Yapısal modellere başından beri itirazı olan Friedman’ın eleştirileri, ancak 1970’lerin enflasyonu Keynesyen modellerin öngördüğü enflasyon-istihdam ödünleşimini ortadan kaldırdığında karşılık buldu. Beşinci yazı Friedman–Phelps eleştirisiyle giderek belirginleşen yapısal modellerin sorunlarını, ‘Rasyonel Beklentiler’ devrimini ve ‘Lucas Eleştirisi’nin bu modellere vurduğu ağır darbeyi ele alıyor.
İkinci Dünya Savaşı sırasında Columbia Üniversitesi’ndeki İstatistik Araştırma Grubu’nda (Statistical Research Group) görev yapan genç araştırmacı Milton Friedman’a çözmesi için verilen problemlerden biri, jet motorlarında kullanılacak türbin kanatları için yüksek sıcaklığa en dayanıklı alaşımı bulmaktı. Friedman, deney verilerini kullanarak kanadın kopma süresini alaşımın kimyasal bileşimiyle ilişkilendiren çok değişkenli bir regresyon kullanarak kendi ifadesiyle mükemmel bir korelasyon elde etti. Tahmin için kullandığı denklem, tasarladığı yeni alaşımdan üretilecek kanadın gövdeden kopmadan yaklaşık 200 saat dayanacağını öngörürken, bu formül kullanılarak MIT’de üretilip test edilen kanatlar Friedman’ın tahminin aksine bir-iki saat içinde kırılmıştı. Henüz kariyerinin başındaki genç Friedman açısından tam bir fiyasko olan bu tecrübe muhtemelen onun çok sayıda değişken kullanarak, kompleks bir model ve dar bir veri setinden üretilen tahminlere güvenilemeyeceğine dair mevcut inancını daha da pekiştirmişti.[1]
Friedman’ın 1940’ta Tinbergen’in meşhur çalışmasına olan eleştirileriyle başladığı ve 1946’da Oskar Lange’nin Cowles monografisine yönelttiği yöntemsel eleştiriyle artarak süren itirazları, Komisyon’un Chicago’da bulunduğu yıllarda yapılan haftalık seminerlerin neredeyse vazgeçilmez bir parçası olmuştu. Friedman’a göre varsayılan model denklemlerinin türetildikleri veriye iyi uyması esasen analistin becerisinin ve sabrının bir testi olup, hakkında çok az şey bilinen dinamik mekanizmaları anlamak için kurulan bu modellerde “muazzam bir keyfilik” vardı.[2] Tjalling Koopmans “Friedman eleştirisi” adını verdiği bu sürekli tutuma karşı bir keresinde artık dayanamayarak çaresizlik içinde Friedman’a “Peki ya araştırmacı dürüstse?” diye soracaktı.[3]
Yapısal modellere dair kuramsal sorunlar ve eleştiriler biriktikçe Cowles’ta yapısal model programından belirgin bir geri çekilme yaşanırken, büyük ölçekli Keynesyen modeller araştırmacının ‘bilgeliğine’ dayanan sürekli revizyonlarla politika yapımında önemli yer tutmaya devam etti. Serinin ikinci yazısında Keynes’in Tinbergen’e yönelttiği ‘varoluşsal’ itirazlar için söylediklerimiz burada da geçerliydi. Politika yapıcıların nicel politika rehberlerine duydukları ihtiyaç yöntemsel kuşkulardan ağır basıyor, Friedman’ın yapısal modellere eleştirileri de benzer biçimde bir karşılık bulmuyordu. Ta ki 1960’ların sonunda bu defa bambaşka bir ekonomik ortamda ve bambaşka bir gerekçeyle Friedman’ın eleştirileri yapısal Keynesyen modeller için sonun başlangıcını getirene kadar.
Friedman’ın yıkıcı eleştirisinin kaynağı olacak enflasyon ile işsizlik arasında Phillips ilişkisini andıran bir ödünleşim (trade-off) içeren ücret-fiyat bloğu Keynesyen modellerde ilk defa 1955 tarihli Klein–Goldberger modelinde yer almış,[4] bu yapı minimal kavramsal değişiklikle sonraki kuşak modellerin tümüne taşınmıştı (Lucas, 1976).[5] 1960’ların sonunda Lucas ve Sargent’ın “devasa ölçekte bir ekonometrik başarısızlık” olarak nitelediği[6] yapısal model tahminleri %4’lük işsizliğin %4’lük enflasyonla kalıcı olarak sürdürülebileceğini öngörürken, 1970’lerin başında ‘Büyük Buhran’dan bu yana görülen en yüksek işsizlik ve enflasyon oranları ortaya çıkıyordu.
Bu olasılığı önceden ilan eden kişi, klasik yaklaşımın ‘Parasalcılık’ adı altında makroiktisadi analizin merkezine ‘geri dönüşüne’ öncülük eden, artık orta yaşlarına gelmiş Friedman’dı. 1967 yılı sonunda Amerikan İktisat Derneği’nde (AEA) yaptığı başkanlık konuşmasında Friedman, enflasyon ile işsizlik arasında geçici bir ödünleşimin daima var olduğunu, ancak bunun kalıcı bir ödünleşim olmadığını savunuyordu. Geçici ödünleşimin de enflasyonun seviyesinden değil, beklenmeyen enflasyondan, yani enflasyon oranının yükselişe geçtiği dönemlerde geriye dönük beklentilerin ayarlanmasının (adjustment) gecikmesinden doğduğunu iddia ediyordu. Buna göre, işsizliği, klasik bir genel denge modelinin ürettiği dengedeki “doğal” oranın (natural rate) kalıcı olarak altında tutmanın tek yolu enflasyonu sürekli hızlandırmaktı.[7] Edmund Phelps’in eşzamanlı çalışmalarıyla (Phelps, 1967; 1968) birlikte bu argüman, Friedman’ın kendi deyişiyle iktisatta önceden öngörülüp sonradan doğrulanan ender durumlardan biri oluyor, etkisi ise konuşmasının hemen ardından gelen “tesadüfi” test, yani genişlemeci politikalar sonucu ortaya çıkan yüksek enflasyon sayesinde katlanıyordu.[8] Friedman’ın iddia ettiği mekanizmaya göre 1960’ların başında enflasyon beklentileri sıfır olduğu için genişletici politikalar önce çıktıyı etkilemiş, fiyatlar üzerindeki gecikmeli etki ancak on yılın ortasında ortaya çıkmış ve yavaş yavaş birikmişti.[9]
Burada altını çizmemiz gereken kritik bir ayrıntı, genel kanının aksine yapısal Keynesyen modellerin enflasyon beklentilerinin ücretler ve enflasyona etkisini ciddi biçimde dikkate aldıklarıdır. Bu modellerde beklentiler geçmiş enflasyon oranlarının ağırlıklı bir ortalaması olarak, Irving Fisher ve Phillip Cagan’dan devralınan, uyarlamalı (adaptive) bir formülle modele giriyordu. Dolayısıyla yapısalcılara göre Friedman–Phelps tezinin sınanması da bu modellerin sunduğu yapı üzerinden yapılabilirdi. Tahmin edilen ücret denkleminde beklenen enflasyonun katsayısı bire eşitse ücretler beklenen enflasyon oranında ayarlanarak uzun dönemde bir ödünleşim olmayacak, birden belirgin biçimde küçük ise reel ücretlerin düşmesi kaynaklı istihdam ve çıktı kazanımı olacaktı.[10] Katsayının tam olarak bir çıkıp çıkmayacağı bir tür yarışa dönüşürken[11] 1960’ların sonundaki çalışmaların büyük çoğunluğu katsayıyı birin belirgin biçimde altında buluyor ve bu durum kalıcı bir ödünleşimin kanıtı olarak sunuluyordu. Bu testi uygulayarak benzer sonuca ulaşanlar arasında Lucas gibi Friedman’ın görüşlerine sempati duyan araştırmacılar da vardı.[12]
Keynesyen yapısalcı cephenin bu eleştirilere cevabı modelleri yamalayarak mevcut gerçekliğe uygun hale getirmek oldu. Robert Gordon (1972), enflasyon denklemlerinin 1960’ların sonunda modellerin “Aşil topuğu” olduğunu, hızlanan enflasyonun sistematik olarak olduğundan düşük tahmin edildiğini ve ancak gerçekleştikten sonra açıklanabildiğini kabul ediyordu. Gordon’a göre bunun sebebi, 1966 öncesinde enflasyonun varyansının çok düşük olmasıydı. Örnekleme son dönemler eklenerek uzatıldıkça geçmiş enflasyona ait katsayıların en iyi uyan toplamı 0,4’ten neredeyse 0,8’e çıkıyordu. Gordon’un bu duruma çözüm önerisi enflasyon beklentilerini ücretlere aktaran model katsayısını beklenen enflasyonun bir fonksiyonu olarak tanımlamaktı. Bu fonksiyona göre enflasyon yükseldikçe ücretlerin beklenen enflasyona duyarlılığı artıyor ve yaklaşık %7 düzeyinde bire ulaşıyor yani beklenen enflasyon ücretlere bire bir yansır hale geliyordu.[13] Enflasyon beklentilerinin güncel enflasyona bu şekilde doğrusal olmayan biçimde yansıdığı fikri, literatürde ilk kez Keynesyen çerçevenin içinde bir revizyon olarak ortaya çıkmıştı.
Friedman ise tüm bu gelişmelere rağmen paranın kısa dönem etkilerinin arkasındaki en önemli etkenin beklentilerin geriye dönük (backward looking) olma ve yavaş ayarlanma (slow adjustment) eğilimi olduğunu sonuna kadar savundu. İleriye dönük (forward looking) beklentilere temelde bir itirazı yoktu ancak bu türden bir rasyonel beklenti kavramına ‘doğru’ içerik kazandırmakta zorlanıyordu. Ona göre insanlar beklentilerini geçmiş deneyimlere dayandırdığı sürece beklentilerin gerçekleşmelere yetişmesinde her zaman bir gecikme olacaktı.[14] Aşağıda da göreceğimiz gibi, Friedman’ın para politikasının uzun dönemde çıktı seviyesi üzerinde etkisiz olduğu argümanını ampirik reddedilişten kurtararak kuramsal olarak en güçlü biçimine kavuşturacak olan, kendisinin değil fakat ilham verdiği iktisatçıların Friedman’ın sıkı sıkıya benimsediği uyarlanan (adaptive) beklentiler varsayımından vazgeçişi olacaktı.
Bu vazgeçişin araçları on yıl kadar önce, Carnegie Teknoloji Enstitüsü’nde Charles Holt, Franco Modigliani ve Herbert Simon’la firmalarda üretim ve stok planlaması projesinde birlikte çalışan John Muth tarafından geliştirilmişti. Muth’un rasyonel beklentiler kuramının temeli olarak görülen çığır açan çalışması (Muth, 1961) aslında makroiktisatla ilgili değildi. Bu projenin bir ürünü olan makale, üretimin piyasa fiyatı bilinmeden önce kararlaştırıldığı bir mal piyasasını konu alıyordu. Çıkış noktası iki boşluktu. Birincisi kuramsaldı; dinamik modeller beklentilere merkezi bir rol veriyor fakat beklentilerin nasıl oluştuğunu açıklamıyordu. Modelleri tamamlamak için çeşitli beklenti formülleri kullanılıyor fakat bu formüllerin beklentilerin gerçek işleyişine benzediğine dair çok az kanıt sunuluyordu. İkincisi ise ampirikti; firma düzeyinde yapılan anket verileri, firmaların beklentilerinin ortalamasının naif modellerden daha isabetli ve karmaşık denklem sistemleri kadar iyi olduğunu, fakat gerçekleşen değişimleri sistematik olarak olduğundan daha düşük tahmin ettiğini gösteriyordu.
Muth, hocası Simon’ın sınırlı rasyonalite (bounded rationality) programının aksine, dinamik modellerde rasyonalitenin olması gerektiğinden daha az varsayıldığını savunuyordu. Muth’un temel argümanı, piyasada oluşan beklentilerin ilgili iktisat kuramının öngörüleriyle istatistiki olarak örtüşmesi gerektiğiydi. Bu, firmaların tahminlerinin hatasız olduğu ya da hepsinin aynı şeyi beklediği anlamına gelmiyordu. Muth’un iddiası aynı bilgi setine sahip firmalardan oluşan piyasa katılımcılarının beklentilerinin istatistiki olarak kuramın öngörüsü etrafında dağılacağı ve ortalama fiyat beklentisinin de kuramın öngördüğüyle örtüşeceğiydi. Muth için bu kuramsal bir kolaylık değil, sınanabilir bir hipotez olup, makalesinde açıkça belirttiği amacı da bu hipotezin sonuçlarının kabaca veriyle tutarlı olup olmadığının testiydi. Muth’a göre gerçek test, bu biçimde tanımlanan bir rasyonaliteye dayanan kuramların gözlenen olguları alternatiflerinden daha iyi açıklayıp açıklamadığıydı.[15]
Sonuçlar çarpıcıydı. Firmaların geçmiş deneyimlerinden hiç öğrenmediğini varsayan ve dönemin en başarılı dinamik modellerinden biri olarak görülen örümcek ağı (cobweb) teoremi, beklentilerin isabeti, gerçekleşen değişimlerin olduğundan az tahmini ve gözlenen fiyat döngülerinin uzunluğu gibi veriden gelen ölçütlerin hiçbirini karşılamıyor, rasyonel beklentiler ise bu olgularla daha tutarlı çıkıyordu. Daha da önemlisi, uyarlanan (adaptive) beklentiler varsayımı, belirli koşullar altında rasyonellik şartını da sağlıyor ve beklentileri tarifleyen rasyonel denklemin katsayıları piyasanın arz ve talep katsayılarının fonksiyonu oluyordu. Rasyonel beklentiler, sistemin yapısı, yani arz ve talep fonksiyonları (ve/veya bunların türetildiği yapısal parametreler) değiştiğinde beklentilerin de değişmesi demekti. Muth bu durumu, eşanlı denklem sistemlerinde indirgenmiş (reduced) form yerine yapısal denklemlerin tercih edilmesinin gerekçesine benzetiyordu; rasyonel beklenti formasyonu, beklentileri modelin ‘derin’ yapısal parametrelerinin bir fonksiyonu haline getiriyordu.[16] Yıllar sonra Keynesyen modellere en çok zarar veren eleştiri olarak ortaya çıkacak olan Lucas Eleştirisi’nin kökeni de, Friedman’ın enflasyon artış hızının değiştiği dönemlerde beklentilerin gerçekleşmelere uyum sürecinin “büyük ölçüde hızlandığı” yönündeki iddiasının kuramsal karşılığı da aslında buradaydı.[17]
Muth’un fikri uzun süre bir mikroiktisat sorusu olarak kaldı.[18] Rasyonel beklentileri, Muth’un çalışmasının amaçladığı noktanın çok ötesine taşıyarak modellerde beklenti formasyonunun mekaniği haline getiren ve makroiktisadın merkezine taşıyan 1970’lerin başında Lucas oldu.[19] Lucas’ın bu dönemde Keynesyen modellere yönelttiği eleştirileri doğru anlamak için, onun bu modellerde neyi değerli neyi eksik bulduğunu hatırlamakta fayda var.
Lucas, Tinbergen’in mirasını devralanları “Keynesyen” olarak adlandırmanın Keynes’e yapılan tarihsel bir haksızlığı sürdürmek anlamına geldiğinin farkındaydı.[20] Ona göre yapısalcı geleneğin başarısı ekonomik analiz için veriyle sınanmaya imkan veren dinamik stokastik sistemler yaratmış olmalarıydı. Sargent’ın ifadesiyle model, içinde yaşayan insanların tercihlerini, teknolojilerini, bilgi akışlarını ve karşılaştıkları politikaları kısıtlayan serbest parametrelerle tanımlanmış, gözlenebilir değişkenler üzerinde bir ortak olasılık dağılımıydı.[21] Lucas bu anlamda kendisini metodolojik açıdan Cowles programının karşısında değil, içinde görüyordu.
Lucas’ın dönemin yapısal model geleneğine temel itirazı, model oluşturulurken kullanılan toplu (aggregate) davranış denklemlerinin ad hoc (duruma özel, kuramsal bir ilkeden türetilmemiş) niteliğineydi. Lucas ve Sargent’a göre Keynes, tüketim fonksiyonu ve likidite tercihi gibi “pratik kuralları”, klasik bir iktisatçının optimizasyon yoluyla türetilmesini isteyeceği karar fonksiyonlarının yerine koymuştu. Beklentilere ilişkin kısıtların hiçbir temel iktisadi prensipten türetilmemesi de davranışsal ilişkileri belirleyen denklemelerin tutarlı biçimde kurulmuş dinamik optimizasyon problemlerinden türetilememesinin bir sonucuydu.[22]
Rasyonel beklentiler bu temel sorunu beklenti formasyonunu davranışsal parametrelerin (fayda, teknoloji vb.) bir fonksiyonu haline getirerek çözdüğü gibi tahmin edilmesi gereken parametre sayısını ciddi biçimde azaltarak modelin istatistiki güvenilirliğini de arttırma potansiyeli taşıyordu. Keynesyen yapısal modellerde değişkenlerin geçmiş değerlerin gecikmeli (lagged) ortalamaları olarak tanımlanan beklenti ve ayarlama (adjustment) denklemleri modele çok sayıda tahmin edilmesi gereken serbest parametre eklerken, rasyonel beklentilerin kullanıldığı modellerde böyle bir sorun yoktu. Aynı veriyle daha fazla parametre tahmini demek istatistiki olarak daha az güvenilir bir model demekti. Rasyonel beklentiler varsayımı altında, ekonomik aktörlerin beklentileri, aktörlerin davranışlarını ve bunların sonuçlarını temsil ettiği düşünülen modelle tutarlı bir çıktı (endojen) haline geliyordu.[23][24]
Friedman–Phelps eleştirisi Keynesyen yapısal modeller açısından sonun başlangıcıysa, rasyonel beklentiler kavramıyla yakından ilişkili olan ‘Lucas Eleştirisi’ de (Lucas, 1976), kuramsal anlamda tabuta çakılan son çivi gibiydi. Ampirik performansları gittikçe zayıflayan yapısal modellerin başarısızlıklarının altında yatan temel sebebe dair kuramsal bir argüman olarak ortaya çıkan bu eleştiri, yeni dönem makro modelleme geleneğinin metodolojik felsefesinin de temellerini atıyordu. Lucas, Keynesyen yapısal modellerin karakteristik bir özelliği haline gelen indirgenmiş (reduced form) model katsayılarının, ekonomik aktörlerin optimal davranışlarını belirleyen parametrelere bağlı olduğunu, bunların aktörlerin içinde bulunduğu ekonomik yapı değiştikçe sistematik olarak değişebileceğini, dolayısıyla politikadaki her değişikliğin doğal olarak model katsayılarını da değiştireceğini öne sürüyordu. Hal böyleyken modellerin tutarlı politika analizi için kullanılabilmeleri ancak derin yapısal parametrelerinden (bireysel tercih, teknoloji vb.) türetilmiş model katsayıları ile mümkündü.
Lucas, eleştirisinin büyük kısmının bu kuramın kurucuları tarafından zaten öngörüldüğünü yazarken dipnotta Marschak’ın 1953 tarihli çalışmasını anıyordu.[25] Serinin ilk yazısında Harvard Barometresi’nin, ekonominin yapısı değiştiğinde geçmiş örüntülere bağlı kaldığı için çöktüğünden bahsetmiştik. Frisch 1938’de yapısal modellerin ancak ‘otonom’ ilişkiler üzerine kurulabileceğini yazmış, Haavelmo da yapısal modellemenin hedefini ekonominin, mekanizmanın diğer parçalarında ne olduğundan bağımsız işleyen ‘termodinamik yasalarını’ bulmak olarak tanımlamıştı.[26] Lucas’ın iddiası, Cowles modellerinin parametrelerinin tam da bu anlamda otonom olmadığıydı. Yapısal modellerin başlangıçtaki ortaya çıkış sebebi zaman içerisinde geleneğin zayıf karnı haline gelmiş, bu eleştiriyi etkin kılan kanıt da modellerin mevcut enflasyonun ilk evresini kabaca tahmin ederken, hızlanarak artan enflasyonun ekonomik aktörlerin davranışlarında yol açtığı değişikliği öngörememiş olmasıydı.
Bu noktada Lucas’ın 1972’de yazdığı ve Friedman’ı bir anlamda hedef tahtasına koyduğu makale, yapısal modelleme geleneği içerisinden filizlenmeye başlayan ‘yeni-klasik’ akımın Friedman’ın klasik ‘Parasalcı’ yaklaşımından da kuramsal kopuşunu ifade etmesi açısından önemlidir.[27] Lucas bu çalışmasıyla, ayarlama (adjustment) parametreleri sabit uyarlanan beklentilerin (adaptive expectations), doğal oran hipoteziyle (natural rate hypothesis) çeliştiğini, beklentilerin bu şekilde oluştuğu varsayımı altında iyi seçilmiş bir enflasyon politikasının uzun dönemli sınırsız bir çıktı kazancı yarattığını göstererek Friedman’ın argümanlarının tutarsızlığını ortaya koyuyordu.[28] Friedman’ın yıllar sonra hâlâ savunduğu geriye dönük ve yavaş ayarlanan beklentiler, Lucas’a göre Friedman’ın ekonomide para politikası yoluyla kısa dönemde çıktı artışı sağlanabilse de reel gelirin kalıcı olarak doğal çıktı oranının üzerine çıkarılamayacağı sonucuyla bağdaşmıyordu. Uyarlanan beklentilerden rasyonel beklentilere geçiş bu çıkmazı aşarak[29] Friedman–Phelps argümanına yeni bir hayat veriyor,[30] Phelps’in ada benzetmesinden yola çıkan kuramsal ‘Lucas ada modeli’, kendi ürünlerinin fiyat değişimleriyle genel fiyat düzeyindeki değişimleri ayırt edemeyen firmalar üzerinden veride gözlemlenen kısa dönemli ödünleşimi, uzun dönemli sömürülebilir bir ödünleşim olmaksızın üretebiliyordu.[31]
Rasyonel beklentiler hipotezinin Lucas tarafından makroiktisadın merkezine taşınmasıyla, Friedman’ın doğal oran hipotezi kurtulmuş fakat Friedman’ın bu sonuca ulaşırken dayandığı beklenti mekanizması geride bırakılmıştı. Bu dönüşüm yalnızca kuramsal olmayacak, rasyonel beklentiler devrimi yapısal modellerin nasıl kurulacağını ve veriyle nasıl sınanacağını da kökten değiştirecekti. Keynesyen yapısal modellerle bugün ana akım makroiktisadi analizin başat aygıtına dönüşen dinamik stokastik genel denge (DSGE) modelleri arasında bir geçiş aşamasını temsil edecek olan bu yeni modellerin ekonometrik pratiği nasıl dönüştürdüğünü, Keynesyen modellerin mirasından neyi koruyup neyi geride bıraktıklarını ve bu dönüşümün beraberinde getirdiği yeni sorunları bir sonraki yazımızda ele alacağız.
Kaynakça
Arrow, K. J. (1962). “The Economic Implications of Learning by Doing.” Review of Economic Studies, 29(3): 155–173.
De Vroey, M. (2016). A History of Macroeconomics from Keynes to Lucas and Beyond. Cambridge: Cambridge University Press.
Epstein, R. J. (1987). A History of Econometrics. Amsterdam: North-Holland.
Friedman, M. (1951). “Comment” [Christ’in “A Test of an Econometric Model for the United States, 1921–1947” başlıklı çalışması üzerine]. National Bureau of Economic Research, Conference on Business Cycles içinde. New York: NBER, ss. 107–114.
Friedman, M. (1968). “The Role of Monetary Policy.” American Economic Review, 58(1): 1–17.
Frisch, R. (1938). “Statistical versus Theoretical Relations in Economic Macrodynamics.” Yayımlanmamış memorandum, 17 Temmuz 1938. Hendry ve Morgan (1995) içinde yeniden basılmıştır.
Gordon, R. J. (1972). “Wage-Price Controls and the Shifting Phillips Curve.” Brookings Papers on Economic Activity, 1972(2): 385–421.
Haavelmo, T. (1944). “The Probability Approach in Econometrics.” Econometrica, 12 (ek): 1–115.
Hendry, D. F. ve Morgan, M. S. (yay. haz.) (1995). The Foundations of Econometric Analysis. Cambridge: Cambridge University Press.
Hoover, K. D. ve Young, W. (2013). “Rational Expectations: Retrospect and Prospect. A Panel Discussion with Michael Lovell, Robert Lucas, Dale Mortensen, Robert Shiller, and Neil Wallace.” Macroeconomic Dynamics, 17(5): 1169–1192. [cilt/sayı/sayfa kontrol edilecek]
Klein, L. R. ve Goldberger, A. S. (1955). An Econometric Model of the United States, 1929–1952. Amsterdam: North-Holland.
Leeson, R. (2000). The Eclipse of Keynesianism: The Political Economy of the Chicago Counter-Revolution. Basingstoke: Palgrave.
Lucas, R. E. (1972a). “Expectations and the Neutrality of Money.” Journal of Economic Theory, 4(2): 103–124.
Lucas, R. E. (1972b). “Econometric Testing of the Natural Rate Hypothesis.” O. Eckstein (ed.), The Econometrics of Price Determination içinde. Washington, DC: Board of Governors of the Federal Reserve System, ss. 50–59.
Lucas, R. E. (1976). “Econometric Policy Evaluation: A Critique.” Carnegie-Rochester Conference Series on Public Policy, 1: 19–46.
Lucas, R. E. (1977). “Understanding Business Cycles.” Carnegie-Rochester Conference Series on Public Policy, 5: 7–29.
Lucas, R. E. ve Sargent, T. J. (1979). “After Keynesian Macroeconomics.” Federal Reserve Bank of Minneapolis Quarterly Review, 3(2): 1–16. [sayı ve sayfa kontrol edilecek]
Marschak, J. (1953). “Economic Measurements for Policy and Prediction.” W. C. Hood ve T. C. Koopmans (ed.), Studies in Econometric Method, Cowles Commission Monograph 14 içinde. New York: Wiley, ss. 1–26.
Muth, J. F. (1960). “Optimal Properties of Exponentially Weighted Forecasts.” Journal of the American Statistical Association, 55(290): 299–306.
Muth, J. F. (1961). “Rational Expectations and the Theory of Price Movements.” Econometrica, 29(3): 315–335.
Muth, J. F. (1985). “Properties of Some Short-Run Business Forecasts.” Eastern Economic Journal, 11: 200–210.
Phelps, E. S. (1967). “Phillips Curves, Expectations of Inflation and Optimal Unemployment over Time.” Economica, 34(135): 254–281.
Phelps, E. S. (1968). “Money-Wage Dynamics and Labor-Market Equilibrium.” Journal of Political Economy, 76(4, Kısım 2): 678–711.
Phelps, E. S. vd. (1970). Microeconomic Foundations of Employment and Inflation Theory. New York: Norton.
Phillips, A. W. (1958). “The Relation between Unemployment and the Rate of Change of Money Wage Rates in the United Kingdom, 1861–1957.” Economica, 25(100): 283–299.
Sargent, T. J. (1971). “A Note on the ‘Accelerationist’ Controversy.” Journal of Money, Credit and Banking, 3(3): 721–725.
Sargent, T. J. (1996). “Expectations and the Nonneutrality of Lucas.” Journal of Monetary Economics, 37(3): 535–548. [kontrol edilecek]
Sargent, T. J. (t.y.). “Learning from Lucas.” [yayın bilgisi tamamlanacak]
Sent, E.-M. (2002). “How (Not) to Influence People: The Contrary Tale of John F. Muth.” History of Political Economy, 34(2): 291–319.
Taylor, J. B. (2001). “An Interview with Milton Friedman.” Macroeconomic Dynamics, 5(1): 101–131.
Tobin, J. (1968). “Discussion” [Cagan’ın “Theories of Mild, Continuing Inflation” başlıklı çalışması üzerine]. S. W. Rousseas (ed.), Inflation: Its Causes, Consequences and Control içinde. New York: New York University Press.
Notlar
- Özgün metin: “I regressed the length of time to rupture on the chemical composition and various other variables based on the best metallurgical theory I could find. I got an excellent correlation. … My equation predicted something like 200 hours until rupture for my constructed alloy. … Unlike in economics, we could put the prediction to a test. … And it took an hour, or maybe 2 hours, to break. It was an utter failure! That taught me that you could not depend on a narrow range of evidence using a lot of variables.” (Friedman, Taylor ile söyleşi, 2001, s. 122) ↑
- Özgün metinler: “the fact that the equations fit the data from which they were derived is a test primarily of the skill and patience of the analyst; it is not a test of the validity of the equations for any broader body of data” ve “we now know so little about the dynamic mechanisms at work that there is enormous arbitrariness in any system set down” (Friedman, 1951, ss. 108, 113). ↑
- Friedman’ın Tinbergen (1940) ve Lange (1946) eleştirileri ile Cowles seminerleri için bkz. Leeson (2000, ss. 28–34). Koopmans’ın sorusu: “But what if the investigator is honest?” (Epstein, 1987, s. 107; aktaran Leeson, 2000, s. 34). ↑
- Phillips’in (1958) çalışmasından önce gelen bu ilişki, Klein’ın Keynesyen ve klasik kuramları sınamak üzere kurduğu ücret ayarlama denkleminden türetilmişti: Klein, sıfır ücret değişiminin sıfır işsizlikle birlikte görülüp görülmediğini sınamayı amaçlıyordu. Klein–Goldberger modelinde ücret değişimi işsizliğe, gecikmeli enflasyona ve bir zaman eğilimine bağlıydı; gecikmeli enflasyonun katsayısının 0,56 olarak tahmin edilmesi, enflasyonun ücretlere yalnızca kısmen yansıdığı ve dolayısıyla uzun dönemli bir ödünleşimin bulunduğu anlamına geliyordu (Klein ve Goldberger, 1955, ss. 19, 52; aktaran De Vroey, 2016, ss. 38–39). De Vroey’nin işaret ettiği gibi Klein, gözlenen işsizliği istemsiz işsizliğin karşılığı olarak okuyordu; sonradan doğal oran olarak adlandırılacak olanı Keynesyen denge işsizliği olarak yorumlamıştı (De Vroey, 2016, ss. 39–40). ↑
- Özgün metin: “The earliest wage-price sector embodying the ‘trade-off’ is (as far as I know) in the 1955 version of the Klein-Goldberger model. It has persisted, with minimal conceptual change, into all current generation forecasting models.” (Lucas, 1976, dn. 2) ↑
- Özgün metin: “the models of the late 1960s predicted a sustained U.S. unemployment rate of 4 percent as consistent with a 4 percent annual rate of inflation. … In fact, as we know, they produced the highest unemployment rates since the 1930s. This was econometric failure on a grand scale.” (Lucas ve Sargent, 1979) ↑
- Özgün metinler: “there is always a temporary trade-off between inflation and unemployment; there is no permanent trade-off. The temporary trade-off comes not from inflation per se, but from unanticipated inflation, which generally means, from a rising rate of inflation” (Friedman, 1968, s. 11); “The ‘natural rate of unemployment,’ in other words, is the level that would be ground out by the Walrasian system of general equilibrium equations” (s. 8). Friedman temel fikirlerini bir yıl önce, 1966’da ücret-fiyat yönergeleri üzerine düzenlenen bir konferansta zaten dile getirmişti; bkz. Taylor (2001, s. 124). ↑
- Özgün metinler: “This was one of the few occasions when something was predicted in advance and confirmed later” ve “It only had that impact because of the accidental factor that you had a test right after.” (Friedman, Taylor ile söyleşi, 2001, s. 124). Phelps’in katkısı için bkz. Phelps (1967; 1968). ↑
- Özgün metin: “With zero inflationary expectations, monetary and fiscal expansions affected primarily output. The delayed effect on prices came only in the mid-sixties and built up gradually.” (Friedman, Taylor ile söyleşi, 2001, s. 106) ↑
- Bu katsayı tek başına tahmin edilemiyordu. Beklenen enflasyon doğrudan gözlenemediği için ücret denkleminde onun yerine geçmiş enflasyon oranlarının ağırlıklı toplamı kullanılıyordu; katsayının özdeşleştirilebilmesi (identification) için bu ağırlıkların toplamının da bire eşit olduğu varsayılmalıydı. Testin sonucu dolayısıyla birbirinden farklı iki “bir”e bağlıydı: beklenen enflasyonun ücretlere tam olarak yansıması ve enflasyon belirli bir düzeye yerleştiğinde beklentilerin eninde sonunda bu düzeye tam olarak yetişmesi. Bkz. Sargent (1971, ss. 721–722). ↑
- Özgün metin: “I had intended to offer this morning the prediction that sooner or later an econometric study will surely enough produce the magic number one for the price coefficient of wage change. Mr Cagan says he’s already got it, so he beat me to that.” (Tobin, 1968, s. 52; aktaran Leeson, 2000, s. 8) ↑
- Özgün metin: “A lot of people tested—so-called—Friedman and Phelps ideas, and they all rejected it. So did we. This is just a fact of the data, if this was your test.” (Lucas, Hoover ve Young, 2013) ↑
- Özgün metinler: “Inflation equations were an Achilles’ heel in many econometric models during the late 1960s. The acceleration of inflation was underpredicted consistently and was explained only after it had occurred. The most important cause of weakness was the low variance of the rate of inflation in the pre-1966 period, which disguised the full impact on wages of a sustained period of substantial inflation” (Gordon, 1972, s. 386); “the best-fitting coefficient sum rises from 0.4 in the early period to almost 0.8 in the last period” (s. 403); “the elasticity of wage change to the expected rate of inflation is a positive function of the expected rate of inflation itself” (s. 405). Katsayının bire ulaştığı düzey için bkz. s. 406. ↑
- Özgün metinler: “I think the most important single thing is the tendency for expectations to be backward looking and to be adjusted slowly so that it takes time before any expectation is altered by the impact of an event”; “I have no basic disagreement with rational expectations. The question is, ‘how do you form your rational expectations.’”; “the notion of ‘correct rational expectations’ is a notion I find very hard to give much content to. … They base it on past experiences; there is always going to be a lag in expectations catching up”; “But as for rational expectations, I think you have to give Bob Lucas a lot of credit for that.” (Friedman, Taylor ile söyleşi, 2001, ss. 125–126) ↑
- Özgün metinler: “The objective of this paper is to outline a theory of expectations and to show that the implications are—as a first approximation—consistent with the relevant data” (Muth, 1961, s. 316); “The only real test, however, is whether theories involving rationality explain observed phenomena any better than alternative theories” (s. 330). Muth’un özgün ifadesiyle beklenti formülleri hakkında: “To make dynamic economic models complete, various expectations formulas have been used. There is, however, little evidence to suggest that the presumed relations bear a resemblance to the way the economy works” (s. 315). ↑
- Özgün metinler: “expectations, since they are informed predictions of future events, are essentially the same as the predictions of the relevant economic theory”; “Our hypothesis is based on exactly the opposite point of view: that dynamic economic models do not assume enough rationality” (Muth, 1961, s. 316); “it is often necessary to make sensible predictions about the way expectations would change when either the amount of available information or the structure of the system is changed. (This point is similar to the reason we are curious about demand functions, consumption functions, and the like, instead of only the reduced form ‘predictors’ in a simultaneous equation system.)” (ss. 315–316). Muth ayrıca beklenti yerine yanlış değişken kullanıldığında parametre tahminlerinin “ciddi biçimde sıfıra doğru yanlı” olacağı uyarısını da yapıyordu: “parameter estimates are likely to be seriously biased towards zero if the wrong variable is used as the expectation” (s. 316). ↑
- Özgün metin: “For much more sizable changes, such as those experienced in South American countries, the whole adjustment process is greatly speeded up” (Friedman, 1968, s. 11). Uyarlanan beklenti formülünün hangi koşullarda optimal olduğu ve ağırlıklarının şokların kalıcılığına bağlılığı için bkz. Muth (1960). ↑
- Fikrin makroya aktarımı doğrudan olmadı. Muth hipotezini tek bir piyasa için geliştirmiş ve makroekonomik uygulamasını hiçbir zaman benimsememişti. Yıllar sonra Lucas fikri makroda denemek istediğini söylediğinde bunu “aptalca bir fikir” bulduğunu anlatacaktı. Yıllar sonra firmaların bireysel tahmin verileri üzerinde yaptığı sınamada ise hipotezin olgularla uyuşmadığı sonucuna varmıştı. İki sonuç bir arada geçerli olabilirdi: 1961’de piyasa düzeyindeki sonuçlarla sınanan hipotez, firmaların tahminleri doğrudan sınandığında tutmuyordu; beklentiler piyasa genelinde ortalamada rasyonel görünürken tek tek firmalar düzeyinde rasyonel olmayabiliyordu. Muth’a göre 1961 makalesi zaten, optimizasyona dayalı son derece rasyonel karar alma davranışının naif beklenti varsayımlarıyla bir arada kullanılmasına bir tepkiydi ve “oldukça yaygın biçimde yanlış yorumlanmıştı”. Fikir, Lucas öncesinde makroiktisatta tamamen göz ardı edilmiş de değildi; örneğin Arrow (1962), yaparak öğrenme (learning by doing) üzerine çalışmasında ona bir bölüm ayırmıştı. Özgün metinler: “As a matter of fact I thought it was a dumb idea” (Muth’la söyleşi, 12 Ağustos 1999; aktaran Sent, 2002, dn. 34); “the rational [expectations] hypothesis is not in agreement with the facts about forecasts of demand and production” (Muth, 1985, s. 202; aktaran Sent, 2002); “My original paper was largely a reaction against very naïve expectations hypotheses juxtaposed with highly rational decision-making behavior and seems to have been rather widely misinterpreted” (Muth’tan Lovell’a mektup, 2 Ekim 1984; aktaran Hoover ve Young, 2013). Ayrıntılı bir değerlendirme için bkz. Sent (2002). ↑
- Muth’ta tahmin edilen, tek bir piyasadaki tek bir malın fiyatıydı ve beklentilerin bağlı olduğu yapı o piyasanın arz ve talep eğrileriydi. Lucas’ta ise tahmin edilen genel fiyat olup genel fiyat düzeyi para arzına bağlı olduğundan, beklentilerin bağlı olduğu yapı artık para otoritesinin politika kuralını da içeriyordu. Politika kuralı değiştiğinde beklentiler, dolayısıyla davranış da değişecekti. Sargent, Lucas’ın 1972 tarihli makalesini devrimin “amiral gemisi” olarak nitelendirir. Özgün metin: “Many of us regard Lucas’s 1972 Journal of Economic Theory paper as the flagship of the Revolution” (Sargent, 1996, s. 537; aktaran De Vroey, 2016, s. 186). ↑
- Özgün metin: “In referring to those who built in part on Tinbergen’s work as ‘Keynesian’ I am, then, contributing to the continuation of an historical injustice.” (Lucas, 1977, s. 10) ↑
- Özgün metin: “A rational expectations model is a joint probability distribution over a vector sequence of observable variables indexed by free parameters that restrict the preferences, technologies, information flows, and government policies confronting the people who live inside the model.” (Sargent, “Learning from Lucas”) ↑
- Özgün metinler: “Keynes described a model in which rules of thumb, such as the consumption function and liquidity preference schedule, took the place of decision functions that a classical economist would insist be derived from the theory of choice” ve “The failure of existing models to derive restrictions on expectations from any first principles grounded in economic theory is a symptom of a deeper and more general failure to derive behavioral relationships from any consistently posed dynamic optimization problems.” (Lucas ve Sargent, 1979) ↑
- Özgün metinler: “Early rational expectations models markedly reduced the dimensions of spaces of free parameters by eliminating all free parameters indexing peoples’ expectations of future variables” ve “Peoples’ personal conditional probability distributions over variables that they have an incentive to forecast are the outcomes and not the inputs of a rational expectations model” (Sargent, “Learning from Lucas”). ↑
- Muth 1961 çalışmasında beklentiler için herhangi bir denklem tanımlamadan, bir sonraki dönemin öngörülen fiyat seviyesini, modelin çözdüğü mevcut fiyat seviyesinin matematiksel beklentisi olarak almayı beklentilerin ‘rasyonel’ olması olarak tanımlıyordu. Hem mevcut fiyat hem de beklenen fiyat seviyesi artık dengede eşzamanlı çözülen birer içsel değişken haline geliyor, bu da matematiksel anlamda sistemik hatayı imkansız kılarak, beklentilerin rasyonel olması tanımını mantıksal olarak tutarlı fakat pratik anlamda çok sıkı bir kurala bağlamış oluyordu. ↑
- Özgün metinler: “given that the structure of an econometric model consists of optimal decision rules of economic agents, and that optimal decision rules vary systematically with changes in the structure of series relevant to the decision maker, it follows that any change in policy will systematically alter the structure of econometric models”; “the criticisms I shall raise against currently popular applications of econometric theory have, for the most part, been anticipated by the major original contributors to that theory” (dn. 3: “See in particular Marschak’s discussion in [25]”); “econometric Phillips curves roughly forecast the initial phase of the current inflation, but not the ‘adverse’ shift in the curve to which that inflation led.” (Lucas, 1976). Marschak’ın çalışması: Marschak (1953). ↑
- Bkz. bu serinin birinci, ikinci (dn. 3) ve üçüncü yazıları; Frisch (1938) ve Haavelmo (1944, ss. 27–28). İkinci yazımızda da belirttiğimiz gibi Frisch’in otonom ilişki kavramı, çok sonra ‘Lucas Kritiği’ olarak literatüre girecek ilkeyi farklı bir bağlamda dile getiriyordu. ↑
- De Vroey’nin belirttiği gibi Lucas’ın iş çevrimi çalışmaları başlangıçta “ikinci kuşak monetarizm” (monetarism mark II) olarak adlandırılmıştı; bu adlandırma Lucas ile Friedman arasındaki amaç benzerliğini öne çıkarırken aralarındaki derin yöntemsel kopuşu gizliyordu ve kısa sürede yerini “rasyonel beklentiler okulu” ve “yeni klasik okul” adlarına bıraktı (De Vroey, 2016, s. 151). ↑
- Özgün metinler: “Equation 3 if taken seriously promises unlimited real output gains from a well-chosen inflationary policy” ve “the hypothesis that agents form expectations adaptively (with adjustment parameters fixed) does not lead to the hypothesis of a natural rate of output. On the contrary, the two hypotheses are mutually contradictory” (Lucas, 1972b). ↑
- Rasyonel beklentilerin aştığı bu çıkmaz aslen yeni bir çıkmaza yol açıyor, yani veride gözlemlenen ve herkesçe kabul gören kısa dönemli ödünleşmenin de mümkün olmadığı sonucunu ortaya koyuyordu. Bunun kuramsal çözümü ise sonraki yıllarda Lucas tarafından ‘Lucas ada modeli’ ile geliyor, enformasyon problemi kaynaklı piyasa eksiklikleri altında ödünleşmenin kısa dönemde mümkün fakat uzun dönemde kalıcı olmayacağı gösteriliyordu. ↑
- Özgün metinler: “And I had a Phillips curve. Leonard Rapping and I worked out a model which we got a Phillips curve out of”; “We read Friedman’s paper, which seemed to us right—it was just a conflict”; “changing from adaptive expectations, which Rapping and I had used, to rational expectations did the trick and gave new life to the Friedman–Phelps argument.” (Lucas, Hoover ve Young, 2013) ↑
- Bkz. Phelps vd. (1970) ve Lucas (1972a). ↑
Yazar, yapay zekâ araçlarını yukarıda belirttiği kapsamda bilimsel yayın etiğine bağlı kalarak kullandığını beyan etmektedir. Yapay zekâ desteğiyle üretilen içeriklerin tüm sorumluluğu yazara aittir.
