Takip et

Üniversitelerin Katmanları, Kampüsün İçinden ve Dışından Mücadele Olanakları

YazarAylin Topal

28 Mayıs, 2026 ,
🎧 Dinle
DOI:10.5281/zenodo.20415102 Atıf Yap ✅ Kopyalandı! Kopyala ✅ Kopyalandı!

Üniversitelerin tarihi ve işlevi üzerine katmanlı bir analiz yapmak özellikle son dönemdeki dönüşümünü anlamak için çok önemli. Bu yazıda kampüsün içinden ve dışından mücadele dinamiklerini değerlendireceğim. Yazının sonunda tüm okurları bu yaz planlarını kesinleştirmeden önce Foça Bilimler Köyünün etkinliklerini incelemeye davet edeceğim.

İnsanın doğaya ve içinde yaşadıkları topluma dair zihinsel çalışmalar, denemeler, deneyler yapması, ortaya çıkan bulguları hayatı kolaylaştıracak, iyileştirecek yönde kullanması en az yazılı tarih kadar eskidir. 2500 yıllık yazılı külliyatın bir o kadar yıl daha geri giden bilgi birikimini kayıt altına aldığını iddia edebiliriz. Bilgi bilim, yani scientia dünyevi bilgi üretme çabasıdır. Bilmenin farklı yolları tartışması devam ederken, bilginin her zaman her yerde geçerli olan evrensellik iddiası üzerine kurulması fikri hâkim oldu. Burada dünyevi derken sınırsız bir uzamdan, ucu açık bir gökyüzünden, kâinattan bahsediyoruz. Sınırsız, sonsuz bir mekân evren yani university. Bu sınırsızlık fikri korkutucu gelebilirdi. Ama gelmedi. Uçsuz bucaksız evrenin bilinebilir, keşfedilebilir olduğu iddiası üzerine kuruldu.

Keşifler ve ilerleme fikriyle Batının coğrafi olarak dünya üzerinde egemenlik kurma hedefleriyle de yoğruldu. Bilimsel bilginin meşruluğu öyle güçlüydü ki, 18. yüzyıla gelindiğinde artık modern devletlerin kararlarına bilimsel temel sağlayacak bilgi birikimine ihtiyaç duyulmuştu. İşte 19. yüzyılın başlarında ölmeye yüz tutmuş bu kuruma yeniden can verildi. Ancak önemli bir farkla: bir yandan disipliner düşünce mekaniği ile analitik olarak bölünmüş çalışma alanları tanımlanırken, diğer yandan gerçek ontolojik olarak parçalandı, kompartmanlara bölündü ve korkarım çeşitli körlükler kurumsallaştırıldı. Modern üniversite ile birlikte fakülteler, disiplinler, uzmanlık alanları ve meslekler tanımlanırken, üniversite büyük ölçüde bugün bildiğimiz haliyle kurumsallaştı. Son olarak, sosyal ve beşerî bilimler alanlarının tanımlanmasıyla üniversite bugün bildiğimiz halini aldı.

Bir bakıma doğa bilimleri üniversiteye gerek duymadı, devletler tarih bölümlerine, filoloji bölümlerine, edebiyat ve sosyal fizik yani sosyoloji bölümlerine ihtiyaç duydu. Kısaca ve kabaca özetlersek Antik Çağdan bu yana var olsa da uzmanlığa dayanan otorite “argumentum ad auctoritate” modernitenin bir ihtiyacı. Hadi adını koyalım sömürgeciliğin, kapitalizmin bir ihtiyacı. Öyleyse üniversiteyi kapitalizmden ayrı düşünemeyiz. İşte üniversitenin katmanlarının en derininde yatan gerçeklik budur. Peki bu gerçek katmanı, üniversiteye dair ne tür eğilimler ve potansiyeller barındırır.

Üniversitenin sahip olduğu eğilim ve potansiyelleri devletle ve piyasayla ilişkisi üzerinden analiz edebiliriz. Burada Marksist devlet kuramı tartışmalarından “görece özerklik” kavramını ödünç alabiliriz. Kavram “devletin sermayenin doğrudan kontrolünden” özerk bir kurum, bir alan olduğunu ifade eder. Kimi zaman egemen sınıfların lehine çalışsa bile devlet, egemen sınıf ilişkilerini yeniden üreten bir yapının ürünüdür. Bu nedenle bu özerklik mutlak değil, görelidir. Dolayısıyla devlet ve piyasa arasında içsel bir belirlenim ilişkisi vardır. Görelilik devletin özerkliğine bir koşul koyar. Yani, kapitalist üretim ilişkileri sınıf mücadeleleri dolayımıyla devleti belirler. Toplumsal mücadeleler güçlü olduğu ölçüde, o tarihsel momentlerde devlet egemen sınıfların piyasadan kaynaklı iktidarından özerk kalabilir. Piyasaların düzlemi sermaye lehine eğimli olduğu için, mücadele her zaman güçlü olmak zorundadır.

Şimdi bu kavramsal çerçeveyi üniversitenin görece özerkliğine uyarlayalım. Üniversiteler, devletlerin ve piyasaların doğrudan kontrolünden özerk bir kurum, bir alandır. Kimi zaman hükümetlerin, şirketlerin lehine çalışabilse bile onları da yeniden üreten bir yapının bir ürünüdür. Bu nedenle üniversitenin özerkliği mutlak değil, göreli bir özerkliktir. Piyasalar ve devletler arasında bir belirlenim ilişkisi vardır. Üniversite ve devlet/piyasalar arasındaki ilişkinin niteliği kampüs içinden ve dışından bilgi üretimi üzerine yapılan mücadeleler dolayımı ile belirlenir. Bu mücadeleler ise toplumsal ilişkilerin, mücadele dinamiklerinin türevidir. Yani üniversite üzerindeki devlet-piyasa kıskacının ne denli sıkı olacağını toplumsal mücadeleler belirler. Gerçek katmanından aktüel katmanına geçerken yanımıza almamız gereken cümle şu: demokrasi mücadelesi ne kadar güçlüyse üniversite o denli devletten ve piyasadan özerk olabilir. Özerk oldukça da özgürleştirici olabilir.

Gelelim neoliberal dönemde üniversitenin aktüel katmanına. Son yarım yüzyıldır toplumsal mücadelelerin bastırıldığı, örgütlülüğün politik ve yasal zeminini kaybettiği bir uğraktayız. Sendikaların, parlamento içi veya dışı toplumsal muhalefetin önceki dönemlere görece mevzi kaybettiği bir dönemdeyiz. İşte muhalefetin, mücadelenin mevzi kaybetmesi üniversitenin devletten ve piyasadan özerkliğini de önceki dönemlere kıyasla görece kaybetmesi anlamına geldi. Bilgi iktidarın hammaddesi, üniversiteler bilginin pazarlandığı fuar alanları oldu. Üniversite sıralamaları devletlerin ve piyasaların işine yarayan, üniversitelerin ürettiği bilginin nicel ifadesi haline geldi. Projelerin, araştırmaların çerçevesini kendi amaçları doğrultusunda belirleyen fon kuruluşları üniversitelerdeki bilgi üretimini “işe yarayan” ve “yaramayan” olarak tasnif eder hale geldiler. Akademisyenler performans kriterlerine göre mükafatlandırılır veya cezalandırılır hale geldiler. Müfredat piyasanın, savaş sanayiinin, devletin işleyişine uyumlu hale getirildi. Üniversite eğitimi felsefesi şüpheciliği, eleştirel düşünceyi besleyen değil, bir sertifika programı ve iş edindirme kurumu olarak görülmeye başladı. Her disiplindeki muteber akademisyen profili ona göre değişti.

Ve gelelim görgül katmana. Üniversitenin hâkim kurumsal yapısının getirdiği daralma, sığlaşma aslında bir bakıma gerçeklikten kopma hali yaratıyor. İronik ama hiper-uzmanlaşmayla birlikte bilim topluma ulaşamaz hale geliyor. Bir kişi bir makale yazıyor, dünya üzerinde yalnızca üç kişi de onun değerini anlayabiliyor. Bana öyle geliyor ki akademisyen dünyaya, dünya bilime yabancılaşıyor. Hep beraber ufak ufak yabancılaşıyoruz bilgiye, bilimlere. Bilgi alınıp satılan bir mal, bilgi üreten üniversiteler ticarethaneler haline geliyor. Bu değersizleşme sonucunda üniversite öğrencisi, öğretim üyesi, idari personeli ne yapar diye hiç düşünülmeden bir kalemde kapatılabilen kurumlar haline getiriliyor. Bilimler gayrı demokratikleştikçe, birisi dünya düzdür, iklim krizi uydurmadır diyor, diğeri evrimin lise müfredatından çıkarılmasını önemsemiyor, öteki aşı karşıtı oluyor.

Ne yapmalı? Kampüsün içinde ve dışında demokratik ve özgürleştirici bilimlerin alanlarını korumalı ve yeni alanlar açmalı. Kampüslerde disiplinler üstü etkinlikler düzenlemeye ağırlık verilmeli. Bugün dünyanın karşı karşıya olduğu iklim krizleri, enerji krizleri, göç, yoksulluk gibi tüm sorunlar bilimlerin birikimlerinin demokratik bir düzlemde bir araya gelmesiyle anlaşılabilir. Ve dünyayı değiştirmeye de buradan başlanır.

Üniversite kampüsleri bu yüzden bu konuları bütünlüklü bir şekilde tartışmak için önemini koruyor. Fakat ne yazık ki üniversitelerin son dönemlerdeki dönüşümü bu tartışmaların yapılabileceği sosyal zeminlerin de gitgide aşınmasına yol açtı. Bu açıdan kampüslerin dışına taşarak kamusal yarar adına kolektif tartışma ruhunu canlandırmaya çalışan girişimlerin önemi artıyor. Örneğin Foça’daki Bilimler Köyü bu açıdan özel bir yere sahip. Bilimler Köyü ve benzer diğer projeleri yalnızca üniversitelere alternatifler geliştirmek olarak değerlendirmemek gerekir. Bilginin, öğrenmenin yeni yolları, öteki müfredatlar buralarda yeşerip, filizlenip eninde sonunda üniversite duvarlarından, kampüs nizamiyelerinden içeri girecek. Özgürleştirici bilimsel üretim alanları üniversitenin hem içinde hem de dışında eş zamanlı kurulmalı. Bilimsel üretimin ve paylaşımın tekrar kolektif bir nitelik kazanması amacına yönelik mütevazı ama anlamlı girişimlerden biri olarak Bilimler Köyü bu yüzden özel bir anlam taşıyor. Bu yaz Bilimler Köyü’nde düzenlenecek programları Katman okurlarına tavsiye ediyorum. Bilgi ve kayıt için: bilimler.org.

Önerilen Alıntı: Alıntıyı Kopyala
Aylin Topal (2026). Üniversitelerin Katmanları, Kampüsün İçinden ve Dışından Mücadele Olanakları. Katman Portal. https://katmanportal.com/doi/10.5281/zenodo.20415102

  • ODTÜ Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi bölümünde öğretim üyesidir. Aynı zamanda ODTÜ Latin ve Kuzey Amerika Çalışmaları Anabilim dalı başkanıdır. Lisans derecesini ODTÜ, yüksek lisans derecesini ise Bilkent Üniversitesi’nde aldıktan sonra doktorasını New School for Social Research’de tamamladı. Pittsburgh, Harvard ve Oxford Üniversitelerinde ziyaretçi öğretim üyesi olarak bulundu. Kırsal ve bölgesel kalkınma, toplumsal hareketler, tarım-gıda politikaları ve iklim krizi konularında Türkiye’de ve Latin Amerika ülkelerinde çalışmalar yürütmektedir. Türk Sosyal Bilimler Derneği Genel Sekreteri, Foça Bilimler Köyü Akademik Kurulu Üyesi, Praksis ve Critical Sociology dergilerinde editörler kurulu üyesidir.

    Diğer Yazıları