Keynes iktisadi düşünce tarihi yazınında genellikle bir devrimin mimarı gibi anılmaktadır. Yöntemsel olarak Keynes yazın hayatı boyunca zigzaglar göstermiştir. Kuramsal olarak da bütünlüklü bir kuram yerine her biri yeni bir şey diyen ama bütünlük oluşturmayan bir kuramlar demetini miras olarak bırakmıştır.
Bu yazı dizisinin bundan önceki bölümlerinde Keynesyen Dönem’in tarihsel anlamı üzerinde duruldu. Önceki yazılar dönemin olağanüstü tarihsel, ekonomik ve toplumsal şartların zorlamasıyla ortaya çıkan küresel bir sermaye birikim rejimi olduğunu ifade ettiler. Keynesyen Dönem bir tür nekahet dönemiydi; ekonomik, toplumsal ve fiziksel olarak zarar görmüş kapitalizmi onarma dönemiydi. Yeterince onardığında Keynesyen kozaya da ihtiyaç da kalmadı. Kapitalizmin sorunu tam da buydu; tam kapsamlı onarıldığında kriz yaratan dinamikleri de onarılmış oluyordu; kriz dinamikleri işler hale geliyordu. Onarım kesinlikle onarılamamayı garanti altına almış oluyordu.
O dönemde mekânsal ve zamansal düzeylerde ciddi farklılıklar gösteren makroiktisadi politikaların aslında çeşitlilik sergileseler de benzer onarma ve bakım kaygılarıyla hareket ettikleri vurgulanmıştı. Aslında Bretton Woods Konferansı’nda, görevi İngiliz türdeşinden devralan Amerikan emperyalizminin hegemonyasının da etkisiyle, White Planı, Keynes’in planına galebe çalmış ve kabul görmüştü. Kısacası savaş sonrası küresel kapitalizmin yönetişimi aslında White ve ekibinin konferanstan 2-3 yıl önce oluşturdukları plan çerçevesinde kurgulandı, ama Keynes’in adıyla anıldı. Çok büyük bir haksızlık değildi açıkçası, uygulanan politikaların büyük bir bölümü aslında Keynes’in Genel Teori’sinden, onun yazdığı polemiksel veya akademik makalelerden feyz almışlar gibi görünüyordu. Pek tabi ki bu bir yanılsamaydı, bir sonraki yazıda açıklanacak. Daha önceki yazıda bahsedildi, aslında uygulanan politikalar çeşitliliğinin büyük bir bölümü Keynes’in yazınının ortaya çıkmasından önce öyle ya da böyle düşünülmüştü.
Peki bu çerçeve içinde şu soru sorulmalıdır: Keynes ne kadar devrimciydi?[1] Devirme ediminin kendisi sıradan olanın yanında sıra dışı bir eylemdir, bu anlamda devrimci sıradan değil, sıra dışıdır, yani kendisi bir anomalidir. Keynes bir anomali miydi? Bu cevabı kolayca verilecek bir soru değildir. Nitekim Keynes’in kuramının ve yönteminin ne kadar orijinal olduğu çok tartışılmıştır. Bunun kapsamlı olarak ele alınması kısa bir yazının boyutlarının ötesinde bir anlatı gerektirecektir açıkçası. Bu yazı en fazla kısa belirlemelerde bulunacaktır. Keynes’in katkısının orijinalliğiyle ilgili tartışmanın hem yöntem hem de kuram boyutu vardır. Tarihin ağırlığını hissederek bu ikisine ayrıca politika boyutunu da eklemek gerekir. Dolayısıyla belirlemeler bu üç boyutta yapılacaktır.
Keynes: Yöntemsel devrimci?
Keynes’in akademik makalelerinde ve iki büyük eserinde (Para Üzerine Risale ve Genel Teori) kullandığı yöntem ile ilgili uzun bir külliyat vardır. Biz bu külliyatın derinliklerine girmeden kuşbakışı birkaç yorumda bulunalım.
Öncelikle Keynes’in akademik üretkenlik döneminde yöntem konusunda sekter olmadığını, zaman içinde değişiklikler yaptığının bilinmesi gerekir. Üstelik bu değişiklikler onu ileri değil, belki de geri götürmüş gibi görünmektedir.
Para Üzerine Risale 1930 yılında basıldı.[2] Okunması ve hatta üzerine yorum yapılması güç bir eser olduğunu baştan belirtelim. İki ciltlik eserin olgular ve verilerle donatılmış ve ampirik bir özet gibi duran ikinci cildi genellikle pek okunmaz ve hatta başka dillere de çevrilmez. İlk ciltteki yorumlarının ampirik olarak kanıtlanmasını amaçlamıştır ikinci ciltte. Bu nedenle birinci cilt üzerine yoğunlaşacağız.
Düşünce ekolü ya da okulu kuran büyük düşünürlerin takipçileri arasında üstadın hangi eserinin daha yetkin ve belirleyici olduğuna dair tartışmaların ardı arkası kesilmez. Bu Adam Smith için (Ahlaki Duygular Kuramı mı, Ulusların Zenginliği mi?), Marx için (Grundrisse mi, Kapital mi?) ve diğer pek çok isim için geçerlidir. Keynes istisna değildir. Para Üzerine Risale ile Genel Teori hikayeleri kolayca birleştirilemeyecek iki ayrı bilimsel anlatıdır aslında.[3] Bu ikisinden hangisinin neoklasik iktisat doktrininden daha büyük bir kopuş olduğu hala tartışılmaktadır. Pek tabi ki tartışma basitçe Risaleciler ile Genel Teoriciler gibi ayrı iki kamp arasında değildir, tartışma özellikle Keynes sonrası Keynesyenler içinde süren ve aslında Keynes’in iki kitapta kullandığı yöntemlerin ne kadar kopuş olduğunu sorgulayan bir tartışmadır.
Risale ilginç bir eserdir her yönüyle. Keynes Cambridge’de Marshallgil bir neoklasik eğitim almış, dolayışıyla marjinalizmle bezenmiş bir kısmi denge analizinin çatısı altında büyümüştür. Oysa Risale’deki yöntem tedrisatından geçtiği yöntemden çok farklıdır. Risale’deki analiz, ilginç ama, klasik siyasal iktisadın yöntemiyle oldukça büyük benzerlikler içerir. Onlardan farklı olarak sürdürülen parasal bir analizdir (Risaleyi ilginç kılan da budur). Özellikle para talebi, faiz haddi ve kâr arasındaki ilişkiyi yatırım ve tüketim malları sektörlerindeki göreli fiyat ve kâr oranlarına dayandırması onu yöntemsel olarak bir tarafıyla klasik siyasal iktisada, hatta Marx’a yaklaştırır. Keynes bir tür sermaye kuramından hareket eder gibi görünmektedir (ki sadece bu bile onu sermaye kuramı çok zayıf olan neoklasik iktisadın ötesine fırlatır). Dahası bu analizden aslında finansal sermaye ve varlık fiyatları kuramı çıkarır, hem de Minsky’den çok önce (Ertürk, 2008). Keynes’in neresi devrimci sorusuna kanıt aranacak ise belki de Risale, Teori’den daha büyük bir kanıt sunmaktadır.[4] Üstelik Risale’de Genel Teori’de nihayetine ulaştırılacak asıl katkının, reel üretimin parasal analizinin, önemli ipuçları vardır. Risale’yi Genel Teori’ye göre geride bir mevziiye konumlandıracak tek şey belki de eksik istihdam ve eksik efektif talep analizlerine sahip olmamasıdır. Ancak Risale’nin analitik çerçevesinden bu ikisi de kolayca çıkarılabilirdi.
Oysa Risale’den altı yıl sonra basılan Genel Teori’de oldukça farklı bir yöntem kullanmıştır. Genel Teori onun magnum opusudur, 20. yüzyıl iktisadi düşünce tarihindeki belki de en önemli kitaptır. Ancak yöntemsel olarak Risale kadar deneyimci ve devrimci midir? Genel Teori’deki yöntem de çok tartışılan bir yöntemdir. Özünde Keynes’in Risale’ye göre geriye gittiği bir yöntemsel patikaya denk düşer Genel Teori. Kitabın yöntemi açıkçası toplulaştırıcı marjinalizm olarak adlandırılabilir. Keynes yöntemsel yenilikler sağlasa da marjinalist ve hatta neoklasik iktisadın ana araç deposuyla konuşmaya devam etmiştir. İşgücü piyasaları analizi, yatırım ve sermayenin marjinal etkinliği hipotezi aslında yöntemsel olarak onu marjinalist iktisadın uzağına götürmez, dibinde konumlandırır.
Dolayısıyla yöntemsel olarak Keynes’e büyük bir devrimci deme şansımız yoktur. Risale’deki araştırma gündemini sürdürerek iki departmanlı modeli üzerinden parasal bir ekonomi kurgulamaya devam etseydi ve dahası bu sistemik analizi sürdürseydi kriz ve durgunluk, eksik talep ve eksik istihdam olgularının kökenlerini parasallaşmış kapitalist üretimin kendisinde bulacaktı, tüketicilerin ve üreticilerin davranış fonksiyonlarında, gelecek ile ilgili belirsizliklerde değil. Devrim demeyi göze almış olsak bile bu yarım bir devrimdir herhalde.
Keynes: Kuramsal devrimci?
Keynes Genel Teori’deki kurgusunu genel, neoklasik iktisadın tam istihdam dengesini ise özel bir durum olarak tanımlamıştır. Neoklasik tam istihdam dengesini olanaksız değilse ulaşılması çok zor bir durum olarak algılamıştı. Kuşkusuz burjuva iktisadı içinden böyle bir itirazın kendisi bir kuramsal bir devrim olarak adlandırılabilir. Ancak yine de temkinli olmamız gerekir.
Kabul edilmelidir ki Keynes’in kuramsal düzeyde Marksist-olmayan iktisada getirdiği devrimci açılımlar vardır. Yukarıda da bahsedildiği gibi toplulaştırma, ekonomik ajanları toplulaştırarak analiz etme pek tabi ki analizin seviyesini güdük neoklasik iktisadın çocuksu analizinin ötesine taşıyordu. Dahası bireysel kararların ancak ve ancak grupsal ve toplumsal çerçevenin içinde bir anlamı olacağının vurgusu, neoklasik iktisadın toplumsuz analizine göre büyük bir ilerleme olarak kabul edilmelidir. Bu toplulaştırma terkip hatasının keşfiyle mümkün olmuştur. Bu adım onun yöntemsel düzeyde neoklasik iktisadın yöntemsel bireyciliğini aşmasına yol açarak aslında bir nebze olsun klasik siyasal iktisada yaklaştırmıştır. Ancak sadece bir nebze. Toplulaştırma Keynes’te farklılıkları da yok eden bir sürece dönüşür. Kısacası neoklasik iktisadın ağacının yerine Keynes’in ormanı gelir. Orman ise ağaçların toplamıdır. Bir bütün olarak görece homojen ve çatışması olmayan bir yapıdır. Daha fazlası değil. Tekilden çoğula yolculuk çoğulun nerdeyse iç bölünmesi, iç çatışması, iç çelişkisi olmayan şekilde kurgulanmasına yol açar. Neoklasiklerin şizofrenik bireyinin yerine Keynes’in çatışması ve iç kavgası olmayan renksiz yekpare toplumu geçer. Keynes gerçek bir liberaldir bu anlamda.
Nitekim Keynes’te tasarruf edenler, tüketenler, yatırım yapanlar ve tüm bunlara eşlik eden ve bunların dışında, uzakta bir yerde olan devlet vardı. Bu çoğul toplulaştırmalar ünlü harcamalar yönünden milli gelire ulaşmamızı sağlayacak gelir toplamlarına yol açar. Böylece neoklasik yöntemin işlevsiz, akronik, gerçekçi olmayan hedonist (sosyopat ve şizofrenik) bireyinin yerini gelir türleri ve payları alır. Kanlı canlı insan yeniden yok olur. Gelir, geliri elde edenleri yer. Keynes’in has ve gerçek takipçileri olduklarını iddia eden Post-Keynesyenlerde analitik unsurların üretim faktörü elde edenler değil de üretim faktörü gelirlerinin payları olması bu anlamda gerçek Keynesyenizmdir.
Tüm sosyal bilimsel kuramlar “toplum nedir?” sorusuna cevap vererek başlarlar. Keynes’in başlangıcının devrimci olduğunu söylemek zordur. Dahası bu türden toplulaştırmalar konusunda pek öykündüğü Malthus veya Sismondi’den bile geridedir.
Gelelim kuramın içeriğine. Toplulaştırma artık dayak yemek konusunda umursamaz hale gelen (hegemonik olmaktan kaynaklanan bir nobranlık) neoklasik iktisadın ötesine geçmek için uygun zemindir. Toplulaştırılmış makroiktisadi yapı kuşkusuz Keynes’in iktisadi ajanlar tek başına ele alındıklarında gözlemlenemeyecek ancak topluca ele alındıklarında ortaya çıkacak olgu ve gerçeklere ulaşmasını sağlar. Örneğin geleceğin belirsizliği, beklentilerin tespiti ve geriye dönük bilgi setinin bu anlamda işlevsizliği. “Hayvani içgüdüler” bildiği her şey gerçekten gerçekleşen birey kurgusunun ulaşmayacağı büyük bir yeniliktir.[5] Grup psikolojisinin belirleyiciliğinin tespiti açıkçası diğer tüm sosyal bilimlerle ilişkisini kesen neoklasik yobazlıktan evladır. Geleceğin belirsizliğinin makroiktisadi büyüklükler, özellikle de yatırım üzerindeki etkisinin teşhisi kuşkusuz daha gerçekçi bir kapitalizm analizine de yol açmaktadır.
Tüm bunların ötesinde ücretlerin ya da fiyatların katılıklarının tespiti ve bu katılıkların da aslında grupsal psikoloji ve algının birer sonucu olmaları Keynes’in kuramındaki büyük yenilikler gibi görünmektedirler. Likidite tercihi bile aslında grupsal ve toplumsal güvensizliğin, beklentilerin bir sonucudur. Bu ortamda para gerçek bir soruna dönüşür (neoklasik ve hatta klasik siyasal iktisadın sandığının aksine; “money matters”). Böylece parasal akımlar kapitalist bir ekonominin hem sorunlarını hem de çözümlerini yaratan, etkisizlik bir yana, oldukça etkili olan akımlara dönüşürler. Keynes’i ayrıksı kılan en asli öğe reel ekonominin parasal kuramına ulaşmasıdır. Eleştirelim ama savunalım da bu nedenle Keynes’e yönelik monetarist eleştiriler köksüz, çapsız ve cahilanedir. Monetarizm kapsamlı bir cehalettir.
Peki ama büyük bir devrim miydi? Kuşkusuz neoklasik ortodoksiye karşı büyük bir isyandı. Hakkında bir dolu eleştiriyi sıralasak da Keynes’in iyi, doğru ve devrimci bir şekilde yarattığı şeyi, neoklasik tutuculuğa karşı isyanı sistematik hale getirebilmesini kesinlikle göz ardı etmemeliyiz.
Ama tüm iktisadi düşünce tarihi göz önüne alındığında gerçekten kuramsal anlamda bir devrim miydi? Yöntemsel anlamda Genel Teori’nin neoklasik marjinalizmden kopmadığını belirtmiştik. Yöntem kuramsal kurgunun altyapısıdır. Nitekim hocasının, Marshall’ın yöntemine bu sadakati bütüncül bir kuramsal/yöntemsel bir kopuşa hiçbir zaman izin vermedi. Ücret-fiyat katılıkları, mark-up fiyatlama güdüsü, belirsizliklerin ve beklentilerin keşfi, yatırımın istikrarsızlığı, likidite tercihi ve likidite tuzağı, Mill’e cepheden cevap ve eleştiri olan tasarruf paradoksu, toplulaştırma ile terkip hatasının tespiti; tüm bunlar başka bir kuramsal çerçeve içinde analitik ve sistematik bir şekilde tutarlı olarak oluşturulmuş bir kuramın parçası olsalar idi kuşkusuz ortaya büyük bir devrim çıkacaktı. Ama olmadı. [6]
Keynes’inki gerçek dünyayı geçekçi olmayacak bir tarzda, aptallaştırıcı bir tarzda anlatmaya çalışan ve giderek kendisi bir tür inanç doktrinine dönüşen bir kuramı (neoklasik iktisadı) gerçekçileştirecek rötuşlar ekleme hareketi oldu. Kendi başına bu da çok şeydir. Ama bir devrim değildir.
Genel Teori yayınlandıktan sonra Keynes vaktinin çoğunu gelen eleştirilere cevap vermek için harcamaya başladı. Kendi fakülte arkadaşları içinden bile ciddi eleştiriler almıştı. Örneğin o dönemler Keynesyenizme uzak Joan Robinson ve hatta Roy Harrod bile eleştiri getirmişlerdi. Ama anlaşılan tüm akademik iktisat camiası kitabı okumuştu. Şikago Okulu’nun kurucu babası sayılabilecek Frank Knight da ki o vakitler prestiji bir hayli yüksekti, okuyanlar arasındaydı. Ona kitap hakkındaki fikirleri sorulduğunda Keynes’in pek çok yeni ve pek çok doğru şey söylediğini, ancak ne yazık ki doğru olanların yeni olmadıklarını, yeni olanların da doğru olmadıklarını belirtmişti (akt. Colander, 1992). Knight anlaşılan kitaptan hiç ama hiçbir şey anlamamıştı. Şikago Okulu’na has tutuculuk ve cehaletle konuşan Knight aslında bizim yazıda da vurgulanan iki şeyi teyit etmiş gibi görünüyor. Birincisi Keynes doğru ve yeni şeyleri bir sistem içinde değil, görece birbirinden bağımsız şekilde ifade etmişti. İkincisi ise, kuramsal olarak sistematik ve devrimci bir tarzda olmasa bile, pek çok doğruyu ve yeniyi ifade etmişti.
Devamı haftaya…
Kaynakça
Backhouse, R.E. ve B. W. Bateman (2006) “A cunning purchase: the life and work of Maynard Keynes”, Cambridge Companion to Keynes (eds. R.E. Backhouse ve B W. Bateman) içinde, Cambridge University Press.
Blaug, M. (1990) John Maynard Keynes: Life, Ideas, Legacy, New York: Palgrave Macmillan.
Calonder, D. (1992) “New Keynesian Economics in Perspective”, Eastern Economic Journal, 18(4), 438-448.
Ertürk, K. (2008) “Why Keynes’ A Treatise on Money might have greater relevance today than his General Theory?”, METU Studies in Development, 35 (1): 101-120.
Hoover, K.D. (2006) “Doctor Keynes: Economic Theory in a Diagnostic Science”, Cambridge Companion to Keynes (eds. R.E. Backhouse ve B W. Bateman) içinde, Cambridge University Press.
Keynes, J.M. (2012) Para Üzerine İnceleme (çev. C. Gerçek), İstanbul: İş Bankası Yayınları.
Misnky, H. P. (2008) John Maynard Keynes, New York: McGraw Hill.
Schumpeter, J.A. (1997) Ten Great Economists, Londra: Routledge.
Notlar
-
Örneğin Minsky, Keynes’i Marx, Freud ve Einstein’ın sıkletinde bir devrimci olarak addediyor (Minsky, 2008:1). Diğer taraftan Keynes ile ilgili yazdığı kitap çokça tartışılan Mark Blaug da Keynes’i devrimci kabul edenlerdendir (Blaug, 1990) ↑
-
Türkçe çeviri için bkz. Keynes, 2012 ↑
-
Dolayısıyla Risale’yi Genel Teori’ye utangaç bir giriş olarak gören Schumpeter haksızdır. Bkz. Schumpeter, 1997. ↑
-
Konuyla doğrudan ilişkili değil ama para olgusunun kurgulanması da Risale ile Genel teori arasında farklılıklar gösterir. Risale’deki içsel para kurgusu çok açıktır. Keynes paranın içselliğini okuyucunun gözüne sokar. Oysa Genel Teori’de para lafzen içsel gibi görünürken analizin kendisinde sanki dışsal gibi algılanır. Kuşkusuz bu geriye doğru bir gidiştir. ↑
-
Backhouse ve Bateman, Keynes’teki grup psikolojisine uyum ve sürü davranışları konusundaki bakış açısının bireyin geleceğin öngörülemezliği karşısında sürüyle birlikte hareket etmeye eğilimli olduğu varsayımından türediğini belirtmektedirler. Bkz. Backhouse ve Bateman, 2006:6. ↑
-
Nitekim Kevin Hoover Keynes’in her şeyi açıklayacak tek bir kuram yerine her biri tek bir şeyi açıklayacak çok sayıda kuramı tercih ettiğini belirtmektedir. Bkz. Hoover, 2006. ↑
