Takip et
🎧 Dinle
DOI:10.5281/zenodo.21601776 Atıf Yap ✅ Kopyalandı! Kopyala ✅ Kopyalandı!

Utah’ta ikinci yılımda hapishanelerin ortadan kalkması gerektiğini düşünen Victor isimli bir aktivistle karşılaşmıştım. Victor’un düşünceleri hapishaneleri ile ekonomik koşullar arasındaki bağlantıyı araştırmamı sağladı. Bu yazım bu araştırma sürecinin merkezinde yer alan soruyu üzerine olacak: Hapishaneler ne üretir?

Doktora yapmak için gittiğim Utah’ta ikinci yılımda Victor isimli bir aktivistle karşılaşmıştım. Victor tüm hapishanelerin tamamen ortadan kalkması gerektiğini düşünen bir gruba dahildi. Suç ile hapishaneler ve şiddet içeren yöntemler olmadan çok daha etkili bir şekilde baş edilebileceğini düşünüyordu. O günlerde bu fikir benim için çok radikaldi. Ancak Victor’un düşünceleri benim hapishaneleri, suçu ve ikisi ile ekonomik koşullar arasındaki bağlantıyı araştırmamı sağladı. Yıllar süren bir araştırma sürecinin sonunda bugün Türkiye’de özellikle çocuk suçluluğuna karşı temel mücadele yolunun daha uzun hapis cezalarından geçtiği yönünde ülkemizde gördüğümüz ender uzlaşmalardan birisinin yaşandığı (Ata, 2025), bu uzlaşma sonucunda 15 yaşındaki çocuklara bile müebbet hapis cezası verilmesinin gündemde olduğu bir zamanda ben Victor isimli arkadaşımın görüşüne çok daha yakınım. Bu yazım bu araştırma sürecinin merkezinde yer alan soruyu üzerine olacak: Hapishaneler ne üretir?

Hapishanelerin varlığını açıklayan en temel dört işlevden bahsedebiliriz. Ödeşme ya da intikam, Caydırıcılık, İzolasyon ve Yeniden Eğitim (Cochrane, 2017). Ödeşme birisine veya genel olarak topluma verilen zararın karşılığında bunu yapan kişinin de bir zarar görmesi ya da bir bedel ödemesidir. Caydırıcılık, toplumda kanunları çiğnemeyi düşünebilecek insanlara bunu yapmanın bir bedelinin olduğunu göstererek onları vazgeçirmeyi amaçlamaktır. İzolasyon yeniden suç işleme potansiyeli olan insanları toplumun geri kalanından uzaklaştırmak böylece toplumun onlardan zarar görmesini engellemektir. Yeniden eğitim ki bu kavramın bir diğer adı “rehabilitasyon”dur. Bu amaçların ilkinin doğrudan suçun azaltılması ile bir bağlantısının olmadığını, sadece suçun karşılığının ödenmesi ile ilgili olduğunu, sonrasındaki üç amacın üçünün de farklı yollardan suçla mücadele ile ilgisinin olduğunu not düşelim.

Bu işlevlerden öncelikle intikam veya ödeşme işlevi üzerinde tartışalım. Hapishanelerin işlenen suçun ne derece karşılığı olduğuna ilişkin genellikle devam eden bir tartışma vardır. Örneğin bir yaralama onun da ötesinde bir cinayet suçu için kaç yıllık ceza uygundur diye sorsak muhtemelen bir uzlaşma olmaz. Bir insanın hayatı mahvolmuşken öbür insan 5, 10 ve hatta 20 sene hayatını bir hapishanede geçirdikten sonra dışarıya çıkması doğru mudur? 5 yıl bir yana 1-2 yıllık hapis cezası bile bir insanın hayatını ciddi şekilde etkileyebilir, evet. Ancak bu sürenin sonunda o insanın kendine yeniden hayat kurma ihtimali bu cezayı yeteriz hale mi getirir? Bu durumda bu suçların cezası ömür boyu hapis cezası mı olmalı diye sorulabilir. Bunu bile yeterince büyük bir ceza olarak görmeyen hapishane koşullarının kötü yaşam koşullarına sahip çoğu suçlunun yaşamından daha iyi olduğunu, o nedenle bu koşulların olabildiğince kötüleşmesi gerektiğini savunanlar vardır (Novek, 2009). Bir insanın başka bir insana verdiği zararı telafi etmesinin toplumda insanların arasındaki sorunları tedavi edici bir yanı vardır (Oldenquist, 1988). Yanlışlıkla bana çarpan insanın özür dilemesi, benim bir eşyamı kıran insanın o eşyanın parasını ödemesi bunun örnekleridir. Kimi zaman bu telafinin ne olacağı toplumsal kurallarla da belirlenebilir. Ancak etkili bir telafi hemen her durumda karşı tarafın yaptığının hatalı olduğunu kabul etmesi ile oluşur (Ten, 1990). Eylemi yapan kişi yaptığı eylemden dolayı gurur duyuyorsa ya da en azından yanlış bir şey yapmadığına inanıyorsa, o zaman verilen ceza ne olursa olsun, eylemden etkilenen tarafın alacağı tatmin duygusu yarım kalır. Örneğin, hapis cezası alan çocuğun hapishanede gülümsemesi birçok insanı rahatsız eden bir durumdu. İyi de idam cezasına da gülümseyerek gidebilen insanlar var. İnsana yaptığının yanlış olduğunu göstermek için onu yıllarca bir hapishanede tutmanın ne kadar faydalı olduğu tartışmalıdır. İşlenen suç ne kadar ağır olursa olsun, hatta özellikle cinayet gibi ağır suçlarda en ağır ceza vicdan azabıdır. Bu cezanın nasıl verileceğinin güzel bir örneği Öğretmen dizisinde görülebilir. Bu dizinin bir sahnesinde öğretmeni arkadaşının intihar etmesine neden olmuş kıza yaptığının hatalı olduğunu gösterir. Sonra hatasını anlayıp acı çekmeye başlayan kıza “bu acıyı hayatın boyunca unutma” der.

Peki suç işleyen insanların kendileri ile yüzleşecekleri bir vicdanları var mı diye sorulabilir. Burada başka bir yazıda da bahsettiğin toplumların büyük bölümünün suçlulara bakışını özetlemek istiyorum (Cantekin, 2026). Suç işleme eğilimine ilişkin bu dürtünün kaynağının kimilerine göre o insan yaşam koşulları ile ilgili olmadığı, o kişinin ya genetik yapısı ya da onun çok küçük yaşlarda yetiştirilme tarzı sonucu ortaya çıktığı ve değişemeyeceği görüşünün yanı sıra, bu eğilimin o insanın içinde bulunduğu yaşam koşulları ile bağlantılı olduğu bu koşullar değiştiğinde değişebileceği görüşü de vardır. Suç işlemeye eğilimli olan bu insanların genellikle alt sınıfın içinden çıktığı da var olan diğer bir algıdır. Alt sınıf çoğunlukla toplumun sınırlarında olan kesim olarak tanımlanır. Bu gruptaki insanların gerek toplumsal yaşama katılmakta zorlandıkları varsayılır. Örneğin bu kesimden olanların ya tembel olmaları ya da ellerinden iş gelmemeleri nedeniyle kendilerini yoksulluktan kurtaracak bir kazanç elde edemedikleri, aynı şekilde toplumsal kuralları benimseme ve onlara uyma konusunda zorlandıkları o nedenle suç işleme eğilimlerinin daha fazla olduğu da düşünülür. Toplumun bir kesimi geri kalandan kopuk olduğu zaman bu iki grubun birbirlerinin neler yaşadığını algılaması, birbirlerinin acılarını hissetmesi zorlaşır, alt sınıftan bir birey toplumun geri kalanına zarar verdiğinde, şiddet bir kesim için öteki kesimle ödeşmenin tek yolu gibi görünebilir. Karşısındaki insanın vicdanı olmadığını düşünen bir insan için tatmin olmanın tek yolu o insanı korku yolu ile sindirmek gibi görünebilir.

Hapishanenin caydırma işlevi bu şiddet ile bağlantılı bir işlevdir. Ödeşmek yerine suç ile mücadele asıl hedef halinde geldiğinde de hapishaneye girecek olmanın, gerek insanları özgürlüklerinden mahrum bırakarak gerekse onların toplumdaki itibarlarını düşürerek, dışarıda suç işlemeyi düşünen insanları bu düşünceden caydıracağı varsayımı yapılır (Nagin, 2013). Caydırıcılık işlevinin en sorunlu yanı ne kadar fazla kullanılırsa etkisinin o derece azalmasıdır. Toplumda çok sayıda insan hapishaneye girdiğinde, bu insanlar, bu insanların aileleri, bu insanların yoğun olarak yaşadığı mahallelerde hapishaneye girmek aile açısından birçok açıdan sarsıcı olsa da en azından utanılacak bir şey olmaktan çıkar doğal o çevrede herkesin başına gelme ihtimali olan bir durum haline gelir (Hirshfield ve Piquero, 2010). Daha beteri çok sayıda insanı hapishanelerde olan mahallelerden veya çevrelerden olan insanları doğal bir suçlu olarak görme ihtimali muhtemeldir. Örneğin ABD’de diğer insanlar için normal sayılan bir kafede birisini bekleme amacıyla bir süre sipariş vermeden oturmak kimi Amerikalılar için normalken, birçok insanın potansiyel suçlu olarak gördüğü siyahlar bunu yaptığında o kişiye hiçbir uyarı yapılmadan polise ihbar edilmesi gereken bir davranış olarak görülebilmektedir. Cezalar normalleştiğinde caydırıcılığı arttırmanın yolu ancak hapishane koşullarının ağırlaşmasından, belli mahallelerde yaşayan insanlara, ki biz bu insanlara alt sınıf da diyebiliriz, polisle karşılaşıldığında polisin sergilediği şiddet dozajının artmasından geçiyor. Sonuç olarak bu politikaların alt sınıftan olan insanlar toplumun geri kalanını rahatsız edecek hiçbir şey yapmamak için elinden geldiğince dikkatli olmayı öğretebilir. Ancak bu davranışın arka planında korku vardır. Bu korku kaybolduğunda ya da zayıfladığında suçun o insanları suç işlemesini önleyecek bir şey yoktur.

Caydırıcılığın işlevi Doğan Cüceloğlu’nun bir babanın oğluna diş fırçalamasını öğretmek için kullanabileceği iki yolu anlattığı örnekte çok net bir şekilde ifade edilir (Cüceloğlu, 2003). Baba oğluna dişini fırçalamazsa kendisini döveceğini söyleyebilir. Oğlu babasının şiddetinden korkup dişini fırçalayabilir. Ama diş fırçalamayı bu şekilde öğrenen oğul mesela babası iş seyahati nedeniyle evde olmadığında dişini fırçalamaz hatta dişini fırçalamıyor olmaktan keyif alır. Ancak baba dişini neden fırçalaması gerektiğini oğluna onun anlayacağı dilden anlatırsa çocuk babası yokken de dişini fırçalar. Elbette otoriter babalar oğlunun asla neden dişini fırçalaması gerektiğini anlamayacağını veya çocuğa anlatmanın çok uzun süreceğini, anlatacak enerjisinin olmadığını, o nedenle şiddetin gerekli olduğunu savunabilir. Caydırıcılığı hapishanelerin gerekli bir işlevi olarak toplumlar da suç işleme potansiyeli olduğunu alt sınıf hakkında böyle düşünürler (O’Connor, 1984).

İzolasyon caydırıcılığın devamı olan bir işlev sayılabilir. Amaç toplumda suç işleme potansiyeli olan insanları diğer insanlara zarar veremeyecekleri şekilde izole etmektir (Smith, 2014). Ancak adalet sisteminin genel yapısı ile hapishanelerin bu işlevi arasında uyumsuzluk vardır. Adalet sistemi işlenen suçlara ceza verir. Bu ceza işlenen suçun ağırlığı ile orantılıdır. Eğer amacımız suç işleyen insanın toplumun geri kalanından uzakta kalması ise, bu insanı örneğin birkaç ay hapishanede tuttuktan sonra dışarıya çıkartmak yanlıştır. Böyle bir insan ancak suç işleme potansiyeli yok olduğunda dışarı çıkabilir. Kaldı ki henüz suç işlememiş ama suç işleme ihtimali olan insanlar adalet sisteminin doğal işleyişi altında serbesttirler. Bu çelişki iki şekilde çözülür. Birincisi, en küçük suçlara bile büyük cezalar vermektir. Bu mantık Kırık Camlar Teorisi olarak ifade edilmiştir (Welsh vd., 2015). Bir mahallede bir evin camlarının taş atılarak kırılması şiddetle cezalandırılmazsa bunu suç işlemesi potansiyeli olan insanlar ertesi gün daha büyük suçların da işlenebileceğine dair bir işaret olarak görürler. Bunun yanı sıra alt sınıfın potansiyel suçlu olarak görüldüğü toplumlarda, adalet sisteminin bu kesimden olan insanların aynı kanıtlarla daha kolay hapse girmesini sağlayacak şekilde değişmesi olasıdır. Bu durumda hakimlerin zaten suçlu olarak gördükleri bu kesimden insanlar zanlı olarak karşılarına geldiklerinde aynı kanıtlarla daha ağır cezalar verme eğilimleri oluşabilir (Neitz, 2013). Hatta alt sınıftan kimi insanların her gün yaptığı hatta yapmak zorunda olduğu kimi eylemler suç haline getirilebilir (Gustafson, 2008). Evsiz, ama arabası olan birçok insanın arabalarında yaşadığı ABD’de kimi eyaletlerde geceyi arabada geçirmek suç haline gelmiştir (Aykanian ve Fogel, 2019). Aynı ülkede alt sınıftan daha fazla insanın hapishanelerde olması hapishane maliyetlerini arttırdığı ileri sürülerek devletin mahkum başına belli bir para vererek işletmesini devrettiği özel hapishaneler kurulmuş bu hapishanelere her yıl belli bir sayıda minimum mahkum garantisi verilmiştir (Harding, 2001). Farklı şekilde ifade edersek ABD’deki adalet sistemi kimi eyaletlerde her yıl daha hiçbir suç işlenmemişken belli sayıda insanın tutuklanıp hapishanelere gönderileceğini garanti etmektedir. Ki bu sistem para karşılığı çocuklara hapis cezası veren, en sonunda bunun banka hesaplarından ortaya çıkması ile kendisi de hapse giren bir yargıç da çıkarmıştır (Chen, 2009).

Hapishanelere yüklenen sonuncu işlev yeniden eğitim veya rehabilitasyon işlevi, hapishanelerdeki insanları toplumun geri kalanına yakınlaştırmak gibi diğer işlevlerde var olmayan bir özelliğe sahiptir (Karthaus vd., 2019). Bu işlev suç işleme eğilimi olan alt sınıfın değişebilir olduğu varsayımına dayanır. Alt sınıftan insanlara yine yukarıdan bakmakla birlikte onlara kendince faydalı olmak gibi bir rolü vardır. Bu işlev ile kurulan en ilginç hapishanelerden birisi Philadelphia’da kurulmuş olan hapishanedir (Meranze, 1984). Bu hapishane tüm mahkumları tek tek ufak bir avlusu olan küçük hücrelerde tutup, onlara meslek edinecek ve suçtan uzak durmaları gerektiğini gösterecek aktivitelerle günü geçirmelerini teşvik etmiştir. Kimi zaman aylarda yalnız kalmanın da mahkumların yaptıkları hataları düşünmelerine ve bu hatalardan vaz geçmelerine neden olacağı varsayılmıştır. Ne yazık ki bu politikalar hapishanede tutan mahkumların akıl sağlıklarını yitirmelerine neden olmuştur. Günümüzde Dünya’daki hapishanelerin mahkumların düşünce yapılarını, hayata bakışlarını ne derece şekillendirdiği şüphelidir (Ouss, 2014). Örneğin 15 yaşında tutuklanan ve 10 yıl hapishanede yaşayan bir çocuk, bu 10 yıl boyunca sadece kendisi gibi suç işlemiş insanlarla yaşayacaktır. Hapishanede bir meslek öğrendiğini varsaysak bile dışarı çıktığında doğrudan çalışma deneyimi olmayan, bağlantısı olmayan bir insan olacaktır. Eğer bu 10 yıl boyunca onu beklemiş bir ailesi veya arkadaşları yoksa kalacak yeri bile olmayabilir. Hapishanede kalmış olmak ömrü boyunca taşıyacağı bir damga olarak sırtında kalacaktır. Böyle bir durumda bu insan defalarca yeniden suç işlememeye tövbe etmiş olsa, hatta bunun ötesinde ilk başta işlenen suç kasıtla değil de bir ihmal ile işlenmiş olsa bile bu insanın yeniden suç işlemeye yönelme ihtimali güçlüdür (Ahmed ve Ahmad, 2015). Kısacası hapishanelerin neredeyse söz konusu eğitimi ters yönden verdiği ve suçlular yetiştirdiği söylenebilir. Hapishanelerin günümüzden çok farklı şekilde yeniden eğitim doğrultusunda yeniden şekillendirildiği durumda bile insanları toplumdan ayırarak onlara suç işlemelerinin yanlış olduğunu göstermek, yani yaşadıkları toplumun doğru ve yanlış bulduğu eylemleri benimsemesini sağlamak ne kadar mümkündür şüphelidir. Özellikle kastın olmadığı veya bir kurbanı olmayan insanların uyuşturucu kullanmak gibi kendi kendilerine zarar verdiği suçların onları hapishaneye atarak cezalandırılmasının onların yeniden eğitilmesine katkı sağlaması çok zordur. Yeniden eğitim konusundaki en güzel örneklerden birisi başka bir öğretmen öğrenci ilişkisini anlatan Koro filminde görülebilir. Bu filmde okuldaki hademenin ciddi şekilde yaralanmasına neden olan çocuğu okula yeni gelen öğretmen önce okulun müdürüne götürmeyi düşünür. Ancak müdür çocukları acımasızca döverek cezalandırdığından bunun yerine o öğrenciden revirde yaraladığı hademe iyileşene kadar gönüllü olmasını ister. Öğrenci kendi kurbanı olan hademeye bakarken yaptığı yanlışı anlar ve vicdan azabı çekmeye başlar. Gerçek anlamda yeniden eğitimin ancak toplum ile bağların yeniden kurularak gerçekleşeceğini savunmak mümkündür.

Yazıyı bitirirken şu ana kadar yazılan her şeyi dikkate alarak iki sorunun cevabını yeniden tartışalım. İlki hapishanelerin suçla mücadeleye katkısıdır. Suçla mücadeleden gerçek anlamda zaferin ne olduğunu aslında Türkçe’ye Arınma Gecesi olarak çevrilmiş Purge film serisinin kronolojik olarak ilk filmi olan İlk Arınma Gecesi’nde (2018) görebiliriz. Filmde New York Şehri’nin bir adadan oluşan Staten Island ilçesinde bir gece boyunca işlenecek suçlar serbest hale getirir. İnsanlar o gece suç işlemezler, hatta suç çeteleri o gece için barış yaparlar. Suçla mücadelede gerçek zafer bu şekilde işlenecek suçun hiçbir cezasının olmadığı durumda bile suçun işlenmemesini sağlamaktır. Bunun sağlanmadığı durumlarda kazanılan “zafer”ler yarımdır ve geçidir. Toplumun kurallara uymasını sağlamanın yolu da onların arasındaki bağları güçlendirmekten geçer. Hapishanelerin çoğunlukla yaptığı bunun tersidir. Bazen başkalarına zarar verme ihtimali olan insanları izole etmek gerekmez mi diye sorabiliriz. Gerekebilir. Bu durumlarda bu insanları psikolojik bir vaka olarak görmek ve herhangi bir suçun karşılığı olan süre boyunca değil söz konusu insanlara zarar vermelerine neden olan psikolojik durum devam ettiği sürece devam etmelidir. Bu süre boyunca da o insanların olabildiğince insanca koşullarda yaşayabilmeleri gerektiğini düşünüyorum. Bu insanlar yaptıkları eylemlerin bedelini ödemesin mi diye sorulabilir. Yazının başındaki ifade ettiğimiz durumu tekrarlarsak, yaptığı eylemin yanlış olduğunu anlayamayan insana verilecek ceza ile sağlanabilecek ödeşme sınırlıdır ve bazen o insanlara karşı yapılan eylemlerde onlar gibi olmamak da verilebilecek en ağır cezadır, çünkü bu şekilde onların değerlerini ödeşmek için bile olsa benimsememiş oluruz. Yaptığının yanlış olduğunu anlayan insanlar için ise ödeşmenin farklı yolları vardır. Örneğin bu insanlar kamu hizmeti yaptırılabilir. Ancak yazının başında bahsettiğim görüşü bir daha tekrarlamam gerekirse, özellikle verilen zararın geri getirilemeyeceği durumlarda en büyük cezayı o insanlara vicdan çektirir. Özellikle kasıtlı suç işlemeyen başka bir insana zarar vermemiş suçlularla, çocukların hapishanelerde tutulması bu açıdan eğer amaç suçla mücadele ise kanımca çok sorunludur.

Bu durumda son soruya gelelim. Hapishaneler bu durumda ne üretir? Üretilen şeyin suçla mücadele hatta ödeşme olduğunu savunacaksak bu kurumların en iyi işledikleri durumlarda bile bunu ancak eksik ve sorunlu olarak ve büyük bir bedel karşılığında yaptığını belirtebiliriz. Hapishanelerin çoğu zaman en net şekilde ürettiği şey alt sınıfta bu kurumlar ne kadar güçlü bir şekilde kullanılırsa o derece güçlenebilecek içinde yaşadıkları topluma ve ülkeye ait olmadıkları ve toplumun geri kalan kesimi için kendilerinin bir değerleri ve önemleri olmadığı duygusudur. Bir bakıma hapishanelerin topluma en kritik etkilerinin toplumun alt sınıfı olarak görülen kesimi ile aynı toplumun kalanını birbirine yabancılaştırmak olduğunu yazabilirim.

Kaynakça

Ahmed, A. M., & Ahmad, A. H. (2015). The role of prison criminogenic experience and social stigma towards criminal recidivism: A qualitative approach. In: USM International Conference on Social Sciences 2015 (USM-ICOSS2015), 27th – 28th August 2015, Rainbow Paradise Beach Resort, Penang.

Ata, Z. (2024). Suç korkusunun sosyal medyadaki yansımaları: X (Twitter) örneği. Dicle Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 37.

Aykanian, A., & Fogel, S. J. (2019). The criminalization of homelessness. In Homelessness prevention and intervention in social work: Policies, programs, and practices  (pp. 185-205). Cham: Springer International Publishing.

Cantekin, K. (2026). Suçun ve Cezanın Toplumsal Üretimi. Katman Portal. https://katmanportal.com/doi/10.5281/zenodo.20669858

Chen, S. (2009). Pennsylvania Rocked by Jailing Kids for Cash Scandal. CNN. URl: http://www. cnn. com/2009/CRIME/02/23/pennsylvania. corrupt. judges.

Cochrane, A. (2017). Prison on appeal: The idea of communicative incarceration. Criminal Law and Philosophy11(2), 295-312.

Cüceloğlu, D. (2003). Keşkesiz bir yaşam için iletişim donanımları. 11. Baskı.(İstanbul: Remzi Kitabevi, 2003).

Gustafson, K. (2008). The criminalization of poverty. Journal of Criminal Law and Criminology, 99, 643.

Harding, R. (2001). Private prisons. Crime and Justice28, 265-346.

Hirschfield, P. J., & Piquero, A. R. (2010). Normalization and legitimation: Modeling stigmatizing attitudes toward ex‐offenders. Criminology48(1), 27-55.

Karthaus, R., Block, L., & Hu, A. (2019). Redesigning prison: The architecture and ethics of rehabilitation. The Journal of Architecture24(2), 193-222.

Meranze, M. (1984). The penitential ideal in late eighteenth-century Philadelphia. The Pennsylvania Magazine of History and Biography108(4), 419-450.

Nagin, D. S. (2013). Deterrence: A review of the evidence by a criminologist for economists. Annual Review of Economics.5(1), 83-105.

Neitz, M. B. (2013). Socioeconomic bias in the judiciary. Cleveland State Law Review.61, 137.

Novek, E. (2009). Mass culture and the American taste for prisons. Peace Review21(3), 376-384.

O’Connor, M. E. (1984). The perception of crime and criminality: The violent criminal and swindler as social types. Deviant Behavior5(1-4), 255-274.

Oldenquist, A. (1988). An explanation of retribution. The Journal of Philosophy85(9), 464-478.

Ouss, A. (2011). Prison as a school of crime: Evidence from cell-level interactions. Available at SSRN 1989803.

Smith, P. S. (2014). Prison and Society. In When the Innocent are Punished: The Children of Imprisoned Parents  (pp. 21-39). London: Palgrave Macmillan UK.

Ten, C. L. (1990). Positive retributivism. Social Philosophy and Policy7(2), 194-208.

Welsh, B. C., Braga, A. A., & Bruinsma, G. J. (2015). Reimagining broken windows: From theory to policy. Journal of Research in Crime and Delinquency52(4), 447-463.

Önerilen Alıntı: Alıntıyı Kopyala
Kerem Cantekin (2026). Hapishaneler Ne Üretir?. Katman Portal. https://katmanportal.com/doi/10.5281/zenodo.21601776
  • Kerem Cantekin, ODTÜ Makine Mühendisliği’nin ardından ABD’de The New School’da yüksek lisans, University of Utah’da doktora yapmıştır. Bu süreçte farklı iktisadi yaklaşımlarla tanışmış, özellikle heterodoks iktisat ve Marksist perspektiflere ilgi duymaya başlamıştır. Beş yıl boyunca ODTÜ Kuzey Kıbrıs Kampüsü’nde görev yapmış, ardından Boğaziçi Üniversitesi’nde yarı zamanlı öğretim üyeliğine devam etmiştir. Çalışma alanları işgücü ekonomisi, dünya ekonomisi, internet ve hizmet ekonomileri ile eğitim ve hukuk sistemlerinin ekonomik temelleri üzerine yoğunlaşmaktadır.  Akademik çalışmalarının yanı sıra tarih ve edebiyatla da ilgilenmekte, tarihî kurgu romanları yazmaktadır.

    Diğer Yazıları
Yapay Zeka Kullanımı Beyanı
Görsel oluşturma

Yazar, yapay zeka araçlarını yukarıda belirttiği kapsamda bilimsel yayın etiğine bağlı kalarak kullandığını beyan etmektedir. Yapay zeka desteğiyle üretilen içeriklerin tüm sorumluluğu yazara aittir.