Türkiye’de sermaye örgütleri ve düşünce kuruluşlarının yol haritası önerileriyle ivme kazanan sanayi politikaları tartışması büyük ölçüde sermaye ve teknolojinin nasıl destekleneceğine odaklanıyor. Ancak emeğin konumu ve politikalar kapsamında ele alınış biçimi tartışma ekseninin eksik bağlantıları arasında yer alıyor.
Türkiye’de sermaye örgütleri ve düşünce kuruluşlarının yol haritası önerileriyle ivme kazanan sanayi politikaları tartışması büyük ölçüde sermaye ve teknolojinin nasıl destekleneceğine odaklanıyor. Katman Portal’da da bu konudaki yazılar[1] üzerinden belli bir tartışma zemini oluştu ve oluşmaya devam ediyor. Bu yazı, hem yeni sanayi politikalarının temel çerçevesinde hem de Türkiye’deki tartışma zemininde, merkezinde emeğin yer aldığı eksik bağlantıları sorguluyor.
IMF ve Dünya Bankası ekseninde yeni sanayi politikaları
Cherif ve Hasanov’un (2019) çalışmasında tanımladığı üzere, sanayi politikası uzun süre iktisat ana akımının “adı anılmayan politikası” olarak görüldü. Ancak bugün “yeni sanayi politikası” IMF ve Dünya Bankası’nın ana tartışma alanlarından birine evrilmiş durumda. Küresel finans krizinin ardından “yeni devletçilik” biçimlerinin bir bileşeni olarak gündeme gelen bu politikalar, COVID-19 sonrasında küresel değer zinciri kırılganlıkları, iklim değişikliği, ABD-Çin rekabeti ve jeopolitik kaygılar ile birlikte hız kazandı. Juhász, Lane ve Rodrik’in (2024) derlediği veriler, müdahalelerin 2010’lar boyunca arttığını, 2018 ve 2021’de ise belirgin sıçramalar yaşadığını gösteriyor.
Tartışmalar, Evenett ve arkadaşlarının (2024) tanıttığı IMF destekli Yeni Sanayi Politikası Gözlemevi (NIPO) veri tabanı üzerinden ilerlemeye devam ediyor. Veri tabanında bir önlemin sanayi politikası olarak sınıflandırılması, ulusal güvenlik, jeopolitik kaygılar, tedarik güvenliği, stratejik rekabet gücü ve iklim değişikliği gibi gerekçelere bağlanıyor. İstihdam bu gerekçeler arasında yer almıyor; emek ise yalnızca “işgücü piyasasına erişim” kapsamında, “diğer” politikalar başlığı altında yer alıyor. Sübvansiyonlar ve teşvikler emek olgusuyla ancak dolaylı olarak ilişkilendiriliyor.
Dünya Bankası da Mart 2026’da yayımladığı Industrial Policy for Development raporuyla 1993 tarihli East Asian Miracle raporunu güncellediğini duyurdu (Fernandes ve Reed, 2026). Bankanın baş ekonomisti Gill’e (2026) göre bir hükümetin hangi sanayi politikasını başarabileceğini üç özellik belirliyor: iç pazarın büyüklüğü, hükümetlerin ve yönetici elitlerin seçilen aracı kullanma kapasitesi ve bütçenin sanayi politikalarının başarısız olma durumuna, örneğin hatalı yönlendirilmiş teşviklere, tanıdığı alan.
Emek Dünya Bankası raporunda tartışmaların neresinde duruyor?
Raporda emek, kendi başına bir sosyoekonomik aktör ve bir bölüşüm olgusu olarak değil, verimlilik hedefine bağlı bir değişken ve büyük ölçüde bir piyasa başarısızlığı alanı olarak ele alınıyor. Özellikle beceri ve eğitim yatırımı eksikliği, işgücü ile bağlantılı piyasa başarısızlıklarına örnek teşkil ediyor.
Firmalar, eğittikleri işçiyi rakibe kaptırma kaygısıyla eğitime yetersiz yatırım yaptıkları için beceri geliştirme programları, “kamu girdisi” olarak sanayi politikası araçları arasında yer alıyor (Fernandes ve Reed, 2026: 8). Emek aynı zamanda bir maliyet unsuru: Sanayi parklarının uzmanlaşmış ya da düşük maliyetli emek havuzlarına yakın kurulması öneriliyor. Ücret ise hem sermaye sübvansiyonlarına alternatif bir ücret sübvansiyonu olarak bir politika aracı şeklinde tartışılıyor (Fernandes ve Reed, 2026: 61-64, 195), hem de verimlilik artışının bir yansıması olarak görülüyor.
İstihdam tartışmasının merkezinde, emek emici düşük ücretli sektörlerle üretkenliği artıran yüksek ücretli sektörler arasındaki ödünleşim yer alıyor (Fernandes ve Reed, 2026: 191). Türkiye dahil beş ülkedeki eğitim ve iş arama programları istihdam olasılığını ortalama yalnızca 4 puan, ücretleri ise yaklaşık yüzde 8 artırmış; rapor bu tür politikaları büyüme aracından çok sosyal destek olarak görüyor (Fernandes ve Reed, 2026: 192-193). Ücret artışı ağırlıklı olarak işçilerin yüksek ücretli sektörlere, büyük firmalara ve çokuluslu şirketlere kaymasıyla ilişkilendiriliyor; toplu pazarlık, asgari ücret ve emek payı ise raporun odağında yer almıyor. Sektörel bazda statükoyu korumaya odaklanan ön bölüşümcü (predistribution) müdahaleler yerine; iş gücünün adaptasyonunu sağlayan yeniden eğitim ve sosyal güvenlik ağlarının gerekliliği öne çıkarılıyor (Fernandes ve Reed, 2026: 196-197).
Bu çerçevede emek bir aktör olarak tanımlanmıyor. Sendika olgusu yalnızca otomasyonu yavaşlatan anlaşmalarla anılıyor (Fernandes ve Reed, 2026: 197). Raporun kurumlar bölümü, merkezine özel sektör çoğunluklu yönetim kurulları ve firmalarla düzenli istişareler üzerinden işleyen hükümet–iş dünyası “gömülülüğünü” koyuyor; buna uygulayıcı kurumların çıkar gruplarının baskısından yalıtılması ilkesi eşlik ediyor.[2]
Seçmen ve iyi işlerin bileşeni olarak emek
Buna karşılık, yeni sanayi politikalarının öncül çalışmaları arasında emeğe daha fazla alan açan yaklaşımlar da söz konusu.
Örneğin, Juhász ve Lane (2024) emeği politik ekonominin bir bileşeni olarak ele alıyorlar. Sanayi politikasının işçiler ve sermaye sahipleri üzerindeki bölüşümsel sonuçlarını kabul ediyor, emeği iklim politikalarında koalisyonları biçimlendiren örgütlü bir güç olarak tanıyorlar. Ancak emek genel olarak politik kısıtlar yaratabilecek bir seçmen kitlesi olarak değerlendiriliyor. Politik koşulların belirleyiciliğini vurgulayan bu çalışma, sanayi politikalarının yürütülmesinde devlet ve sermaye temsilcileri arasındaki pazarlıklara ve ittifaklara dikkat çekiyor; emek bu pazarlıkta bir taraf olarak yer almıyor.
Juhász, Lane ve Rodrik (2024) ise “iyi işleri” sanayi politikasının önemli bir gerekçesi olarak savunurken istihdam vurgusunu da güçlendiriyorlar. Rodrik’e (2022:3) göre iyi bir işin ne olduğu öznel ve büyük ölçüde bağlama dayalı bir konu. İyi işler; orta sınıf yaşam standardı, yeterli avantajlar, makul düzeyde kişisel özerklik, ekonomik güvence ve kariyer basamakları sunan işler olarak tanımlanıyor. Ancak iyi bir işin olmazsa olmaz koşulu yeterli düzeyde işgücü üretkenliğine dayandırılıyor.
Bu çalışmalar, orta sınıf işlerinin toplumsal uyum yarattığını öne sürerek bir “iyi iş dışsallığı” tanımlıyor. Rodrik (2022) iyi işlerin üretkenlik artışının kendiliğinden bir sonucu olarak beklenemeyeceğini, politika tasarımında açık bir hedef olması gerektiğini savunuyor. Firmalardan istihdamın miktarı ve niteliğine ilişkin “yumuşak” taahhütler alınmasını ve emeğin katma değerdeki payını artıran teknolojilerin desteklenmesini öneriyor. Ancak emeğin pazarlık ve örgütlenme gücü, sanayi politikasının dışında, onu tamamlayan ayrı düzenlemelere bırakılıyor; politika ise kamu ile firmalar arasındaki bir diyalog olarak kurgulanıyor.
Asya deneyiminden iki ders
Doğu Asya deneyiminin politik ekonomi temelli okumaları, bu eksik bağlantıları tanımlamak için elverişli bir zemin sunuyor. Nem Singh (2023), 1945 sonrası Asya deneyimlerinin 21. Yüzyılda nasıl okunabileceğine dair bir alan açıyor. Tanımladığı şema (Nem Singh, 2023a: 2020) politik tercihlerin kazanan sektörlerin ortaya çıkışını nasıl belirlediğini gösteriyor. Şemaya göre iki temel alan arasındaki etkileşim belirleyici oluyor: dışsal ve içsel yapısal koşullar ile sermaye ve işgücünü de kapsayan kurumsal düzenlemeler ve güç ilişkileri.
Bu çerçeveden hareketle, eksik bağlantıları tanımlamak açısından iki başlık öne çıkıyor.
Birincisi, kalkınmacı devlet ile sanayi arasındaki ittifakların biçimi. Nem Singh (2023a, 2023b) siyaseti, sanayi politikası tartışmalarının “eksik halkası” olarak tanımlıyor. Ona göre kalkınma sonuçlarını politika tasarımından çok toplumsal pazarlık ve devlet–iş dünyası ilişkileri belirliyor. Gömülü özerklik, rant yönetimi, seçkin koalisyonları ve seçkinlerin hırsı bu kapsamı şekillendiriyor. Doğu Asya’dan toplumdan yalıtılmış teknokratik devletler yaratmaya yönelik “ders kitabı” örnekleri çıkarma eğilimini de eleştiriyor. Bu yönüyle Dünya Bankası raporunun temel aldığı gömülülük vurgusunun dışına çıkıyor ve siyaseti merkeze alıyor. Koalisyon şeması, devlet-piyasa ilişkisindeki her yönelimin emek ile sermaye arasında bir gerilim doğuracağını örtük olarak içeriyor. Özellikle imalat sanayisindeki dönüşümle birlikte küresel değer zincirlerinin yayılması, küresel Güney işçilerini “kaybedenler” tarafına itiyor.
İkincisi, kazanan sektörlerin yaratılmasında kâr–yatırım bağlantısının nasıl işlediği. Akyüz ve Gore’un (1996) gösterdiği gibi Doğu Asya’da devlet, faiz, kur, vergi ve kredi politikalarıyla kârları desteklerken bu kârların üretken yatırıma dönüşmesini de güvence altına aldı. Başarı yalnızca doğru sektörleri seçmekten değil, kârı yeniden yatırıma bağlayan bu döngüden kaynaklanıyordu. Bu döngünün emek boyutunu Jenkins (1991) belli bulgulara dayandırarak tartışıyor: imalattaki çok yüksek kâr oranları yalnızca seçici koruma ve kredi tahsisinin değil, emek üzerinde uygulanan sıkı denetimin de sonucuydu (Jenkins, 1991: 224). Düşük sendikalaşma oranları ve grev verileri bunun göstergeleri arasında yer alıyor. Jenkins’te emek, devlet kapasitesinin inşasıyla bağlantılı bir çatışma alanı olarak ele alınıyor.
Üretkenlik kazançlarının ücretlere yansımadığı, kârların ise yatırıma dönüşmediği bir yapıda sanayi politikası, teşviklerin sermayeye aktarıldığı bir gelir transferine dönüşme riski taşıyor (Chibber, 2026). Bu nedenle sanayi politikasını bir birikim ve bölüşüm stratejisi olarak düşünmek gerekiyor. Chibber (2026) de bu noktadan hareketle örgütlü emeğin gücünü sermayeyi disipline etmenin merkezi koşulu olarak görüyor ve yeni bir devlet-emek ittifakını savunuyor.
Türkiye’de kurumsal tartışma ne söylüyor?
Türkiye’deki tartışmaları, yeni sanayi politikalarının uluslararası zemininden bağımsız düşünmek mümkün değil. 2030 Sanayi ve Teknoloji Stratejisi (Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, 2023) kapsamı itibarıyla yeni sanayi politikalarıyla uyumlu görünürken, sanayi üretimindeki durağanlaşma eğilimleri ise tartışmalara ivme kazandıran bir diğer olgu olarak öne çıkıyor.
TÜSİAD Başkanı Ozan Diren, sanayisizleşme tartışmasına katılırken net, uzun vadeli, somut hedefli ve sıkı takip edilen 10-15 yıllık bir sanayi stratejisi çağrısı yapıyor; stratejinin kamunun liderliğinde, iş dünyasıyla istişare içinde tasarlanmasını öneriyor (Dünya, 2026). Diren’e göre desteklerin başarısı verimlilik, ihracat, teknoloji ve nitelikli istihdam üzerindeki etkisiyle ölçülmeli (Ekonomim, 2026). Kısa vadede ise öncelik, artan maliyetler karşısında üretim, ihracat ve dönüşüm yatırımlarına seçici ve hedefli finansman sağlanması: “Önce sanayi nefes alacak, ardından yapısal dönüşüm adımları gelecek.” Diren, gelir dağılımındaki bozulmayı ve enflasyonla mücadelenin maliyetinin toplumda dengeli paylaşılmadığını da kabul ediyor; çözüm olarak vergi adaleti, beceri uyumu ve sosyal politikaları öne çıkarıyor. Emek ise otomasyonla daralması beklenen imalat istihdamının yönetilmesi ve ücret-fiyat sarmalı kapsamında beliriyor; ücretler ve toplu pazarlık stratejisinin ölçütleri arasında yer almıyor.
TEPAV’dan Güven Sak’a göre Türkiye, 2000’lerde imkânları geniş ve “doğru politikalara”, yani makroekonomik istikrar, hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığına, ihtiyaç duyan bir sanayi ülkesine dönüştü. Ortam sağlandığında şirketlerin üzerine düşeni yapacakları varsayılıyor (Sak, 2026a). Bugünkü temel sorun sermaye yoğun bir teknolojik yenilenme; önündeki engel ise 2015 sonrasında hukukun üstünlüğündeki gerilemenin yatırımı caydırması. Sak, politikanın alt sektörlere göre tasarlanmasını öneriyor (2026b); emek yoğun tekstil ve hazır giyim sektörleri için ise Suriye’yi de içeren bir harici işleme rejimini gündeme getiriyor (2026c). Bu çerçevede çözüm sermaye yatırımı ve hukukun üstünlüğü olarak öne çıkıyor; emek ise beyin göçü ve bir maliyet unsuru olarak görünür hale geliyor.
Genel olarak, Dünya Bankası raporu ile Juhász, Lane ve Rodrik’in (2024) çalışmasındaki eğilimler Türkiye’deki tartışmalara taşınıyor: ücret artışı, üretkenlik artışının ve nitelikli işgücüne geçişin bir sonucu olarak görülüyor.
Türkiye imalat sanayinin 2000’li yıllardaki deneyimi ise bu ilişkinin öngörüldüğü biçimde işlemediğini gösteriyor. 2017’de sanayide verimlilik hızla artarken reel ücretler geriliyor (Akgündüz vd., 2018). 2015 sonrası dönem, ücret payındaki aşınma ve göreli ücretlerin gerilemesiyle bir “bölüşüm şoku” olarak tanımlanıyor (Boratav, 2023). Ücret ile üretkenlik arasındaki ilişki dönemlere göre de farklılaşıyor; son dönemdeki ücret artışları ise ağırlıklı olarak asgari ücret artışlarıyla gerçekleşiyor. Bu da kazanımların kurumsal bir pazarlık mekanizmasından çok merkezi ücret belirlemeye bağlı kaldığını gösteriyor.
Değirmenci’nin (2026) bulgularına göre 2003 İş Kanunu ile yaygınlaşan esnek istihdam biçimleri, düşük sendikalaşma ve toplu sözleşme kapsamı, asgari ücretin fiili ortalama ücrete dönüşmesi ve grev hakkına getirilen kısıtlamalar, emeğin pazarlık gücünü zayıflatarak birim emek maliyetlerini baskılıyor. Geniş “yedek sanayi ordusu” ve göçmen emeğin kayıt dışı sektörlere dahil olması bu çerçeveyi tamamlayan ek disiplin mekanizmaları olarak değerlendiriliyor. Aynı çalışmaya göre imalatta sermaye yoğunluğunun yıllık büyümesi 2002-2007’deki yüzde 10,3’ten 2010-2024’te yüzde 2’ye geriliyor; kârlılık sermaye derinleşmesi yerine emeğin yoğunlaştırılmasıyla sürdürülüyor. Grev yasakları ve emeğin otoriter yönetimi de emeğin bölüşüm mücadelesini bastırıyor.
Bu tablo, Sak’ın vurguladığı sermaye yoğun teknolojik yenilenme ihtiyacıyla birlikte düşünüldüğünde iki ayrı yönelim arasında bir “gerilime” işaret ediyor: bir yanda sermaye derinleşmesi gerektiren bir dönüşüm, öte yanda emeğin yoğunlaştırılmasına dayalı bir kârlılık ve birikim süreci ortaya çıkıyor. Ucuz ve disiplinli emek mevcut olduğu sürece, emeğin yoğunlaştırılmasının sermaye için teknolojik yenilenmeden daha kolay bir kârlılık yolu olmaya devam edip etmeyeceği sorusu tartışmaya açık bir başlık olmaya devam ediyor.
Emeğin konumunu yeniden düşünmek
Sermaye örgütlerinin ve düşünce kuruluşlarının gündeme getirdiği tartışma, devlet ile sermaye arasındaki ilişkiyi yeniden kurmayı hedefliyor; ancak emeğin bu ilişkideki konumunu tanımlamıyor. Oysa Doğu Asya’nın asıl dersi, devletin sermayeyi desteklediği kadar disipline de ettiği bir birikim düzeninin nasıl oluşabildiğiyle ilgiliydi. Günümüz koşulları elbette farklı ve yeni sanayi politikaları bu farklılıkların bir kısmına işaret ediyor; ancak bölüşüm ilişkileri tartışmanın geri planında kalıyor. Hâlbuki, kâr-yatırım döngüsünün, ücret-verimlilik ilişkisinin ve devletin sermayeyi disipline etme kapasitesinin nasıl kurulacağı sorusu ise emeği bir taraf olarak tartışmaya dahil etmeden yanıtlanamıyor.
Kaynakça
Akgündüz, Y. E., Aldan, A., Bağır, Y. K. ve Torun, H. (2018). “Ücretler ve İşgücü Verimliliğine Mikro Bakış.” Merkezin Güncesi, TCMB, 13 Haziran.
Akyüz, Y. ve Gore, C. (1996). “The Investment-Profits Nexus in East Asian Industrialization.” World Development, 24(3): 461-470.
Boratav, K. (2023). Boratav, K. (2023). “İşçi Sınıfının Bölüşüm Şoku 2022’de Devam Etti”, soL Haber Portalı, https://haber.sol.org.tr/yazarlar/korkut-boratav/isci-sinifinin-bolusum-soku-2022de-devam-etti-368207
Cherif, R. ve Hasanov, F. (2019). “The Return of the Policy That Shall Not Be Named: Principles of Industrial Policy.” IMF Working Paper 19/74.
Chibber, V. (2026). ” The Return of Industrial Policy.” Confronting Capitalism, Jacobin Radio, 25 Ağustos.https://jacobin.com/2026/08/industrial-policy-developmentalism-tariffs-planning
Değirmenci, E. (2026). “Analysis of the Tendency of Profit Rate to Fall and Countertendencies: The Case of Turkish Manufacturing Sector, 1995-2024.” Review of Radical Political Economics. https://doi.org/10.1177/04866134261449568
Dünya Gazetesi (2026). “Sanayisizleşme tartışmasına TÜSİAD da katıldı: ‘Yeni bir sanayi için 15 yıllık strateji şart’.” 15 Eylül. https://www.dunya.com/ekonomi/sanayisizlesme-tartismasina-tusiad-da-katildi-yeni-bir-sanayi-icin-15-yillik-strateji-sart-haberi-839990
Ekonomim (2026). “TÜSİAD Başkanı’ndan Çağrı: Sanayinin nefes alanı genişletilmeli.” 26 Eylül. https://www.ekonomim.com/ekonomi/tusiad-baskanindan-cagri-sanayinin-nefes-alani-genisletilmeli-haberi-920873
Evenett, S., Jakubik, A., Martín, F. ve Ruta, M. (2024). “The Return of Industrial Policy in Data.” The World Economy, 47(7): 2762-2788.
Fernandes, A. M. ve Reed, T. (2026). Industrial Policy for Development: Approaches in the 21st Century. World Bank Policy Research Report. Washington, DC: World Bank.
Gill, I. (2026). “The Right Way to Do Industrial Policy.” World Bank Blogs, 17 Mart. https://blogs.worldbank.org/en/developmenttalk/the-right-way-to-do-industrial-policy
Jenkins, R. (1991). “The Political Economy of Industrialization: A Comparison of Latin American and East Asian Newly Industrializing Countries.” Development and Change, 22(2): 197-231.
Juhász, R. ve Lane, N. (2024). “The Political Economy of Industrial Policy.” Journal of Economic Perspectives, 38(4): 27-54.
Juhász, R., Lane, N. ve Rodrik, D. (2024). “The New Economics of Industrial Policy.” Annual Review of Economics, 16: 213-242.
Nem Singh, J. T. (2023a). Recentring industrial policy paradigm within IPE and development studies. Third World Quarterly, 44(9), 2015-2030.
Nem Singh, J. T. (2023b). “The Advance of the State and the Renewal of Industrial Policy in the Age of Strategic Competition.” Third World Quarterly, 44(9): 1919-1937.
Reed, T. (2025). Is there a way to do industrial policy without strong institutions. World Bank Blogs, Let’s talk development series, 4.
Rodrik, D. (2022). “An Industrial Policy for Good Jobs.” The Hamilton Project Policy Proposal, Brookings Institution, 28 Eylül.
Sak, G. (2026a). “Nedir bugün Türkiye sanayisinin derdi?” TEPAV Blog, 5 Ağustos. https://tepav.org.tr/tr/blog/s/7841
Sak, G. (2026b). “Türk sanayisinin yenilikçi çözümlere ihtiyacı var.” TEPAV Blog, 8 Eylül. https://tepav.org.tr/tr/blog/s/7860
Sak, G. (2026c). “Bakın bunu da gördük.” TEPAV Blog, 3 Şubat. https://tepav.org.tr/tr/blog/s/7741
T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı (2023). 2030 Sanayi ve Teknoloji Stratejisi. Ankara. https://www.sanayi.gov.tr/assets/pdf/SanayiStratejiBelgesi2023.pdf
Notlar
- İbrahim Semih Akçomak (2026). Türkiye Sanayisizleşiyor mu? Katman Portal. https://katmanportal.com/doi/10.5281/zenodo.21921238Barış Güven (2026). Sanayi Politikasının Yükselişi. Katman Portal. https://katmanportal.com/doi/10.5281/zenodo.20493779Ayşegül Çelik (2026). Sanayisizleşmeyi Doğru Tartışıyor muyuz? (I): ‘Ankara Paradoksu’ Üzerinden Bir Okuma. Katman Portal. https://katmanportal.com/doi/10.5281/zenodo.22797327 ↑
- Evans (1995) “gömülü otonomi” kavramını, devletin liyakatli yapısını koruyarak piyasayla organik bağ kurabilme ve böylece endüstriyel dönüşümü tetikleme yeteneği olarak kullanmaktadır. Kavram, 1970 ve 1980’li yıllarda uygulanan sanayi politikalarına bağlı olarak ortaya atılmıştır. Örneğin, Güney Kore Cumhuriyeti’nin bir bilgisayar ihracatçısı olarak başarısı, sanayi politikasının birkaç liyakatçi bakanlığa devredilmesi ve kamu hizmeti ile iş grupları (sermaye) arasındaki “özgün” sosyal bağlardan kaynaklanan yüksek gömülü otonomiye (özerkliğe) atfedilmiştir (aktaran, Reed, 2025) ↑
Yazar, yapay zeka araçlarını yukarıda belirttiği kapsamda bilimsel yayın etiğine bağlı kalarak kullandığını beyan etmektedir. Yapay zeka desteğiyle üretilen içeriklerin tüm sorumluluğu yazara aittir.
