Takip et

Karanlığı Tararken: Yalnızlık, Çözülme ve Popülizm

🎧 Dinle
DOI:10.5281/zenodo.21959124 Atıf Yap ✅ Kopyalandı! Kopyala ✅ Kopyalandı!

Yalnız bowling oynayan bir toplum karanlık geleceği görür ama aydınlık olanı hayal edemez. Demokrasi çözülüyor, popülizm tükeniyor, yapay zeka finansın emrine giriyor. Cassandra’nın lanetini kırmak, toplumsal üretimi ve birlikte hayal kurma gücünü yeniden inşa etmekten geçiyor.

Niye çoğumuz mutsuzuz? Niye geleceğimizden ümitsiziz? Niye olumlu bir geleceği hayal etme kapasitemiz, karanlık bir geleceği Cassandra gibi öngörme kapasitemizin gerisinde kalıyor? Son yıllardaki küresel sosyal ve politik istatistikler, içinde bulunduğumuz bu karanlık duruma dair önemli ipuçları veriyor. Bu verilerin izini sürerek, yeni sosyal ve politik kavramların neden tam da şimdi ve bu denli şiddetli bir şekilde ortaya çıktığını anlamlandırabiliriz.

Küresel Demokrasi Endeksi’nin son verilerine baktığımızda, endeksin dünya genelinde 5.52’den 5.17’ye gerilediğini ve incelenen 167 ülkenin 130’unda demokratik bir düşüş trendi yaşandığını görüyoruz (Economist Intelligence Unit, 2024). Bu küresel tablonun Türkiye’deki yansımalarını ve lokal dinamiklerini irdeleyen Emre Özçelik’in1 Katman yazı serisinin ilk yazısını da bu bağlamda not etmek gerekir (Özçelik, 2026).2 Farklı kıtalarda ve kalkınmışlık seviyelerinde bu denli yaygın bir demokratik erozyonun ortaya çıkmasının temel nedenleri nelerdir? Hangi ekonomik ve sosyolojik değişkenler bu küresel gerilemeyle paralel bir seyir izliyor?

Bowling, Yalnızlık ve De-Sosyalizasyon

Katman’da yazan sosyal bilimcilerin bir kısmı[1], 1970’lerin ikinci yarısından itibaren ilerleyen ciddi bir “de-sosyalizasyon” (toplumsallaşmadan kopuş) trendine, ve bu trendin doğal bölüşüm efektlerine dikkat çekmişti. Çağımızı politik-ekonomik olarak açıklayan temel trendlerden biri, sendikasızlaşma ve sendikalı emeğin oranlarındaki küresel çapta devam eden azalıştır. Ancak bu çözülmenin kökleri, emek sınıfının sendikalardan kopuşundan çok daha eskiye, Robert Putnam’ın 2000 yılında yayımlanan Bowling Alone: The Collapse and Revival of American Community adlı eserinde tespit ettiği daha kapsayıcı bir toplumsal dönüşüme dayanır. Putnam, bu eserinde emek sınıfının örgütsel kayıplarının yanı sıra, tüm toplumun kendi tercihleri ve kapitalizmin dönüştürücü etkisiyle “örgütsel yeteneklerini” nasıl yitirdiğini gözler önüne serer.

Putnam’ın temel hipotezi, ABD’de 1960’lardan itibaren “sosyal sermaye”nin—yani yurttaşlar arası güven, karşılıklılık, sivil katılım ve topluluk bağlarının—sürekli bir biçimde aşındığıdır. Amerikalılar eskiden ligler halinde birlikte bowling oynarken, artık tek başlarına oynamaktadır; kolektif ve yüz yüze etkileşim biçimlerinin yerini bireysel ve izole pratikler almıştır. Sosyal bilimler metodolojisinde “proxy” (gösterge/vekil değişken) olarak adlandırabileceğimiz bu “yalnız bowling” metaforu, aslında çok daha geniş ve çok boyutlu bir toplumsal çözülmenin habercisidir. Bu çözülme yalnızca boş zaman aktivitelerini değil; demokratik katılımı, komşuluk ilişkilerini, dini cemaat hayatını ve gönüllülük kültürünü kapsayan devasa bir sivil gerilemeyi ifade eder.

Putnam’ın General Social Survey, çeşitli sivil toplum kuruluşlarının üyelik kayıtları ve zaman kullanım araştırmaları gibi devasa veri setlerine dayanarak ulaştığı sonuç nettir: Siyasi katılım, örgütsel üyelik, enformel sosyalleşme ve toplumsal güven 1990’ların sonuna gelindiğinde istatistiksel olarak anlamlı bir düşüş yaşamıştır. Bu erozyonun nedenleri arasında zaman ve gelir baskıları, banliyöleşme, elektronik eğlencenin yükselişi ve “sivil kuşakların” yerini daha bireyci kuşaklara bırakması sayılır. Ancak bu ampirik gözlemi teorik bir çerçeveye oturtmak için Albert Hirschman’ın 55 yıl önce sunduğu Exit, Voice, and Loyalty (Çıkış, Ses ve Bağlılık) üçlüsüne bakmamız gerekir.

Hirschman’a göre bir örgüt bozulmaya başladığında üyelerinin önünde iki temel seçenek vardır: Örgütten ayrılmak (Çıkış) veya kalarak itiraz etmek (Ses). 1960’lardan itibaren kapitalizmin en gelişmiş coğrafyalarında “çıkış” maliyetlerinde inanılmaz düşüşler yaşandı; zira bu maliyetler büyük ölçüde sosyal normlar ve cemaat baskıları tarafından belirleniyordu. Çıkışın bu denli kolaylaşması, sosyalizasyonun birçok seviyede (siyasi partiler, dini örgütler, dernekler) çöküşüne yol açtı. Hirschman’ın dediği gibi, “çıkış kolaylaştığında, örgütün en yetkin, en eğitimli ve en motive üyeleri ayrılmayı tercih eder.” Geriye kalanlar, kolektif eylem sorununu çözecek kritik kütleden yoksundur. Örgüt, kendini düzeltecek “ses”ten mahrum kalır; performansı daha da düşer ve bu durum yeni bir çıkış dalgasını tetikler. Andrew Cherlin’in Amerika odaklı çalışmalarında da gösterdiği gibi, emekçi sınıflar hem ekonomik korumalarını hem de sosyalleşme zeminlerini en az iki katmanlı bir şekilde kaybettiler. Sınıfsal ayrımlar gözetmeksizin, tüm toplumsal grupların “toplumsallığı” 1970’lerden yeni yüzyıla girerken radikal biçimde azaldı.

Yeni Yüzyıl, NGO İllüzyonu ve Finansal Kriz

21. yüzyıl, var olan bu sosyal parçalanmayı ve lokal seviyede azalan sosyal ağları, küresel ölçekteki Sivil Toplum Kuruluşu (STK) ağları ve yeni bir sivil toplum mimarisiyle aşmaya çalıştı. Ancak bu yeni “yapay” sivil toplum, eski organik dayanışma ağlarının yarattığı boşluğu dolduramadı. Bunun iki temel nedeni vardı: Birincisi, bu yeni girişimlerin büyük ölçüde dış finansmana bağımlı olması ve sınıfsal pozisyonun üst katmanlarından beslenmesiydi. Bu durum, STK’ların önceliklerinin içerideki organik toplumsal taleplere göre mi, yoksa yurt dışındaki fon sağlayıcıların ajandalarına göre mi belirlendiğini belirsizleştirdi ve onları yurt içi siyasetinde güdük bıraktı.

Eski ve kaybedilen sosyal ağlar ile yeni ve yapay olan arasındaki bu farkın bedeli 2010’larda acı bir şekilde ortaya çıktı. 2008 Finansal Krizi, hem bu yeni tip STK’ların fonlarını kesti hem de yoksulluk ve eşitsizlikteki sert artışla birlikte eski tip “dayanışmacı” sosyal organizasyonlara olan talebi zirveye taşıdı. Devlet harcamalarındaki kemer sıkma politikalarıyla birleşen bu tablo, devasa bir sosyal talep yarattı. Ancak bu talebin karşılık bulacak bir “arz” ile (gerçek bir sivil veya kamusal dayanışma ağıyla) karşılaşamaması, çağımızın temel politik-ekonomik boşluğunu doğurdu.

Popülist Moment ve Örgütsüzlük Çağında Siyaset

İşte bu kurumsal ve toplumsal boşluk, 2010’ların “Popülist An”ının (Populist Moment) zeminini hazırladı. Popülizm, önceki çağlarda yitirilen sosyalliğin ve temsil krizinin bir fantezisi, atomize olmuş kitlelerin birleşme hayali olarak sahneye çıktı. Cihan Tuğal’ın (2023) Arthur Borriello ve Anton Jäger’in The Populist Moment kitabını değerlendirirken yaptığı gibi, bu dönemin sol ve sağ popülizmini (Syriza, Podemos, Sanders, Corbyn) neoliberalizmin yarattığı bu “örgütsüzlük çağında örgütlenme” çabası olarak okumalıyız.

Neoliberalizm partileri, sendikaları, kulüpleri ve cemaatleri tasfiye ederek yerlerine lobi gruplarını ve savunuculuk ağlarını koymuştu. Demokratik aracı kurumların tıkandığı bu konjonktürde popülizm, toplumu “halk” ve “oligarşi” (veya borçlular ve alacaklılar) gibi yeni ikili kamplara bölerek bu parçalanmışlığı aşmaya çalıştı. Ancak popülist hareketler, yoğun ve köklü sosyal ağlardan yoksun bir manzarada hegemonya kurmak gibi imkansıza yakın bir göreve talip olmuşlardı. Geleneksel sivil toplumun yerini dijital mobilizasyon, “liderizm” (karizmatik figürlerin kişisel markaları) ve gevşek parti yapıları aldı.

Nitekim bu “saf” popülist strateji duvara tosladı. Borriello ve Jäger’in (2023) gösterdiği gibi; liderizm, liderin büyüsü bozulduğunda dağılan bir kitle yarattı; dijitalleşme milyonları sokağa veya sandığa taşısa da onları eğitecek ve kalıcı bir politik kültür aşılayacak örgütsel disiplinden yoksundu. Syriza Avrupa Birliği’nin kemer sıkma politikalarına yenik düşerken, Podemos iç çekişmelerle bölündü, Corbyn ve Sanders hareketleri ise kurulu düzenin (medya ve parti oligarşilerinin) direncini aşamayarak ya marjinalize oldu ya da sisteme absorbe edildi.

Yapay Zekâ Çağında Sosyal Üretimin Tasfiyesi: Finans ve Tüketim Hesaplamalarının Kısa Vadeli Zaferi

Popülizmin yapısal sınırlarına ve neoliberal atomizasyonun yarattığı siyasi tıkanıklığa dair bu yenilgilerin hemen ardından gelen 2020 sonrası Yapay Zekâ (AI) dalgası, teknolojinin toplumsal potansiyeli üzerine 1970’lerde yapılan hararetli tartışmalarla kıyaslandığında fersah fersah geriden gelmektedir. Bu geri kalışın en hayati boyutu, devasa teknolojik kapasitenin üretimin toplumsal yanına ve demokratik ekonomik planlama meselelerine getirebileceği olanakların neredeyse hiç konuşulmamasıdır. 1970’lerde otomasyon ve bilişim teknolojileri; kıt kaynakların rasyonel dağılımı, emeğin angaryadan kurtarılması ve alternatif, toplumsal bir üretken denge üzerinden tartışılıyordu. Oysa bugün AI, kapitalizmin dar sınırları içinde sıkışmış bir araç olarak kodlanmaktadır.

Başka tür bir üretim tarzını ve post-kapitalist bir ekonomiyi hayal edemeden, Amerikan ekonomisinin ekolojik krizleri veya finansal kâr hırsları üzerinden yürüyen bu diyalog, tanımı gereği “alt yapıyı” (kapitalist üretim ilişkilerini) mutlak ve değiştirilemez bir veri kabul edip, yalnızca “üst yapıyı” (dağıtım ve tüketim biçimlerini) değiştirmeye çalışan kısır bir döngüdür. Bugün solun veya eleştirel çevrelerin AI üzerine yürüttüğü tartışmaların büyük bir kısmı, bu devasa teknolojik sıçramayı yalnızca bir “ekolojik tüketim etiği”, “algoritmik önyargı regülasyonu” veya “statik bir bölüşüm/vergilenme ilişkisi” (Evrensel Temel Gelir vb.) olarak konumlandırmaktadır.

Buradaki sınırlılık, sosyal bilimcilerin veya teknoloji eleştirmenlerinin entelektüel yetersizliğinden ziyade, bugünkü liberal politik-ekonomik üst yapının hegemonyasından kaynaklanmaktadır. Finansal piyasaların algoritmik hesaplamaları (calculus) ve tüketim odaklı veri madenciliği, AI’ın açtığı temel toplumsal çelişkilerin üzerini ustaca örtmektedir. Sistem, teknolojinin yarattığı devasa üretken gücü toplumsal faydaya dönüştürmek yerine, onu finansal spekülasyon ve bireylerin atomize edilmiş tüketim alışkanlıklarını tahmin eden bir kâr maksimizasyonu aracına indirgemektedir.

Popülizmden Sonra: Cassandra’nın Lanetini Kırmak

Peki, popülizmden sonra ne gelir? Tuğal (2023), bu popülist dalgayı salt bir “yenilgi” olarak okumamamız gerektiğini, aksine bunun oligarşilere karşı halk blokları oluşturmak adına sosyalizme ve radikal demokrasiye giden yolda gerekli ve olumlu bir tarihsel moment (an) olduğunu savunur. Oligarşik fraksiyonlar sağın örgütlü kitle siyasetini inşa etmeye devam ederken, piyasa toplumu atomizasyonu daha da derinleştirecektir. Bu nedenle “popülizmden sonra” gelen görev, popülizmin söylemsel ve dijital sınırlarını aşmaktır. Laclau’nun popülizm teorilerini tersine çevirerek şunu kabul etmeliyiz: Radikal sol popülizmin kendi geleceğini kurabilmesi ancak iyi örgütlenmiş bir halk bloğu yalnızca sınıf baskısına değil, her türlü tahakküme karşı topyekûn ve birleşik bir mücadele yürütmeye başladığında—yani yitirilen o “sosyal sermaye” ve köklü örgütlenme kültürü yeni formlarla yeniden inşa edildiğinde—mümkün olabilir.

Cassandra’nın karanlık kehanetlerinden kaçışın yolu, yalnızlığımıza dijital yankı odalarında veya karizmatik liderlerin gölgesinde çare aramaktan geçmiyor. Mutsuzluğumuzun ve ümitsizliğimizin kaynağı, birlikte “bowling oynama” yeteneğimizi, birbirimize “ses” olma ve birlikte “kalma” (loyalty) kültürünü yitirmiş olmamızdır. Geleceği yeniden hayal edebilmek, popülizmin işaret ettiği o haklı öfkeyi, neoliberalizmin çölleştirdiği toplumsal dokuda yeni ve köklü dayanışma ağları örmeye dönüştürmekle mümkündür.

Kaynakça

Acemoglu, D. (2024). “The Simple Macroeconomics of AI”. National Bureau of Economic Research (NBER), Working Paper No. 32487. (Not: Yapay zekanın makroekonomik etkileri, verimlilik illüzyonu ve teknolojinin kapitalist yönlendirilişi üzerine güncel eleştirel çerçeve için).

Acemoglu, D., & Johnson, S. (2023). Power and Progress: Our Thousand-Year Struggle Over Technology and Prosperity. PublicAffairs.

Borriello, A., & Jäger, A. (2023). The Populist Moment. London/New York: Verso.

Economist Intelligence Unit. (2024). Democracy Index 2024: What’s Behind the Global Decline in Democracy? London: The Economist Intelligence Unit.

Hirschman, A. O. (1970). Exit, Voice, and Loyalty: Responses to Decline in Firms, Organizations, and States. Cambridge, MA: Harvard University Press.

Küçükkör,Y. (2026) “Sesi Bastırılan Sınıf: Farklı Yerlerden Benzer Tablolar”. Katman. https://katmanportal.com/sesi-bastirilan-sinif-farkli-yerlerden-benzer-tablolar/

Olson, M. (1965). The Logic of Collective Action: Public Goods and the Theory of Groups. Cambridge, MA: Harvard University Press.

Oyvat,C. (2026) “Emeğin Bölüşüm İçindeki Payının 45 Yılı”. Katman. https://katmanportal.com/emegin-bolusum-icindeki-payinin-45-yili/

Özçelik, E. (2026). “Türkiye’de Demokratik Bunalımın Boyutları”. Katman. https://katmanportal.com/turkiyede-demokratik-bunalimin-boyutlari-2/

Phillips, L., & Rozworski, M. (2019). The People’s Republic of Walmart: How the World’s Biggest Corporations are Laying the Foundation for Socialism. London/New York: Verso. (Not: “AI ve Sosyal Üretim” tartışmaları; büyük veri, algoritmik planlama ve post-kapitalist sosyal üretim olanakları üzerine temel güncel kaynak).

Putnam, R. D. (2000). Bowling Alone: The Collapse and Revival of American Community. New York: Simon & Schuster.

Standing, G. (2017). Basic Income: And How We Can Make It Happen. Pelican. (Ayrıca bkz. Evrensel Temel Gelir tartışmaları için: Van Parijs, P., & Vanderborght, Y. (2017). Basic Income: A Radical Proposal for a Free Society and a Sane Economy. Harvard University Press.)

Tuğal, C. (2023). “After Populism?”. New Left Review, II(144), 135-146.

Notlar

  1. Küçükkör (2026) ve Oyvat (2026).
Önerilen Alıntı: Alıntıyı Kopyala
İlhan Can Özen (2026). Karanlığı Tararken: Yalnızlık, Çözülme ve Popülizm. Katman Portal. https://katmanportal.com/doi/10.5281/zenodo.21959124
  • İlhan Can Özen, ekonomi, politik ekonomi ve biyoistatistik alanlarını kapsayan istatistiksel ve veri yoğun araştırmalarda geniş deneyime sahip bir iktisatçıdır. Bilkent Üniversitesi İktisat Bölümü'nden (2004) mezun olduktan sonra Johns Hopkins Üniversitesi'nde iktisat alanında yüksek lisans ve doktora derecelerini tamamlamış, doktora tezinde işgücü göçünü ve toplumsal cinsiyete dayalı sağlık etkilerini analiz etmek için ileri ekonometrik ve nicel yöntemler kullanmıştır. Sonraki çalışmaları, büyük ölçekli idari verilere, nedensel çıkarıma ve politika değerlendirmesine güçlü vurgu yaparak kalkınma ve sağlık ekonomisi alanlarına genişlemiştir. Halihazırda Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde İktisat Doçenti olarak görev yapan Özen, Türkiye'de göç, sağlık sistemi kapasitesi ve sosyoekonomik sonuçlar üzerine çok sayıda araştırma projesi yürütmektedir. Aynı zamanda Hacettepe Üniversitesi Sağlık Ekonomisi ve Sağlık Politikası Araştırma Merkezi Danışma Kurulu üyesidir. Disiplinlerarası çalışma portföyü, politik davranış, uluslararası politika şokları ve klinik/bioistatistik verilerini titampik ampirik çerçevelerde bütünleştiren yayınlar ve devam eden çalışmaları içermektedir.

    Diğer Yazıları
Yapay Zeka Kullanımı Beyanı
Tercüme

Yazar, yapay zeka araçlarını yukarıda belirttiği kapsamda bilimsel yayın etiğine bağlı kalarak kullandığını beyan etmektedir. Yapay zeka desteğiyle üretilen içeriklerin tüm sorumluluğu yazara aittir.