeye çalışmasıyla karakterize edilen bir beden algısı bozukluğudur. Kadınların bin yıllık belası anoreksiyaya benziyor fakat bir farkla, anoreksiyada yeterince küçüldüğüne ikna olunmayan, bigoreksiyada ise yeterince büyüdüğüne ikna olunmayan bir beden var. ↑
-
Botoks ve dolgudan labiaplastiye, yanak yağlarının alınmasından ölüm riski dahi taşıyabilen BBL operasyonlarına (kalçaya yağ transferi) uzanan uygulamalar, kadın bedeninin neredeyse her bölgesini optimize etmek gerektiğini ve müdahalelerin giderek daha invaziv hale geldiğini gösteriyor. Ben yazının bu kısmında ne için ya da ne uğruna sorularından çok nasıl bu kadar fiziksel acıya katlanmaya gönüllü olunduğunu anlamaya çalışıyorum. ↑
Yazar, yapay zeka araçlarını yukarıda belirttiği kapsamda bilimsel yayın etiğine bağlı kalarak kullandığını beyan etmektedir. Yapay zeka desteğiyle üretilen içeriklerin tüm sorumluluğu yazara aittir.

