Takip et
🎧 Dinle
DOI:10.5281/zenodo.21826670 Atıf Yap ✅ Kopyalandı! Kopyala ✅ Kopyalandı!

Kooperatifler neden yaygınlaşmıyor, başarılı örnekler nasıl ayakta kalıyor? Bu yazı, işçilerin yönettiği firmaların karşılaştığı yatırım, büyüme ve yönetim sorunlarını ele alıyor.

Daha önceki yazılarda Türkiye’deki büyük firmaların kârlılık ve üretkenlik durumlarına kabaca baktıktan sonra, bir tür yapısal dönüşümün ne anlama gelebileceğine ve işçi-patron ilişkisinin bu dönüşümün neresinde durduğuna dair görüşlerimi paylaşmaya çalışmıştım. Şüphesiz, bu ilişkinin ilgi çekici örneklerinden biri kooperatifler ya da daha büyük ölçekte, kooperatifler düzeyinde örgütlenmiş bir ekonomik sistemdir.

Öncelikle yinelemekte fayda görüyorum: Alchian ve Demsetz’e göre üretim faaliyeti bir tür iş birliği içerdiği sürece firma, işçilerin üretkenliğini ölçecek ve buna uygun bir ödeme sistemi geliştirecek bir mekanizmaya ihtiyaç duyar. Bu hizmet pazardan satın alınamaz. Eğer firmanın dışında, firmanın içindeki işçilerle rekabet edecek, düşük üretkenlikli işçileri tespit ederek onların yerini doldurmayı teklif edecek işçiler olsaydı, firma da bu eleme mekanizmasından yararlanabilirdi. Ancak firma içinde geçerli olan bilgi sorunu firma dışında da geçerlidir: Firma, işçilerin üretkenliğini maliyetsiz bir biçimde ölçemediği gibi rakip işçiler de bu işçilerin düşük üretkenlikli olduğunu maliyetsiz bir şekilde tespit edip onların yerini almayı teklif edemez. Böylece Alchian ve Demsetz patronu keşfeder: Patron, firma içindeki üretkenliği takip eder ve bu üretkenlik sonucunda ortaya çıkan artığa gelir olarak el koyar.

Peki neden tek bir patronla yetinelim? Neden her işçi aynı zamanda iş yerinin sahiplerinden biri olmasın? Alchian ve Demsetz, kârın işçiler arasında paylaşıldığı bu firmaların ancak küçük ölçekli olabileceği görüşündedir. İşçi sayısı arttıkça verimli üretim sonucunda elde edilen artık daha fazla işçi arasında bölünecek ve “kaytarma” motivasyonu artacaktır.

Alchian ve Demsetz’in önemli bir soru sorduğu görüşündeyim. Yugoslavya dışında bu işletmeler hiç de yaygın değildir. Üstelik Yugoslavya’nın aksine, işçiler tarafından idare edilen firmalar çoğu ülkede ne bir siyasi tercihin ürünüdür ne de siyasi tercihlerle doğrudan engellenen örgütlenmelerdir. Eğer kârı paylaşarak üretim faaliyetini sürdüren ve işçiler tarafından idare edilen firma, en az patron tarafından idare edilen firma kadar toplumsal refaha katkı sunuyorsa, neden bu kadar az gözlemlenmektedir?

İşçiler tarafından idare edilen firmaların, hemen hemen tüm eşitlikçi mekanizmalar gibi, yersiz bir karamsarlıkla karşılandığı görüşündeyim. Özetlemeye çalışacağım yapısal kısıtlar gerçek olmakla birlikte, bunlar bizi konu üzerine düşünmekten alıkoymamalı. Benzer şekilde okur, Murat Sertel’in işçiler tarafından idare edilen firmalarda gözlemlenmesi beklenen anomalilere verdiği yanıtlara da göz atmak isteyebilir. Eşitlikçi bir düzenin neye benzeyeceğini biraz da bu engeller üzerine düşünerek tarif edebileceğimiz görüşündeyim.

Dow, Sertel’e de referansla, tam rekabetçi piyasa koşullarında firmanın işçiler ya da patronlar tarafından idare edilmesinin bir fark yaratmadığını tespit ediyor. Ancak Dow, bir dizi önemli çalışmasında sermaye ve emek arasındaki temel bir farkın, tam rekabetçi piyasaların gözlemlenmediği koşullarda işçiler ve patronlar tarafından idare edilen firmalar arasındaki terazinin patronlardan yana ağır basmasına neden olduğunu da ifade ediyor. Nedir bu fark? Bir dizi örnek üzerinden anlamaya çalışalım.

İlk olarak, patronlar tarafından idare edilen bir firma halka arz edilebilir ve bu firmanın hisselerini hemen herkes dilediği biçimde alıp satabilir. İşçiler tarafından idare edilen bir firma açısından ise durum önemli ölçüde farklıdır: Bu firmalarda hissedarlar ya da sermaye sahipleri aynı zamanda işçi olmak zorundadır ve hisselerin alınıp satılması, firmanın işçi bileşiminin değişmesi anlamına gelecektir. Bu nedenle işçiler tarafından idare edilen firmaların üyelik haklarının alınıp satıldığı hisse piyasalarının ya farklı biçimde tasarlanması gerekecektir ya da işçiler bu hakların alım satımına kısıtlamalar getirmeyi gerekli görecektir. Bunun sonucunda bu firmalar, patronlar tarafından idare edilen firmaların aksine, daha ciddi kaynak kısıtlarıyla karşılaşacaktır.

Bu sorunun diğer yüzü ise iş gücü piyasasında ortaya çıkar. Patronlar tarafından idare edilen bir firma, bir işçiyi işe almak için ondan yatırım yapmasını şart koşmaz. İşçiler tarafından idare edilen bir firma ise ancak firmada pay sahibi olabilecek birikime sahip işçileri işe alabilir. Bu iki örnek de önemli bir kısıta işaret etmektedir: İşçiler tarafından yönetilen firmaların yatırım kaynakları daha sınırlı, yatırım motivasyonları ise görece daha düşüktür.

Yatırım ve büyüme oranlarının karşılaştığı bu kısıtlar yalnızca firmaların büyüme hızlarını etkilemekle kalmaz. İşçiler tarafından idare edilen bir firmadan ayrılan işçinin yerini sıklıkla başka bir işçi, ancak hissedar olmayan bir işçi doldurur. Başka bir ifadeyle, işçiler tarafından idare edilen firmalar yalnızca büyüme sorunlarıyla karşılaşmaz; aynı zamanda zamanla patronlar tarafından idare edilen firmalara dönüşme eğilimi de gösterir.

Kooperatiflerin neden kendiliğinden yaygınlaşmadığını belki bir ölçüde bu şekilde anlayabiliriz. Peki neden yerlerini tamamen patronlar tarafından idare edilen firmalara bırakmazlar? Başarılı görülen kooperatifler nasıl oluşur ve ayakta kalır?

Burada karşımıza büyük ölçekli bir üretici olmanın avantajları çıkıyor. Kooperatif federasyonları, hemen her örnekte, işçiler tarafından idare edilen küçük ölçekli firmalara göre daha dayanıklıdır. Bir dizi firmanın bir araya gelmesi, İspanya’daki Mondragon gibi örneklerde önemli avantajları beraberinde getirir.

Başarılı federasyonları bir dizi nedenle eleştirmek mümkün. Çoğu örnekte hissedar işçilerin toplam işçi sayısı içindeki oranı azalmaya devam ediyor. İşçilerin hissedarlık oranlarının yüksek olduğu örneklerde ise işçilerin yönetim üzerindeki etkisi sınırlı kalabiliyor. Kooperatif federasyonları işçilere yöneticileri seçme imkânı tanısa da firmanın gündelik kararları büyük ölçüde yöneticiler tarafından alınabiliyor.

Büyük ölçekli bir kooperatifler federasyonunda yöneticilerin, firma içindeki ücret farklarının ve toplam çalışma saatlerinin seçimle belirlendiğini; kârların demokratik kararlarla bölüşüldüğünü, ancak hemen hemen tüm gündelik kararların yöneticiler tarafından alındığını düşünelim. Giderek büyüyen bu federasyonların hemen hemen tüm üretim faaliyetlerini idare ettiğini varsayalım. Böyle bir ekonomik sistemin planlı bir ekonomiden farkı nedir?

Önümüzdeki yazılarda bu konuyu tartışacağım.

Kaynakça

Alchian, Armen A. ve Harold Demsetz. “Production, Information Costs, and Economic Organization.” *The American Economic Review* 62, no. 5 (1972): 777–795.

Sertel, Murat R., Tamer Başar ve Hasan Selbuz. “Workers’ Enterprises Facing Competitive Capitalism.” İçinde *Workers and Incentives*, der. Murat R. Sertel, 109–142. Amsterdam: North-Holland Publishing Company, 1982.

Dow, Gregory K. *The Labor-Managed Firm: Theoretical Foundations*. Cambridge: Cambridge University Press, 2018.

Önerilen Alıntı: Alıntıyı Kopyala
Doğuhan Sündal (2026). Kooperatif Üzerine. Katman Portal. https://katmanportal.com/doi/10.5281/zenodo.21826670
  • Bilkent Üniversitesi Ekonomi Bölümü'nde 2014 yılında lisans, 2016 yılında yüksek lisansını, University of Utah’ta 2022 yılında ekonomi doktorasını tamamladı. Karşılaştırmalı siyasal iktisat, rekabet ve kompleksite kuramları alanlarında çalışmalarını sürdürmektedir. Makaleleri Metroeconomica, Economic Modeling, Journal of Evolutionary Economics gibi dergilerde yayımlanmıştır. Halen California State University, San Bernardino Ekonomi Bölümü'nde öğretim üyesidir.

    Diğer Yazıları
Yapay Zeka Kullanımı Beyanı
Dil bilgisi, anlam bozukluğu ve noktalama kontrolü

Yazar, yapay zeka araçlarını yukarıda belirttiği kapsamda bilimsel yayın etiğine bağlı kalarak kullandığını beyan etmektedir. Yapay zeka desteğiyle üretilen içeriklerin tüm sorumluluğu yazara aittir.