Türkiye’de emeğin millî gelirden aldığı pay 1980’den 2025’e nasıl şekillendi? 12 Eylül Darbesi’nden AKP iktidarına, kur krizlerinden asgari ücret politikalarına uzanan 45 yıllık süreçte emeğin bölüşümdeki yerini “emek payı” hesaplamalarıyla inceliyoruz.
Emeğin milli gelir içindeki payı, bir ekonomide emek-sermaye arasındaki bölüşüm ilişkilerinin en net göstergelerinden biridir. Bu yazıda, 1980’den 2025’e uzanan süreçte darbelerin, ekonomik krizlerin, döviz şoklarının ve siyasi tercihlerin emek payı üzerindeki etkileri, “düzeltilmiş emek payı” hesaplamaları ve tarihsel dönüm noktaları eşliğinde incelenmektedir. Yazının odağında yalnızca bir istatistik değil; 12 Eylül Darbesi’nden AKP iktidarına, 1994 ve 2001 krizlerinden 2018 ve 2021 kur şoklarına uzanan tarihsel süreçte emek ile sermaye arasındaki güç dengesinin nasıl şekillendiği yer almaktadır. Proleterleşme, grev yasakları, döviz krizleri, asgari ücret politikaları ve emek hareketlerinin yükseliş ve çöküş döngüleri, emek payının bu uzun dönemli yolculuğunda kritik rol oynamaktadır.
Grafik 1, son 45 yıl için toplam işgücü ödemelerinin GSYH’deki payını göstermektedir. Ancak uzun dönemli işgücü ödemeleri payı (%) istatistiğini, 1988’den itibaren mevcut olan ücretli çalışanların toplam istihdamdaki payı (%) ile birlikte okumak gerekmektedir. Çünkü Türkiye’deki proleterleşme 1980’den bugüne devam etmektedir. 45 sene öncenin küçük toprak sahibi köylülerinin veya şehirde kendi hesabına çalışanların ciddi bir bölümünün çocukları, torunları emek piyasasına ücretli işçi olarak katıldı.
Yani ücretli çalışanların toplam istihdam içindeki payı arttı. Gelirin 45 sene önceye göre çok daha büyük bir kesimi “kendi hesabına geliri” değil, “işgücü ödemesi” olarak kaydedildi. Toplam işgücü ödemelerinin payındaki uzun dönemli artışları okurken bu durumu da hesaba katmamız gerekmektedir. Bu nedenle Grafik 1, “ücretli çalışanların toplam istihdam içindeki payını” da göstermektedir.
Grafik 1: İşgücü ödemelerinin millî gelirdeki payı ve ücretli çalışanların toplam istihdamdaki payı (%, 1980–2025)
Not: TÜİK (2014; 2026) ve ILO (2026) verilerinden yararlanılarak tarafımca yapılan hesaplamalardır. Emek payı hesaplamalarında TÜİK’in (2026) 1987 ve 2009 bazlı “Gelir Yöntemiyle Gayrisafi Yurt İçi Hasıla” verileri ile TÜİK’in (2014) “İstatistik Göstergeler, 1923–2013” dokümanındaki işgücü ödemeleri ve GSYH verileri kullanılmıştır ve seriler birbirine bağlanmıştır. İstihdam hesaplamalarında ise ILO’nun (2026) verileri ve TÜİK’in (2014) “İstatistik Göstergeler, 1923–2013” dokümanındaki istihdam verileri birbirine bağlanarak tek bir seri oluşturulmuştur.
Grafik 2 ise kendi hesabına çalışanlara ve işverenlere bir emek geliri atfederek farklı “düzeltilmiş emek payı” hesaplamaları sunmaktadır. Hesaplamalar şu varsayımlara dayanmaktadır:
- İşverenin ortalama emek geliri = Ortalama işgücü ödemesi
- Kendi hesabına çalışanların ortalama emek geliri = β × Ortalama işgücü ödemesi
- Ücretsiz aile işçilerinin ortalama emek geliri = 0
Hesaplamalarda özellikle küçük işletmelerdeki işverenin emeğini hesaba katmak için ortalama işgücü ödemesine eşit bir gelir atfediyorum. Bu varsayım AMECO’nun düzeltilmiş ücret payı hesaplamalarıyla da örtüşmektedir[1]. Ücretsiz aile işçilerinin emek gelirini, adı üzerinde “ücretsiz” çalışmaları nedeniyle “sıfır” olarak alıyorum; TÜİK’in Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırmalarında da gelirlerini istisnalar dışında sıfır olarak beyan etmektedir[2]. Kendi hesabına çalışanların geliriyle ilgili üç ayrı varsayım, yani üç ayrı beta (β) kullanıyorum.
İlk iki beta (β₁ = 0,90; β₂ = 0,80), daha önce Gazete Duvar için yazdığım bir yazıdaki şu bulguya dayanmaktadır: 2008–2020 döneminde TÜİK Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırmalarına göre kendi hesabına çalışanların ortalama geliri, ücretli çalışanların ortalama gelirinin yaklaşık %80–90’ı düzeyindedir. Ancak bu araştırmalarda net gelir beyan edilmektedir; toplam işgücü ödemeleri ise işletmenin yaptığı toplam ödemeleri, sosyal güvenlik katkıları dâhil olmak üzere kapsamaktadır[3]. Kayıt dışılığın kendi hesabına çalışanlar için daha yüksek olduğunu hesaba katarak üçüncü bir varsayım olarak kendi hesabına çalışanların ortalama gelirinin ücretli çalışanların üçte ikisi olduğunu kabul ediyorum (β₃ = 2/3). Grafik 2, işteki duruma göre istihdam verisinin başladığı ilk yıl olan 1988’den itibaren çizilmektedir.
Grafik 2: Farklı kendi hesabına çalışan geliri varsayımlarına göre milli gelir içindeki düzeltilmiş emek payı (%, 1988 – 2025)
Not: Grafik düzeltilmiş emek gelirinin GSYH’deki oranını (%) göstermektedir. TÜİK (2014; 2026) ve ILO (2026) verilerinden yararlanılarak tarafımca yapılan hesaplamalardır. Emek payı hesaplamalarında TÜİK’in (2026) 1987 ve 2009 bazlı “Gelir Yöntemiyle Gayrisafi Yurt İçi Hasıla” verileri ile TÜİK’in (2014) “İstatistik Göstergeler, 1923–2013” dokümanındaki işgücü ödemeleri ve GSYH verileri kullanılmıştır ve seriler birbirine bağlanmıştır. İstihdam hesaplamalarında ise ILO’nun (2026) verileri ve TÜİK’in (2014) “İstatistik Göstergeler, 1923–2013” dokümanındaki istihdam verileri birbirine bağlanarak tek bir seri oluşturulmuştur.
Bir sonraki bölüm, Grafik 1 ve Grafik 2 üzerinden emeğin millî gelir içindeki payının son 45 yıldaki değişimini tarihsel olaylar ışığında yorumlamaktadır.
1980 sonrası ve AKP dönemindeki emek payı
Kuşkusuz emek-sermaye ilişkilerinde durumun sermaye lehine değiştiği dönem 12 Eylül Darbesi’ni takip eden dönemdir. Grafik 1’in de gösterdiği gibi 1980 yılında %27,9 olan işgücü ödemeleri/GSYH oranı, 1986’da %20,0’ye inmiştir. Bu dönem 24 Ocak Kararları sonrası Türk lirasının hızla değersizleştirildiği; sol hareketlerin bastırıldığı ve Eylül 1980 – Ekim 1984 arasında grev yasaklarının uygulandığı bir dönemdir. Grev yasakları aslında 24 Ocak Kararları ile hayata geçirilmek istenen, ucuz emeğe dayalı dışa açılma/ihracat politikasıyla uyumludur.
12 Eylül Darbesi’nin emek hareketlerini bastırması, 24 Ocak Kararlarını tamamlar ve sermaye sınıfının o dönemki taleplerini de karşılar niteliktedir. Bunu Vehbi Koç’un Kenan Evren’e yazdığı şu mektupta da görebiliyoruz[4]: “Polis teşkilatını teçhiz ederek ve kuvvetlendirerek imkanlar genişletilmeli, gerekli kanunlar bir an önce çıkarılmalıdır. İşçi-işveren ilişkilerini düzenleyecek olan kanunlar asgari hata ile çıkarılmalıdır. Bazı sendikaların Türk Devleti’ni ve ekonomisini yıkmak için bugüne kadar yaptıkları aşırı hareketler göz önünde bulundurulmalıdır”.
Grev yasaklarının kalktığı 1984’ten itibaren emek hareketleri de aşama aşama yeniden canlandı. Özellikle 1987 sonrası canlanan emek hareketleri, 1989 Bahar Eylemleri ve 1990–1992 döneminde devam eden grevlerin etkisiyle, emek payının 12 Eylül sonrasında belirgin biçimde toparlandığı görülmektedir (Grafik 1 ve 2). Grafik 3’te de görüldüğü gibi bu dönem grevlere katılan işçi sayısının ciddi şekilde arttığı bir dönemdir. Ancak 1994’ün 5 Nisan Kararları ve bu kararları takip eden süreçte TL’nin devalüasyonuyla birlikte 1987–1992 döneminin bütün kazanımlarının geri alındığını görüyoruz. Zira işgücü ödemelerinin GSYH içindeki payı (%), 1993 ve 1995 arasında çok kısa bir dönemde %31,7’den %22,8’e düşmüştür (Grafik 1).
Grafik 3: Greve katılan işçi sayısı (1970 – 2025)
Kaynak: T.C. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı (1995; 2020; 2013; 2026).
Sonraki dönemde emek payında bir toparlanma olsa da 2001 Ekonomik Krizi ile işgücü ödemeleri/GSYH oranı (%) 2000’deki %26,5 seviyesinden %24,7’ye düşmüştür. 2001’deki düşüş 1994’teki kadar sert olmasa da iki döviz krizi emek payı üzerinde benzer bir etki yaratmıştır. Döviz krizlerinin yol açtığı TL’nin reel değer kaybı, emeğin payını da eritmektedir[5]. Kur krizi ilk aşamada reel ücretleri baskılarken ihracatçının TL cinsinden gelirini ekonominin geneline kıyasla artırmakta ve gelir eşitsizliğini sermaye lehine bozmaktadır.
2002 sonrasını, yani ücretli çalışanların toplam istihdam içindeki payının hızla arttığı (Grafik 1) AKP dönemini değerlendirmek için düzeltilmiş emek payı verilerine yoğunlaşmak daha anlamlıdır. Grafik 2, 2001 Krizi’yle düşen emek payının AKP’nin ilk döneminde düşmeye devam ettiğini göstermektedir. Tabii bu düşüşte, AKP dönemi boyunca emek hareketlerinin daha da zayıflatılmasının ve düzenli grev ertelemelerinin de katkısıyla greve giden işçi sayısının azalmasının (Grafik 3) etkisi önemlidir.
Emek payı, 2009’da küresel krizin ihracat gelirlerini düşürmesiyle geçici olarak azalmış, 2013’e kadar dalgalı bir şekilde ilerlemiştir. 2013-2015 döneminde ise ücret payında bir toparlanma gerçekleşmiştir. Bu toparlanma aynı zamanda Gezi Direnişi’ne ve bu direnişe paralel olarak canlanan emek hareketlerine denk gelmektedir[6]. Kasım 2015 seçimleri öncesinde HDP’nin yüksek asgari ücret vaadiyle başlayan ve ardından CHP ile son olarak AKP’nin de katıldığı yüksek asgari ücret vaatleri sürecinde, 2016 başında AKP’nin yaptığı brüt %30’luk artış ve aynı dönemde enflasyonun %8,5 seviyesinde kalmasıyla emek payı da 2016’da %29,5’ten %32,0’ye yükselerek döneminin zirvesine çıkmıştır (Grafik 1).
Ancak OHAL dönemindeki (Temmuz 2016 – Temmuz 2018) baskı ortamı ve Ağustos 2018’de yeni bir kur şokuyla sonuçlanan Brunson Krizi’nin etkisiyle, daha önce canlanan emek hareketleri belirgin biçimde gerilemiş (Grafik 3); düzeltilmiş emek payı da 3 puanın üzerinde düşmüştür (Grafik 2). Tayyip Erdoğan’ın OHAL döneminin tam ortasında, 2017’de söylediği şu cümleler OHAL’in bölüşüm üzerindeki etkisini görmek açısından önemlidir: “Biz OHAL’i iş dünyasının daha rahat çalışması için getirdik. İş dünyasında herhangi bir sıkıntınız aksamanız var mı? Biz göreve geldiğimizde OHAL vardı. Şimdi grev tehdidi olan yere OHAL’den istifade izin vermiyoruz. Bunun için kullanıyoruz OHAL’i”[7].
2020’de başlayan COVID-19 dönemi ve bu dönemde yaşanan 2021 kur şokları, emek payında 1994 Krizi’ne benzer çok ciddi bir düşüşe işaret etmektedir. Zira 2019 ile 2022 arasında toplam işgücü ödemeleri/GSYH (%) oranı yaklaşık 7,2 puan, düzeltilmiş emek payı ise Grafik 2’deki farklı serilere göre 9,0–9,5 puan düşmüş ve 1988 sonrasının en düşük seviyesine inmiştir.
2023–2024 döneminde ise emek payında çok ciddi bir toparlanma görüyoruz. Zira düzeltilmiş emek payı 2024’te hâlâ 1991–1993 seviyesinin gerisinde kalsa da 2000’lerin en yüksek seviyesine çıktı (Grafik 2). Kuşkusuz bu durum daha detaylı tartışılmayı hak ediyor. Kısaca özetlersek, 2023 Genel ve 2024 Yerel Seçimleri öncesinde enflasyonun üzerinde verilen asgari ücret zamları, 2023 EYT düzenlemesi ile işten ayrılanların aldığı kıdem tazminatları ve bu düzenlemenin işgücü piyasasından çıkışlar yoluyla işsizlik oranı üzerindeki olumlu etkileri, ücret payı artışında önemli rol oynamıştır. Sendikaların zayıflatıldığı bu dönemde özellikle asgari ücret tercihleri bölüşüm ilişkilerinde kritik rol oynamaktadır. Ayrıca, TL’nin reel olarak değer kaybetmesi nasıl ücret paylarını bozuyorsa, reel kurun değerlenmesi de özellikle son birkaç yılda ücret paylarının yüksek seviyeye çıkmasında ve bu seviyede kalabilmesinde rol oynamaktadır.
AKP dönemindeki ücret paylarında meydana gelen uzun dönemli değişimlerde sektörel kompozisyondaki değişimin; nitelikli emeğe dayalı ve emek payının yüksek olduğu geniş anlamda eğitim, sağlık ve sosyal hizmetleri kapsayan bakım ekonomisinin istihdamdaki payının artışının da etkisi vardır.
Bu iki meseleyi önümüzdeki yazılarımda ele almaya devam edeceğim.
Kaynakça
Diken (12.07.2017). “Erdoğan’a göre OHAL’in amacı: İş dünyası için getirdik, grevlere izin vermiyoruz”. https://www.diken.com.tr/erdogana-gore-ohalin-amaci-is-dunyasi-icin-getirdik-grevlere-izin-vermiyoruz/
Gomis, R. (2026). The global labour income share and distribution. ILO Department of Statistics, Methodological description. Geneva.
ILO (2026). ILOStat. https://ilostat.ilo.org/
Oyvat, C. (2011). Globalization, wage shares and income distribution in Turkey. Cambridge Journal of Regions, Economy and Society, 4(1), 123-138.
Oyvat, C. (2015). “Emek hareketleri ‘Haziran’ sonrasında canlandı.” https://sendika.org/2015/06/emek-hareketleri-haziran-sonrasinda-canlandi-cem-oyvat-268276
Oyvat, C. (2023). Emek payı yeni bir dibi gördü. https://www.gazeteduvar.com.tr/emek-payi-yeni-bir-dibi-gordu-haber-1607278
Sol Haber Portalı (12.09.2018). “12 Eylül’ü en net anlatan mektup: Emrinize amadeyim”. https://haber.sol.org.tr/turkiye/12-eylulu-en-net-anlatan-mektup-emrinize-amadeyim-247389
T.C. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı (1995). Çalışma Hayatı İstatistikleri – 1995.
T.C. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı (2010). Çalışma Hayatı İstatistikleri – 2009.
T.C. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı (2013). Çalışma Hayatı İstatistikleri – 2012.
T.C. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı (2026). Çalışma Hayatı İstatistikleri – 2024.
TÜİK (2014).İstatistik Göstergeler, 1923–2013. Çankaya: Ankara.
TÜİK (2026). Ulusal hesaplamalar. https://veriportali.tuik.gov.tr/tr/statistical-themes
Notlar
-
Gomis (2019), ILO raporunda Avrupa Komisyonu’nun AMECO veri setindeki ücret payı hesabını ve diğer alternatif ücret payı düzeltmesi hesaplarını ayrıntılı biçimde anlatıyor. ↑
-
Gazete Duvar için yazdığım yazıda yaptığım hesaplamalara göre 2008–2020 döneminde TÜİK Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırmalarında ücretsiz aile işçilerinin ortalama gelirinin, ortalama ücret gelirinin yalnızca %0,2 ile %0,8’i arasında olduğunu tespit ediyorum (Oyvat, 2023). ↑
-
Ücret payı ile ilgili tartışmalarımızda bu konuya dikkat çeken iktisatçı dostum, Katman yazarı Hasan Tekgüç’e teşekkür ederim. ↑
-
Sol Haber Portalı (12.09.2018). ↑
-
Reel döviz kurundaki artışların (TL’nin reel değer kaybının) imalat sanayinde işgücü ödemelerinin katma değere oranını anlamlı bir şekilde olumsuz etkilediğini bir makalemde Türkiye üzerine yaptığım ampirik tahminlerde ben de tespit etmiştim (Oyvat, 2011). ↑
-
Oyvat (2015). ↑
-
Diken (12.07.2017). ↑



