Cari açık neden kalıcılaşıyor? Türkiye’nin dış ticaret ve ödemeler dengesi görünümünü güncel verilerle değerlendiriyor; ithalat, ihracat, döviz kuru ve küresel talep arasındaki ilişkileri ekonometrik bulgular ışığında tartışıyoruz.
1. Giriş
Türkiye’nin belli başlı ekonomik başarım (performance) göstergeleri, 2017 sonrasında ciddi istikrarsızlıklar yaşandığına işaret ediyor (bkz. Tablo 1). 2009’da başlayan orta vadeli çevrimin 2018-20 yıllarındaki iniş evresinde ulusal hasıla artış hızı zayıfladı, istihdam geriledi ve enflasyon hızlanmaya başladı (Orhangazi ve Yeldan, 2020; Cömert ve Öncü, 2023a, 2023b). Bu koşullar altında AKP hükümeti yeni bir çıkış sürecini başlatmak üzere, Mart 2021-Mayıs 2023 döneminde para ve kredi genişlemesi ile desteklenen, “kâr-itişli” bir ekonomik büyüme stratejisine yöneldi (Boratav vd., 2023; Cömert ve Öncü, 2023a). Enflasyonun körüklenmesi ve ödemeler dengesinin kötüleşmesi pahasına görece yüksek hasıla ve istihdam artış hızları sağlayan bu strateji Mayıs 2023’ten sonra terkedilerek istikrar öncelikli ortodoks / neoliberal politikalar benimsendi (Akçay, 2024; Orhangazi, 2025). Ancak bu politikalar “şok tedavisi”nden uzak bir anlayışla yürütüldü: (i) politika faiz oranları aşamalı olarak yükseltildi ve yüksek reel faiz oranlarından kaçınıldı; (ii) kur korumalı mevduat uygulaması aşamalı olarak sonlandırıldı; (iii) kamu açığı / GSYİH oranının artışı engellenemedi ve mali sistemde reform çabaları ön plana çıkarılmadı; (iv) asgari ücret ve EYT düzenlemelerinde emekçileri tümüyle küstürecek tutumlardan 2025-26’ya kadar kaçınıldı (Şengül ve Türel, 2024).
2025 yılı ortalarına gelindiğinde, ülkemizdeki iktisat politikası tartışmaları, esas itibarıyla, iki soruna odaklanmış bulunuyordu: (i) Haziran 2023’te uygulamasına geçilen programla dezenflasyon başarılabilir mi? (ii) Programın gelir bölüşümünde yarattığı emek karşıtı vahim eşitsizlikler nasıl ve ne ölçüde giderilebilir? Bu tartışmalar Şubat 2026’da patlak veren ve hâlâ süregelen İran Krizi’nin olumsuz yansımaları ardından daha da yoğunlaşarak sürüyor. Oysa, ödemeler dengesinin kısa ve orta vadede nasıl yönetileceği sorunu (ima ettiği ciddi riskler dolayısıyla) tartışma gündeminde ikincil bir konuma indirgenmemelidir.
Tablo 1: Türkiye’nin bazı ekonomik başarım göstergeleri, 2017-2025
|
Yıllar |
Reel GSYİH Artış Hızı, % |
(Cari İşlemler Dengesi / GSYİH) Oranı, % |
GSYİH Zımni Deflatörü Artış Oranı, % |
(Kamu Açığı / GSYH) Oranı, %a |
|
2017 |
7.8 |
-4.1 |
11.1 |
-1.8 |
|
2018 |
3.5 |
-1.8 |
16.7 |
-2.4 |
|
2019 |
1.3 |
+1.9 |
14.2 |
-3.2 |
|
2020 |
1.8 |
-4.2 |
14.7 |
-3.9 |
|
2021b |
11.8 |
-0.9 |
29.3 |
-2.5 |
|
2022 |
5.4 |
-5.0 |
95.5 |
-2.3 |
|
2023 |
5.0 |
-3.6 |
68.3 |
-5.5 |
|
2024 |
3.3 |
-1.0 |
59.3 |
-5.8 |
|
2025c |
3.6 |
-1.9 |
36.4 |
-3.5 |
a SBB’nin kamu kesimi borçlanma gereği tahminlerine dayalı oranlar.
b Bu yılın GSYİH artış oranı tahmini, 2020’deki COVID salgını dolayısıyla epey durgunlaşan ekonominin hızla toparlanmasını yansıtmaktadır.
c Mayıs 2025 itibarıyla, geçici.
Kaynak: HMB ve SBB Ekonomik Göstergeleri.
2. Dış Ticaret Dengesi, Cari Açıklar ve Cari Açıkların Finansmanı
Tablo 2’deki veriler, 2017-25 döneminde (i) Türkiye’nin uluslararası mal ticaretinde verdiği açıkların hizmet ticareti fazlalarıyla kayda değer ölçüde dengelendiğine, yine de (ii) dış ticaret açıklarının cari açığın önemli bir bileşeni olduğuna işaret etmektedir. 2017-23 alt-döneminde toplam 161.3 milyar $ tutarında cari işlemler açığı verilmiş, bunun yaklaşık %57’si olan 92 milyar $ dış ticaret açıklarından kaynaklanmıştır. 2024-25’te ticaret açıkları (esas itibarıyla düşük GSYİH artış temposuna atfedilebilecek nedenlerle) daraldığından, bu yıllardaki cari açıkların temel bileşeni, kaygı verici bir artış eğilimi gösteren gelir dengesi açıkları olmuştur.
Tablo 2: Cari işlemler hesabının temel bileşenleri, 2017-2025 (milyar $)
|
Dış Ticaret Dengesi |
Birincil + İkincil Gelir Dengesi |
Cari İşlemler Hesabı |
|||
|
Yıllar |
Mal |
Hizmet |
Toplam |
||
|
2017 |
-58.6 |
+31.6 |
-26.9 |
-8.2 |
-35.1 |
|
2018 |
-40.7 |
+36.4 |
-4.3 |
-10.3 |
-14.6 |
|
2019 |
-16.8 |
+42.8 |
+26.0 |
-11.0 |
+15.0 |
|
2020 |
-37.9 |
+15.3 |
-22.6 |
-8.4 |
-31.0 |
|
2021 |
-29.3 |
+32.8 |
+3.5 |
-10.6 |
-7.1 |
|
2022 |
-89.6 |
+52.5 |
-37.1 |
-9.6 |
-46.7 |
|
2023 |
-86.3 |
+55.7 |
-30.6 |
-11.2 |
-41.8 |
|
2024 |
-56.0 |
+61.4 |
-5.4 |
-18.4 |
-13.0 |
|
2025 |
-69.8 |
+63.5 |
-6.3 |
-23.9 |
-30.2 |
|
Not edilmek üzere: |
|||||
|
2025/I |
-15.9 |
+8.0 |
-7.9 |
-6.3 |
-14.1 |
|
2026/I |
-23.9 |
+7.6 |
-16.3 |
-7.4 |
-23.7 |
a Tanım denklikleri yuvarlama nedeniyle tam tutmayabilir.
Kaynak: TCMB / EVDS.
Ancak 2025 ve 2026 yıllarının birinci üç aylık verilerinin karşılaştırılması, mal ticaretinden kaynaklanan açıkların hızla artmakta olduğunu ve bu eğilim görece yüksek gelir dengesi açıklarıyla eşleştiği takdirde, 2026 yılının tümü itibarıyla (cari işlemler açığı /GSYİH) oranının %3-%4 aralığına yükselebileceğini düşündürmektedir. Küresel ekonominin güncel koşullarında Türkiye, bu ölçülere varan bir cari açığı finanse etmekte güçlüklerle karşılaşacaktır.
2017-25 döneminde toplamı 204.5 milyar $’ı bulan cari açıkların finansman kaynakları, yıllar itibarıyla büyük dalgalanmalar göstermiştir (Tablo 3). Dönemin tümüne bakıldığında cari açıkların 190 milyar $’ının net dış yükümlülükler kanalı ile, 32 milyar $’ının rezerv azalışı ile finanse edildiği gözlenmekte, denkleştirici net hata ve noksan kaleminin (kayıtlı olmayan sermaye çıkışı ima eden) toplamı 17.5 milyar $’ı bulmaktadır. Net dış yükümlülüklerin gayrisafi öğeleri (yani sermaye girişi ve çıkışı) ile nitel ayrımı (DYY / portföy yatırımları / borçlanma) konusunda ayrıntılı bir değerlendirme için Orhangazi (2025)’den yararlanılabilir. Orhangazi (2025: 204)’deki verilere göre, 2017-23 dönemindeki toplam 249.4 milyar $’lık gayrisafi dış sermaye girişinin yaklaşık %31’i DYY, %11’i portföy yatırımı, %58’i dış borçlanma niteliğindedir.
Tablo 3: Ödemeler dengesi, 2017-2025 (milyar $) a
|
Yıllar |
Cari İşlemler Hesabı |
Finans Hesabıb |
Net Hata ve Noksan e |
||||
|
Mal |
Hizmet |
Toplam |
|||||
|
2017 |
-35.1 |
-41.5 |
-8.2 |
-49.7 |
-14.5 |
||
|
2018 |
-14.6 |
+11.5 |
-10.4 |
+1.2 |
+15.8 |
||
|
2019 |
+15.0 |
-1.0 |
+6.3 |
+5.3 |
-9.7 |
||
|
2020 |
-31.0 |
-6.8 |
-31.9 |
-38.7 |
-7.7 |
||
|
2021 |
-7.1 |
-19.9 |
+23.3 |
+3.4 |
+10.5 |
||
|
2022 |
-46.7 |
-31.0 |
+12.3 |
-18.7 |
+27.9 |
||
|
2023 |
-41.8 |
-49.7 |
-2.0 |
-51.7 |
-9.9 |
||
|
2024 |
-13.0 |
-24.1 |
+0.6 |
-23.6 |
-10.6 |
||
|
2025 |
-30.2 |
-27.5 |
-22.0 |
-49.6 |
-19.4 |
||
|
Not edilmek üzere: |
|||||||
|
2025/I |
-14.1 |
-4.8 |
-11.6 |
-16.4 |
-2.3 |
||
|
2026/I |
-23.7 |
+2.2 |
-42.1 |
-39.9 |
-16.2 |
||
a Tanım denklikleri yuvarlama nedeniyle tam tutmayabilir.
b TCMB verilerindeki “Sermaye Hesabı”nı içerir.
c Negatif işaretli büyüklükler, yükümlülük artışı anlamına gelir; ve vice versa.
c Negatif işaretli büyüklükler, rezerv azalışı anlamına gelir; ve vice versa.
e Kayda değer ölçüde olan bu büyüklüklerin negatif işaretli olması, yurt dışına sermaye çıkışını ima eder; ve vice versa.
Kaynak: TCMB / EVDS.
Orhangazi (2025: 202-3) şu hususları vurgulamaktadır: (i) Türkiye’ye DYY kanalından gelen ve her türden gayrimenkul yatırımlarına da girişen yabancı sermaye, “sıfırdan” üretim tesisi açmaktansa, mevcut tesisleri satın almaya veya onlara ortak olmaya eğilimlidir; (ii) borsaya veya tahvillere yönelen portföy yatırımları yüksek tutarlara erişmemekte ve ekonomiye giriş-çıkışları büyük bir oynaklık sergilemektedir; (iii) dış borçlanmanın önemli sorunu, ülke risk priminin eklenmesiyle daha da artan, görece yüksek faiz oranlarıdır.
Böylesine çetin finansal koşulların geçerli olacağı 2026 yılı ve sonrasında (cari işlemler açığı / GSYİH) oranının kritik düzeylere yükselme olasılığı, AKP ekonomi yönetimini Mayıs 2026’da TBMM’ye sunularak yasallaştırılan, yeni bir “varlık barışı”na yöneltmiştir. 7582 Sayılı bu torba yasa, ülkemizdeki kayıt dışı edinimleri “meşrulaştırıcı” hükümlerine ek olarak, T.C. yurttaşı olan ya da olmayan kişiler ve bunların kurduğu ortaklıkların yurt dışında tuttukları varlıkları Türkiye’ye getirmelerini özendirici hükümler de içermektedir (ayrıntılar için, bkz. Oyan, 2026). Bu yasal düzenleme, Türkiye’nin orta dönemde dış ticaret açıklarını daraltıcı politikalara başvurma gereğini ortadan kaldırmayacaktır; dolayısıyla Türkiye dış ticaretinin temel belirleyicilerinin araştırılmasında yarar vardır.
Şengül ve Türel (2024)’te 2018 Q1 – 2024 Q1 döneminin üç aylık verilerinden yararlanarak böyle bir araştırmaya yönelmiştik. 2026’da TÜİK’in ulusal hasıla ve bileşenlerini gözden geçirerek ürettiği yeni zaman serilerinde 2000’li yıllardaki “kırılma”ları gidermesi, 2024’te yaptığımız ekonometrik sınamaların daha uzun bir dönemi kapsayan ve daha güvenilir sayılabilecek verilerle yenilenmesine olanak sağladı. Yazımızın aşağıdaki bölümlerinde bu yeni araştırmamızın bulgularını sunacak ve yorumlayacağız.
3. Türkiye’de Dış Ticaret Dinamikleri: İthalat ve İhracata İlişkin Ekonometrik Egzersizler
Çalışmamızın bu bölümünde Türkiye’nin dış ticaret dinamiklerinde belirleyici rol oynayan temel değişkenler incelenmektedir. Bu noktada, ele alacağımız iki değişken döviz kuru ve talep olmaktadır. Döviz kuru hareketleri ile dış ticaret arasındaki ilişki literatürde sıklıkla ele alınmıştır. Özellikle reel efektif döviz kuru hareketlerinin ithalat ve ihracat üzerindeki etkisi, yalnızca kur politikalarının değil, aynı zamanda ülkemizdeki üretim yapısının ve küresel ticaret çevrimlerinin de analiz edilmesini gerekli kılmaktadır. Bu bağlamda, Türkiye’nin reel ithalat ve reel ihracat dinamikleri ayrı ayrı incelenmektedir. Amaç, döviz kuru hareketlerinin dış ticaret üzerindeki etkisini kısa ve uzun dönem ayrımıyla analiz ederek, ithalat ve ihracatın yapısal benzerlik ve farklılıklarını da ortaya koymaktır.
Çalışmadaki temel sorular, reel kur hareketlerinin ithalat ve ihracatı nasıl etkilediği, Türkiye’nin dış ticaret dinamiklerinde iç ve dış talebin ne denli önemli olduğu ile kısa dönem dalgalanmalar ile uzun dönem dengesinin arasındaki ilişkilerin hangi mekanizmada etkili olduğudur. Bu amaçla 2000 yılının ilk çeyreğinden 2025 yılının son çeyreğine kadar olan dönemi kapsayan veriler kullanılmış ve ilişkilerin kısa ve uzun dönem boyutlarını beraber incelemek maksadıyla Hata Düzeltme Modeli (ECM) yaklaşımından faydalanılmıştır. Reel efektif döviz kuru göstergesi olarak TCMB’nin ÜFE bazlı Reel efektif döviz kuru (REER) endeksi seçilmiştir. İthalat denkleminde iç talebi temsilen reel GSYİH, ihracat denkleminde se dış talebi temsilen dünya mal ticaret hacmi endeksi tercih edilmiştir Ayrıca mevsimsel etkilerin ve belli başlı krizlerin dış ticaret dinamikleri üzerinde anlamlı bir etkisi olup olmadığı da çeşitli modellerle test edilmiştir[1].
İthalat Denklemi
Bütün kukla değişken çeşitlerinin ayrı ayrı test edildiği durumlar içerisinde ithalat denklemleri için en başarılı model hem dönem hem de kriz kukla değişkenlerinin olduğu dönem olmuştur. İthalat tarafında çeyreksel kukla değişkenlerin modele eklenmesi, açıklama gücünü ciddi biçimde artırmış ve mevsimsel yapının oldukça güçlü olduğu görülmüştür. Ayrıca 2001 kriz kukla değişkeni negatif ve anlamlı bulunmuş, kriz dönemlerinde ithalatın sert biçimde düştüğü gözlemlenmiştir. Öte yandan 2009 küresel krizi ve bir tür kur krizi sayılabilecek 2018 yılına eklenen kukla değişkenler anlamlı çıkmamıştır (Tablo 4)[2]. Modelde reel gelir değişkeninin (RGDP) en güçlü ve yüksek düzeyde anlamlı katsayıya sahip olması, Türkiye’de ithalat dinamiklerinin büyük ölçüde iç talep koşulları tarafından belirlendiğine işaret etmektedir. Tahmin sonuçlarına göre reel gelirde meydana gelen %1’lik bir artış, kısa dönemde reel ithalatı yaklaşık %0,97 oranında artırmaktadır. Bu oldukça yüksek bir esneklik olup, ekonomik büyümenin ithalat talebini neredeyse bire bir oranında artırdığını göstermektedir. Bu sonuç, Türkiye üretim yapısının ithal ara malı ve yatırım malı bağımlılığıyla uyumludur. Başka bir ifadeyle, ekonomik faaliyet hızlandığında yalnızca tüketim mallarına yönelik talep değil, üretim sürecinin ihtiyaç duyduğu ara ve yatırım mallarına yönelik talep de artmaktadır. Dolayısıyla büyüme dönemlerinde ithalatın hızla yükselmesi, Türkiye ekonomisinde üretim ve ithalat arasında yapısal bir bağ bulunduğuna işaret etmektedir. Diğer bir yandan reel efektif kurun pozitif ve anlamlı bir katsayıya sahip olması da, sözel anlatımla uyumlu bir gözlem sunmaktadır. Buna göre TL’nin reel olarak değerlendiği dönemlerde ithalata olan talep artmıştır. COVID ile ilgili eklediğimiz kukla değişken anlamsız çıktığı için modelden çıkarılmıştır.
Tablo 4 : İthalat modeli sonuçları[3]
|
Değişken |
Katsayı |
Anlamlılık |
|---|---|---|
|
ΔRGDP |
0.966 |
*** |
|
ΔREER |
0.223 |
*** |
|
ECT(-1) |
-0.232 |
*** |
|
Q2 |
-0.215 |
*** |
|
Q3 |
-0.210 |
*** |
|
Q4 |
-0.124 |
*** |
|
D2001 |
-0.087 |
*** |
|
D2009 |
-0.004 |
|
|
D2018 |
-0.036 |
|
|
D2020 |
0.005 |
|
|
R2 |
0.514 |
5. İhracat Denklemi
İhracat denkleminde dünya ticaret hacmi değişkeninin en yüksek katsayıya ve en güçlü istatistiksel anlamlılığa sahip olması, Türkiye ihracatının temel belirleyicisinin küresel talep koşulları olduğunu göstermektedir (Tablo 5). Dünya ticaret hacmindeki %1’lik bir artışın Türkiye’nin reel ihracatını yaklaşık %1.56 oranında artırmaktadır. Buna karşılık REER’deki %1’lik bir artış (TL’nin reel olarak değer kazanması) ihracatı yaklaşık %0.19 oranında azaltmaktadır. Bu sonuçlar, döviz kurunun önemli olmakla birlikte, ihracat performansını açıklamada küresel talep koşullarının çok daha baskın bir rol oynadığına işaret etmektedir..Buna karşılık reel efektif döviz kuru katsayısının negatif olması, TL’deki reel değerlenmenin ihracattaki rekabet gücünü zayıflattığını göstermektedir. Ancak dünya ticaret hacmi katsayısının büyüklüğü dikkate alındığında, ihracat başarımında kur hareketlerinin önemi olmakla beraber, küresel talep koşullarının çok daha belirleyici olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca hata düzeltme teriminin negatif ve anlamlı olması, kısa dönem şoklarından sonra ihracatın uzun dönem dengesine yeniden uyum sağladığını göstermektedir. İthalatın aksine çeyreklik kukla değişkenlerin hepsi anlamsız çıktığı için modelden çıkartılmıştır; kriz dönemlerinden de sadece küresel bir kriz olan 2009 krizinin anlamlı bir etkisi olduğu görülmektedir. Bu da küresel talebin rolü göz önüne alındığında oldukça tutarlıdır. İthalat modelinde olduğu gibi, bu modelde de COVID kukla değişkeni anlamsız olduğu için modelden çıkarılmıştır.
Tablo 5: İhracat modeli sonuçları
|
Değişken |
Katsayı |
Anlamlılık |
|---|---|---|
|
ΔDünya |
1.558 |
*** |
|
ΔREER |
-0.187 |
*** |
|
ECT(-1) |
-0.333 |
*** |
|
D2001 |
0.0004 |
|
|
D2009 |
0.059 |
** |
|
D2018 |
0.004 |
|
|
D2020 |
-0.032 |
|
|
Q2 |
– |
|
|
Q3 |
– |
|
|
Q4 |
– |
|
|
R2 |
0.471 |
6. Sonuçlandırmak üzere
Çalışmamızın ekonometrik bulguları, Türkiye’nin makro düzeyde dış ticaret dinamiklerinin kur hareketleri, iç talep, küresel ticaret çevrimleri ve kısa dönemli şoklar arasındaki karmaşık etkileşimle şekillendiğini göstermekterir. Doğaldır ki, (i) mal ve hizmet dış ticaretinin ayrıştırılarak incelenmesi ve (ii) bir sonraki aşamada, sektör / ürün düzeyindeki gelişmelerin irdelenmesi söz konusu etkileşimi daha belirginleştirecektir. Bu açıdan Şakı ve Erkök Yılmaz’ın (2025) Türkiye dış ticaretini faaliyet alanları ayrıntısında inceleyen, Küçükkiremitçi’nin (2025) ithalat bağımlılığının ülke ve ürün ayrıntısına ışık tutan çalışmaları kayda değer.
Ekonometrik sınamalarımız, reel döviz kurunun dış ticaretimizi önemli ölçüde etkilediğini doğrulamakta; ancak bu saptama döviz kurunun dış ticaret dinamiklerinde temel belirleyici olduğu anlamına gelmemektedir. Sektör ve ürün düzeyinde faktör bileşimi / teknoloji / ölçek farklılıkları, döviz kuru hareketlerine karşı duyarlılığı önemli ölçüde etkileyebilir[4]. Nominal kur değişmelerinin enflasyonist yansımaları ve döviz cinsinden varlık tutmayı özendirici etkileri dolayısıyla, ülkemizin iktisat politikası sorumluları Mayıs 2023 sonrasında TL.’nin değerlenmesine karşı genelde hoşgörülü davranmışlar; bunun dış ticaret dengesi üzerindeki olumsuz etkilerini (i) ücretleri baskılayarak, (ii) üretici ve ihracatçılara vergi indirimleri ve kredi kolaylıkları getirerek, (iii) tüketim mallarındaki ithalat artışlarını ad hoc müdahalelerle kısarak gidermeye çalışmışlardır[5]. Bu parça – buçuk, iradî / keyfî önlemler yerine daha gerçekçi, kural-temelli ve uluslararası sermaye hareketlerine ihtiyati sınırlamalar getirecek bir yaklaşım benimsenebilir[6].
Mal ve hizmet ihracatında dünya ticaret hacmi çok güçlü bir açıklayıcı değişken olarak ortaya çıkmakta, başka bir deyişle Türkiye’nin ihracatı büyük ölçüde küresel ticaret çevrimleri tarafından şekillendirilmektedir. İthalatı açıklamayı amaçlayan denklemlerde reel gelir değişkeninin güçlü ve anlamlı bulunması, Türkiye ekonomisinin ithal ara malı ve yatırım malı kullanımına dayanan üretim yapısıyla uyumludur, zira ülkede üretimin artması bu süreçte kullanılan ithal ara ve yatırım mallarına olan talebin de artması anlamına gelmektedir. Ayrıca, mevsimsel değişkenlerin anlamlı olması, ithalatın yıl içerisinde düzenli bir örüntü izlediğine işaret etmektedir. Bu durum, üretim planlaması, stok yönetimi ve dış ticaret işlemlerinin yıl içine eşit dağılmamasından kaynaklanıyor olabilir. Küresel talebe bağlı ihracatın küresel krizlerle, yerel talebe bağlı ithalatın görece yerel bir krize anlamlı tepki vermesi de diğer sonuçlarla tutarlı görünmektedir.
Görece yüksek dış ticaret açıklarının tetikleyebileceği ödemeler dengesi krizlerinden kaçınmak üzere, Türkiye’nin uluslararası ekonomideki uzmanlaşma yapısındaki yerini dönüştürmesi kritik önem taşımaktadır. Taymaz (2025: 70-74) Türkiye’nin 1960’lı yıllarda hammadde ve tarımsal ürünlere dayalı bir uzmanlaşma örüntüsüne sahipken, 1980’li ve 1990’lı yıllarda (dokuma / giyim gibi) emek – yoğun sanayi dallarına, 1990’lı yılların sonundan itibaren (makina ve ulaşım araçları gibi) orta teknoloji ürünlerine açılan bir yapısal dönüşüm çabasına girdiğine işaret etmektedir. Son onyıllarda hızla büyüyen ve gelişen Çin, Hindistan ve Güney Kore’nin deneyimlerinden farklı olarak, Türkiye’nin uzmanlaşma yapısındaki dönüşümün görece sınırlı bir kapsamda ve yavaş bir tempoda ilerlediği gözlenmiştir. Tutarlı ve kararlı bir sanayi politikasının desteği ile bu tür yetersizliklerin giderilebileceği kanısındayız.
Kaynakça
AKÇAY, Ü. (2024), Krizin Gölgesinde En Uzun Beş Yıl (2018-2023): Türkiye’de Kriz, Siyaset ve Sermaye, İstanbul: Doğan Kitap.
BORATAV, K., KÖSE, A. H. ve YELDAN, A. E. (2023), “Türkiye’de Derinleşen Yapısal Kriz Eğilimi ve Kâr İtilimli Enflasyon Dinamikleri”, İktisat ve Toplum, 13 (158), 31-53.
CÖMERT, H. ve ÖNCÜ, T. S. (2023a), “İkili Açmaz Çerçevesinden Türkiye’de Yakın Dönem Merkez Bankacılığı ve Kur Krizlerini Anlamak”, ODTÜ Gelişme Dergisi, 50 (1), 115-169.
CÖMERT, H. ve ÖNCÜ, T. S. (2023b), “Monetary Policy Debates in the Age of Globalization: The Turkish Experiment – III”, https://primeeconomics.org (Sept. 13), erişim: Temmuz 2024.
KÜÇÜKKİREMİTÇİ, O. (2025), “İmalat Sanayiinin İthal Bağımlılığına Ülke ve Ürün Riski Odaklı Bir Yaklaşım: Temel Bağımlılık Göstergeleri ve Kritik Ürünler”, O. Şimşek vd. (der.), Prof. Dr. Aziz Konukman’a Armağan / Türkiye Ekonomisinin Serencamı içinde, 273-324, Ankara: Gazi Kitabevi.
ORHANGAZİ, Ö. (2025), “Sermayenin İki Programı: 2021-2024 Dönemi Üzerine Gözlem ve Tespitler”, O. Şimşek vd. (der.), Prof. Dr. Aziz Konukman’a Armağan içinde, 185-210.
ORHANGAZİ, Ö. ve YELDAN, A. E. (2021), “The Re-Making of the Turkish Crisis”, Development and Change, 52 (3), 460-503.
OYAN, O. (2026), “Sermaye İçin Varlık Barışı, Peki Ya Emek?”, https://haber.sol.org.tr/yazarlar/oguz-oyan/, erişim: Mayıs 2026.
ŞAKI, M. ve ERKÖK YILMAZ, Ş. (2025), “Cari İşlemler Açıkları ve Dış Ticaretimiz”, O. Şimşek vd. (der.) Prof. Dr. Aziz Konukman’a Armağan içinde, 211-240.
ŞENGÜL, Z. O. ve TÜREL, O. (2024), “Dezenflasyon” ve Ötesi: Türkiye’nin Ödemeler Dengesi Üzerine Notlar”, İktisat ve Toplum, 14 (167), 24-39.
TAYMAZ, E. (2025), “İkinci Yüzyılda Sanayi Politikası”, Ü. İzmen (der.), İkinci Yüzyıla Girerken Türkiye Ekonomisi içinde, 59-81, İstanbul: TÜRKONFED.
Ek 1: Ekonometrik Yöntem
Analiz 2000 yılının ilk çeyreğinden 2025 yılının son çeyreğine kadar olan dönemi kapsayan çeyreklik veriler ile gerçekleştirilmiştir. Döviz kuru için de, yukarıda ifade ettiğimiz gibi TCMB’nin yayınladığı ÜFE bazlı Reel Efektif Döviz Kuru (REER) esas alınmıştır. REER’deki artış TL’nin reel olarak değer kazanması anlamına gelmektedir. Kuramsal olarak REER değişkenin katsayısının ithalatta pozitif, ihracatta ise negatif olması beklenmektedir. İthalat denkleminde bağımlı değişken olarak reel ithalat serisi kullanılırken, talep göstergesi olarak reel gayrisafi yurtiçi hasıla (RGDP) tercih edilmiştir. İhracat denkleminde ise, bağımlı değişken reel ihracat serisi olup, dış talep göstergesi olarak da dünya mal ticaret hacmi endeksi kullanılmıştır. Hem çeyreklik küresel GSYİH verisinin 2000’li yıllara kadar gitmemesi, hem de mevcut küresel ticaret endekslerinin çoğunlukla mal ticaretini kapsaması nedeniyle, çalışmada alternatif olarak dünya mal ticareti hacmi endeksinin kullanılması tercih edilmiştir.
Çalışmanın ekonometik kısmının ana omurgasını oluşturan Hata Düzeltme Modeli, bir değişkenin kısa dönem dinamikleri ile uzun dönem denge ilişkisini aynı anda modelleyen bir zaman serisi yaklaşımıdır. Modelde yer alan Hata Düzeltme Terimi “λ” (ECT) , sistemin uzun dönem dengesinden ne kadar saptığını göstermektedir. ECT katsayısının negatif ve anlamlı olması, sistemin zaman içinde tekrar uzun dönem dengesine döndüğünü ifade eder. Diğer değişkenlerden Y bağımlı değişkeni (ki bizim çalışmamızda ithalat ve ihracat oluyor), X ise açıklayıcı değişkenleri, REER ve talep değişkenlerini (ihracat için küresel, ithalat için yerel talep) temsil etmektedir.
Çalışmada temel ECM modellerinin yanısıra, hem dış ticaretin yıl içinde farklı çeyreklerdeki başarımını ölçmek, hem de ele alınan dönemin kendi içerisinde birçok kırılma yaşadığını göz önünde bulundurarak çeyreklik kukla değişkenler, kriz kukla değişkenleri (2001,2009 ve 2018) ve alternatif COVID spesifikasyonları da test edilmiştir. Ayrıca değişken varyans (heteroscedasticity) ihtimaline karşı Newey-West sağlam standart hataları kullanılmıştır. Farklı model spesifikasyonları AIC/BIC kriterleri ve diagnostik testler yardımıyla karşılaştırılmıştır.
Notlar
-
Hem çalışmanın odağının ekonometrik bir yöntem ortaya koymaktan ziyade elde edilen bulgular ve bunların iktisadi yorumları olması, hem de alan dışı okuyucuların metnin akışını daha rahat takip edebilmesi amacıyla metodolojik ayrıntılar Ek 1’e taşınmıştır. İlgilenen okurlar kullanılan yöntem ve model seçim sürecine ilişkin ayrıntıları bu bölümde bulabilirler. ↑
-
2018 ile ilgili durumda, kur kaynaklı etkinin REER tarafından karşılandığı düşünülebilir. ↑
-
Tablo 4 ve 5’de “***” %1 derecesinde, “**” ise %5 derecesinde anlamlılık düzeyini temsil etmektedir. ↑
-
Bu açıdan, görece emek-yoğun dokuma/giyim sanayiinde 2025-26’da yaşanan kriz, ilginç bir örnek olaydır. 2010’lu yıllar ve sonrasında dokuma/giyim ürünleri ihracatının durgunlaşması sadece TL’deki değerlenme eğilimi ile değil, üreticilerimizin düşük gelirli GOÜ’deki üreticilerle rekabet etmekte zorlanması ile de ilişkilidir. ↑
-
7582 Sayılı Kanun da son olarak bu önlemlere eklenmiştir. ↑
-
Böyle bir yaklaşım, tek haneli enflasyon hedef yılını 2028 olarak saptamış bulunan TCMB’nin dezenflasyon programı ile bağdaşabilir. ↑
