Vivek Chibber’in merkezi planlama eleştirisini yeniden tartışan bu yazı, sosyalist hesaplama problemini merkezi planlama karşısında piyasa öğelerinin üstünlüğünün kesin kanıtı olarak gören yaklaşımı sorguluyor. Mesele yalnızca hesaplama değil; enformasyon, koordinasyon, inovasyon ve toplumsal emeğin nasıl örgütleneceğidir.
Sosyalist hesaplama tartışması, yirminci yüzyıl boyunca ekonomi düşüncesinin en uzun soluklu çekişme alanlarından biri olagelmiştir. Ludwig von Mises ve Friedrich Hayek tarafından sistematik biçimde temellendirilen piyasa üstünlüğü argümanı, Sovyet sisteminin çöküşünün ardından tarihsel bir meşruiyet kazanmış gibi göründü. Ancak bu meşruiyetin gerçekte ne kadar sağlam olduğu sorusu bugün yeniden önem kazanıyor. Özellikle Jacobin‘de yayımlanan ve geniş bir okuyucu kitlesine ulaşan söyleşisi aracılığıyla Marksist sosyolog Vivek Chibber, merkezi planlamanın yapısal olarak başarısız olduğunu öne sürmüş ve sosyalist bir alternatif olarak piyasa sosyalizmini savunmuştur.[1]
Bu yazı, Chibber’in argümanını hem kavramsal hem tarihsel düzeyde tartışmaya açmayı amaçlıyor. Chibber’in enformasyon ve teşvik sorunlarına ilişkin çerçevesi, merkezi planlamanın sınırlarına dair önemli sorular sorsa da piyasanın bu sorunları zaten çözmüş olduğu varsayımına fazlasıyla yaslanmaktadır. Bu varsayım ise hem teorik hem tarihsel bakımdan sorunludur. Bu nedenle merkezi planlamayı baştan başarısızlığa mahkûm bir model olarak görmek yerine, planlamanın hangi koşullarda işlediğini, hangi koşullarda aşındığını ve inovasyonu da kapsayan uzun vadeli koordinasyon sorunlarını hangi kurumsal biçimlerle ele alabileceğini sormak daha verimli bir başlangıç noktası sunar.
I. Tartışmanın tarihsel arka planı
Ludwig von Mises, 1920 tarihli çığır açıcı makalesinde merkezi planlamayı prensipte imkânsız ilan etti: Üretim araçları üzerinde özel mülkiyet olmaksızın sermaye malları için piyasa oluşturulamaz; piyasa olmaksızın fiyat sinyalleri üretilemez; fiyat sinyalleri olmaksızın rasyonel kaynak dağılımı gerçekleştirilemez. Bu argüman dönemin koşullarında güçlü bir meydan okumaydı.[2]
Ne var ki von Mises’in argümanında ciddi sorunlar vardı. Öncelikli olarak, bu meydan okumanın zaaflarını von Mises’in kendi argümanı üzerinden göstermek mümkündür. Tomas Haerdin, Economic Calculation in the Socialist Commonwealth’in bölüm bölüm eleştirisinde von Mises’in hesaplama imkânsızlığı argümanının özünde ne söylediğini açıkça tespit eder: Planlamanın ara mallar için gerekli üretim miktarlarını hesaplayamayacağı iddiası, matematiksel olarak Leontief’in girdi-çıktı modelinin dayandığı (I – A)x = d denkleminin çözülemez olduğunu ileri sürmekle eşdeğerdir. Oysa bu denklem von Mises’in kendi döneminde bile çözülebilir nitelikteydi; Gosplan’ın 1921’de kalem, kâğıt ve mekanik hesap makineleriyle kurulması, von Mises’in imkânsız saydığı şeyin ertesi yıl pratikte işletilmeye başlandığını göstermektedir. Haerdin ayrıca von Mises’in daha köklü bir metodolojik sorununa da işaret eder: von Mises, ekonomiyi üretimden değil dolaşımdan hareketle kurmakta ve piyasa fiyatlarının “uygun kaynak kullanımı”nı otomatik olarak sağladığını peşinen kabul etmektedir. Oysa bu varsayım son derece tartışmalıdır. Piyasa fiyatları kronik enformasyon sorunları barındırır; 2007–2008 küresel finansal krizinin gösterdiği gibi bu sorunlar yalnızca küçük piyasa başarısızlıklarına değil, sistemik çöküşlere de yol açabilir. Dahası, piyasa ekonomileri tam istihdamı otomatik olarak sağlamaz. Keynes’in General Theory’de Say Yasası’nı eleştirmesinden bu yana bilinmektedir ki, piyasa ekonomilerinde ortaya çıkan kronik işsizlik, kaynak tahsisinde “kendiliğinden verimlilik” iddiasında bulunan bir sistemin sürekli ve ölçülebilir toplumsal maliyetler üretebildiğini göstermektedir.
Hayek, Mises’in statik argümanını dinamik bir çerçeveye taşıdı. Ona göre asıl sorun hesaplama kapasitesi değil, dağılmış bilginin mahiyetidir: Ekonomik faaliyeti yönlendiren bilginin büyük bölümü zımni, yerelleşmiş ve ifade edilemez niteliktedir; herhangi bir merkezi kurum bu bilgiyi biriktiremez ve etkili şekilde işleyemez.[3] Ancak bu argüman da kendi sınırlılıklarını taşımaktadır: Büyük ölçekli kapitalist şirketlerin kendi içlerinde önemli ölçüde merkezi planlama yürüttüğünü görmezden gelir. Bu gözlem, Hayek’in “dağılmış bilgi” iddiasının gerçekte neyi kapsadığı sorusunu açık bırakır. Dolayısıyla, Hayekçi eleştiriyi en az iki ayrı düzlemde değerlendirmek gerekir. İlki, piyasanın koordinasyon sorununu gerçekten çözüp çözmediği; ikincisi ise büyük ölçekli bir ekonomide hesaplama ve bilgi işleme kapasitesinin teknik olarak aşılıp aşılamayacağıdır.
Maurice Dobb, 1960 tarihli An Essay on Economic Growth and Planning adlı çalışmasında, Hayekçi itirazın sınırlarını göstermek açısından özellikle önemli bir planlama tanımı geliştirir. Dobb, planlamanın asıl işlevini fiyatların yerine geçen teknik bir hesaplama prosedürü olarak değil –bu teknik hesaplama meselesine geri döneceğim–, yatırım kararlarının önceden koordine edilmesi olarak kavrar. Kapitalist piyasada yatırım kararları bağımsız aktörler tarafından atomize ve “anarşik” biçimde alınır; sistem bu kararları ancak sonradan, fiyat hareketleri, kârlılık değişimleri, darboğazlar ve krizler aracılığıyla “düzeltmeye” çalışır. Oysa sabit sermaye yatırımları uzun ömürlü ve geri döndürülmesi güç olduğu için bu ex post düzeltme süreci gecikmeli ve toplumsal açıdan maliyetlidir. Dobb’un vurguladığı nokta tam da budur: Planlama, ekonomik yapının farklı sektörleri arasındaki yapısal karşılıklı bağımlılığı (structural interdependence) önceden hesaba katarak uzun vadeli yapısal dönüşümü koordine etme kapasitesidir.[4] Bu nedenle Hayek’in problemi yalnızca “bilginin merkezi olarak toplanamaması” biçiminde kurması, piyasanın koordinasyonu nasıl ve hangi toplumsal maliyetlerle sağladığı sorusunu arka plana iter.
Cockshott ve Cottrell ise ikinci düzlemde, aynı tartışmanın teknik-hesaplama boyutunu yeniden açarlar. Onlara göre mesele, planlamanın ölçek nedeniyle zorunlu olarak imkânsız olup olmadığıdır. Başka bir deyişle, tartışma yalnızca bilginin zımni ya da dağılmış niteliğiyle sınırlı tutulamaz; modern bilgisayar teknolojisinin ve uygun algoritmik yöntemlerin, büyük ölçekli bir ekonominin hesaplama sorununu aşıp aşamayacağı da hesaba katılmalıdır. Cockshott ve Cottrell, Towards a New Socialism’de bu soruya olumlu yanıt verir ve planlamanın ölçek karşısında kaçınılmaz olarak çökeceği iddiasına karşı çıkarlar.[5]
Ama hesaplama sorununa çözüm arayışı Cockshott ve Cottrell’den çok önce başlamıştır. Oscar Lange, planlamacıların deneme-yanılma yöntemiyle denge fiyatlarını bulabileceği ve bu fiyatlar üzerinden işletmelere marjinal maliyet eşitliği kuralını uygulayabileceği yanıtını geliştirdi.[6] Bu da bir hesaplama çözümüydü; ancak bir açıdan bakıldığında oldukça yanlış kurulmuş bir çözümdü. Zira, “feasible” planlamayı temel olarak piyasanın taklit edilmesi olarak tanımlıyor, dolayısıyla temel sorunumuz olan planlamanın hangi koşullarda piyasaya üstün gelebileceği sorusunu yanıtsız bırakıyordu. Daha da önemlisi, Lange’nin modeli sınıf mücadelesini, mülkiyet ilişkilerini ve üretim tarzının toplumsal örgütlenmesini görünmez kılan bir paranteze alıyordu. Planlama bu modelde bir iktidar aracına değil, teknik bir optimizasyon prosedürüne indirgenmişti. Bu indirgemeden kaynaklanan sorun, hem piyasa sosyalizmi eleştirisi hem de Sovyet deneyiminin yorumu açısından belirleyici olmaya devam etmektedir.
II. Chibber’in Argümanı ve Kavramsal Eleştirisi
Chibber, Sovyet deneyimini merkeze alarak merkezi planlamayı iki temel sorun üzerinden eleştirir: Enformasyon sorunu ve teşvik sorunu. Enformasyon sorunu, merkezi plancının bireysel işletmelerin üretim kapasitelerini ve sektörler arası karmaşık bağımlılıkları tam olarak bilemeyişinden kaynaklanır. Teşvik sorunu ise enformasyon sorunuyla bağlantılıdır: Yöneticiler, girdilerin zamanında teslim edilemeyebileceğini ve bu durumda direktifleri yerine getiremedikleri için cezalandırılacaklarını öngörerek gerçek kapasitelerini gizleme güdüsü taşır. Chibber bu iki sorunu hiyerarşik biçimde ilişkilendirir: Teşvik sorunu enformasyon sorununu altta yatan koşul olarak üretmektedir.
Katman yazarlarından Doğuhan Sündal’ın geçtiğimiz günlerde kendi kişisel blogunda yayımladığı analizinde gösterdiği gibi, bu iki sorunu birbirinden bağımsız saymak kavramsal bir yanılgıdır.[7] Zira her iki sorun da ortak bir kökten beslenmektedir: Plancının üretim sürecini maliyetsizce gözleyememesi, başka bir deyişle, planlamanın temel sorunlarından olduğu kabul edilen asimetrik enformasyon. Eğer plancı çabayı ve kapasiteyi doğrudan ölçebilseydi, yöneticilerin farklı çıkarları tek başına bir refah kaybına yol açmazdı. Sündal’ın formülasyonuyla, sorun teşvik düzeyinde ortaya çıkan farklılık değil enformasyon asimetrisidir; teşvik sorunu bu asimetrinin nedeni değil, sonuçlarından biridir. Dahası, asil-vekil sorunu, kendi içinde planlama yürüttüğü hiçbir şekilde inkâr edilemeyecek olan, neredeyse her büyük kapitalist işletmede mevcuttur. Chibber bu paralel yapıyı görünmez kılarak piyasayı örtük bir karşı-referans olarak kullanmaktadır.
Sündal’ın bana kalırsa daha kritik olan itirazı şudur: Chibber enformasyon sorununu, piyasa ekonomilerinde böyle bir sorun yokmuşçasına, bu ekonomilere uygulanmayacak biçimde yeniden kurmaktadır. Chibber’in versiyonunda sorunun özü taahhüt edilen girdilerin teslim edilememesidir. Bu çerçevede piyasa ekonomileri avantajlı görünmektedir; zira bir şirket girdi teslim edilmediğinde başka tedarikçiye yönelebilir. Ancak Sündal’ın isabetle işaret ettiği gibi bu, piyasanın enformasyon sorununu çözdüğünü değil, plan hatasının zincirleme etkilerini kırdığını göstermektedir. Cockshott ve Cottrell’in katkısı, planlama için gerekli bilgi altyapısının nasıl kurulacağına ilişkin tartışmadır. Ürün kodlama, birleşik stok kontrolü, standartlaştırılmış mesaj formatları ve teknik katsayıların düzenli biçimde toplanması gibi mekanizmalar, “girdi teslim edilemezliği” sorununun planlamaya içkin bir imkânsızlık değil, geri-bildirim, stok-denetimi ve koordinasyon mimarisiyle ele alınabilecek kurumsal-teknik bir sorun olduğunu gösterir. Bu nedenle tartışma, piyasanın bilgiyi çözüp çözmediğinden çok, hangi sistemin tedarik aksaklıklarını daha şeffaf, hızlı ve toplumsal maliyeti düşük biçimde saptayıp düzeltebildiği sorusuna kaydırılmalıdır.[8] Bu kavramsal düzeltme, aşağıda Sovyet deneyiminin tarihsel çözümlemesine dönüldüğünde daha somut hale gelecektir: Enformasyon bozulmasının ne ölçüde planlamaya içkin bir zorunluluktan, ne ölçüde planlama dışı kurumsal ve siyasal dinamiklerden kaynaklandığı ayrıca tartışılmalıdır.
Chibber’in argümanının ikinci büyük boşluğu ise inovasyon sorunudur. John Roemer, A Future for Socialism adlı çalışmasında asil-vekil sorunlarıyla planlı ekonomilerin durgunluğunu açıklamaya çalışmanın sınırlılığını açıkça kabul etmiş ve inovasyon yetersizliğini ayrı bir açıklama kategorisi olarak ortaya koymuştur.[9] Eğer enformasyon ve teşvik sorunları tarihsel bağlamdan bağımsız ve planlamaya içkin ise planlı ekonomiler neden 1970’lere kadar görece iyi performans sergiledi? Chibber bu soruyu yanıtsız bırakmaktadır. Oysa sorun bu şekilde kurulduğunda inovasyon meselesi yalnızca piyasa teşviklerinin varlığı ya da yokluğu üzerinden düşünülmüş olur; bu ise tartışmayı baştan daraltır. Planlı ekonominin potansiyel avantajı tam da buradadır: Yeniliğin patent, ticari sır ve rekabet baskısı altında tekil firmaların mülkü olarak kalmaması, tersine tüm ekonominin ortak kapasitesi haline gelerek ihtiyaç duyulan sektörlere aktarılabilmesi. Bu durumda mesele, yeniliğin piyasa baskısı olmadan ortaya çıkıp çıkamayacağından çok, ortaya çıkan teknik bilginin hangi toplumsal ilişkiler içinde ne ölçüde yaygınlaşabildiği sorusuna dönüşür. Böyle bakıldığında inovasyon sorunu planlamanın yapısal imkânsızlığından ziyade teknik bilginin toplumsal dolaşımı ve koordinasyonu meselesi haline gelir.
Öte yandan, Sündal’ın Chibber’in yanıtsız bıraktığı bu soruya sunduğu yanıt da son derece aydınlatıcıdır: Sovyet sisteminde inovasyon, merkezi AR-GE birimlerinin yeni ürünler geliştirip işletmelere aktarması ve yöneticilerin bu ürünler için daha yüksek fiyat talep etmelerine izin verilmesi yoluyla teşvik edilmeye çalışılmış; bu mekanizma kaçınılmaz olarak inovasyon-enflasyon döngüsü yaratmış ve eşitsizliği derinleştirmiştir. Sündal’ın kritik katkısı, bu inovasyon sarmalının piyasa sistemlerine de özgü olduğunu göstermesidir: Rekabet, bireysel firmaları inovasyon maliyetlerini ve risklerini paylaşmak yerine birbirinden gizlemeye zorlar. Bu, hem planlamayı hem de piyasayı kapsayan yapısal bir sorundur; piyasa sosyalizmi ise bu yapısal soruna herhangi bir yanıt üretmemektedir.
III. Ara Sonuç: Chibber’in Eleştirisinin Sınırları
Chibber’in müdahalesinin önemi küçümsenmemelidir. Uzun süre boyunca sosyalist hesaplama tartışması ya nostaljik savunuların ya da Soğuk Savaş’tan miras kalan kolaycı mahkûmiyetlerin arasında sıkışmıştı. Chibber, merkezi planlama sorununu yeniden gündeme taşıyarak sol düşünceyi Sovyet deneyimini gerçek bir tarihsel ve kuramsal problem olarak ele almaya zorlamaktadır. Bu çağrı önemlidir; çünkü planlama meselesini yalnızca geçmişe ait başarısız bir deneyim olarak değil, kapitalizmin krizleri karşısında yeniden düşünülmesi gereken bir koordinasyon sorunu olarak görünür kılar.
Ancak Chibber’in eleştirisinin sınırı da tam burada ortaya çıkar. Chibber, merkezi planlamanın karşı karşıya kaldığı enformasyon, teşvik ve inovasyon sorunlarını tartışırken, piyasa mekanizmasını örtük biçimde bu sorunları zaten çözmüş bir koordinasyon modeli olarak varsaymaktadır. Oysa bu varsayım hem teorik hem tarihsel olarak ciddi güçlükler taşır. Piyasalar da kronik enformasyon sorunları üretir; krizler, darboğazlar, aşırı üretim, atıl kapasite ve koordinasyonsuz yatırım kararları bunun sürekli örnekleridir. 2007–2008 küresel finansal krizinin gösterdiği gibi, piyasa fiyatları “doğru bilgi”nin otomatik taşıyıcıları olmaktan çok uzak olabilir. Benzer biçimde, büyük kapitalist şirketlerin kendi içlerinde yoğun planlama mekanizmalarıyla işlemesi de Hayekçi “dağılmış bilgi” tezinin düşündüğünden daha karmaşık bir tabloya işaret eder.
Bu nedenle sorun “plan mı, piyasa mı?” biçiminde ikili bir karşıtlık içinde kurulamaz. Asıl mesele, karmaşık bir ekonomide uzun vadeli koordinasyonun hangi kurumsal biçimlerle sağlanabileceğidir. Chibber’in yaklaşımı ise bu soruyu tarihsel ve toplumsal bağlamından koparma eğilimi taşır. Planlamanın karşı karşıya kaldığı sorunları, belirli tarihsel koşullarda ortaya çıkan kurumsal ve siyasal gerilimler olarak değil, merkezi koordinasyonun doğasına içkin değişmez kusurlar olarak ele alır. Böylece Sovyet deneyimi, tarihsel olarak incelenmesi gereken özgül bir süreç olmaktan çıkarak planlamanın “kaçınılmaz başarısızlığının” örneğine indirgenmiş olur.
Oysa planlama tartışmasının asıl düğüm noktası burada başlamaktadır. Enformasyon sorunlarının esas doğası nedir ve bu sorunlar hangi koşullarda derinleşir? Teknik bilginin dolaşımı hangi kurumsal yapılar eliyle mümkün hale gelir? İnovasyon neden belirli dönemlerde hızlanırken başka dönemlerde tıkanır? Merkezi koordinasyon hangi siyasal biçimler altında meşruiyet üretir, hangi koşullarda bürokratikleşir? Bu tehlikeye karşı nasıl mücadele edilmelidir? Bu soruların hiçbiri yalnızca “piyasa sinyalleri vardır” ya da “yoktur” düzeyinde yanıtlanamaz.
Sosyalist hesaplama tartışmasının bugün yeniden açılması gerekiyorsa, bunun nedeni planlamanın otomatik olarak çöktüğünün kanıtlanmış olması değil; kapitalist piyasa düzeninin kendi birikim ve koordinasyon krizlerini giderek daha görünür biçimde üretmesidir. Kriz, eşitsizlik, ekolojik yıkım ve toplumsal ihtiyaçların sistematik biçimde karşılanamaması, koordinasyon meselesini yeniden siyasal iktisadın merkezine taşımaktadır.
Bu nedenle sosyalist hesaplama tartışmasının asıl düğüm noktası, planlamanın soyut olarak “mümkün” ya da “imkânsız” olup olmadığı değildir. Daha önemli olan soru, tarihsel olarak başarısızlığı ilân edilen planlama mekanizmalarının hangi tarihsel, siyasal ve kurumsal koşullar altında işlediği, hangi koşullarda ise çözülmeye başladığıdır. Bu tartışmanın ikinci bölümünde mesele tam da bu düzleme taşınacak; Sovyet deneyimi, planlamanın otomatik başarısızlığının kanıtı olarak değil, planlama ile piyasa ilişkileri arasındaki gerilimlerin tarihsel laboratuvarı olarak ele alınacaktır.
Kaynakça
Chibber, Vivek. “Socialism Has a Future. Central Planning Doesn’t.” Jacobin, 14 Mayıs 2026. https://jacobin.com/2026/05/central-planning-soviet-union-socialism
Cockshott, W. Paul, and Allin Cottrell. Towards a New Socialism. Nottingham: Spokesman, 1993.
_________. “Information and Economics: A Critique of Hayek.” Research in Political Economy 16 (1997): 177–202.
Dobb, Maurice. An Essay on Economic Growth and Planning. Routledge & Kegan Paul, 1960.
Haerdin, Tomas. “A Critique of Economic Calculation in the Socialist Commonwealth.” haerdin.se, 29 Haziran 2021. https://www.haerdin.se/blog/2021/06/29/a-critique-of-economic-calculation-in-the-socialist-commonwealth/.
Hayek, F. A. “The Use of Knowledge in Society.” The American Economic Review 35, no. 4 (1945): 519–530.
Lange, Oskar. “On the Economic Theory of Socialism: Part One.” The Review of Economic Studies 4, no. 1 (1936): 53–71.
_________. “On the Economic Theory of Socialism: Part Two.” The Review of Economic Studies 4, no. 2 (1937): 123–142.
Nove, Alec. The Economics of Feasible Socialism. Allen & Unwin, 1983.
Roemer, John E. A Future for Socialism. Harvard University Press, 1994.
Sündal, Doğuhan. “Cooperation and Coordination in Egalitarian Political Economies”. Journal of Economic Interaction and Coordination, çevrimiçi erken görünüm, 26 Mart 2026. https://doi.org/10.1007/s11403-026-00477-3.
_________. “Information Problem Reconstructed.” Olan Biten, 16 Mayıs 2026. https://goingtomeettheman.blogspot.com/2026/05/information-problem-reconstructed.html.
von Mises, Ludwig. “Die Wirtschaftsrechnung im sozialistischen Gemeinwesen.” Archiv für Sozialwissenschaft und Sozialpolitik 47, no. 1 (April 1920): 86–121.
_________. “Economic Calculation in the Socialist Commonwealth.” In Collectivist Economic Planning, edited by F. A. Hayek, translated by S. Adler, 87–130. Ludwig von Mises Institute, 1990.
Notlar
-
Vivek Chibber, “Socialism Has a Future. Central Planning Doesn’t.”, Jacobin, 14 Mayıs 2026. ↑
-
Ludwig von Mises, “Die Wirtschaftsrechnung im sozialistischen Gemeinwesen,” Archiv für Sozialwissenschaft und Sozialpolitik 47, no. 1 (April 1920): 86–121. Von Mises’in söz konusu makalesinin İngilizce çevirisi, ilk kez 1935 yılında Hayek’in editörlüğünü yaptığı Collectivist Economic Planning adlı derlemede yayımlanmıştır. Bkz. Ludwig von Mises, “Economic Calculation in the Socialist Commonwealth,” içinde Collectivist Economic Planning, ed. F. A. Hayek, çev. S. Adler (Ludwig von Mises Institute, 1990), 87–130. ↑
-
F. A. Hayek, “The Use of Knowledge in Society,” The American Economic Review 35, no. 4 (1945): 519–30. ↑
-
Maurice Dobb, An Essay on Economic Growth and Planning (Routledge & Kegan Paul, 1960), 5–12; 20–29. ↑
-
William Paul Cockshott ve Allin Cottrell, Towards a New Socialism (Spokesman, 1993), özellikle 3. Bölüm: “Work, Time and Computers”, 41–52. ↑
-
Oskar Lange, “On the Economic Theory of Socialism: Part One”, The Review of Economic Studies 4, no. 1 (1936): 53-71; Oskar Lange, “On the Economic Theory of Socialism: Part Two”, The Review of Economic Studies 4, no. 2 (1937): 123–42. ↑
-
Doğuhan Sündal, “Information Problem Reconstructed”, Olan Biten, 16 Mayıs 2026, https://goingtomeettheman.blogspot.com/2026/05/information-problem-reconstructed.html. Ayrıca bkz. Doğuhan Sündal, “Cooperation and Coordination in Egalitarian Political Economies”, Journal of Economic Interaction and Coordination, çevrimiçi erken görünüm, 26 Mart 2026, https://doi.org/10.1007/s11403-026-00477-3. ↑
-
Cockshott ve Cottrell, Towards a New Socialism, 47-51. Yazarlar, Alec Nove’un “on milyon yıllık hesaplama” argümanını seyrek matris algoritmalarının bu tahmini nasıl geçersiz kıldığını göstererek yanıtlarlar; bkz. Alec Nove, The Economics of Feasible Socialism (Allen & Unwin, 1983). ↑
-
John E. Roemer, A Future for Socialism (Harvard University Press, 1994), 10–15. ↑
