Takip et

Her Cari Açık Aynı Mıdır?: Türkiye’nin Cari Açığını Nasıl Okumalı?

🎧 Dinle
DOI:10.5281/zenodo.21429322 Atıf Yap ✅ Kopyalandı! Kopyala ✅ Kopyalandı!

En düşük cari açığa sahip ülke, neden en kırılganı? Türkiye, ABD, Birleşik Krallık ve Brezilya’nın verileriyle cari açığın gerçek anlamını sorguluyoruz

Bir önceki yazıda Oktar Hoca ile Türkiye’nin ödemeler dengesini genel hatlarıyla ele almış, cari işlemler hesabı ve finansal hesapların temel bileşenlerini, cari açıkların finanse edilme şeklini, özellikle dış ticaretimizde hangi kanalların ne ölçüde belirleyici olduğunu incelemiş, kronik dış ticaret açıklarının kronik bir finansman sorununu da beraberinde getirdiğini ifade etmiştik.

Bu değerlendirme, Türkiye’de cari açığın nasıl ortaya çıktığını ve yapısal olarak hangi unsurlara bağlı olduğunu anlamamıza yardımcı olmuştu. Ancak hikâye burada bitmiyor, çünkü bu tartışma bizi başka ve esasında daha temel bir soruya yönlendiriyor: cari açıktan kaynaklanan riskler her ülke için aynı mıdır? Örneğin, yıllardır cari açık veren bir ülke olarak ABD, bu konuda Türkiye ile benzer bir risklere mi sahiptir, yoksa aynı ekonomik gösterge, farklı ülkeler için tamamen farklı anlamlar mı taşıyor?

Bu sorunun cevabı, cari açığın niceliğine dair bir tartışmanın ötesine geçiyor ve ülkelerin uluslararası finansal sistemdeki konumuyla ilişkileniyor. Çünkü bir ülkenin dış kırılganlığını anlamak için yalnızca ne kadar cari açık verdiğine değil, bu açığı finanse ederken ne denli zorlandığına — yani dış borç yapısına, rezerv yeterliliğine ve uluslararası finansal sistemdeki konumuna — bakmak gerekiyor.

Bu bağlamda, basit bir karşılaştırma yapalım. 2017-25 döneminde ortalamada birbirine yakın cari açık/GSYİH oranlarına sahip olan, fakat başka açılardan birbirinden ayrışan dört ülkenin verileri üzerinden, bu benzer oranların aynı riski taşıyıp taşımadığını inceleyelim: ABD, Birleşik Krallık (UK), Türkiye ve Brezilya.

Tablo 1’de dikkat çeken ilk nokta, örneklemdeki gelişmekte olan ülkelerin bu dönemde milli gelirlerine oranla daha düşük cari açık vermiş olmalarıdır. ABD’nin ortalama cari açığı GSYH’nin yüzde 3,03’ü, Birleşik Krallık’ınki yüzde 2,75’i düzeyindeyken, Brezilya’da bu oran biraz daha düşük, yüzde 2,3, ama yine aynı büyüklük mertebesinde. Türkiye ise yüzde 2,29’luk oranla incelenen ülkeler arasında milli gelire oranla en düşük cari açığa sahip ülke olarak yer alıyor.

Ancak ortalamadaki bu yakınlık, ülkelerin cari açık kaynaklı kırılganlıklarının da benzer olduğu anlamına gelmiyor. Burada devreye ikinci bir gözlem giriyor: tablodaki oynaklık değerleri. En düşük ortalama açığa sahip Türkiye, aynı zamanda örneklemdeki en yüksek oynaklığa sahip. Bu da, cari işlemler hesabının aynası (eşleniği) olan finans hesabının Türkiye’de diğer ülkelere kıyasla daha az istikrarlı ve öngörülebilir bir yapıda olduğuna, bunun da ülkeyi daha kırılgan kıldığına işaret ediyor.

Tablo 1: Seçili Ülkelerin Cari Açık/GSYİH Değerleri (2017-2025)[1]

 

Ortalama Cari Açık

Oynaklık[2]

ABD

-3,03

0,79

Türkiye

-2,29

2,20

Birleşik Krallık

-2,75

0,89

Brezilya

-2,30

0,75

Kaynak: WB, WDI

Tablodan elde ettiğimiz bilgiler bizi başka bir noktaya taşıyor: Cari açığın eşleniği finans hesabının, daha genel bir ifadeyle ödemeler dengesi kaynaklı sorunların ya da oynaklıkların, bir ülkenin kırılganlığını ne ölçüde artırdığını değerlendirebilmek için hangi göstergelere bakmak gerekir?

Bu göstergelerden biri, ülkelerin cari açığı finanse ederken uluslararası sistemdeki konumlarından kaynaklanan bir asimetriyle karşılaşıp karşılaşmadığı; ancak bu konu para hiyerarşisi ve ilk günah (original sin) kavramlarına değinmeyi zorunlu kıldığı için konunun bu yönünü bir sonraki yazıda ele alma niyetindeyim. Şimdilik, bu asimetrinin ilk somut izini sürebileceğimiz bir göstergeye odaklanalım: finansmanın kompozisyonu. Bir önceki yazıda Türkiye için yaptığımız bu egzersizi bu sefer örneklemdeki diğer ülkeler için de gerçekleştirip, cari açığın finansman kompozisyonun ülkeler açısından önemini vurgulamak istiyorum.

Aynı oranda cari açığa sahip ülkelerden, kendi cari açığını sermaye hesabı bileşenleri arasında görece daha istikrarlı olan doğrudan yabancı yatırımla (DYY) finanse eden bir ülke ile, daha oynak olan portföy yatırımları ve diğer yatırımlar kanalıyla kapatan bir ülkenin aynı riske sahip olduğu söylenemez. Nitekim G-20 ülkelerini kapsayan ampirik bir çalışma, örneklemdeki 19 ülkenin 14’ünde portföy yatırımlarının DYY’den daha oynak olduğunu gösteriyor (Şengül ve Türel, 2023). Bu istikrar farkının mutlak bir kural olmadığını da belirtmek gerekir: gerek portföy yatırımları gerekse DYY içerisinde kayıt altına alınan her işlem istikrar bağlamında birbiriyle eşdeğer değildir. Öyle ki, portföy yatırımları içinde hisse senedi girişleri genellikle borç enstrümanlarına kıyasla daha istikrarlı seyrederken (Düzçay ve Öncü, 2023), DYY de şirket-içi krediler ve dağıtılmamış kârlar gibi bileşenleri nedeniyle her zaman kalıcı olmayabilir (IFC, 2023). Yine de bu nüanslar, DYY’nin genel eğilim olarak görece daha istikrarlı bir finansman kalemi olduğu gözlemini geçersiz kılmıyor — sadece bunun mutlak bir yasa değil, ampirik bir eğilim olduğunu hatırlatıyor. Bu bağlamda, son yıllara ait verilerden yararlanarak örneklemdeki ülkelerin finansal hesaplarını mercek altına alarak, cari açıklarını nasıl finanse ettiklerini benzerlik ve farklılıklarıyla birlikte ele alıyorum.

Önceki yazıda Türkiye için yaptığımız tabloya (Tablo 3) benzer bir çalışma olmakla birlikte, bu sefer IMF’nin Uluslararası Finansal İstatistikler veri tabanından faydalanarak, net finansal hesap verilerinden yola çıktığım bir açıklamaya girişiyorum. Görsellerde Oktar Hoca ile 2023 yılındaki bir çalışmamızda kullandığımız metodoloji ile uyumlu bir şekilde sermaye girişlerini DYY ve diğerleri (portföy + diğer yatırımlar) şeklinde sınıflandırırken, rezerv değişimlerini de ayrıca gösterdim.

Grafik 1: Seçili Ülkelerin Finansal Hesap Kompozisyonları (2017-2024)

Kaynak: IMF/IFS

Not: Rezerv çubuğu diğer iki kalemle farklı şekilde okunur: pozitif rezerv kullanımını/azalışını, negatif rezerv birikimini gösterir.

Ülkelerle ilgili yapılabilecek çıkarımlar aşağı yukarı şöyle sıralanabilir:

Türkiye: Grafikte (Grafik 1) oldukça çarpıcı olarak karşımıza çıkan şey rezervin (turuncu) davranışlarıdır — 2020’de dipte (-23,4 gibi bir kullanım), 2021-22’de tepede, 2023-24’te neredeyse düz[3]. Rezervlerdeki bu yüksek oynaklığı, ele alınan dönemde hem yerel hem de küresel ekonomideki gelişmelerden bağımsız okumak yanlış olacaktır. 2018 yılından itibaren çeşitli kur şokları ve küresel şoklara maruz kalan Türkiye ekonomisi, bu süreci yönetebilmek için birçok “ana akım dışı” olarak tanımlanabilecek uygulamayı yürürlüğe koydu[4] . Bir döviz krizi olarak tanımlanabilecek 2018 krizinin ardından TCMB, bankacılık sektörü ile yerleşik olmayanlar arasındaki döviz swap işlemlerini kısıtladı; bu kısıtlama 2020’de pandemiyle birlikte daha da sıkılaştırıldı. 2021 sonunda faiz indirimleriyle patlak veren kur krizi ertesinde ise yurt içi yerleşik kaynaklı döviz talebini kırma amacıyla kur korumalı mevduat (KKM) ve kredi kısıtları gibi önlemler ile döviz rezervlerini güçlendirmek için ihracat gelirlerinin zorunlu olarak rezerve devri gibi araçlar devreye sokuldu (Öncü ve Düzçay, 2024). Dolayısıyla, bu dönemdeki rezerv muhasebesi ele alınırken belirli açılardan dikkatli olmak gerekiyor. Ayrıca, yerli bankalardan ödünç alınan kaynaklar yüzünden TCMB net döviz pozisyonu uzunca bir süredir negatif seyretmekteydi ve resmi olarak yayınlanan (brüt) rezervlerin önemli bir kısmı, yabancı merkez bankalarıyla yapılan swap anlaşmalarından oluşuyordu — yani TCMB’nin serbestçe erişemediği bir rezerv çeşidinden bahsediyoruz (Setser, 2023). 2023 seçimine girilen dönemde kullanılabilir brüt rezervler tükenme noktasında gelmişti. Ayrıca bu dönemlerde dikkat çeken bir başka nokta, kaynağı belirsiz para olarak tanımlanan Net Hata ve Noksan kalemindeki olağanüstü girişlerdir (Şengül ve Türel, 2026[5]). 2023 seçimlerden sonraki süreçte ise Mehmet Şimşek’in ekonominin başına geçtiği, ortodoks politikalara geri dönüş anlamına gelen dönemde merkez bankası rezervlerinde bir toparlanma durumu söz konusu. Tabi bu durumun faturası olarak aynı dönemde yüksek faiz ve sıkı para politikası reel sektörü baskılayarak ekonomik büyüme üzerinde bir yük yaratıyor[6].

2018 ve 2021 dönemlerinde toplam net finansmanın (kırmızı çizgi) sıfıra ya da negatife yaklaşması da ilk bakışta göründüğü gibi bir tesadüf değildir (Grafik 1). Dış finansmanın kesilmesi büyümeyi frenler, büyümesi yavaşlayan ekonomide üretim ve tüketim azalacağından ithal ara mal ve tüketim mallarına olan talep azalır, bu da ithalatı azaltarak cari açığı kendiliğinden daraltır. Esasında bu durum, “kırılganlık” dediğimiz şeyin somut görüntüsü: büyümede yoğun olarak dış finansmana bağımlı olmak ve cari açığın finanse edilemediği durumlarda büyümenin de yavaşlaması anlamına geliyor.

ABD: Küresel rezerv paranın sahibi Amerika için bu tablolar diğer ülkelere nazaran çok anlam ifade etmiyor. Uluslararası piyasalarda kendi para birimi cinsinden borçlanabilen bir ülke olarak ABD merkez bankası rezerv biriktirme ihtiyacı da duymuyor, bu yüzden rezerv miktarı çok az. Burada asıl hikâye yeşilin (portföy+ diğer yatırım) sürekli büyümesi: 2018’de 282 milyar dolar civarındayken 2024’te 1 trilyon doları geçiyor. Yani dünya, ABD’ye para akıtmaya her yıl daha da istekli — bu durum klasik anlamda karşılaştığımız kırılganlık hikayelerinden farklı bir noktaya oturuyor. Belirli kesimler bunu bir kırılganlıktan ziyade, tam tersi, ülkenin dünya ekonomisindeki hegemonyası üzerine bir güç gösterisi olarak yorumlarken, başka bir literatür de bu durumun Amerikan imalat sektörünü ve iç ekonomik dengeleri zora soktuğunu, rezerv para olmanın hiç de bedelsiz olmadığını savunuyor. Bernanke’nin (2005) ‘küresel tasarruf fazlası’ argümanının dayandığı diğer yaklaşım, ABD’nin cari açığının farklı türde bir kırılganlığa —sanayi tabanının aşınmasına ve finansal istikrarsızlığa— işaret ettiğini öne sürüyor. Günümüzde ABD’nin ekonomi bürokratlarından bir kesim bunu bir tehlike olarak görüp değiştirmeye çalışsa da[7], günlük piyasa okumasında ABD’ye yönelik bu kadar yüksek miktardaki portföy girişini klasik anlamda bir ödemeler dengesi riski olarak tanımlamamak gerekir, zira giren para zaten dolar, yani ABD’nin kendi parası[8].

Birleşik Krallık: Burada ilginç bir an var: 2021’de toplam net finansman negatife düşüyor (-21,3), yani o yıl Birleşik Krallık’tan net sermaye çıkışı olmuş görünüyor. Bunun bir kısmı, pandemi sonrası toparlanma döneminin yarattığı olağandışı durumla açıklanabilir. Yine de bu çıkışın piyasalarda bir kriz sinyaline dönüşmemiş olması dikkat çekici — çünkü sterlin hâlâ uluslararası piyasalarda kabul gören ve IMF tarafından rezerv para birimi olarak tanınan paralardan biri. Yani UK’nin dış dengesi geçici olarak bozulsa bile, arkasında duran para biriminin statüsü sebebiyle, bu türden dalgalanmaların etkisi gelişmekte olan ülkelere nazaran daha az hasarlı olabiliyor[9].

Brezilya: Türkiye ile aynı gelir grubunda yer alan ama cari açık finansmanında bambaşka bir pozisyonda bulunan Brezilya’da DYY her yıl pozitif ve görece stabil bir yapıya sahip. Ama yeşil (portföy + diğer) sürekli yön değiştiriyor — 2019’da -3,4 iken 2024’te +16,2. Portföy yatırımlarının oynak olması noktasında bazı benzerlikler olsa da, finansmanın itici gücünün DYY olması ülkemizden farklı bir çerçeve çiziyor.

Sonuç olarak, ele alınan dört ülkenin de milli gelirlerine oranla benzer büyüklükte cari açık vermesi, onları aynı kırılganlık kategorisine sokmuyor; çünkü asıl belirleyici olan açığın büyüklüğü değil, o açığın nasıl finanse edildiği ve bu finansmanın hangi para biriminde gerçekleştiği. Örneklemde yer alan iki gelişmiş ülke, ABD ve Birleşik Krallık, rezervlerini neredeyse hiç kullanmadan, cari açıklarını büyük ölçüde oynak sayılabilecek portföy akımlarıyla finanse edebiliyor; çünkü dünya bu ülkelere borç verirken ya kendi para birimleri üzerinden borç vermeye istekli oluyor (ABD), ya da bu ülkelerin güçlü ve gelişmekte olan ülkeler gibi şoklara açık olmayan para birimlerine güveniyor (Birleşik Krallık). Türkiye ve Brezilya ise aynı oynaklığı çok daha ağır bir bedelle yaşıyor, çünkü hem dış borçlarının önemli bir kısmını kendi paralarında değil, yabancı para cinsinden almak zorundalar, hem de kendi para birimlerinin tarihsel olarak şoklara karşı daha zayıf olması onları belirli alanlarda sınırlıyor. Bu fark, tesadüfi değil, uluslararası para sisteminin kendi içinde bir hiyerarşiye sahip olmasından kaynaklanıyor ve bu hiyerarşide altta kalan ülkelerin yapısal olarak taşımak zorunda kaldığı bu yüke iktisat literatüründe “ilk günah (original sin)” deniyor. İkinci yazıda tam da bunu, yani bu hiyerarşinin tarihsel sürecini, nasıl işlediğini ve gelişmekte olan ülkelerin bu “günahtan” kurtulup kurtulamayacağını ele alacağım.

Yazımı bu satırlarla bitirirken, kendisini tanıdığım için kendimi şanslı hissettiğim, bir süredir özgürlüğünden mahrum bırakılan Emel Hoca’yı anmadan geçmek istemiyorum. Emel Hocam, en kısa zamanda, hak ettiğin özgürlükle yeniden bir arada olacağımıza inancım tam. En güzel günler henüz yaşamadıklarımız demişti Nazım, en güzel günlerde görüşmek üzere.

Kaynakça

Bernanke, B. S. (2005). The global saving glut and the U.S. current account deficit [Konuşma metni]. Federal Reserve Board, Sandridge Lecture, Virginia Association of Economics.

Düzçay, G. ve Öncü, T. S. (2023). India’s inclusion in the JP Morgan GBI-EM indices: A path to Eden or just another sin? Economic & Political Weekly, 58(47), 13–17.

International Finance Corporation (IFC). (2023). Changing foreign direct investment dynamics and policy responses [Rapor]. World Bank Group. https://www.ifc.org/content/dam/ifc/doc/2023/changing-foreign-direct-investment-dynamics-and-policy-responses.pdf

International Monetary Fund. (2026). International Financial Statistics (IFS) [Veri seti]. https://data.imf.org/

Miran, S. (2024). A user’s guide to restructuring the global trading system. Hudson Bay Capital.

Office for National Statistics (ONS). (2024). Balance of payments, UK: October to December 2024. https://www.ons.gov.uk/economy/nationalaccounts/balanceofpayments/bulletins/balanceofpayments/octobertodecember2024

Öncü, T. S. ve Düzçay, G. (2024). The poverty of neo-liberal economics: Lessons from Türkiye’s ‘unorthodox’ central banking experiment. Economic & Political Weekly.

Parmaksız, K. (2026). Üçüncü yılının sonunda ‘Şimşek Programı’. Katman Portal. https://doi.org/10.5281/zenodo.20726101

Setser, B. (2023, 6 Haziran). Turkey’s increasing balance sheet risks. Council on Foreign Relations, Follow the Money. https://www.cfr.org/blog/turkeys-increasing-balance-sheet-risks

Şengül, Z. O. ve Türel, O. (2023). 2000’li yıllarda G-20 ülkelerinin sermaye hesapları üzerine gözlem ve değerlendirmeler [Bildiri sunumu]. 17. Ulusal Sosyal Bilimler Kongresi, Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Ankara, Türkiye. https://tsbd.org.tr/?p=1289

Şengül, Z.O., Türel, O. (2026). Türkiye’nin Ödemeler Dengesi Üzerine Gözlem ve Değerlendirmeler. Katman Portal. https://katmanportal.com/doi/10.5281/zenodo.20580094

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB). (2026). Ödemeler dengesi istatistikleri, Tablo 4: Ödemeler dengesi altıncı el kitabı — ayrıntılı sunum. https://www.tcmb.gov.tr/wps/wcm/connect/TR/TCMB+TR/Main+Menu/Istatistikler/Odemeler+Dengesi+ve+Ilgili+Istatistikler/Odemeler+Dengesi+Istatistikleri/

World Bank. (2026). World Development Indicators [Veri seti]. https://databank.worldbank.org/source/world-development-indicators

Notlar

  1. Veri tabanında Türkiye’nin 2025 verisi olmadığı için Türkiye için yapılan hesaplama 2024 yılını kapsamaktadır.

  2. Oynaklık göstergesi olarak standart sapma kullanılmıştır.

  3. Burada bir hatırlatma yapmak gerekiyor. Grafik 1’deki rezerv verisi, o yılki net rezerv kullanımını ölçen bir akım verisidir. Ülkenin halihazırda elinde tuttuğu toplam rezerv miktarı bir sonraki grafikte gösterilmektedir.

  4. 2018 yılına 3,78 seviyesinde başlayan dolar kuru, yıl içerisinde 7’ye kadar çıkarak, seneyi 5,25 seviyesinde tamamladı. Yüzde 29’luk değer kaybı ile TL o yıl için dünyada en çok değer kaybeden 4. para birimi olmuştu.

    Kaynak: https://www.indyturk.com/node/3031/ekonomi%CC%87/t%C3%BCrk-liras%C4%B1-2018%E2%80%99-en-%C3%A7ok-kaybeden-para-birimlerinden-biri-oldu

  5. Bahsedilen yıllardan 2018 yılında yaklaşık 16 milyar dolar, 2021 yılında ise 11 milyar dolar kaynağı belirsiz sermaye girişi olmuştur. Ayrıca bu trend 2022 yılında zirveye ulaşmış, yaklaşık 28 milyar dolarlık bir giriş gözlenmiştir.

  6. Bu dönemin kapsamlı bir değerlendirmesi için bkz. https://katmanportal.com/ucuncu-yilinin-sonunda-simsek-programi/

  7. Örneğin, Miran, S. (2024). A user’s guide to restructuring the global trading system. Hudson Bay Capital.

  8. Burada dikkat edilmesi gereken tek husus, 2021 yılındaki olağandışı büyük rezerv miktarı olmaktadır. Ağustos 2021’de IMF Guvernörler Kurulu, 456 milyar SDR (yaklaşık 650 milyar dolar) tutarında genel bir SDR tahsisatını onayladı; tahsisat 23 Ağustos 2021’de yürürlüğe girdi ve üye ülkelere mevcut kotalarıyla orantılı şekilde dağıtıldı.

    Kaynak:https://www.imf.org/en/news/articles/2021/07/30/pr21235-imf-governors-approve-a-historic-us-650-billion-sdr-allocation-of-special-drawing-rights

  9. 2021 yılı ile ilgili başka bir husus da, DYY’de olan net sermaye çıkışının toplam sermaye çıkışının başlıca belirleyicisi olmasıdır. Birleşik Krallık resmi istatistik kurumu ONS’un açıklamalarına göre 2021 ve 2022 yıllarında FDI anket verilerinin toplanmasıyla ilgili belli başlı sorunlar yaşandığı ve tam anlamıyla revize edilmediği şeklinde bir not düşülmüş. Kaynak: https://www.ons.gov.uk/economy/nationalaccounts/balanceofpayments/bulletins/balanceofpayments/octobertodecember2024#data-sources-and-quality

Önerilen Alıntı: Alıntıyı Kopyala
Zeki Oğulcan Şengül (2026). Her Cari Açık Aynı Mıdır?: Türkiye’nin Cari Açığını Nasıl Okumalı?. Katman Portal. https://katmanportal.com/doi/10.5281/zenodo.21429322
  • Zeki Oğulcan Şengül, Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) İktisat Bölümü’nden lisans (2017) ve yüksek lisans (2020) derecelerini almıştır. Halen ODTÜ İktisat Bölümü’nde doktora öğrencisi (2020–) ve araştırma görevlisi (2018–) olarak görev yapmaktadır. Şengül, 2018 yılından bu yana ODTÜ İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nin ulusal akademik hakemli dergisi olan ODTÜ Gelişme Dergisi (METU Studies in Development)’nde editör yardımcılığı görevini yürütmektedir.
    Araştırma ilgi alanları arasında uluslararası iktisat, parasal iktisat, Türkiye ekonomisi ve politik iktisat yer almaktadır.

    Diğer Yazıları
Yapay Zeka Kullanımı Beyanı
Güvenilirliği yazar tarafından teyit edilmiş veriden tablo ve grafik oluşturma Dil bilgisi, anlam bozukluğu ve noktalama kontrolü

Yazar, yapay zeka araçlarını yukarıda belirttiği kapsamda bilimsel yayın etiğine bağlı kalarak kullandığını beyan etmektedir. Yapay zeka desteğiyle üretilen içeriklerin tüm sorumluluğu yazara aittir.