Takip et

Geçmiş Bir Araştırmadan Bugüne: Ticaret Değişirken Kadın Emeği

🎧 Dinle
DOI:10.5281/zenodo.21086325 Atıf Yap ✅ Kopyalandı! Kopyala ✅ Kopyalandı!

Bu yazı, eski bir çalışmadan hareketle, bu araştırmanın sorularının bugünün koşullarında nasıl yeni sorular doğurduğunu tartışıyor. 2018’de Feminist Economics’te yayımladığımız makale, otuz ülke için 1995–2011 döneminde imalat istihdamının feminizasyonu ve de-feminizasyonu ile ticaret yapısındaki değişim arasındaki ilişkiyi inceliyordu.

Tutukluluğu süren meslektaşımız Emel Memiş’e…

Ankara Üniversitesi İktisat Bölümü öğretim üyelerinden, Katman Portal’ın yazar ve editörlerinden arkadaşımız Doç. Dr. Emel Memiş, Ankara’da NATO Zirvesi öncesi gerçekleştirilen operasyonlar kapsamında tutuklandı. Endişeyle takip ettiğimiz bu durumun bir an önce son bulmasını ve Emel Hoca’nın akademik çalışmalarına ve öğrencilerine en kısa zamanda yeniden kavuşmasını umuyoruz.

Emel Hoca, tutuklanmasının ardından medyada da sıkça vurgulandığı gibi, ekonomik ve toplumsal eşitsizliklerle mücadelede bilimsel üretimin gücüne inanan bir iktisatçı. Kadın emeği, yoksulluk ve toplumsal cinsiyet eşitsizliği üzerine yürüttüğü çalışmalar, bu inancın yalnızca akademik bir tutum değil, aynı zamanda eşitlikçi bir toplumsal tahayyülün parçası olduğunu gösteriyor. Arkadaşım Emel Hoca, sağlam bilimsel duruşunu ve titiz akademik yaklaşımını, çalıştığı konularla kurduğu güçlü duygusal bağla bir arada taşır. Sanırım bu, Emel Hoca’yı hem meslektaşları hem de öğrencileri için ilham verici kılan en önemli niteliklerinden biri.

2004 yılında Bağımsız Sosyal Bilimciler web sitesinde düzenli yayımlanan kısa makaleler bölümüne bir katkıda bulunmam gerekiyordu. Uzun süredir merak ettiğim, ama hakkında neredeyse hiçbir şey bilmediğim bir konu üzerine yazmak istiyordum, yazının başlığını da “evin ekonomisi ve feminist iktisat” koyacaktım. O yıl Utah Üniversitesi İktisat Bölümü’nde doktora sonrası araştırmacı olarak bulunuyordum. Emel Hoca ile de aynı yıl orada, Utah Üniversitesi İktisat Bölümü’nde, tanıştık. Kendisi, o sırada feminist iktisadın önde gelen isimlerinden Nilüfer Çağatay’ın doktora öğrencisi olarak feminist iktisat ve toplumsal cinsiyet eşitsizliklerinin iktisadi analize dahil edilmesi üzerine tez çalışmalarını sürdürürüyordu.

Yazmak istediğim yazının başlığını bulmuştum, ancak konuya tümüyle yabancı olduğum için, nereden başlayacağımı bilemiyordum. Beni bu vesileyle feminist iktisat literatürü ile asıl tanıştıran Emel’in benimle paylaştığı temel referanslar ve fikirler oldu. “Ev ekonomisi”ni oluşturan birimlerin —ailenin, kadının, çocukların— iktisadi analizin dışında bırakılması ve gerek neoklasik gerek Marksist paradigmaların hane-içi eşitsizlik karşısındaki sessizliği, alanın temel çıkış noktaları olarak ilk kez dikkatimi çekti. Yazıyı yazdım, ancak Emel’e teşekkür etmeyi unutmuştum. Yıllar sonra bunun için bir özür mırıldandığımda —ki çok utanmıştım— kendisi her zamanki olgunluğuyla bu hatamı hiç önemsemedi. Emel’in önerdiği okuma listesiyle yazdığım yazı, benim için feminist iktisatla ilk ciddi tanışma oldu.

Bu yazıda dikkatinizi çekmek isteyeceğim sorular ise aşağıda kısaca özetini sunacağım, yıllar sonra Emel ile birlikte yürüttüğümüz TÜBİTAK projesi[1] kapsamında yazdığımız makaleye[2] ait. Çalışma 2018’de yayımlandı ve 1995–2011 dönemini ele alıyor; ancak çalışmanın sorduğu sorular, günümüze uzanan yansımaları da hâlâ son derece güncel. Zira küresel ticarette son birkaç yıldır yer değiştirmeyi de içeren köklü bir değişim yaşıyor. Jeoekonomik parçalanma, korumacılık dalgası ve tedarik zincirlerinin üretimin ülke-içine dönmesi, yakın coğrafyalara taşınması ya da yakın ilişkili ülkelere taşınması (reshoring, nearshoring, friend-shoring) gibi politikalarla yeniden kurgulanması ile ticaretin coğrafyası hızla değişiyor. ABD ile Çin arasındaki mal ticareti 2024–2025 döneminde yaklaşık üçte bir oranında geriledi. Küresel üretim belirli sektörlerde Vietnam, Hindistan ve Meksika gibi yeni merkezlere kayıyor (UNCTAD, 2025).

2018 tarihli çalışmamızda, 1995–2011 döneminde imalat istihdamındaki işgücünün feminizasyonu, yani kadınların istihdam içindeki payının artması,ve de-feminizasyonu, yani bu payın gerilemesi, eğilimleri ile ticaret yapısındaki değişim eğilimlerini bir arada değerlendirmeye çalışmıştık. Buradaki temel tezimiz belirli sektörlerde ticaretin yön değiştirmesinin, tek başına bile, kadınların yoğunlaştığı sektörler üzerinden istihdamı toplumsal cinsiyete göre yeniden biçimlendirebileceği idi. Bir ülkenin ticareti düşük teknolojili, kadın-yoğun sektörlerden çekildikçe, kadınlar çoğu zaman erkeklerden daha hızlı iş kaybediyor(du). Üretim/dış ticaret yüksek teknolojili sektörlere kaydığında ise kadınların buralardaki kazanımı erkeklerin gerisinde kalıyor(du). Günümüzdeki bu yeni dalga, söz konusu tezin yeniden sınanmasını ve sonuçları açısından değerlendirilmesini bekliyor. Dahası, bu kez ticaretin coğrafi olarak yeniden kurgulanmasına, üretimin teknolojik dönüşümü de eşlik ediyor. Yapay zekâ ve ileri otomasyon, bu dönüşümün başlıca unsurları arasında yer alıyor. Sanayi üretimi ve ticaret ağlarının gerek coğrafi gerekse teknolojik açıdan dönüşümü ile kadın istihdamı arasındaki ilişki güncel literatürde de tartışılmaya devam ediyor.[3] Üretimin hem yeni merkezlere kayışının hem de otomasyonla yeniden biçimlenmesinin kadın emeği açısından ne anlama geldiği ve bunun politik/toplumsal sonuçları ise büyük ölçüde açık bir soru.

Bir ülkenin küresel iş bölümündeki konumu ile imalat sanayiinde istihdamının toplumsal cinsiyete göre yapısı —özelde kadın istihdamı— arasında çift yönlü bir ilişki söz konusudur. Bir yandan ülkenin ticaretteki uzmanlaşması ve bu uzmanlaşmanın zaman içindeki dönüşümü, kadınların hangi sektörlerde ve hangi ölçüde istihdam edileceğini biçimlendirmektedir. Diğer yandan kadın emeğinin yapısı ve maliyeti, ülkenin küresel iş bölümünde nereye konumlanacağını etkileyen faktörlerden biridir. Son otuz yılın hiper-küreselleşme döneminin ticaret dinamikleri ve ilişkilerini inceleyen geniş literatür, bu karşılıklı ilişkinin istihdamın yalnızca düzeyini değil, toplumsal cinsiyete göre bileşimini de derinden etkilediğini gösteriyor. Özellikle 1990’ların ortasından bu yana küresel ticaret ve üretim ağları köklü biçimde dönüştü. Bu dönemde gelişmekte olan ülkeler imalat ticaretindeki paylarını görülmemiş bir hızla artırdı ve Çin, yalnızca gelişmiş dünya için değil, gelişmekte olan ülkeler için de en büyük ticaret ortağı haline geldi. 2018 tarihli çalışmamızda işte bu dönüşümün —1995–2011 dönemi için— kadın istihdamı ile imalat ticareti arasındaki ilişkiyi, özellikle gelişmekte olan dünya açısından, nasıl yeniden şekillendirdiğini incelemeye çalışmıştık. Çalışmada sorduğumuz temel sorular şunlardı: Küresel imalat ticaretinin köklü biçimde dönüştüğü bu dönemde, Kuzey ile Güney arasındaki ayrışan eğilimler sürüyor mu? Ticaretteki değişimlerin tetiklediği bir toplumsal cinsiyet etkisinden (gender bias) söz edebilir miyiz? Ve tüm bunların ardında hangi ticaret ortakları belirleyici rol oynuyor?

Bu sorular çerçevesinde oluşan geniş literatürde uzun süredir öne çıkan temel tezlerden biri, gelişmekte olan ülkelerde dışa açılma sürecinin önce istihdamın feminizasyonuna yol açtığı tespiti (Joekes 1999; Seguino 2000). Bu tespitin temel nedeni de, gelişmekte olan ekonomilerin küresel iş bölümünde ağırlıkla düşük maliyetli, emek-yoğun sektörlerde (örneğin tekstil, hazır giyim, deri, gıda işleme gibi) uzmanlaşması ve ihracata dönük büyümenin tam da bu emek-yoğun alanlarda kadın istihdamını canlandırması olarak tartışılabilir. Ancak kadın işçiler geleneksel olarak “kadın işi” sayılan dar bir alana sıkışıp kaldıkça, bu istihdam kazanımları kalıcı olmayabilir. Ekonomilerin yarı-sanayileşmiş bir yapıdan daha sermaye- ve teknoloji-yoğun bir sanayileşme aşamasına geçmesi kuşkusuz kimi işlerin ortadan kalmasına, kimilerinin ise yeniden “teknik iş” ya da “erkek işi” olarak tanımlanmasına yol açıyor.[4] Böylece ihracata yönelim, bir aşamadan sonra feminizasyonu değil, de-feminizasyonu beraberinde getirebiliyor (Wood, 1991; Çağatay ve Özler, 1995; Seguino, 2000; Berik, 2000; Kucera ve Milberg, 2000; Tejani ve Milberg 2016).

Bizim katkımız, kadın istihdam payındaki değişimin ardındaki iki ayrı kaynağı birbirinden ayırabilmek oldu.[5] Birincisi, istihdamın sektörler arasında yeniden dağılması: ticaretin yapısı değiştikçe üretim kimi sektörlerden diğerlerine kayıyor ve kadınların yoğunlaştığı sektörler küçüldüğünde kadın payı da geriliyor. Buna yeniden tahsis etkisi (reallocation effect) diyoruz. İkincisi, belirli bir sektörün kendi içinde kadın-erkek bileşiminin değişmesi: aynı sektörde kadınların yerini erkeklerin alması ya da tersi. Buna da sektör-içi etki (within-industry effect) diyoruz. İkinci adımda ise, ticaretin istihdam üzerindeki etkisini iç talep ve arz yönlü etkilerden yalıtarak ölçmeye çalıştık. Böylece ticaretteki bir değişimin kadın istihdamına etkisinin erkek istihdamına etkisine görece ne olduğunu (toplumsal cinsiyet yanlılığını) hesaplayabildik. Kadınlar aleyhine bir yanlılık, sektör içinde bileşimin erkekler lehine değiştiğine işaret ediyor.

Bulgularımız çarpıcı bir sürekliliğe işaret etti. İncelediğimiz dönem boyunca, hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerde kadın istihdam payındaki değişime yön veren başlıca sektörlerin (1980’lerde de olduğu gibi) hâlâ düşük teknolojili imalat sektörleri olduğunu gözlemledik. Küresel Kuzey’de 1980’lerde başlayan de-feminizasyon eğiliminin 1995–2011 döneminde de sürdüğünü ve bu eğilimin ardında ağırlıkla düşük teknolojili sektörlerde —özellikle tekstil ve hazır giyimde— ticaretin yapısındaki değişimin yarattığı olumsuz etkinin yattığını saptadık. Üstelik bu etkiye, kadınlar aleyhine güçlü bir toplumsal cinsiyet yanlılığının eşlik ettiğini bulduk: ticaret kaynaklı istihdam kayıpları kadınları erkeklerden daha sert vuruyordu. Bunun en belirgin örneği ABD olarak ortaya çıktı. ABD için bu dönemde Çin ile olan ticaretindeki değişim, imalat sanayiinde kadın istihdamını orantısız biçimde geriletmişti.

Küresel Güney’de tablo Kuzey’deki kadar net değildi. Sonuçlarımız, OECD’nin orta gelirli ülkelerinde —Türkiye dâhil— de-feminizasyon dinamiklerinin Kuzey’dekine benzer biçimde oluştuğunu, feminizasyon görülen yerlerde ise oranın oldukça sınırlı kaldığını gösterdi. Buna karşılık, OECD-dışı, diğer gelişmekte olan ülkelerde bu dönemde genel eğilim hâlâ feminizasyon yönündeydi. Orta-yüksek ve yüksek teknolojili sektörlerde, özellikle gelişmiş ve orta gelirli ülkelerde, kadın istihdam payı açısından görece olumlu sayılabilecek bir gözlem, bu sektörlerdeki (otomotiv ve elektronik gibi) büyümenin belirli bir düzeyde de olsa kadın istihdamını desteklemesi olarak öne çıktı. Ancak bu sektörlerdeki kazanımlar, bu dönemde düşük teknolojili sektörlerdeki büyük kayıpları telafi etmeye yetmedi. Dahası, yüksek teknolojili sektörlerde dahi kadınların elde ettiği kazanımların erkeklerinkinin gerisinde kaldığını yani bu sektörlerde de toplumsal cinsiyet yanlılığının kadınların aleyhine işlediğini gözlemledik.

Türkiye’nin bu tablonun içinde ayrıca dikkat çeken bir konumda olduğu tespiti de yapılabilir. Bu dönemde Türkiye imalat sanayiinin tamamında zayıf da olsa feminizasyon eğilimleri gözlenirken, düşük teknolojili sektörlerde de-feminizasyon eğilimi oluşmuştur. Bu tersine eğilimin ardında, 1996’da Avrupa Birliği ile Gümrük Birliği’nin yürürlüğe girmesini izleyen dönemde Türkiye’nin görece daha sermaye-yoğun sektörlere yönelme çabası olduğu tartışılabilir. İhracatın sektörel bileşimi, tekstil ve hazır giyim gibi kadınların yoğunlaştığı düşük teknolojili sektörlerden makine ve motorlu taşıtlar gibi orta-yüksek teknolojili sektörlere kaydıkça, Türkiye’de kadın istihdam payındaki değişim büyük ölçüde yeniden tahsis etkisiyle belirlendi. Yani bu dönemde kadınların işlerini doğrudan bir “tercih” değil, üretim yapısının dönüşümü şekillendirdi.

Çalışmamızın en dikkat çekici sonuçlarından biri, küresel finans krizi dönemine ait değerlendirmeler (2008–2011) oldu. Düşük teknolojili imalat sektörlerinde de-feminizasyonun, bu dönemde artık yalnızca OECD yüksek ve orta gelirli ülkelere özgü bir eğilim olmaktan çıkmıştı. Diğer gelişmekte olan ülkelerin büyük bölümünün de bu gruba katılması, kriz dönemlerinin toplumsal cinsiyet etkileri açısından dikkat çekiciydi. Kısacası, küresel kriz öncesi dönemde imalat sektöründeki istihdam ve üretim payı gerileyen, yani “sanayisizleşen” gelişmiş ekonomiler bağlamında tartışılan de-feminizasyon olgusu, kriz sonrası dönemde gelişmekte olan dünyaya da yayılmış ve kadınlar aleyhine toplumsal cinsiyet yanlılığı derinleşmişti.

Bütün bu bulguların şu ortak sonuca işaret ediyor: Ekonomiler emek-yoğun imalattan daha yüksek teknolojili üretime doğru ilerledikçe, imalat sanayiinde kadın istihdamının payı düşme eğilimi gösteriyor. Bu süreçte kadınların yüksek teknolojili sektörlerdeki kazanımları hem erkeklerinkinin gerisinde kalıyor hem de düşük teknolojili sektörlerdeki kayıpları telafi etmeye yetmiyor. Üstelik bu tabloyu yalnızca ticaretin yapısı değil toplumsal cinsiyet normları, yüksek teknolojili sektörlerdeki maliyet baskıları ve eğitim alanındaki tüm ilerlemelere rağmen yükseköğretimde uzmanlık alanlarının hâlâ cinsiyete göre ayrışması da besliyor.

Bugün ise küresel tablo çok daha çetin. Sanayileşme politikaları giderek daha rekabetçi ve maliyetli hale gelirken, jeopolitik gerilimler ve üretimin merkez ekonomiler ile Çin arasında yeniden konumlanması ve yeni ticaret politikalarıyla şekillenmesi, Türkiye gibi “erken sanayisizleşen” ülkeler üzerindeki baskıyı artırıyor. Yapay zekâ ve otomasyonun yanı sıra, bu baskı altında kimi ülkelerin extractivism (doğal kaynaklara dayalı büyüme) gibi seçeneklere yönelme riski, kadın istihdamı açısından yukarıdaki soruları daha da önemli hale getiriyor.

Emel Hoca’nın Katman Portal’daki yazılarının[6] ısrarla gösterdiği gibi, toplumsal cinsiyet ilişkileri ekonomik performansın yalnızca bir sonucu değil, onu biçimlendiren kurucu bir unsurdur. Bu nedenle kadın emeğini —ister imalattaki istihdamı ister hane-içi karşılıksız emeği olsun— iktisadi analizin ve politikanın merkezinde yer alması gereken bir mesele olarak ele almak giderek daha kritik hale geliyor.

Kaynakça

Berik, G. (2000). “Mature Export-Led Growth and Gender Wage Inequality in Taiwan”, Feminist Economics, 6(3): 1–26.

Çağatay, N. ve Özler, Ş. (1995). “Feminization of the Labor Force: The Effects of Long-Term Development and Structural Adjustment”, World Development, 23(11): 1883–1894.

Joekes, S. (1999). “A Gender-Analytical Perspective on Trade and Sustainable Development”, UNCTAD, Cenevre.

Kucera, D. ve Milberg, W. (2000). “Gender Segregation and Gender Bias in Manufacturing Trade Expansion: Revisiting the ‘Wood Asymmetry'”, World Development, 28(7): 1191–1210.

Saraçoğlu, D. Ş., Memiş, E., Voyvoda, E. ve Kızılırmak, B. (2018). “Changes in Global Trade Patterns and Women’s Employment in Manufacturing, 1995–2011”, Feminist Economics, 24(3): 1–28.

Seguino, S. (2000). “Accounting for Gender in Asian Economic Growth”, Feminist Economics, 6(3): 27–58.

Tejani, S. ve Milberg, W. (2016). “Global Defeminization? Industrial Upgrading and Manufacturing Employment in Developing Countries”, Feminist Economics, 22(2): 24–54.

Tejani, S. ve Kucera, D. (2021). “Defeminization, Structural Transformation and Technological Upgrading in Manufacturing”, Development and Change, 52(3): 533–573.

UNCTAD (2025). Global Trade Update, Cenevre: Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı.

Wood, A. (1991). “North–South Trade and Female Labour in Manufacturing: An Asymmetry”, Journal of Development Studies, 27(2): 168–189.

Notlar

  1. TÜBİTAK SOBAG 109K510 (Saraçoğlu, Ş., Memiş, M., Voyvoda, E. ve B. Kızılırmak).

  2. Saraçoğlu, D. Ş., Memiş, E., Voyvoda, E. ve Kızılırmak, B. (2018). “Changes in Global Trade Patterns and Women’s Employment in Manufacturing, 1995–2011”, Feminist Economics, 24(3): 1–28.

  3. Örneğin bakınız Tejani ve Kucera (2021).

  4. Nitekim sanayideki teknolojik dönüşümün kadın istihdamını yeniden biçimlendirmesine güncel bir örnek olarak “yeşil dönüşüm” tartışmaları öne çıkmaktadır. Yenilenebilir enerji ve “yeşil işler” ağırlıkla enerji, inşaat ve imalat gibi erkek-egemen sektörlerde yoğunlaştığı için, cinsiyet boyutunu gözetmeyen bir geçiş mevcut eşitsizlikleri yeniden üretme ve derinleştirme riski taşımaktadır.

  5. Yöntemin ayrıntıları ve ülke-sektör düzeyindeki sonuçlar için makaleye bakılabilir.

  6. Emel Memiş’in kadın emeği, bakım krizi ve hane-içi üretimin görünürlüğü üzerine Katman Portal yazılarına şu adresten erişilebilir: https://katmanportal.com/author/ememis/

Önerilen Alıntı: Alıntıyı Kopyala
Ebru Voyvoda (2026). Geçmiş Bir Araştırmadan Bugüne: Ticaret Değişirken Kadın Emeği. Katman Portal. https://katmanportal.com/doi/10.5281/zenodo.21086325
  • Ebru Voyvoda, yüksek lisans ve doktora derecelerini Ankara’daki İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nden almıştır. 2003–2004 yıllarında Utah Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nde doktora sonrası araştırmacı olarak görev yapmıştır. Eylül 2004’ten bu yana Orta Doğu Teknik Üniversitesi İktisat Bölümü’nde öğretim üyesi olarak çalışmaktadır. 2011–2012 yıllarında Mannheim’daki Avrupa Ekonomik Araştırmalar Merkezi’nde (ZEW) misafir araştırmacı olarak bulunmuş; burada demografik dinamiklerin tüketim kalıpları üzerindeki etkileri ile çevre politikalarının farklı kuşaklar arasındaki maliyet paylaşımını modelleyen bir proje yürütmüştür. 2015–2016 döneminde UNCTAD Küreselleşme ve Kalkınma Stratejileri Bölümü ile bağlantılı olarak, gelişmekte olan ekonomilerde sanayileşme ve yapısal dönüşüm üzerine çalışmıştır. Prof. Voyvoda, 2023–2024 döneminde Mercator-IPC Fellow olarak seçilmiş ve bu kapsamda Türkiye’de karbon fiyatlandırma politikalarının bölüşüme etkilerini inceleyen bir proje yürütmüştür. Bu bursiyerlik süresince ayrıca Ruhr Üniversitesi Bochum’da Çevre/Kaynak Ekonomisi ve Sürdürülebilirlik Kürsüsü’nde misafir araştırmacı olarak bulunmuştur. Ebru Voyvoda, 2004–2005 yıllarında Türkiye’nin BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) kapsamındaki Birinci Ulusal Bildirimi için hazırlanan arka plan raporunu hazırlayan ekipte yer almıştır. O tarihten bu yana, gelişmekte olan ülkeler bağlamında alternatif çevre ve iklim politikalarının dinamik ekonomik değerlendirilmesine odaklanan çok sayıda ulusal ve uluslararası projede araştırmacı olarak aktif biçimde görev almıştır. Araştırma alanları; politika analizi için uygulamalı modelleme, enerji-çevre-iktisat modelleri ve iktisat politikasına ilişkin güncel konuları kapsamaktadır.

    Diğer Yazıları
Yapay Zeka Kullanımı Beyanı
Literatür taraması ve/veya kaynaklardan özet çıkarımı Dil bilgisi, anlam bozukluğu ve noktalama kontrolü

Yazar, yapay zeka araçlarını yukarıda belirttiği kapsamda bilimsel yayın etiğine bağlı kalarak kullandığını beyan etmektedir. Yapay zeka desteğiyle üretilen içeriklerin tüm sorumluluğu yazara aittir.