Kamuoyunda yakın zamanda çocukların katili olduğu vakalarda sosyal medyada en çok tartışılan cinayeti işleyen zanlı çocukların tavırlarıydı. Neden bu vakalarda suçu işleyen çocuklar beklediğimiz gibi davranmadı? Peki biz neden böyle bir beklentiye sahiptik? Bu yazım bu iki sorunun cevabı üzerine olacak.
Kamuoyunda yakın zamanda çocukların katili olduğu vakalarda sosyal medyada en çok tartışılan cinayeti işleyen zanlı çocukların tavırlarıydı. Mahkemedeki tavırları ve duruşu, hapishanede çekilen fotoğrafları ve arkadaşlarına yazdığı mektuplar çocukların işledikleri cinayetlerden dolayı vicdan azabı duymadıklarını hatta pişmanlık duygusu bile hissetmedikleri, hapishanede bile olsa hayatlarını mutlu bir şekilde sürdürdükleri izlenimi yaratmıştı birçok insanda. Bu tartışmayı gördüğümde ilk tepkim ne bekliyorduk diye sormak olmuştu. Yaşıtlarını öldüren çocukların sonrasında bu yaptığından pişman olmasını mı bekliyorduk? Öyleyse neden bu vakalarda suçu işleyen çocuklar beklediğimiz gibi davranmadı? Peki biz neden böyle bir beklentiye sahiptik ve cinayetleri işleyen çocukların pişmanlık göstermemesi bizi neden bu kadar etkiledi? Bu yazım bu sorular üzerine olacak.
Suç, en genel anlamıyla, bir toplumun koyduğu kurallara aykırı olan davranışlara denir (Douglass, 2013). En klasik suçlar şiddet odaklı suçlar olan cinayet, yaralama tipi eylemler ile, mal varlığına yönelik suçlar olan hırsızlık, başkasının malına zarar verme tipi suçlardır. Bu tür suçlar genellikle başka bir insana karşı işlenir, dolayısıyla bir kurban içerir. Ancak bir insanın belki kendisi hariç kimseye zarar vermeden işleyebileceği suçlar da vardır. Yasadışı uyuşturucu kullanmak bu tür suçlardan biridir. Bir önceki yazımda da belirttiğim gibi, ana akım iktisat kuramı suçun ve suç işleme kararının bireysel olduğunu varsayar. Bireyler kendi kişisel tercihlerini ve toplumsal koşulları dikkate alarak suç işlemeye veya işlememeye karar verirler (Becker, 1974). İşlenecek suçun bedeli eğer yüksekse, bu durumda suç işlememeyi tercih ederler. Kişisel olarak işleyeceği suçtan büyük bir fayda sağlayacak veya zevk alacak bir insanı vazgeçirmek için o kişinin ödemesi gereken bedel daha fazla olmalıdır. İçgüdüleri, karakteri veya yaşam tarzı tarafından suç işlemeye daha fazla yönlendirilen, ortalama insanlarla kıyaslandığında suça eğilimli insanlar deriz.
Suça eğilimli insanlar topluma ne şekilde dağılmıştır? Hastanede çalışan doktorların, avukatların, mimarların, iş insanlarının arasından bu tür insanlar çıkabilir mi? Çıkabilir. Ancak genel olarak bu insanların arasından çıkacak suça eğilimli insanların istisna olduğunu düşünürüz. “Suç”u toplumun koyduğu kurallara aykırı davranma olarak tanımlamıştık. Suça eğilim de toplum ile uyumsuzluk demektir. Mesleğinde başarılı, ortalama bir ailesi olan bir doktorun, avukatın, mimarın ve iş insanının topluma uyum sağlamış olmasını bekleriz. Toplumun koyduğu kuralları çiğneme ihtimali en yüksek olan kesimin ise topluma ekonomik olarak da tam anlamıyla katılamamış, ancak sınırda katılım gösterebilen insanlar olmasını bekleriz. Düzenli bir işi olmayan, zaman zaman işsiz kalan, yaşadığı ev, sürdürdüğü yaşam toplumsal sınırların altında olan insanlar bu gruptadır (Alexander, 2010).
Bu gruptaki insanlara 20. yüzyılda “alt sınıf” tanımı getirildi ki (Bulmer, 2022). Bu Adam Smith, Marks gibi iktisatçıların yaptığı işçi, sermayedar sınıfları tanımından farklı bir tanımdı. Yukarıda yaptığım tanımı tekrarlarsam, alt sınıf toplumsal yaşama her bakımdan ancak sınırda katılabilen insanların bulunduğu toplumsal gruptur. Bu gruptaki insanlar toplumsal kurallara uymaması en çok beklenen insanlardır (Cantekin, 2018). Klasik suçlardan dolayı yargılanıp cezalandırılan insanlar büyük çoğunlukla alt sınıfın içinden çıkar. Bunun nedeni kısmen bu sınıfın daha fazla gözetlenmesidir. Alt sınıftan insanların yaşadığı mahallelerde genellikle daha çok polis olur ve alt sınıftan olduğu düşünülen insanların polis tarafından durdurulma ihtimali daha fazladır. O nedenle uyuşturucu kullanan bir alt sınıf üyesinin polise yakalanma ihtimali uyuşturucu kullanan bir avukata göre daha fazladır. Ancak bu durumdan bağımsız olarak altsınıftan olmanın da ortalama bir insanın suç işleme eğilimini artırması beklenir. Toplumun ortalama bir üyesi içinde yaşadığı toplum ile bağ kurmuş bir bireydir. Toplumsal kurallara uyulması gerektiğini içselleştirmiştir. Toplumun içinde bir saygınlığı vardır. Suç işlemenin bu saygınlığa zarar vereceğini bilir. Alt sınıfta yer alan insanlar toplumun genelinden ayrılmıştır. Onlarla aynı ortamda yer almazlar. Aynı toplumsal kurallara o derece bağlılık hissetmek için nedenleri daha zayıftır. Hele toplumun geri kalanı zaten suç işlemeden onları potansiyel bir suçlu olarak görüyorsa, hiç suç işlememiş bir alt sınıf üyesinin bile toplumun genelinde kaybedecek bir saygınlığının olmama ihtimali yüksektir. Hatta alt sınıf üyelerinin kendi aralarında suçun o kadar da kabul edilmez sayılmadığı yeni bir altkültürün gelişme ihtimali vardır. Kimi zaman toplumun kimi alt sınıf üyelerine suç işlemeden var olma imkânı vermediğinin de altın çizmek lazım (Aykanian 2019). Örneğin, ABD’de kimi şehirlerde parklarda uyumak suçtur. Böyle bir şehirde yaşayan evsiz, parası olmayan bir insan için eğer şehirde parasız kalacağı bir yer yoksa gece suç işlemeden uyumak mümkün değildir.
Suç ve ceza denkleminin öbür ucunda orta sınıf olarak tanımlanan sınıf vardır. Her ne kadar bu sınıfın yanı sıra toplumu yönlendirecek siyasi veya politik güce sahip olan bir üst sınıfın varlığından da söz edebilsek de zaman zaman orta sınıf toplumun geri kalanı olarak görülür. Bu insanlar o toplumun içine dahil olmuş üretken, toplumsal kurallara uyan klasik üyelerin içinde bulunduğu grubu oluşturur. Toplumsal kararlar doğrudan bu sınıf tarafından alınmasa da bu sınıfın düşüncelerinin dikkate alınması ve gerekirse ikna edilmesi gerekir (Steams, 1979). Orta sınıf alt sınıfa iki farklı şekilde yaklaşabilir. Aslında kendileri gibi olabilecekken şu ya da bu nedenle topluma tam olarak uyum sağlayamamış bu nedenle yardım edilmesi gereken insanlar, ya da toplumun geri kalanına yabancı ve toplumun geneli ile asla uyum sağlayamayacak olan bir kesim. İlk yaklaşım insanları onlara olanaklar sağlayarak ve eğitim yoluyla dönüştürmeyi amaçlar. İkinci anlayış yaygınlaştığında, genellikle alt sınıfı oluşturan insanların kişisel özelliklerinin asla değişmeyeceği ve bu insanları suç işlemekten ancak alacakları ağır cezaların alıkoyabileceği anlayışı üzerine kuruludur. Bu durumda tek yol davranışlarının ekonomik sonuçlarını yaşatarak, gerektiğinde onları cezalandırarak onlara içinde bulundukları toplumun kurallarına saygı duymaları gerektiğini göstermektir. İlk yazıda da bahsettiğim “Kırık Camlar Hipotezi”, küçük suçların bile sert bir şekilde cezalandırılmamasının insanlarda suçun cezasız kaldığı algısının oluşmasına ve bu algının giderek daha büyük suçların işlenmesine yol açacağını savunan hipotez, bu anlayışın ürünüdür (Wilson, 1982). Camı kıran çocuklar suçları cezasız kaldıkça daha büyük suçlar işleme eğiliminde olurlar. Bu anlayışın yaygınlaşması kendini birçok farklı yolla gösterir. Cezaların artması, cezaevi koşullarının kötüleşmesi veya mahkemelerin daha az kanıtla da sanık aleyhine hüküm vermeye başlaması bu yollardan birkaçıdır.
Suç ve ceza en genel ve kitlesel anlamıyla alt sınıf ile orta sınıfın arasındaki eşitsizlik tarafından üretilir ve bu iki grubun birbirleri ile çatışma biçimidir. Bu iki grup arasındaki eşitsizlik arttıkça alt sınıfın kurallara olan bağlılığının azalması, orta sınıfın da alt sınıftan yabancılaşıp bu sınıfın suç eğiliminden ancak daha sert cezalarla karşılaştıklarında vazgeçeceğine inanması beklenir (Cantekin, 2018). Yoksullaşma da orta sınıfın ve alt sınıfın birbirlerine tahammüllerini azaltır; bir grupta suç eğiliminin, diğerinde cezalara talebin artmasına neden olur. Bunun yanı sıra orta sınıf alt sınıfla arasındaki belli bir süre için devam etmiş eşitsizliği olması gereken hakkaniyetli bir durum olarak görmeye başlar. Örneğin, mühendisler fabrika işçilerine göre üç kat maaş almalarını hakkaniyetli bir durum olarak görür. Toplum yoksullaşırken, zaten düşük gelirli olan kesimin gelirinin düşme potansiyeli daha az olduğundan, orta gelirli çalışanların maaşları düşük gelirli çalışanların maaşlarına yaklaşır. Bu, orta sınıf tarafından aslında iki kesim de yoksullaşıyor olsa bile alt sınıfın hak ettiği konumdan daha fazlasına sahip olduğu izlenimi yaratabilir. Dolayısı ile alt sınıfa tepkisi ve hukuk sisteminin bu sınıfı daha sert cezalandırılmasına talebi artabilir.
Aslında kaderleri büyük oranda birbirine bağlı, ancak birbirine yabancılaşmış, birbiriyle iletişim kurmakta güçlük çeken iki insan grubu: orta sınıf ve alt sınıf. Suç ve ceza onların birbiriyle mücadele etme yollarından birisi. Aslında kontrolün kendisinde olduğunu hissetse de, aslında orta sınıf da bu çatışmadan kârlı çıkmıyor. En büyük zararı ise alt sınıf çekiyor. Bu çatışmanın en büyük zararı ise toplumsal sorunları çözmek için kurmaları gereken diyalogu kurmalarını önlemesi. Üstelik de bu iki sınıf, dünyada son gelişmeler sonrasında ekonomik alan başta olmak üzere her açıdan giderek daha yakınlaşıyor. Suç ve ceza sarmalının yarattığı yabancılaşma diyalog kurulmasını daha zor hale getiriyor.
Bu nedenle ağır suçlara karışan kişilerin pişmanlık duymasını, mağdur yakınlarından ve toplumdan açık biçimde af dilemesini bekliyoruz. Fakat ceza, pişmanlık ve toplumsal onarım arasındaki ilişki kendiliğinden kurulmaz. Bazı kişiler, kendilerini zaten dışlandıklarını düşündükleri bir toplumsal dünyanın parçası olarak görmeyebilir. Bu durumda cezayı çekmek, sorumluluğu içselleştirmek ya da mağdur yakınları karşısında ahlaki bir hesaplaşmaya girmek anlamına gelmeyebilir. Daha ağır cezalar ya da daha kötü cezaevi koşulları bu tür durumlarda gerçekten pişmanlık ve sorumluluk duygusu yaratır mı? Yoksa toplumsal kopuşu daha da mı derinleştirir? Bu soruyu burada ucu açık bırakıyorum.
Kaynakça
Alexander, M. (2010). The new Jim Crow: Mass incarceration in the age of colorblindness. New York: The New Press.
Aykanian, A., & Fogel, S. J. (2019). The criminalization of homelessness. In Homelessness prevention and intervention in social work: Policies, programs, and practices (pp. 185-205). Cham: Springer International Publishing.
Becker, G. S., & Landes, W. M. (Eds.). (1974). Essays in the Economics of Crime and Punishment. National Bureau of Economic Research.
Bulmer, M. (2022). The underclass, empowerment and public policy. In The goals of social policy (pp. 245-257). Routledge.
Cantekin, K. (2018). Crime and Punishment: Effects of the Labor Market on Incarceration in the United States (Doctoral dissertation, The University of Utah).
Douglas, J. E., Burgess, A. W., Burgess, A. G., & Ressler, R. K. (2013). Crime classification manual: A standard system for investigating and classifying violent crime. John Wiley & Sons.
Stearns, P. N. (1979). The middle class: toward a precise definition. Comparative studies in society and history, 21(3), 377-396.
Wilson, James Q.; Kelling, George L. (March 1982). “Broken Windows”. www.theatlantic.com
