Kur politikalarının büyüme ve kalkınma üzerindeki etkileri, yalnızca ihracat ve ithalatın döviz kuru değişimlerine verdiği tepkilerle sınırlı dar bir çerçevede değil; bu politikaların sektörel yapı üzerindeki etkilerini ve ekonominin uzun dönemli dönüşümünü dikkate alan daha katmanlı bir perspektifle analiz edilmelidir.
Kur politikalarının büyüme ve kalkınma üzerindeki etkileri, yalnızca ihracat ve ithalatın döviz kuru değişimlerine verdiği tepkilerle sınırlı dar bir çerçevede değil; bu politikaların sektörel yapı üzerindeki etkilerini ve ekonominin uzun dönemli dönüşümünü dikkate alan daha katmanlı bir perspektifle analiz edilmelidir.
Rekabetçi Kurun Ekonomi Politiği (II) – Dört Mutsuzluk Bölgesi
Bu yazı dizisinin ilk yazısında kur politikalarının ekonomi politiğini tartışabilmek adına kurun denge değeri, dengeden sapması ve rekabetçi kur gibi kavramları ele almıştım. Bu yazıda ise rekabetçi kurun iktisadi büyüme ve kalkınma üzerindeki etkilerini teorik bir çerçeveden açıklamayı planlıyorum.
Kur politikalarının büyüme ve kalkınma üzerindeki etkilerini iki temel kanal üzerinden ele alabiliriz: (1) kısa dönemli Keynesyen kanal ve (2) uzun dönemli kalkınma kanalı (Demir ve Razmi, 2022).
Türkiye’de kur tartışmalarında hâkim olan eğilim, kurdaki değişimlerin dış ticaret açığı üzerindeki etkisini Marshall-Lerner koşulu üzerinden değerlendirip, bu koşulun Türkiye bağlamında sağlanıp sağlanmadığını ampirik olarak test etmek yönünde. Marshall-Lerner koşulu bir ülkede toplam ihracat ve ithalatın kurdaki değişimlere ne kadar yanıt verdiğiyle ilgilidir. Bir para birimi değerini kaybettikçe o ülkenin ihracatı yabancılar için kendi para birimleri cinsinden ucuzlarken, ithalat pahalanır. Ancak ithalatın yerli para cinsinden maliyeti artmasına rağmen ülke aynı miktarda ithal ürün almaya devam ediyorsa, dış denge bozulabilir. Bu nedenle kurdaki değer kaybının dış dengeyi düzeltebilmesi için ihracat ve ithalat miktarlarının fiyat değişimine yeterince tepki vermesi gerekmektedir.
Burada özetlediğimiz mekanizma oldukça önemli olmakla birlikte, kur değişimlerinin ekonomik büyüme ve kalkınma üzerindeki etkisini açıklamak konusunda tek başına yetersiz kalmaktadır. Bu etkileri bütüncül bir şekilde anlayabilmek için iktisadi büyüme yazınında Doğu Asya ülkelerinin kalkınma serüvenlerinde önemli bir yere sahip olmasına rağmen, özellikle 1980’lerden sonra gelen liberalleşme dalgasıyla birlikte çoğu zaman göz ardı edilen, Frenkel ve Ros’un (2006) “uzun dönemli kalkınma kanalı” olarak adlandırdığı çerçeveye bakmak faydalı olacaktır.
Bu kavram, reel döviz kurunun kısa dönemli toplam talep ve dış ticaret etkilerinin ötesinde, ekonominin uzun dönemli büyüme patikasını ve yapısal dönüşüm sürecini biçimlendiren birbiriyle ilişkili mekanizmalara işaret etmektedir. Kanalın dinamiklerini açıklamaya ticarete konu olan (tradables) ve ticarete konu olmayan (nontradables) iki sektörden oluşan bir ekonomiyi tasvir ederek başlayabiliriz[1]. Reel döviz kurunu ise bu iki sektörün ürünleri arasındaki fiyat haddi olarak tanımlayalım[2].
Demir ve Razmi (2022), reel döviz kurunun iktisadi kalkınma üzerindeki etkilerini özetleyen makalelerinde, uzun dönemli kalkınma kanalının birbiriyle ilişkili çeşitli alt mekanizmaların işlemesiyle ortaya çıktığını anlatmaktadır. Bu mekanizmaların temelinde kârlılık ve kaynakların yeniden tahsisi kanalı yer almaktadır. Reel döviz kurunun rekabetçi olması, reel ürün ücretlerini (real product wage) düşürerek ticarete tabi olan sektörün göreli kârlılığını arttırır. Eğer bu sektörler ortalama verimliliğin yüksek olması, yaparak öğrenme (learning by doing), teknolojik dışsallıklar ve ölçek ekonomileri bakımından “özel” nitelikler barındırıyorlarsa, kaynakların ticarete tabi olmayan sektörden bu sektörlere doğru kayması ekonomiyi daha yüksek bir büyüme yörüngesine taşıyacaktır. Roberto Frenkel, Jaime Ros, Arslan Razmi ya da Fırat Demir gibi iktisatçılar ticarete tabi olan sektörlerin bu niteliklerinin altını çizerken, bu alanda önemli çalışmaları bulunan Dani Rodrik ise rekabetçi kurun uzun dönemli büyüme kanalındaki rolünü farklı bir açıdan inceler. Rodrik’e göre gelişmekte olan ülkelerde ticarete tabi olan sektör, kurumsal zayıflıklar ve piyasa başarısızlıkları nedeniyle optimal büyüklüğünün altında kalmaktadır; dolayısıyla rekabetçi kur, bu kusurları düzeltebilecek ikinci-en-iyi bir politika aracı işlevi görmektedir.
İkinci alt-kanal ise tasarruf ve yatırım dinamikleri üzerinden işlemektedir. Rekabetçi kurun geliri ücretlerden kârlara doğru yeniden dağıtması beklenir (Diaz-Alejandro, 1965). Kapitalistlerin gelirlerine göre tüketim oranlarının işçilerinkinden düşük olması nedeniyle rekabetçi kur politikalarının ulusal tasarruf oranını yükseltmesi beklenmektedir. Her ne kadar ulusal tasarrufların otomatik olarak yatırımları finanse etmediği post-Keynesyen ekolde çalışan birçok iktisatçı tarafından teorik ve ampirik olarak ortaya konulmuş olsa da yüksek tasarrufların, dağıtılmamış kârları kullanan firmaların içsel fon arzını genişleterek yatırımları desteklemesi beklenebilir.
Üçüncü mekanizma, yapısal çeşitlenme ve ihracatın ürün kompozisyonu ile ilgilidir. Krugman (1987) tarafından oluşturulan, daha sonra Razmi (2013) tarafından geliştirilen çerçeveye göre, geçici bir reel devalüasyon dahi, öğrenme dışsallıklarının olduğu durumlarda, bir ülkenin daha önce karşılaştırmalı üstünlüğe sahip olmadığı sektörlere kalıcı bir biçimde girmesini sağlayabilir. Bu süreç yoğun (intensive) ve yaygın (extensive) marjlarda ihracat çeşitlenmesi yoluyla teknolojik sıçramayı destekler.
Son olarak, rekabetçi kurun ticari denge üzerinde görülebilecek kısa dönemli olumlu etkisinin, kronik döviz darboğazlarını ve ödemeler dengesindeki sıkışmayı gevşeterek uzun dönemde ara malı ithalatını ve sermaye birikimi sürecini desteklemesi beklenmektedir.
Şu ana kadar üzerinde durduğumuz mekanizmalara iki önemli şerh düşmek gerekiyor. İlki, bu mekanizmaların bir kısmının, özellikle tasarruf ve yatırım dinamikleri üzerinden işleyen kanalın, yükümlülüklerin yabancı para cinsinden olduğu durumlarda olumsuz bilanço etkileri nedeniyle tersine işleyebilmesidir. İkincisi ise daha önce Katman’da Emine Tahsin’in detaylı bir biçimde açıkladığı Hollanda Hastalığı ile ilgilidir (Tahsin, 2026). Emtia gibi birincil mal ihracatçısı ülkelerde rekabetçi kur kaynakları imalat sanayisi yerine daha geleneksel emtia sektörlerine yönlendirirse erken sanayisizleşme (premature deindustrialisation) ya da yeniden birincilleşme (re-primatisation) süreçlerini tetikleyebilir. Bu nedenle rekabetçi kur politikalarının uzun dönemli kalkınma kanalı üzerinden fayda sağlaması, uyumlu maliye, para ve sektörel sanayi politikalarının işleyip işlemediğine bağlıdır. Kısacası rekabetçi kur, diğer politika araçlarından izole bir biçimde değil, birbiriyle uyumlu politikalar bütünü içine entegre edilmiş bir biçimde uygulanmalıdır.
Bağımlı İktisat Modeli, Swan Diyagramı ve Dört Mutsuzluk Bölgesi
Bu noktada, Bağımlı İktisat Modeliyle[3] (Dependent Economy Model) özdeşleşen ve bir ekonomiyi dört mutsuzluk bölgesine ayıran Swan Diyagramını tanıtmak faydalı olabilir[4]. Swan diyagramı, sabit kur rejimi ve yüksek sermaye hareketliliği koşullarında bir ekonominin iç denge (tam istihdam + düşük enflasyon) ile dış denge (sürdürülebilir cari işlemler dengesi) hedeflerini eşzamanlı olarak nasıl tutturabileceğini – ya da tutturamayacağını – gösteren analitik bir araçtır.
Aşağıda gösterilen grafiğin yatay ekseninde toplam iç talep[5], dikey ekseninde ise harcamanın bileşimini etkileyen reel döviz kuru yer almaktadır. Pozitif eğimli olan eğri iç denge eğrisini göstermektedir. Göreli maliyetlerdeki bir artış ihracatı azaltıp ithalatı arttırarak istihdamı düşürür; bunu telafi etmek için maliye politikasının genişlemesi gerekir. Bu eğrinin sağında/altında ekonomi aşırı talep ve enflasyon baskısı, solunda/üstünde ise işsizlik yaşar.
Negatif eğimli olan eğri ise dış denge eğrisidir. Harcamalardaki bir artış cari açığı büyütür; bunu dengelemek için göreli maliyetlerin düşmesi (yani reel devalüasyon) gerekir. Bu eğrinin altında/solunda cari fazla, üstünde/sağında ise sürdürülemez cari açık ortaya çıkar.
İki eğrinin kesişme noktası tek “mutlu” noktadır; geriye kalan dört bölge ise Krugman’ın deyişiyle birer “iktisadi mutsuzluk bölgesi” oluşturur: işsizlik + cari açık, işsizlik + cari fazla, enflasyon + cari fazla, enflasyon + cari açık.
Grafik 1: Dört Mutsuzluk Bölgesi
Peki günümüzde Türkiye bu dört bölgenin hangisinde yer alıyor? Cari açık sorunumuzdan ötürü ya birinci ya da ikinci bölgede olduğumuzu söyleyebiliriz. Sorunun tam yanıtını verebilmek için ise ticarete konu olmayan ürünlerde baskın olan sorunun enflasyon mu yoksa işsizlik mi olduğunu belirlememiz gerekmektedir.
Bu soruyu yanıtlayabilmek için Grafik 2’de gösterilen TÜİK tarafından Nisan 2026 için oluşturulmuş tüketici fiyat endeksinin harcama gruplarına göre yıllık değişim oranları ve genel endeks değişimine katkılarına bakabiliriz. Bu grafikte çarpıcı olan noktalardan biri eğitim, konut, lokanta ve konaklama gibi ticarete konu olmayan olarak nitelendirebileceğimiz sektörlerde enflasyon oranının grafikte kırmızı renkle gösterilen genel enflasyon oranının üzerinde seyretmesi. Bu sektörlerde yüksek enflasyon tek başına, fiyat artışlarının arz eksikliğinden mi, talep fazlalığından mı, yoksa başka bir sebepten mi kaynaklandığını bize doğrudan söyleyemez. Ancak özellikle eğitim alanında kamu hizmetlerinden alınan tatminin azalmasının aileleri özel okullara yönlendirmesi ve benzer bir eğilimin özel sağlık hizmetlerinde de görülmesi, beni Türkiye’nin birinci bölgeye daha yakın olduğunu söylemeye itiyor[6].
Grafik 2: TÜFE ana harcama gruplarının yıllık değişim oranları ve genel endeks değişimine katkıları, Nisan 2026
Kaynak: https://veriportali.tuik.gov.tr/tr/press/58288
Peki bağımlı iktisat modeline göre bu bölgeden tekrar bir denge ve “mutluluk” noktasına dönebilmemiz için nasıl bir politika paketine ihtiyacımız var? Bu modele göre rekabetçi kur politikaları uygulayarak denge noktasına dönmek istiyorsak, bunu yaparken aynı zamanda enflasyonu kontrol altına almamız ve ticarete konu olmayan ürünlerdeki talep fazlasını ve arz eksikliğini ortadan kaldırmamız gerekiyor. Örneğin kamu yatırımları yoluyla devlet okullarının niteliğini yükseltmek ve böylece özel okullara olan talebi kısmak, bu modelle uyumlu bir politika aracı olarak değerlendirilebilir.
Ancak bağımlı iktisat modelinin ve bu modelde önemli rol oynayan rekabetçi kur politikalarının, her zaman üzerinde anlaşması zor olmayan, çatışmasız (conflict-free) sonuçlar üretmediğini de hatırlamak gerekir. Çoğunlukla mali kısıtlamalarla bir arada uygulanan ve gelirin ücretlerden kârlara akması sayesinde “işe yarayan” rekabetçi kur politikaları, en azından kısa dönemde yükün işçi sınıfı üzerine bindiği politikalar olarak karşımıza çıkmaktadır. Rekabetçi kurun beraberinde getirdiği ödünleşim ve bölüşüm sorunlarını yazı dizisinin sonraki bölümlerinde daha ayrıntılı bir biçimde ele almayı planlıyorum.
Kaynakça
Demir, F. ve Razmi, A. (2022) The real exchange rate and development: theory, evidence, issues, and challenges. Journal of Economic Surveys 36(2): 386–428.
Diaz Alejandro, C. (1965) Exchange Rate Devaluation in a Semi-Industrialized Country. Cambridge, MA: MIT Press.
Frenkel, R. ve Ros, J. (2006) Unemployment and the real exchange rate in Latin America. World Development 34(4): 631–646.
Krugman, P. (1987) The narrow moving band, the Dutch disease, and the competitive consequences of Mrs. Thatcher: notes on trade in the presence of dynamic scale economies. Journal of Development Economics 27: 41–55.
Razmi, A. (2013) The exchange rate, diversification, and distribution in a modified Ricardian model with a continuum of goods. Manchester School 81(3): 356–385.
Tahsin, E. (2026) Latin Amerika’nın Doğal Kaynak Laneti (I). Katman Portal. https://katmanportal.com/doi/10.5281/zenodo.19258963
Notlar
-
Ticarete tabi olan sektörlere genellikle imalat sanayii ve tarım örnek olarak gösterilirken, ticarete tabi olmayan sektörler eğitim, sağlık, konut, ulaşım ve diğer hizmetleri kapsamaktadır. Ancak bir sektörün ticarete konu olup olmaması ülkeden ülkeye değişebileceği gibi, zaman içinde kurumsal ve yapısal faktörlere bağlı olarak da farklılaşabilmektedir. Örneğin ulaşım altyapısındaki yetersizlikler ya da uluslararası standartlara uygun olmayan üretim süreçleri, tarım sektöründe üretilen birçok ürünün uluslararası ticarete dahil olmasını engelleyebilir. Buna karşılık, sağlık turizminin gelişmesiyle birlikte sağlık sektörü ticarete konu olan bir sektör niteliği kazanabilir. Ancak iktisadi teoriler üretilirken analizi sadeleştirmek amacıyla bu tür ayrıntılardan belirli ölçülerde soyutlama yapılır. Bu çerçevede, ticarete konu olan sektörler genel olarak imalat sanayii ve tarım; ticarete konu olmayan sektörler ise hizmetler ve inşaat sektörü olan sınıflandırılmaktadır. ↑
-
Reel döviz kuru uluslararası iktisat yazınında sıklıkla ticarete konu olan ve olmayan ürünlerin göreli fiyatı olarak tanımlanır. Bunun temel sebebi, ticarete konu olan malların fiyatlarının büyük ölçüde dünya piyasalarında belirlenmesidir. Buna karşılık, ticarete konu olmayan malların fiyatları daha çok ülke içindeki ücretler, verimlilik düzeyi ve talep koşulları tarafından şekillenir. Bu sebeple reel döviz kuru bir ekonomide ticarete konu olmayan malların fiyatlarının ticarete konu olan mallarına fiyatlarına göre ne kadar pahalı veya ucuz olduğunu gösteren bir fiyat haddi olarak yorumlanabilir. Reel döviz kurundaki değişimler de aslında bu iki sektör arasındaki göreli fiyat yapısındaki değişimleri yansıtır. Örneğin, ticarete konu olmayan malların fiyatları daha hızlı arttığında reel döviz kuru değerlenmiş olurken, tersi durumda ise reel döviz kuru değer kaybeder. ↑
-
Bu modelin en net sunumlarından birisi Caves ve diğerleri (2007) tarafından yazılan World Trade and Payments : an Introduction isimli ders kitabının 24. Bölümünde bulunmaktadır. İlgili okurlar kitabı ücretsiz olarak bu linkten indirebilir. ↑
-
Bu yazıda Swan Diyagramını ele alma fikri Paul Krugman’ın Latin America’s Swan Song adlı yazısından gelmiştir. https://web.mit.edu/krugman/www/swansong.html ↑
-
Bu modelin farklı versiyonlarında yatay eksende toplam iç talebi doğrudan etkileyen toplam harcamalar, ya da bütçe açığı ve maliye politikası duruşu, yer almaktadır. ↑
-
Bu konuda farklı yorumları olan hocalarım ve okurlarım değerli yorumlarını benimle E.N.Ugurlu@leeds.ac.uk e-posta adresi üzerinden paylaşabilirler. ↑

