Takip et

Sanayileşme Biçimleri ve Türkiye

YazarEmine Tahsin

23 Temmuz, 2026 ,
🎧 Dinle
DOI:10.5281/zenodo.21493990 Atıf Yap ✅ Kopyalandı! Kopyala ✅ Kopyalandı!

Türkiye deneyimi, durağan sanayileşme eğilimlerine işaret etmektedir. Bu çerçevede, emek yoğun imalat sektörlerinde yaşanan istihdam ve üretim kayıplarının diğer imalat alt sektörleri tarafından ne ölçüde telafi edilebileceği, önümüzdeki döneme ilişkin temel sorulardan birini oluşturmaktadır.

Türkiye deneyimi, durağan sanayileşme eğilimlerine işaret etmektedir. Bu çerçevede, emek yoğun imalat sektörlerinde yaşanan istihdam ve üretim kayıplarının diğer imalat alt sektörleri tarafından ne ölçüde telafi edilebileceği, önümüzdeki döneme ilişkin temel sorulardan birini oluşturmaktadır.

Son otuz yılda kalkınma iktisadı yazınının en önemli tartışmalarından birini gelişmekte olan ülkelerde gözlenen “sanayisizleşme” eğilimleri oluşturmaktadır. Özellikle 1990 sonrasında birçok ülkede, yüksek gelir düzeylerine ulaşılmadan imalat sanayinin istihdam ve katma değer içindeki paylarının gerilemeye başladığına ilişkin bulgular, “olgunlaşmayan sanayisizleşme” (premature deindustrialization) olgusu kapsamında tartışılmaktadır (Palma, 2005; Rodrik, 2016).

Üretim yapısında yaşanan gelişmeler sonucunda, imalat sanayinin katma değer ve istihdam düzeylerindeki değişimlerin yanı sıra, üretkenlik performansındaki eğilimler de daha fazla önem kazanmaya başlamıştır. Katma değer ve istihdam paylarının eşanlı biçimde gerilemesi, sanayisizleşme eğiliminin kalıcı bir karakter kazandığının işareti olarak değerlendirilmektedir. Ancak, bu göstergelerin farklı yönlerde hareket ettiği durumlar da gözlemlenebilmektedir. Bu farklılaşmada teknolojik değişim ve emeğin istihdam koşulları ile ilgili dinamikler belirleyici olabilmektedir (Tregenna, 2014). Dolayısıyla sanayileşme eğilimleri, imalat sanayinin katma değer ve istihdam paylarındaki değişimlerin yanı sıra, diğer sektörlerdeki değişimler, sektörler arası emek kayışları ve üretkenlik dinamikleri ile birlikte analiz edilmektedir.

İmalat sektörünün teknoloji yoğunluğu, işgücü birim maliyetleri ve küresel değer zincirleriyle kurulan ilişkiler, ülkelerin sanayileşme patikalarını şekillendirmektedir. Tarihsel ve kurumsal yapılar ile sanayi politikaları arasındaki farklılıklar, ülkeler arasında farklı sanayileşme deneyimlerinin ortaya çıkmasına yol açmaktadır. Bu çerçevede, imalat sanayinde sermaye birikimi ve kârlılık dinamiklerini diğer sektörel değişim süreçleriyle birlikte ele alma gerekliliği öne çıkmaktadır.

Bu nedenle, “sanayileşme biçimleri” en az sanayileşme sürecinin kendisi kadar önem taşımaktadır. Sanayi politikalarının[1] yeniden gündeme gelmesi ve Rodrik’in (2026) sanayileşmenin büyümenin temel motoru olduğu yönündeki yaklaşıma daha kuşkucu yaklaşması, sanayileşme tartışmalarına yeni boyutlar kazandırmıştır. İmalat sanayindeki büyümenin yeterli istihdam yaratamayacağına yönelik görüşler, sanayileşme ile hizmetleşme arasındaki ilişkilere odaklanılmasını gerekli kılarken; teknoloji üretimi ve küresel üretimde stratejik sektörlerin yapısında yaşanan değişimler de bu tartışmaların önemini artırmaktadır

Bu çerçeveden hareketle Türkiye’nin sanayileşme eğilimleri nasıl bir görünüm sergilemektedir? Bu soruya kapsamlı bir yanıt verebilmek için çok daha geniş bir değerlendirmeye ihtiyaç vardır. Ancak gelişmekte olan ülkelerin farklı sanayileşme deneyimlerini sınıflandıran çalışmaların bulgularından hareketle (burada Kim ve Sumner, 2019), Türkiye’nin sanayileşme eğilimlerine ilişkin bazı temel gözlem ve çıkarımlarda bulunmak mümkündür.

Sanayileşe biçimleri ve Türkiye’nin konumu

İmalat sanayinin katma değer ve istihdam içindeki payları birlikte analiz edildiğinde, ülkelerin oldukça farklı gelişim eğilimleri izlediği görülmektedir. Türkiye’nin sanayileşme eğilimlerini değerlendirebilmek açısından, Kim ve Sumner’in (2019)[2] geliştirdiği sınıflandırma işlevsel bir tartışma zemini sunmaktadır. Bu yaklaşım, Şekil 1’de özetlenmektedir. Buna göre, ülkelerin farklı sanayileşme ve sanayisizleşme deneyimleri beş temel kategori altında sınıflandırılmaktadır. Böylece imalat sektörüne ilişkin mutlak değişimler yerine uzun dönemli eğilimlere odaklanılmaktadır.

Şekil 1. Sanayileşme biçimleri

Kaynak: Kim ve Sumner (2019:7)

Birincil (primary) sanayileşme biçiminde, sanayinin istihdam açısından genişlediği ancak katma değer payındaki artışın daha sınırlı kaldığı değişimler öne çıkmaktadır. Güncellenen (upgrading) sanayileşmede ise hem katma değer hem de istihdam payındaki artış eğilimi devam etmektedir. İleri sanayileşmede imalat sanayinin katma değeri artmaya devam ederken, üretkenlik artışları nedeniyle istihdam payı gerilemektedir. Süreklilik arz eden (secular) sanayisizleşmede hem istihdam hem de katma değer payları azalma eğilimine girmektedir. Durağan (stalled) sanayileşmede ise imalat sanayi ekonomideki varlığını korumakla birlikte, ne üretim ne de istihdam açısından belirgin bir sıçrama gerçekleştirebilmektedir.

Bu sınıflandırmaya göre Çin, son kırk yılda hem imalat üretimini hem de sanayi temelli üretkenlik artışlarını hızla yükselterek küresel imalat faaliyetlerinin merkezine yerleşmiştir. Güney Kore ise yüksek teknolojiye dayalı üretim yapısıyla öne çıkarken, imalat istihdamının göreli olarak gerilediği ancak katma değer üretiminin güçlü biçimde arttığı bir sanayileşme deneyimi sergilemiştir. Brezilya’da uzun süredir imalat sanayinin hem üretim hem de istihdam içindeki paylarında gerileme gözlenmekte; bu durum olgunlaşmayan sanayisizleşme ( süreklilik içeren sanayisizleşme) tartışmalarının temel örneklerinden biri olarak değerlendirilmektedir. Endonezya imalat sektörünün büyüme üzerindeki belirleyici rolünü büyük ölçüde korumaya devam ederken, Hindistan daha katmanlı ve sektörler arasında üretkenlik düzeyinin farklılaştığı bir yapısal değişim deneyimi sergilemektedir.

Bu tablo ve genel eğilimler çerçevesinde Türkiye nerede durmaktadır?

Türkiye’nin deneyimi, söz konusu ülke örnekleriyle “tam” olarak örtüşmemektedir.

Aşağıda Şekil 2’de yer alan 1990-2018 verilerine göre Türkiye’de imalat sanayinin katma değer üretimi belirli ölçüde artmaya devam etmektedir. Türkiye imalat katma değerinin toplam ekonomi içindeki payı açısından Hindistan ve Brezilya’nın üzerinde bir performans sergilemiştir. Bununla birlikte, Türkiye’nin katma değer göstergeleri Çin ve Güney Kore deneyimlerinin gerisinde kalmaktadır.

Türkiye’de 2016-2018 döneminde imalat sanayinin katma değer payı ortalama %19 düzeyinde gerçekleşmiştir. OECD STAN (2025) verilerine göre bu oran 2018-2023 döneminde %20’nin üzerine çıkmış, ancak 2024 yılında yeniden %19 düzeyine gerilemiştir.

Şekil 2.1990-2018 İmalat katma değer payı ( üçer yıllık hareketli ortalama)

Kaynak. Kruse vd.(2022)

Bu göstergeler, Türkiye açısından durağan sanayileşme eğilimini güçlendirmektedir.

Diğer yandan, Şekil 3’te aktarılan imalat istihdam payı verileri, Türkiye’nin imalat faaliyetlerinin üretim ilişkileri açısından önemini koruyan ülkeler arasında yer aldığını ortaya koymaktadır.

Şekil 3. 1990-2018 İmalat istihdam payı ( üçer yıllık hareketli ortalama)

Kaynak. Kruse vd.(2022)

Bununla birlikte, Türkiye’de 2008 sonrasında imalat istihdam payındaki gerileme eğiliminin süreklilik kazandığı görülmektedir. OECD STAN (2025) verileri de istihdam payının 2018 sonrasında durağan bir seyir izlediğine işaret etmektedir. Buna göre, toplam istihdam içinde imalat sanayinin payı 2008 yılında %21’e ulaşmış, 2017 yılında %17’ye kadar gerilemiş ve sonraki yıllarda yaklaşık %19 düzeyinde seyretmiştir. Bu eğilim, büyüme süreci ile birlikte emeğin imalat dışı sektörlere doğru kayışlarının ortaya çıktığına işaret etmektedir. Büyüme süreci ile birlikte imalat istihdamının göreli ağırlığı azalmaktadır.

Şekil 4. 1990-2018 İmalat sektörü göreli üretkenlik düzeyi

Kaynak. Kruse vd.(2022)

Şekil 4’te aktarılan imalat sektöründeki göreli üretkenlik göstergeleri, Türkiye’nin diğer ülkelere kıyasla daha geride kaldığını göstermektedir. Bu bağlamda Türkiye, Asya deneyimlerinden belirgin biçimde uzaklaşırken Brezilya deneyimine yakınsayan bir görünüm sergilemektedir. 1990 yılına kıyasla göreli üretkenlik düzeyinde bir artış eğilimi gözlense de, bu artışın etkileri sınırlıdır.

Türkiye açısından dikkat çeken nokta, katma değer payının artış eğilimi gösterdiği dönemlerde dahi üretkenlik düzeyinde belirgin bir sıçramanın gerçekleşmemesidir. Bu olgu, büyüme sürecine üretkenlik artışlarının eşlik etmediğinin somut bir göstergesidir. Aynı zamanda, imalat sektöründeki istihdam kayıpları ile üretkenlik düzeyi arasındaki bağlantının zayıflığına işaret etmektedir.

Şekil 5.Toplam imalat ihracatı içerisinde orta ve yüksek teknoloji imalat ihracatı payı

Kaynak. UNIDO (2026)

2024 yılı verilerine (UNCTAD, 2026) göre imalat sanayi ihracatı, Türkiye’nin toplam ihracatının %75’ini oluşturmaktadır. Bu oran, örnekleme dahil edilen ülkeler arasında Çin ve Güney Kore’nin ardından en yüksek paya karşılık gelmektedir. Şekil 5’te görüldüğü üzere, toplam imalat ihracatı içerisinde orta ve yüksek teknoloji yoğunluklu ürünlerin payı Türkiye’de 1990’lı yılların ortalarından itibaren yükseliş eğilimine girmiştir. Ancak bu eğilim 2008-2014 döneminde durağanlaşmış, sonraki yıllarda ise artış hızı belirgin biçimde azalmıştır.

Bu eğilimler, ülkelerin küresel imalat katma değeri içindeki etkileri temelinde değerlendirildiğinde, Çin ile diğer ülkeler arasında belirgin farklılıklar olduğu görülmektedir. Şekil 6’ya göre Türkiye, Brezilya’nın önünde yer almakla birlikte diğer ülkelerin gerisinde kalan bir performans sergilemektedir. Bu durum, imalat sektörünün vasıf ve teknoloji yoğunluğu açısından daha sınırlı bir değişim yaşadığına işaret etmektedir.

Şekil 6: Ülkelerin küresel imalat katma değeri içindeki etkisi

Kaynak.UNIDO (2026)

Türkiye’nin imalat alt sektörleri

Bu aşamada, Türkiye’nin sanayileşme eğilimlerini imalat alt sektörlerindeki değişimler üzerinden değerlendirmek önem kazanmaktadır. Yukarıda aktarılan göstergeler, Türkiye’nin imalat ihracatında orta ve yüksek teknoloji yoğunluklu üretim açısından belirli bir sıçrama gerçekleştirdiğine işaret etmektedir. Bununla birlikte, imalat alt sektörleri arasındaki değişimlerin yönü ve sektörler arası bağlantılar, durağan sanayileşme eğiliminin niteliğini anlamak açısından da önem taşımaktadır.

OECD STAN’ın (2025) 2004-2021 dönemini kapsayan verileri, geleneksel ihracatçı imalat sektörleri ile diğer imalat faaliyetleri arasında farklılaşan eğilimlere işaret etmektedir. Şekil 7 ve Şekil 8’da[3] aktarılan katma değer oranı ile istihdam payı için hesaplanan ortalama büyüme oranları ve mutlak değişimler, son yirmi yılda emek yoğun sektörlerde belirgin bir ağırlık kaybının yaşandığına işaret etmektedir.

Gıda, tekstil ve giyim gibi geleneksel ihracatçı sektörlerin hem istihdam hem de katma değer içerisindeki göreli önemleri zayıflamıştır. Buna karşılık, metal ürünleri, kimyasallar ve makine sektörlerinde katma değer ve istihdam artışları daha belirgin hale gelmiştir. Motorlu taşıtlar sektöründe ise katma değer payındaki gerilemeye rağmen istihdam payı görece durağan bir seyir izlemiştir.

Şekil 7. İmalat alt sektörleri katma değer payı (2004-2011)

Kaynak. OECD STAN (2025)

Şekil 7’de aktarılan göstergeler büyüme sürecine hangi alt –imalat sektörlerindeki genişlemenin eşlik ettiğini somutlamaktadır. Büyüme süreci ile birlikte ilgili alt sektörlerin ortalama büyüme eğilimleri “sınırlı” düzeylerde kalmıştır.

2004 yılında gıda ve tekstil sektörlerinin imalat sanayi içindeki toplam payı %44 düzeyindeyken, bu oran 2021 yılında %30’a gerilemiştir. Buna karşılık kimyasallar ve metal sektörlerinin toplam payı %33’ten %38’e yükselmiştir. İlgili dönemde tekstil sektörü katma değer içindeki birincil konumunu kimyasallar sektörüne bırakmıştır. 2012 sonrasında diğer ulaştırma araçları (hava ve uzay araçları ile askeri araçlar dahil) faaliyetlerinde de katma değer payında artış gözlenmiştir. Bununla birlikte, bu faaliyetlerin imalat sanayi içindeki toplam payı yaklaşık %2 düzeyinde kalmıştır.

Şekil 8. İmalat alt sektörleri istihdam payı (2004-2021)

Kaynak. OECD STAN (2025)

Şekil 8 emek yoğun sektörlerdeki istihdam kayıplarının, katma değer değişimine oranla daha yüksek düzeylerde gerçekleştiğini ortaya koymaktadır. İmalat istihdamı içerisinde ilk sırada yer alan tekstil ve giyim sektörü, 2004 sonrasında daralma eğilimine girmiştir. Gıda, tekstil ve giyim sektörlerinin toplam istihdam payı %47’den %39’a gerilemiştir. Buna rağmen, tekstil ve giyim sektörü istihdam açısından en büyük sektör olma özelliğini sürdürmektedir.

Bu dönemde gözlenen önemli değişimlerden biri de kimyasallar, metaller ve bilgisayar-elektronik faaliyetlerinin toplam istihdam payının, gıda ve tekstil sektörlerinin toplam payına yaklaşmasıdır. Bu durum, imalat sanayi içerisinde farklı sektörler arasındaki ağırlıkların yeniden şekillendiğine işaret etmektedir.

Bu değişim ilk bakışta daha yüksek teknoloji yoğunluklu sektörlere doğru bir geçişi düşündürmektedir. Ancak söz konusu değişimin üretkenlik ve teknolojik kapasite açısından ne ölçüde derinleştiği tartışmalıdır. Emek yoğun sektörlerde yaşanan kayıpların yerini alan faaliyetlerin önemli bir bölümü orta teknoloji düzeyinde yoğunlaşmakta; yüksek teknolojiye dayalı üretim yapısının ekonomideki ağırlığı ise sınırlı kalmaktadır.

Türkiye deneyimi, imalat faaliyetlerinin üretim ve istihdam açısından önemini koruduğunu, ancak üretkenlik artışları ve teknolojik değişim bakımından daha sınırlı bir performans sergilediğini göstermektedir. Bu eğilim aynı zamanda, sanayileşme biçimlerinin analizinde yalnızca katma değer değişimlerine odaklanmanın sınırlarına işaret etmektedir. Sektörler arasındaki istihdam ve üretkenlik düzeylerindeki göreli değişimler, büyüme dinamiklerinin niteliğini farklılaştırabilmektedir. Alt imalat sektörlerindeki değişimler bu eğilimin temellerini daha belirgin hale getirmektedir. Emek yoğun sektörlerdeki istihdam kayıplarına karşı diğer sektörlerdeki büyüme eğilimleri durağan bir seyir izlemektedir. İlgili dönemde, düşük üretkenlik içeren sektörlerden daha yüksek üretkenlik içeren sektörlere doğru kayışların sınırlı kaldığı bir değişim yaşanmıştır. Bundan dolayı, emek yoğun sektörlerde yaşanan “çözülmenin” orta ve yüksek teknoloji yoğunluklu sektörler tarafından tam anlamıyla ikame edilememesi, “durağan sanayileşme” eğiliminin süreklilik kazanmasına yol açan bir olgu olarak değerlendirilmektedir. Bu nedenle, Türkiye’de sanayileşme eğilimlerinin değerlendirilmesinde, imalat faaliyetlerindeki eğilimlerin ötesine geçilerek alt sektörlerin üretim, istihdam ve üretkenlik dinamiklerinin birlikte ele alınması gerekmektedir. Bu çerçevede, imalat sektörünün istihdam yaratma kapasitesini belirleyen unsurların analizinde, gerek imalat dışı gerekse alt –imalat sektörlerindeki genişleme dinamiklerine odaklanmak önem taşımaktadır.

Türkiye açısından temel sorun, imalat sanayinin ekonomideki ağırlığını korumasından çok, bu yapının istihdam yaratma kapasitesiyle birlikte yeni bir büyüme dinamiği üretip üretemeyeceğidir. Bu bağlamda imalat faaliyetlerinde sermaye birikimi, kârlılık ve üretkenlik arasındaki ilişkilerin önemi güncelliğini korumaktadır.

Kaynakça

Kim, K., & Sumner, A. (2019). The five varieties of industrialisation: A new typology of diverse empirical experience in the developing world.ESRC GPID Research Network Working Paper,18.

Kruse, H., E. Mensah, K. Sen, and G. J. de Vries (2022). “A manufacturing renaissance? Industrialization trends in the developing world”, IMF Economic review DOI:http://doi.org/(…)7/s41308-022-00183-7. Data available for download at https://www.rug.nl/(…)tructuralchange/etd/

Palma, G. (2005). Four sources of de-industrialisation and a new concept of the Dutch Disease. J.A. Ocampo (der.), Beyond reforms: Structural dynamics and macroeconomic vulnerability içinde, Redwood City: Stanford University Press, 3(5), 71-116.

Rodrik, D. (2016). “Premature Deindustrialization.” Journal of Economic Growth, 21(1), 1 – 33.

Rodrik, Dani. (2026).”How I Became a Manufacturing Skeptic.”Project Syndicate, May 12, 2026.

Tregenna, F. (2014). A New Theoretical Analysis of Deindustrialisation”, Cambridge Journal of Economics, 38 (6), 1373-1390.

OECD STAN (2025). STAN Database for Structural Analysis, 2025 Edition https://data-explorer.oecd.org/vis?tm=DF_STAN_2025&snb=1&df[ds]=dsDisseminateFinalDMZ&df[id]=DSD_STAN%40DF_STAN_2025&df[ag]=OECD.STI.PIE&df[vs]=1.0&dq=A.TUR._T…&pd=2015%2C&to[TIME_PERIOD]=false&vw=tb

UNCTAD. (2026). General profile: Türkiye https://unctadstat.unctad.org/CountryProfile/GeneralProfile/en-GB/792/index.html

UNIDO.(2026). UNIDO Statistics Portal 2026.https://stat.unido.org/data/chart?dataset=cip

Notlar

  1. Bu kapsam için bkz. Barış Güven (2026). Sanayi Politikasının Yükselişi. Katman Portal. https://katmanportal.com/doi/10.5281/zenodo.20493779

  2. Bu çalışmada araştırmacılar, 1980-2010 yıllarını kapsayan (GGDC) 10 sektörlü veri tabanını (2015 sürümü) kullanmıştır. İmalat katma değeri ve istihdam paylarının beş yıllık hareketli ortalamaları (2005 sabit fiyatlarıyla) temel alınmıştır.

  3. Her iki şekilde tanımlanan bilgisayar ile elektrikli ekipman imalatı alt sektörleri; Bilgisayar, elektronik ve optik ürünlerin imalatı; elektrikli ekipmanların imalatı ile Bilgisayar, elektronik ve optik ürünlerin imalatı olarak tanımlanmaktadır.

Önerilen Alıntı: Alıntıyı Kopyala
Emine Tahsin (2026). Sanayileşme Biçimleri ve Türkiye. Katman Portal. https://katmanportal.com/doi/10.5281/zenodo.21493990
  • Emine Tahsin, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi İktisat Bölümü’nde öğretim üyesidir. Lisans eğitimini İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi İngilizce İktisat bölümünde, yüksek lisans ve doktora eğitimini İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İktisat bölümünde tamamladı. 2011-2012 yılları arasında, doktora sonrası araştırmalarına, Londra Üniversitesi, Latin Amerika Çalışmaları Enstitüsü’nde (Institute of Latin American Studies) devam etti. Kalkınma iktisadı, Latin Amerika ve Karayipler bölgesinde kalkınma deneyimleri alanlarında araştırmalar yürütmektedir. İktisadi kalkınma, iktisadi büyüme, uluslararası ekonomi politik alanında lisans ve lisans üstü düzeyinde dersler vermektedir.

    Diğer Yazıları
Yapay Zeka Kullanımı Beyanı
Dil bilgisi, anlam bozukluğu ve noktalama kontrolü

Yazar, yapay zeka araçlarını yukarıda belirttiği kapsamda bilimsel yayın etiğine bağlı kalarak kullandığını beyan etmektedir. Yapay zeka desteğiyle üretilen içeriklerin tüm sorumluluğu yazara aittir.