Takip et

Hizmetleşmeyi Nasıl Okumalı?

YazarEmine Tahsin

20 Ağustos, 2026 , ,
🎧 Dinle
DOI:10.5281/zenodo.22015862 Atıf Yap ✅ Kopyalandı! Kopyala ✅ Kopyalandı!

Günümüzde birçok ekonomide hizmetleşme eğilimleri giderek daha belirgin hale geliyor. Ancak hizmetlerin ekonomideki göreli ağırlığının artmasından çok, hangi hizmetlerin büyüdüğü, üretim sürecinde hangi işlevleri üstlendiği ve ekonominin geri kalanıyla nasıl bağlantılar kurduğu önem kazanıyor.

İmalat sanayinin iktisadi büyümenin itici unsuru olduğu yönündeki yaklaşımlar (Szirmai, 2012), imalat sanayindeki büyümenin üretkenlik ve istihdam artışını destekleyerek büyümeyi hızlandıracağı önermesine dayanıyordu. Ancak hizmetlerin ekonomilerdeki göreli ağırlığının artması[1], büyüme dinamikleri açısından yeni olguları gündeme getirmiş durumda. Özellikle 1990 sonrası dönemde hizmetlerin iktisadi büyüme, üretkenlik, istihdam ve küresel üretim süreçlerindeki rolünün değişmesi ile hizmetleşmenin farklı biçimleri daha belirgin hale geliyor. Hizmetler; üretim ve birikim sürecindeki işlevleri, üretkenlik düzeyleri, beceri ve teknoloji yoğunlukları ve diğer sektörlerle kurdukları bağlantılar bakımından oldukça heterojen faaliyetleri kapsıyor. Bu nedenle hizmetleşmeyi, yalnızca hizmetlerin toplam katma değer veya istihdam içindeki payının artışı üzerinden değil, hizmet faaliyetlerinin üretim ve birikim sürecinde üstlendiği farklı işlevler üzerinden değerlendirilmesi gereken bir süreç olarak ele alan yaklaşımlar öne çıkıyor.

Hizmetlerin birikim sürecine katkısı

Marksist yaklaşım açısından hizmet faaliyetleri, birikim sürecindeki işlevleri bakımından farklılık gösteriyor. Kapitalist üretim sürecinde iktisadi faaliyetlerin tümü yeni değer yaratma sürecine aynı biçimde katkı sunmuyor. Buna göre üretim sürecinin doğrudan parçası olan faaliyetlerle değerin gerçekleşmesi, dolaşımı ve yeniden dağıtımıyla ilişkili faaliyetler arasında ayrım yapılıyor.

Hizmet faaliyetleri bu açıdan homojen bir faaliyetler bütünü oluşturmuyor. Bazı hizmetler üretim sürecinin uzantısı olarak işlev görürken, bazıları dolaşım, gerçekleşme ve değer aktarımı süreçleriyle farklı biçimlerde ilişkilendiriliyor. Üretken olmayan faaliyetler yeni değer yaratmaktan ziyade mevcut değerin gerçekleşmesi ve yeniden dağıtımı süreçlerinde işlev görüyor. Ticaret, finans, gayrimenkul ve bazı kamu hizmetleri bu kapsamda değerlendiriliyor. Bununla birlikte, dolaşım alanı da homojen değil: taşımacılık ve depolama gibi faaliyetler üretim sürecinin uzantısı olarak işlev görebilirken, finans ve ticaret faaliyetleri daha çok değer aktarımı ve değerin gerçekleşmesi süreçleriyle ilişkilendiriliyor (Tregenna, 2018).

Dolayısıyla hizmetlerin ekonomideki payının artması, birikim sürecinin nasıl değiştiği sorusunu da beraberinde getiriyor. Üretken olmayan faaliyetlerin üretken faaliyetlere göre daha hızlı büyümesi, sermayenin dağılımı ve birikim dinamikleri üzerinde baskı oluşturabilecek koşulları yaratabileceği öngörülüyor. Aynı zamanda farklı beceri ve üretkenlik düzeylerine sahip hizmet faaliyetlerinin genişlemesi, hizmetler içindeki istihdam ve ücret yapısının da farklılaşmasına yol açan koşulları beraberinde getiriyor.

Hizmetlerde üretkenlik neden farklılaşıyor?

Hizmetlerin birikim sürecindeki işlevleri gibi, üretkenlik dinamikleri de hizmet faaliyetleri arasında farklılaşıyor. İşletmelere girdi sağlayan profesyonel ve finansal hizmetlerle kişisel hizmetler aynı üretkenlik dinamiklerine sahip değil. Benzer biçimde, bilgi ve iletişim teknolojilerine dayalı hizmetlerle eğitim, sağlık veya bakım hizmetlerinin üretkenlik artış potansiyelleri de birbirinden ayrışıyor. Dolayısıyla “hizmetler düşük üretkenliklidir” önermesi, günümüzde hizmetleşme eğilimlerini açıklamak açısından yetersiz kalıyor. Hangi hizmet faaliyetlerinde ve hangi koşullarda üretkenlik artışının mümkün olduğu sorusu, hizmetleşme tartışmasının temel sorularından biri haline geliyor.

Baumol’un (1967) “maliyet hastalığı” yaklaşımı, özellikle emek yoğun ve üretim sürecinde insan emeğinin doğrudan belirleyici olduğu hizmetlerde, teknolojik gelişmenin üretkenliği imalat sanayindeki kadar hızlı artırmayabileceğine dikkat çekiyor. İmalatta makineler, otomasyon ve ölçek ekonomileri aynı üretim miktarının daha az emekle gerçekleştirilmesini mümkün kılabilirken, birçok hizmette insan emeğinin üretimin ayrılmaz bir parçası olması bu tür üretkenlik artışlarını sınırlandırabiliyor. Üretim ve tüketimin eş zamanlı gerçekleşmesi, hizmetlerin stoklanamaması ve hizmetin niteliğinin insan emeğine bağlı olması da bazı faaliyetlerde sermaye derinleşmesi, ölçek ekonomileri ve teknolojik yayılmanın imalattaki kadar güçlü gerçekleşmesini zorlaştırabiliyor (Nayyar vd., 2021).

Baumol’un yaklaşımında tanımlanan üretkenlik farkı, ücret ve fiyat dinamikleri üzerinden ekonominin genelini de etkileyebiliyor. Üretkenliği hızla artan sektörlerde ücretler yükselirken, üretkenliği daha yavaş artan sektörlerde ücretlerin aynı ölçüde gerilemesi beklenmiyor. Bu nedenle üretkenlik artışının sınırlı olduğu hizmetlerde ücret ve maliyetler yükselmeye devam ederken, hizmetlerin göreli fiyatları da artabiliyor. Hizmetlerin ekonomi içindeki payı büyüdükçe ortaya çıkan bu maliyet baskısı, toplam üretkenlik artışını yavaşlatabiliyor.

Bu mekanizma, hizmetleşme ile iktisadi büyüme arasındaki ilişkinin uzun süre “büyümenin durağanlaşması” üzerinden tartışılmasının temellerini oluşturdu. “Buna göre, üretkenlik artışının yüksek olduğu imalat faaliyetlerinin yerini üretkenlik artışı daha sınırlı hizmet faaliyetlerinin alması durumunda, ekonominin büyüme performansı üzerinde aşağı yönlü bir baskının oluşabileceği varsayılıyor. Literatürde bu süreç, Baumol’un maliyet hastalığının yanı sıra “büyüme hastalığı” ve “yapısal dönüşümün yükü” kavramlarıyla da ilişkilendiriliyor (Nordhaus, 2008; Szirmai, 2012)

Ancak bu mekanizmanın hizmetlerin tamamı için geçerli olmadığı görüşü günümüzde daha baskın hale gelmiş durumda (Hartwig ve Kramer, 2019). Hizmetler arasında hem üretkenlik düzeyi hem de üretkenlik artışı bakımından büyük farklılıklar bulunuyor. Bilgi ve iletişim teknolojileri, finans, profesyonel hizmetler ve işletmelere yönelik bazı hizmetlerde teknoloji kullanımı, ölçek ekonomileri ve dijitalleşme üretkenlik artışını hızlandırabiliyor. Buna karşılık bakım, kişisel hizmetler veya yüz yüze sunulan bazı faaliyetlerde Baumol’un işaret ettiği üretkenlik sınırlılıkları daha belirgin olabiliyor.

Bu nedenle hizmetleşmenin büyüme açısından etkisini değerlendirmek için yalnızca hizmetlerin payındaki değişime değil, hangi hizmet faaliyetlerinin genişlediğine ve bu faaliyetlerde üretkenliğin nasıl değiştiğine bakmak gerekiyor. Ayrıca bu hizmetlerin ekonominin geri kalanındaki üretkenlik üzerinde yarattığı etkiler de önem taşıyor. Bu çerçevede, “hizmetlerin payı artıyor mu?” sorusundan çok, “üretkenlik artışı sağlayan ve ekonominin geri kalanıyla güçlü bağlantılar kurabilen hizmetlerin payı mı artıyor?” sorusuna odaklanmak gerekiyor.

Hizmetleşme tek başına kalkınma göstergesi değil

Hizmetlerin toplam istihdam ve katma değer içindeki payının yükselmesi, ekonomilerin otomatik olarak daha gelişmiş veya daha üretken bir yapıya geçtiği anlamına gelmiyor. Bu nedenle hizmetleşmenin kalkınma açısından anlamını değerlendirmek için, hizmetlerin hangi faaliyetler üzerinden genişlediğine ve bu faaliyetlerin üretkenlik özelliklerine bakmak gerekiyor.

Şekil 1. Ülke gelir gruplarına göre hizmetler toplam istihdam payı

Kaynak: World Development Indicators (2026a)

Dünya genelinde hizmetlerin toplam istihdam içindeki payı 1991’de yüzde 35,3 iken 2025’te yüzde 50,5’e yükselmiştir (World Development Indicators, 2026). Hizmet istihdamının payı ülkelerin gelir düzeyi yükseldikçe belirgin biçimde artış gösteriyor. Şekil 1’de aktarıldığı üzere, yüksek gelirli ülkelerde hizmetler toplam istihdamın yaklaşık yüzde 70’ini oluştururken, düşük gelirli ülkelerde bu oran yüzde 30 düzeyinde kalıyor.

Ancak hizmet istihdamının genişlemesi ile hizmet üretkenliğindeki artış aynı ölçüde gerçekleşmiyor. Gelir grupları arasında hizmet istihdamının payı farklılaştığı gibi, çalışan başına hizmet katma değeri de önemli ölçüde ayrışıyor.

Şekil 2. Gelir gruplarına göre çalışan başına hizmet katma değeri (sabit fiyatlarla 2015 ABD$, log)

Kaynak: World Development Indicators (2026b)

Şekil 2’ye göre, çalışan başına hizmet katma değerindeki değişim de gelir grupları arasında farklılaşıyor. Yüksek-orta gelir grubunda daha belirgin bir artış görülürken, yüksek gelirli ülkelerde daha durağan bir seyir izleniyor. Bu ayrışma, hizmet istihdamındaki artışın hizmetlerdeki üretkenlik performansıyla aynı yönde ve aynı ölçekte gerçekleşmediğini gösteriyor.

Hizmetleşmenin kalkınma açısından sonuçları da üretkenlik ve büyüme ile sınırlı değil. Hizmet faaliyetlerinin bileşimi ve istihdam yapısındaki farklılaşma, ücretler ve gelir dağılımı üzerinde de farklı sonuçlar yaratabiliyor. Yüksek ve düşük beceri gerektiren hizmetlerin aynı anda genişlemesi, hizmetler içinde ücret farklılıklarının ve istihdamın niteliğine ilişkin ayrışmaların artmasına yol açabiliyor. Benzer biçimde, sermaye yoğun ve tekelci kârlar üreten hizmet faaliyetlerinin genişlemesi[2], sermayenin yoğunlaşması ve gelir dağılımındaki farklılıkların derinleşmesiyle sonuçlanabiliyor.

Hizmetleşme dinamikleri değişiyor

1990 sonrası dönemde, özellikle orta ve düşük gelir grubundaki ekonomilerde, yapısal değişimin yönünün giderek daha fazla tarımdan hizmetlere doğru kaydığı görülüyor. Geleneksel yapısal değişim sürecinde tarımın istihdam ve üretimdeki payı azalırken imalatın payı yükseliyor; daha yüksek gelir düzeylerinde ise imalatın özellikle istihdam içindeki ağırlığı yataylaşıyor veya geriliyor ve hizmetlerin payı artıyor (Syrquin, 2007; Herrendorf vd., 2013).

Ancak günümüzde hizmetleşmeyi yalnızca “imalattan hizmetlere geçiş” olarak okumak giderek yetersiz kalıyor. Hizmetlerin ekonomideki işlevi değişiyor; daha fazla hizmet ticarete konu oluyor, üretim süreçlerine girdi sağlıyor ve imalatla daha güçlü bağlantılar kuruyor.

İlk önemli değişim, hizmetlerin uluslararası ticarete ve küresel üretim süreçlerine daha fazla dahil olması ile ilgili. Ulaştırma ve iletişim maliyetlerindeki düşüş, dijital teknolojiler ve üretimin farklı aşamalara bölünmesi, daha fazla hizmet faaliyetinin ticarete konu olmasını mümkün kılıyor. Küresel değer zincirlerinin yaygınlaşmasıyla hizmetler yalnızca nihai tüketiciye sunulan faaliyetler olmaktan çıkıyor; üretimin farklı aşamalarına ara girdi sağlayan faaliyetler olarak da önem kazanıyor (Miroudot, 2019).

İkinci değişim, hizmetlerin üretim sürecindeki işlevlerinin çeşitlenmesine bağlı olarak ortaya çıkıyor. Özellikle bilgi ve teknoloji yoğun hizmetlerin, profesyonel ve iş hizmetlerinin, lojistik ve Ar-Ge faaliyetlerinin üretimin farklı aşamalarına daha fazla girmesi, hizmetlerin diğer sektörler üzerindeki etkisini artırıyor. Böylece hizmetlerin önemi yalnızca kendi ürettikleri katma değerle değil, diğer sektörlerin üretkenliği ve yenilik kapasitesi üzerindeki etkileriyle de ölçülmeye başlanıyor (Di Meglio vd., 2015; Nayyar vd., 2021).

Üçüncü ve giderek daha belirgin hale gelen değişim, imalat ile hizmetler arasındaki sınırın belirsizleşmesine dayanıyor. Tasarım, yazılım, finansman, pazarlama ve satış sonrası hizmetler üretimin ayrılmaz parçaları haline geliyor. İmalat firmaları yalnızca mal satmak yerine, mal ve hizmetleri birlikte sunan ürün-hizmet sistemlerine yöneliyor. İmalatın teknolojik ve örgütsel karmaşıklığı arttıkça hizmet girdilerine yönelik talep de genişliyor (Baldwin, 2023).

Bu nedenle hizmetleşmenin yeni dinamiklerini anlamak için hizmetlerin yalnızca ekonomi içindeki payına değil, üretim süreci içindeki konumuna ve diğer sektörlerle kurduğu bağlantılara bakmak gerekiyor. Hizmetlerin ticarete açılması, üretimin girdisi haline gelmesi ve imalatla bağlantılarının güçlenmesi, hizmetleşmenin yalnızca sektörler arası bir geçiş olarak değil, üretim yapısındaki değişimin bir unsuru olarak ele alınmasını gerektiriyor. Rodrik (2023) de sanayi politikalarının bu dönüşümü dikkate alacak biçimde yeniden tasarlanması gerektiğini ileri sürerek, sanayi ve hizmetler arasındaki bağlantıları güçlendiren yeni sanayi politikalarının önemine dikkat çekiyor.

Sonuç

Yukarıda aktarılan yaklaşım ve önermeler, hizmetleşmenin ne tek başına kalkınmanın göstergesi ne de büyümeyi hızlandıran bir unsur olarak değerlendirilebileceğini gösteriyor. Ekonomilerin hizmetleşip hizmetleşmediğinden çok, nasıl bir hizmetleşme sürecinden geçtiği daha belirleyici bir unsur olarak karşımıza çıkıyor.

Düşük üretkenlikli, düşük ücretli ve ekonominin geri kalanıyla sınırlı bağlantılar kuran hizmetlerin istihdamın soğrulması amacıyla genişlemesi, farklı bir yapısal değişim sürecine işaret edebilir. Üretkenlik artışının sınırlı kaldığı bu tür bir hizmetleşme, toplam üretkenlik artışını yavaşlatırken düşük kaliteli istihdamın ve gelir farklılıklarının kalıcılaşmasına yol açabilir. Buna karşılık üretkenlik artışı sağlayan, teknoloji ve beceri yoğunluğu yüksek, diğer sektörlere girdi sağlayan ve özellikle imalatla güçlü bağlantılar kuran hizmetlerin genişlemesi, hizmetlerin büyüme ve kalkınma sürecindeki katkısını farklılaştırabilir.

Hizmetleşmenin kalkınma açısından anlamı bu nedenle yalnızca hizmetlerin ekonomi içindeki payındaki artışla değil, bu değişimin üretkenlik, istihdam, gelir dağılımı ve imalatla kurulan bağlantılar üzerindeki sonuçlarıyla birlikte değerlendirilmelidir. Bu açıdan bakıldığında, üretim sürecinde değer yaratma kapasitesi düşük faaliyetlerin ekonomideki göreli ağırlığının artması, yalnızca sektörlerin bileşimini değil, sermaye birikiminin dinamiklerini etkileyen unsurları içermektedir. Üretken faaliyetlerin yerine üretken olmayan faaliyetlerin genişlemesi sermayenin üretken alanlara yönelmesini sınırlandırarak birikim sürecinin dinamizmini zayıflatma potansiyeli taşımaktadır. Hizmetler alt faaliyetleri bu bağlamda üretken olmayan faaliyetleri barındıran bir sektör olarak büyüme dinamiklerini şekillendirmektedir. Buna ek olarak, düşük üretkenlik düzeyine sahip hizmetler faaliyetlerindeki genişleme büyüme sürecini durağanlaştıran koşulları beraberinde getirmektedir.

Dolayısıyla hizmetleşmenin değerlendirilmesinde yalnızca hizmetlerin büyüklüğüne değil, hizmetlerin hangi faaliyetlerden oluştuğuna ve üretim ve birikim sürecine nasıl eklemlendiğine odaklanmak gerekiyor.

Kaynakça

Baumol, W. J. (1967). Macroeconomics of unbalanced growth: The anatomy of urban crisis. The American Economic Review, 57(3), 415-426.

Baldwin, R. (2023). “Service-export-led development and the future of trade”, presentation at

the Services and Structural Transformation Workshop, World Bank, Washington DC.

Di Meglio, G., Gallego, J., Maroto, A., & Savona, M. (2015). Services in developing economies:A new chance for catching-up?. Erişim adresi: https://web.archive.org/web/20180410055831id_/https://www.sussex.ac.uk/webteam/gateway/file.php?name=2015-32-swps-dimeglio-etal.pdf&site=25

Hartwig, J., & Kramer, H. (2019). The ‘growth disease’ at 50–baumol after oulton. Structural

Change and Economic Dynamics, 51, 463-471.

Herrendorf, B., Rogerson, R., & Valentinyi, A. (2013). Two perspectives on Preferences and Structural Transformation. American Economic Review, 103(7), 2752-2789.

Miroudot, S. (2019). Services and manufacturing in global value chains: Is the distinction obsolete?.Asian Development Bank Institute.

Nayyar, G., Hallward-Driemeier, M., & Davies, E. (2021). At your service?: The promise of Services-led development. World Bank Publications.

Nordhaus, W. D. (2008). Baumol’s diseases: A macroeconomic perspective. The BE Journal ofMacroeconomics, 8(1).

Rodrik, D. (2023), “Why service need an industrial policy”, presentation at the Services and

Structural Transformation Workshop, World Bank, Washington DC.

Syrquin, M. (2007). Convergence since the Second World War: Blind alleys and misplaced expectations.Scandinavian Economic History Review, 55(3), 289-298.

Szirmai, A. (2012). Industrialisation as an engine of growth in developing countries, 1950-2005.Structural Change and Economic Dynamics, 23(4), 406-420.

Tregenna, F. (2018). Sectoral structure and change: insights from Marx.Review of Political Economy,30(3), 443-460.

World Development Indicators (2026a). Employment in services (% of total employment) (modeled ILO estimate). Erişim adresi: https://data.worldbank.org/indicator/SL.SRV.EMPL.ZS

World Development Indicators (2026b). Services, value added per worker (constant 2015 US$). Erişim adresi:https://data.worldbank.org/indicator/NV.SRV.EMPL.KD

Notlar

  1. Bu olgu aynı zamanda sanayisizleşme ve hizmetleşeme eğilimlerinin aynı anda yaşanması üzerinden de değerlendirilmektedir. Bu yazıda özellikle hizmetleşme eğilimlerine odaklanılmıştır. Ancak sanayisizleşme olgusuna yönelik tartışmalar için bkz.; Türkiye’de sanayisizleşme olgusuna yönelik tartışmalar için ; İbrahim Semih Akçomak (2026). Türkiye Sanayisizleşiyor mu?. Katman Portal. https://katmanportal.com/doi/10.5281/zenodo.21921238, Emine Tahsin (2026). Sanayileşme Biçimleri ve Türkiye. Katman Portal. https://katmanportal.com/doi/10.5281/zenodo.21493990
  2. Hizmetler alt faaliyetlerindeki fiyatlandırma davranışları için bkz. Zeki Oğulcan Şengül (2026). Kur Şoku Sadece Maliyet mi Demek? Hizmetlerde Hikâye Neden Farklı?. Katman Portal. https://katmanportal.com/doi/10.5281/zenodo.19960742
Önerilen Alıntı: Alıntıyı Kopyala
Emine Tahsin (2026). Hizmetleşmeyi Nasıl Okumalı?. Katman Portal. https://katmanportal.com/doi/10.5281/zenodo.22015862
  • Emine Tahsin, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi İktisat Bölümü’nde öğretim üyesidir. Lisans eğitimini İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi İngilizce İktisat bölümünde, yüksek lisans ve doktora eğitimini İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İktisat bölümünde tamamladı. 2011-2012 yılları arasında, doktora sonrası araştırmalarına, Londra Üniversitesi, Latin Amerika Çalışmaları Enstitüsü’nde (Institute of Latin American Studies) devam etti. Kalkınma iktisadı, Latin Amerika ve Karayipler bölgesinde kalkınma deneyimleri alanlarında araştırmalar yürütmektedir. İktisadi kalkınma, iktisadi büyüme, uluslararası ekonomi politik alanında lisans ve lisans üstü düzeyinde dersler vermektedir.

    Diğer Yazıları
Yapay Zeka Kullanımı Beyanı
Dil bilgisi, anlam bozukluğu ve noktalama kontrolü

Yazar, yapay zeka araçlarını yukarıda belirttiği kapsamda bilimsel yayın etiğine bağlı kalarak kullandığını beyan etmektedir. Yapay zeka desteğiyle üretilen içeriklerin tüm sorumluluğu yazara aittir.