Takip et

Altın Üzerine Sorgulamalar (VII): Altın Fiyatı, Jeopolitik, Faizler, Kurlar

🎧 Dinle
DOI:10.5281/zenodo.22391381 Atıf Yap ✅ Kopyalandı! Kopyala ✅ Kopyalandı!

Altın fiyatı gerçekten jeopolitik gerilimleri, faiz gelişmelerini, doların çöküşünü mü fiyatlıyor? Finans medyasının popüler ezberlerini test ediyor; faiz, dolar ve savaşların altınla olan dönemsel ve rejim bağımlı karmaşık ilişkisini sorguluyoruz.

Önceki yazıda altın fiyatının nasıl belirlendiğini anlamak için bir çerçeve kurduk ve bu çerçevenin en başına koyduğumuz tarihsel faktörlerin, altının demonetizasyonu ile sermaye hareketliliğinin, ehemmiyetini tartıştık. Bu bölümde, beş öğeden oluşan çerçevenin son iki maddesine, yani altın fiyatı belirlenimi için daha az önemli olduğunu düşündüğümüz faktörlere dönelim ve niye daha az önemli olduklarını da açarak biraz temizlik yapalım. (4) numaralı faktöre makro-finansal döngü faktörü demiştik ve iş çevrimi ile finansal çevrimin durumu, ABD dolarının değeri, ABD tahvil faizleri, piyasaların risk iştahı vb. faktörleri kastettiğimiz vurgulamıştık. (5) numaralı faktöre ise spekülatif pozisyonlanmaları değiştirebilecek genel anlamda haber etkileri olarak tanımlayabileceğimiz gelişmeler (jeopolitik gelişmeler, altın madenciliği yapılan veya uluslararası altın piyasasının merkezi olan ülkelerdeki olaylar vb.) demiştik. Özlü bir değerlendirme olması açısından aşağıda jeopolitik, faiz ve ABD dolarının değerine üzerine yoğunlaşıyoruz. Yanına da arz tarafındaki gelişmeler üzerine kısa bir tartışma yapıyoruz.

Jeopolitik ve altın

Haber etkileriyle ve özellikle jeopolitik gerilimlerle altın fiyatı arasındaki ilişki en sık duyduğumuz ezberlerden; bir şekilde yerleşmiş, kanıksanmış. Sanılmasın ki sadece meslekten olmayanlar, “jeopolitik gerilim eşittir altın fiyatı artar” ezberine sarılıyor, her zaman her yerde politika yapıcılar için de büyük anlatıların kenarına iliştirilebilir serin bir hikâye. Nasılsa kimse sorgulamıyor?

Bu yazı dizisinin ilk yazısında, Şubat 2026’da, jeopolitik gerilim ve altın arasında uzun dönemli bir ilişkinin olmadığını, kısa vadelerde ise jeopolitik şokların etkilerini görmenin mümkün olabileceğini ama yine de Rusya-Ukrayna Savaşı örneğinin gösterdiği gibi, jeopolitik şokların fiyat etkilerinin kalıcı olmayabileceğine dikkat çekmiştik[1]. Öncelikle, Grafik 1’e bakalım ve uzun dönem ilişkisizlik meselesini netleştirelim. Grafikte, Caldara – Iacoviello (2022)’nun Jeopolitik Gerilim Endeksi ile altın fiyatı (ve ABD doları enflasyonundan arındırılmış altın fiyatı) gösteriliyor[2]. Endeksin benim aldığım kısmındaki dikkat çeken sıçramalar, sırayla, Yom Kippur Savaşı, Afganistan’ın İşgali, Falklands Savaşı, Kuveyt’in İşgali, Körfez Savaşı, 11 Eylül saldırıları, Irak’ın İşgali, Paris saldırıları, Rusya-Ukrayna Savaşı ve ABD-İsrail-İran Savaşına işaret ediyor. Bu olayların olduğu dönemlerde ya da ertesinde, altın fiyat serisi üzerinde gözle görülebilir, uzun erimli, tek yönlü herhangi bir etkileşim tespit edebilmek mümkün değil.

Grafik 1: Jeopolitik Gerilimler ve Altın Fiyatları (1970-2026, aylık)

Kaynak: investing.com (Altın fiyatı), St. Louis Fed (ABD tüketici enflasyonu), Caldara – Iacoviello (2022) GPR Endeksi (https://www.matteoiacoviello.com/gpr.htm , Mayıs 2026).

Bu yazı dizisinin ilk yazısında uzun dönem ilişkisizlik tezini vurguladığımızda ABD-İsrail ortaklığı henüz İran’a saldırmamıştı. 28 Şubat 2026’da başlayan bu savaşla, kısa dönemler için bile bu tip bir ilişki kurmanın çok sıkıntılı olduğu fazlasıyla dikkat çekici bir şekilde görüldü[3]. Yine de aslında jeopolitik gerilimlerle, genel olarak da önemli haber etkileriyle, altın fiyatları arasında beklenen yönde bir ilişki olduğunu ve olmaya devam edebileceğini, ama bunun da koşullu ya da rejim-bağımlı olduğunu söylemek gerekiyor. Peki niye böyle oluyor? Birincisi, demonetize olan altın bir finansal enstrüman haline gelmiş durumda ve artık yatırım, birikim, korunma (hedge), spekülasyon ve manipülasyon dinamiklerinin bir parçası. Yani, kritik zamanlarda kaçılan şey değil; kaçınılan şey de olabilir (“kritik zaman”ın tipine göre). İkincisi, jeopolitik gerilimler sadece altını etkilemiyor; makroekonomik döngünün öğelerini (risk iştahını, sabit sermaye yatırım kararlarını, faiz oranlarını, borsa endekslerini ve petrol fiyatları vb.) de etkiliyor (Caldara ve Iacoviello, 2022). Dahası, finansal piyasaların çalışma mantığı, fiyat oluşum süreçlerini ve spekülasyonu stabilize edici veya destabilize edici olarak ayrıştırmayı gerektiriyor veya normal piyasa koşulları ile momentum faktörünün devreye girdiği koşulları ayırt etmek gerekiyor ya da sıradan rejim ile balon rejimini ayırmak gerekiyor. Aşağıda bu ayrımların niye önemli olduğunu göreceğiz.

Madenler, grevler, üretim, türevler, haberler ve altın

Yeri gelmişken, başka şeyler araştırırken denk geldiğim, New York Times gazetesinde çıkmış ve “Altının hızla yükselmesi beklenmiyor” başlıklı, 1985 tarihli bir makaleye değineyim (Gilpin, 1985). Haber etkilerinin, üretim koşullarının, tarihsel arka plan, konjonktür ve makro-finansal döngü hesaba katılmadan ne kadar zayıf olduğunu gösteren oldukça güzel bir çalışma. Arz tarafı ve türevler üzerine bir iki not eklemek için de faydalı olacak.

Makale, o dönem komünist blok dışındaki küresel altın arzının yüzde 60’ından fazlasını tek başına sağlayan Güney Afrika’da patlak veren şiddetli ırksal çatışmalara ve on binlerce madencinin greve gitmesine rağmen, altın fiyatlarının neden kalıcı bir ralli yapamadığını sorguluyor. Haberde görüşlerine başvurulan piyasa uzmanları, bu muazzam arz şokunun sadece kısa süreli bir spekülatif sıçrama yarattığını belirtirken, aslında 1985 yılının başından beri yüzde 20’lik altın fiyat artışının doların değer kaybıyla ilintili olduğunu, altın piyasasının yapısında 80’lerden sonra kritik değişimler olduğunu (zirve fiyatlarda üretim ve arz artışı, vadeli işlem piyasalarının gelişimi vb.), ama en önemlisi, 1970’lerin sonundaki enflasyonist dalgalanmaların yerinde olmadığını vurguluyorlar.

Nitekim bu haberin yazıldığı tarihten 20 gün sonra, 22 Eylül 1985’te gerçekleşen Plaza Accord ile (yarı danışıklı olarak Ocak 1985’te başlayan) dolar devalüasyonunun (1987’deki Louvre Anlaşmasına kadar) devamı üzerinde dönemin Batı dünyası liderleri anlaşacaktı. Bu da 80’lerin ortasındaki zayıf (yüzde 50’lik) ve devamı gelmeyen bir altın yükselişine eşlik edecekti (Grafik 2’de gösterilen dolar endeksi üzerinden ve Grafik 1’deki altın fiyatı üzerinden 85-87 dönemi gelişmeleri izlenebilir). Burada asıl vurgu bu heyecansız altın rallisini neyin açıkladığına değil; Plaza Accord’a, daha doğrusu dönemin Batı dünyası ülkelerinin ABD dolarının uluslararası rolü, değeri ve stabilitesi üzerine birlikte harekete geçmelerine. 1979’ta Volcker Şokuyla (ve Reagan yönetimiyle) başlayan süreç, ABD’de enflasyonist eğilimlerin kırılması yanında, yüksek ABD faizleri, yüksek dış açıklar ve ABD dolarının olağanüstü değerlenmesini de beraberinde getirmişti (bkz. Grafik 2) (ABD’nin finansallaşması, üretimin ABD dışına taşınması, işçi sınıfının ıslah edilmesi süreçlerini hızlandırmanın yanında). 1980’deki enflasyon müdahalesinden 1985’teki kooperatif dolar müdahalelerine tescillenen şey daha piyasacı, daha muhafazakâr, daha finansallaşmış, daha küreselleşmiş, daha sermayeci bu yeni dünyada, ABD’nin hem içerde hem de dışarıda ABD dolarının rolü ve stabilitesi konusunda dikkatli olacağını ve koordinasyona ve kooperasyona açık olacağını göstermesiydi[4]. Bu bizim modelimize göre konjonktür faktörünün 1980 sonrasındaki 20 yıl boyunca baskınlığını göstermesi açısından önemli[5]. Makro-finansal gelişmeler ise ((4) numaralı faktör) bazen ağırlığını hissettirse de (ufak tefek ralliler eşliğinde), altının 20 yıllık bedbaht kaderine engel olamıyor ve bu konjonktürdeki olay etkilerinin, jeopolitik gelişmelerin altın fiyatları üzerinde pek de esamesi okunmuyor.

Bahsi geçen haber, arz tarafını ve özellikle üretim kaynaklı arzı neden geri plana attığımızı ve altın fiyat belirlenimi çerçevemize koymadığımızı örneklendirip kısaca tartışmak için de bir zemin sunuyor. Hatırlarsak, 1985’teki haber tam olarak altın üretiminin merkezindeki bir çalkantının piyasada önemli bir etkisi olamadığı, olamayacağı ve bunun nedenlerinin neler olabileceği üzerine. Genel olarak, biraz fazla cesur bir tez ortaya koymak pahasına, 1900’lerden sonra üretim tarafının çeşitliliği ve stabilizasyonuyla birlikte, üretim kaynaklı arzın fiyat etkisinin giderek daha önemsiz hale geldiğini söyleyebiliriz (üretim maliyetlerinin aşağıdan bir seviye referansı oluşturması dışında). Bu iddia, kısmen, 1890’lardan sonra kapitalizmin gelişim düzeyiyle uyumlu endüstriyel madencilik atılımlarıyla birlikte istikrarlı bir altın arzı yakalandığını ima eden Vilar’a (1969) dayanıyor. 19. Yüzyıl ortasından sonra, çıkarılmış altın rezervlerine oranla yeni üretimin yaklaşık yüzde 2-3 gibi bir seviyede dengelenmesi (günümüze yaklaştıkça bu oranın düzenli bir şekilde yüzde 2’nin de altına düşmesi); altının geri dönüştürülebilir kısmının önemli bir arz yaratıyor oluşu; 1970’lere kadar üretimden gelen arzın büyük oranda merkez bankaları dolayımıyla piyasaya geliyor oluşu (kısmen bugün de devam eden bir eğilim); 1970’lerden sonra türev ürünlerin spekülatif arz sağlama rolü bu iddiamızın arkasındaki diğer nedenler. Yine de aslında bu tartışma ampirik bir mesele ve burada çözüme kavuşturamayacağımız bir konu. Fakat, 70’lere kadarki tarihsel anlatı içinde Güney Afrika, Kanada, Sovyet Rusya vb. üretim merkezlerinden gelen arzın hikâyeye mecburen dahli ile 1985’ten gelen haberde G. Afrika’daki madenlerin durmasının piyasa oyuncularınca önemsiz algılanışı bize çok şey anlatıyor[6]. Sözün özü, arz ve üretim koşulları önemli; ama stabil bir stok artışı ve uluslararası piyasadaki arzın sistematik olmayan karakteri veri iken, bazı büyük arz şoklarının etkisi dahi tartışılabilir iken biz de bunu genel çerçevemizin içine koymamayı tercih ettik[7].

Türevler üzerine de bir iki kelam edelim. 1985’teki haberde görüleceği üzere, 1970’lerden sonra devreye giren türev enstrümanların piyasayı stabilize eden bir etkisi olduğu düşünülüyor[8]. Türevler, gerçekten de “normal” koşullarda spekülatif arz ve talebi massedebilir; vadeli pozisyonlar, vadede kar-zarar hesabı üzerinden mahsuplaşabilme imkânı, opsiyonlar vb. piyasaların yerli yersiz spekülatif pozisyonlanmalarının fiyat etkilerini sınırlayabilir (bazen de azdırabilir). Özellikle, küresel ekonomik-finansal koşullar ya da altın piyasası koşulları üzerinde kalıcı etki yaratmayacak jeopolitik gelişmeler veya arz şoklarının etkilerini yumuşatacağı da düşünülebilir. Fakat, türevler olmadan, yani kaldıraçlı pozisyonlar olmadan ve bunların beraberinde getirdiği tek yönlü kalabalık pozisyonlanmaları sıkıştırma oyunları olmadan; yine bunların bilançolar üzerindeki tahribatları ile yüksek volatilite ve piyasa likiditesi etkileşimlerini hesaba katmadan piyasa aşırılıklarını, balonları ve çöküşleri anlamak ve açıklamak pek mümkün değil.

Yine de her altın rallisi döneminin kendine has finansal (türev) enstrüman çeşitliliğiyle karakterize olmuş karmaşık balon oluşumu ve çöküşü dinamiklerine girmeyi düşünmüyoruz. Bu detayda bir anlatı hem yazının kapsamını aşacağı hem de bizi ana odaktan uzaklaştıracağı için işin bu taraflarını dışarıda bırakıyoruz. Bunun yanında iki sebep daha var. Birincisi, türev enstrümanların varlığının asıl problem olmadığını, onların yaygınlığı ve erişilebilirliğinin, sermaye piyasalarının parçası haline gelişinin asıl problem olduğunu düşünüyoruz[9]. İkincisi, makro-finansal döngüler de zaten aynı şekilde stabilize edici ve destabilize edici spekülasyonu içinde barındırıyorlar ve altın fiyat gelişmeleri de makro döngülerin bir parçası. Burada da açıklayıcı olarak yine sermayenin baskınlığına, onun coşkusuna ve destabilize edici araçların içselliğine vurgu yapmak gerekiyor.

Faizler, kurlar ve tabii ki altın

Makro-finansal döngü demişken, altın fiyat gelişmelerini açıkladığı düşünülen öğeler olarak hikâye oluşturma süreçlerinin ayrılmaz parçası olan ve aynı zamanda makro-finansal döngülerin kutup yıldızlarına, ABD faizleri ve ABD dolarının değerine gelmiş bulunuyoruz. Grafik 2, Dolar Endeksi (DXY) ile DXY-Altın ons fiyatının haftalık değişimleri arasındaki korelasyonları (1 yıllık ve 3 yıllık kayan pencere korelasyonlarını) gösteriyor. Grafik 3, reel Fed faiz oranı ve reel 10 yıllık tahvil faizi ile altın fiyatı yıllık değişimini karşılaştırıyor. Altın fiyatı değişimi sağ eksende ve ters çevrilmiş durumda. Jeopolitik grafiğinin aksine bu grafiklerde belli dönemlerde güçlü etkileşimler gözlemleyebiliyoruz. Bu, makro-finansal döngü faktörünü haber etkilerinin, jeopolitiğin önüne koymamızın sebebi.

Grafik 2’de ilk dikkat çeken ABD dolarının diğer majör para birimleri karşısındaki değerinin, büyük salınımlara rağmen, uzun vadede oldukça kararlı olduğu. Bu pekâlâ tartışılabilir yorumdan sonra, özellikle 2020 sonrasına odaklanırsak ve son altın rallisi ile beraber giden dolar değersizleşmesi (debasement) ya da dolar çöküşü tezlerine gelecek olursak pek tartışılabilecek bir şey olmadığını görüyoruz. Grafik 2’nin son bölümünde, kırmızı çizginin küçük aşağı yönlü hareketi bize hangi zayıflık sorusunu sorduruyor ve iyi tanımlanmamış bir dolar zayıflığı hikayesi anlatıldığını gösteriyor. Grafikteki kayan pencere korelasyonları ise, dolar ve altın arasında dönemsel olarak güçlü ilişkiler olabileceği, fakat bunların genellenemeyeceğini destekliyor. Hem altın fiyatının hem de DXY’nin bir bacağı ABD doları olduğundan, ortalamada eksi yüzde 40-50 gibi bir korelasyonun varlığı oldukça normal kabul edilebilir (ortak faktörün etkisi). Önemli olan bu korelasyon değerinin yön değişimleri ve çok daha negatif ya da daha az negatif bölgelere doğru hareketi. Bunlara bakarak 90’larda ilişkinin kopmasından, 2000’lerin ortasında gerçekten de dolar zayıflığı ile karakterize bir altın rallisinden söz edilebilir. Yine son döneme dönersek ve altın fiyatının diplerden yukarı döndüğü 2018’den itibaren alırsak, korelasyonun zayıflayarak ortalamasına doğru geri çekildiğini ve doların aslında pek değer kaybetmiş gibi görünmediğini not edelim.

Grafik 2. Dolar Endeksi ile Altın Fiyatı Korelasyonları

Kaynak: investing.com

Not: Korelasyon değerleri sol eksende, dolar endeksinin değeri (DXY) sağ eksende gösterilmiştir.

Grafik 3’e dönelim. ABD uzun vade reel faizinin, alternatif bir uzun vadeli yatırım aracı olarak sıfır verime sahip altın tutmanın fırsat maliyetini temsil ettiği varsayımıyla; reel faiz ile altın fiyatı arasında ters bir ilişki olduğu oldukça yaygın bir görüş ve ampirik araştırma konusu. Düzinelerce farklı ampirik yaklaşımla test edilebilecek (edilmiş) ve yine de üzerinde tam olarak uzlaşılamayacak bu ilişkiyi Grafik 3’te, mümkün olduğunca basit seçimlerle göstermeye çalıştım. Piyasa fiyatlamaları hem uzun vade faizleri hem de altın fiyatını eş zamanlı etkilediğinden[10], politika faizi ile karşılaştırma yapmanın faiz ve altın fiyatı arasındaki ilişkiye dair daha doğru bir gösterge olacağını düşünerek özellikle ekledim. Daha önce de söylediğimiz gibi, bazı dönemlerde faiz ve altın arasında ilişki görüyoruz, bazı dönemlerde görmüyoruz. Ampirik literatür de benzer şeyler söylüyor. Örneğin, Chicago Fed araştırmacıları reel faiz (beklenen enflasyonu dikkate alarak) ile reel altın fiyatı arasında negatif bir ilişki buluyorlar, ama bazı dönemlerde enflasyondan korunma, reel faiz etkisine göre daha ağır basıyor; her spesifikasyonda, her dönemde aynı şekilde bir etkileşim olmuyor (Barsky vd., 2021). Dünya Altın Konseyi ya da LBMA gibi altın işiyle meşgul olanların, yani altın pazarlamacılarının, araştırmacıları da konuyla fazlaca ilgilenmişler; faizlerin yükseleceği dönemlerde “korkmayın, altın almaya devam edin, faizle altın ilişkisi söylendiği gibi değil” minvalinde ampirik analizler yapmışlar[11].

Grafik 3. Reel Fed Faiz Oranı ile Altın Fiyatı Yıllık Değişimi Karşılaştırması

Kaynak: investing.com; St. Louis Fed

Not: Tüm seriler aylık frekanstadır. Altının yıllık fiyat değişimi sağ eksendedir; eksen negatif değerler yukarıda olacak şekilde ters çevrilmiştir. Reel faizler sol eksendedir.

Ampirik tarafın eğlencesi bir yana, reel faiz ile altın arasında olduğu varsayılan ilişkinin temelindeki “alternatif yatırım araçları” tezi bana pek çekici gelmiyor. Hatta, birbirlerinden ontolojik olarak farklı olan şeylerden bahsettiğimizi ve bunların alternatif olamayacağını söylemek de mümkün. Getiri bazında bakıldığında da son 50 yıldan fazla süredir ortalama yüzde 7 üzerinde reel getirisi olan, ama aynı zamanda çok uzun yıllar negatif reel getirilere de sahip altının tahvillerle aynı düzlemde düşünülmesi biraz garip. Fakat, yine de bunlar aynı piyasanın içinde, aynı portföylerde, aynı bilançolarda bir araya geliyorlar.

Aşağıda, Grafik 4 ve Grafik 5’te küçük bir ampirik analizcik ile faiz ve altın ilişkisine biraz çeşni katmaya çalıştım. Grafik 4’ün sol tarafında, altın fiyatının yıllık değişimi ile reel tahvil faizi ve reel Fed faizi ilişkisi görülüyor. Piyasa güçlerinin etkisine daha açık olan 10 yıllık tahvil faizi ile altın fiyatının korelasyonu, politika faizi ile altın fiyatı korelasyonundan daha negatif. Hatta politika faizi ile altın fiyatının ilişkisi olduğu bile şüpheli. Grafiğin bütün parsellerinde eksen büyüklükleri karşılaştırma ve şeffaflık amacıyla aynı tutuldu[12]. Grafiğin sağ tarafında, altın için ekstrem fiyat değişimlerinden arındırma yapıyoruz ve “balon” diye tabir ettiğim, artı eksi yüzde 30 ötesindeki yıllık değişimleri –kabaca yukarıda 1, aşağıda 2 standart sapma ötesindeki gözlemleri- kesintisiz periyotlar halinde atıyoruz (böylece 72-75, 77-82, 2006-08, 2009-11, 2024-26 gibi “balon” dönemleri atılmış oluyor). Sonuç, balonsuz dönemlerde reel tahvil faizi ile altın fiyatı ilişkisinin yok olması oluyor (sağ üst parsel). Reel Fed faizinin zaten bir ilişkisi yoktu, balonsuz dönemler için de bu geçerli. Ama yeterince zorlarsanız ve reel Fed faizinin aşırı negatif olduğu (yüzde -1 ve ötesini) dönemleri de atarsanız (655 gözlemden 251 gözlem kalıyor) hafifçe bir ilişki belirmeye başlıyor (sağ alt parsel).

Grafik 4. Faiz ve Altın Fiyatı Etkileşimine Dair Bazı Gözlemler -1

Kaynak: investing.com; St. Louis Fed

Grafik 5’te ise, yukarıda detayı verilen arındırma işlemi sonrasında, altın fiyatı için balonlu dönemlere göz atıyoruz (167 gözlem). Grafikler bize reel faiz ve altın fiyatı arasındaki negatif ilişkinin bu dönemlerde oldukça güçlü olduğunu söylüyor. Uçlara baktığımızda, aşırı negatif ya da aşırı pozitif reel faizlerle altın fiyatının ekstrem yükseliş ve çöküş dönemlerinin kesiştiğini net bir şekilde söyleyebiliyoruz; ama ben yine de grafiğin orta kısımlarına bakmaktan kendimi alamıyor ve faizler için aşırılıklardan bahsedilemeyecek koşullarda bile güçlü altın fiyat rallilerinin olabileceğine/devamlılığına dikkat çekmek istiyorum.

Grafik 5. Faiz ve Altın Fiyatı Etkileşimine Dair Bazı Gözlemler -2

Kaynak: investing.com; St. Louis Fed

Not: Balonlu dönemler, artı eksi yüzde 30 ötesindeki yıllık altın fiyat değişimlerinin –kabaca yukarıda 1, aşağıda 2 standart sapma ötesindeki gözlemlerin- kesintisiz periyotlar halinde ayrıştırılmasıyla elde edilmiştir. Böylece 1972-75, 1977-82, 2006-08, 2009-11, 2024-26 senelerinde 5 farklı balon dönemi tespit edilmiştir.

Sonuç

İktisat tarihçisi Catherine Schenk, 2013’te basılmış kitap bölümünde, petrol fiyatıyla altın arasında 1960-2010 için +0,88 olarak hesapladığı korelasyon katsayısına referansla, altın talebinin enflasyon beklentileri ve emtia fiyatı istikrarsızlığı ile bağlantısına vurgu yapıyor[13]. Bu yazının son kısmında göstermeye çalıştığımız, bu türden piyasa fiyatı ilişkilerinin istikrarsız olduğu ve bunlar üzerinden yorum ve genellenebilir çıkarımlar türetmenin de zor olduğu. Schenk örneği enteresan, çünkü petrol fiyatıyla altın fiyatı arasındaki güçlü ilişki 2010’lardan sonra pek ortalıkta yok. 2026 yılında da, ABD-İsrail-İran Savaşıyla petrolün yükselişi ve altının çöküşü bir arada gerçekleşti. Belki de piyasalarda istikrarlı fiyat ilişkileri bulmak, fiyatı tayin eden piyasa spekülasyonunun mantığına aykırı olduğu içindir, bilemiyorum. Ne olursa olsun, enflasyon, istikrarsızlık ve altın fiyatı arasındaki ilişkiler için böyle zorlama ve değişebilir ilişkilere yaslanmaya gerek de olmayabilir.

Sanırım altın fiyatını neyin belirleyip, neyin tam olarak belirlemediğini biraz netleştirebildik. Gerisi için konjonktür dediğimiz (2) numaralı faktöre ve biraz da ABD’nin uluslararası para ve finans sistemi içindeki konumunu silah olarak kullanması diye ifade ettiğimiz (3) numaralı faktöre yoğunlaşmak gerekecek. Bir sonraki yazı ABD’nin cephanesine eklediği bu silahlar üzerine olacak.

Kaynakça

Barsky, R., Epstein, C., Lafont-Mueller, A. ve Yoo, Y. (2021). “What drives gold prices?” Chicago Fed Letter, (464).

Caldara, D. ve Iacoviello, M. (2022), “Measuring Geopolitical Risk,” American Economic Review, April, 112(4), 1194-1225.

Eichengreen, B. (2008). Globalizing Capital: A History of the International Monetary System (2nd ed.). Princeton University Press.

Gilpin, K. (1985). “Gold Held Unlikely to Rise Rapidly” New York Times. 2 Eylül 1985.

Kirilenko, K. (2016). “The interplay between US interest rates and gold”. The Alchemist, (81).

Mehrling, P. (2022). Money and Empire: Charles P. Kindleberger and the Dollar System. Cambridge University Press.

Naef A. (2022). The Reopening of the London Gold Market in 1954: Sealing the Fate of Sterling and the International System. In: An Exchange Rate History of the United Kingdom: 1945–1992. Studies in Macroeconomic History. Cambridge University Press; 2022:73-91.

Ocampo, J. A. (2017). Resetting the International Monetary (Non)System. Oxford University Press.

Schenk, C.R. (2013). The Global Gold Market and the International Monetary System. In: Bott, S. (eds) The Global Gold Market and the International Monetary System from the late 19th Century to the Present. Palgrave Macmillan

Vilar, P. (1984 [1969]), A history of Gold and Money (Oro y Moneda en la Historia), Verso, NY.

World Gold Council. (2013). Gold and US interest rates: a reality check.

Notlar

  1. Örneğin, Dünya Altın Konseyi’nin bir analisti, kısa vade etkileri, aşağıda bizim de kullandığımız jeopolitik gerilim endeksi üzerinden tartışmış ve özel ve gizli bir modelde böyle bir etkinin varlığını göstermiş. Yine de o analizde bile etki kısa bir süre sonra kayboluyor.
  2. GPR Endeksi, 1900’lerin başından itibaren, dünyanın en bilinen ve önemli haber kaynaklarında yer bulan jeopolitik aksiyon ve tehdit haberlerini baz alarak jeopolitik gerilim vakalarının önemini sayısallaştırıyor.
  3. Devam eden bu savaş süresince, altın fiyatları zirvesinden neredeyse yüzde 30’a kadar düşüş gördü (Grafiğin son kısmında, GPR endeksi sıçramasıyla altın fiyatının düşüşü görülebilir).
  4. Dönemin yorumlanmasında, kısmi olarak Eichengreen (2008), ama daha çok Mehrling (2022)’den faydalanarak Kindleberger’in görüşlerine yakın bir anlatı sunulmuştur.
  5. Çerçevenin (2) numaralı faktörüne konjonktür faktörü demiş ve “ABD dolarının uluslararası rolünün sorgulanmasına yol açan gelişmeler (kriz, pandemi, savaş, rakip vb. ile bunlara yönelik tepkiler demetinin doğurduğu dönemsel koşulların tümü)” olarak tanımlamıştık. 70’lerin krizlerine (enflasyon, koordine olamamış bir uluslararası parasal sistem ve borç krizleri) 80’lerde Volcker Şoku ile başlayan tepkiler demetinin belirlediği konjonktüre vurgu yapıyoruz.
  6. 1970 öncesi dönemin anlatılarında sistematik olmayan, mini şoklar yaratan arz gelişmeleri mutlaka kendilerine sıkça yer buluyor (örn. Ocampo (2017), Schenk (2013) ve Naef (2022)). Önceki yazıda değindiğimiz 1960’ların koşullarında, üretim merkezlerinin hikâyede her daim bir yeri var ama bu rol çoğunlukla rasgele zamanlarda, rasgele büyüklüklerde. Altın ve altın rezervi konusunda takıntılı, üretici olmayan Fransa’nın 1967’de daha fazla altın yakmaktan kaçınmak üzere altın havuzu ortaklığından çekilirken, ironik bir şekilde, 1968’de vuku bulan ayaklanmalar neticesinde altın rezervlerini yakmak zorunda kalması ve 1968 altın havuzu şoku sonrasında uluslararası altın piyasasını rahatlatması bu sistematik olmayan arz meselesi için güzel bir örnek teşkil ediyor.
  7. Belki (2) numaralı faktöre eklenebilirdi.
  8. Naif bir şekilde, türevlerin sadece stabilize edici tarafına odaklanılması, 70’lerin sonundaki ralli ve çöküşteki destabilize edici rolünün göz ardı edilmesi dönemin ruhundan ileri geliyor olabilir.
  9. Mesela, altınla iştigal eden üretici, işleyici, toptancı ekosistemi ile bankalar ve hatta merkez bankalarıyla sınırlı ve amaca yönelik düzenlenmiş bir türev ürünler piyasası ile aynı balon ve çöküş dinamikleri oluşabilir miydi?
  10. Örneğin yukarıda Caldara ve Iacovello (2022)’nun jeopolitik şokların etkisi üzerine araştırmasından söz etmiştik.
  11. Örneğin, 2013’te Dünya Altın Konseyi “Gold and US interest rates: a reality check” başlıklı bir raporla yüksek reel faizin altın fiyatı için koşulsuz olarak olumsuz olmadığını söylemiş (World Gold Council, 2013). Zamanlaması manidar bu çalışma, sonraki fiyat gelişmeleri düşünüldüğünde talihsiz bir çıkış yapmış, “takipçilerine” yazık olmuş. 2016’da LBMA’in dergisi Alchemist’te çıkan “The Interplay Between US Interest Rates and Gold” başlıklı bir yazı da benzer şeyler söylemiş (Kirilenko, 2016); fakat bu kez iki senelik bir gecikmeyle de olsa, takipçiler için şans yaver gitmiş denebilir.
  12. Altın fiyatının yüzde 100 üzerinde arttığı birkaç gözlem kesilmiş oldu.
  13. Nominal fiyat düzeyi üzerinden korelasyon katsayısı hesapladığı için bu kadar yüksek bir değer buluyor; fakat, fiyat değişimleri üzerinden de yapılsa önemli ve pozitif bir korelasyon olduğu kesin.
Önerilen Alıntı: Alıntıyı Kopyala
Güney Düzçay (2026). Altın Üzerine Sorgulamalar (VII): Altın Fiyatı, Jeopolitik, Faizler, Kurlar. Katman Portal. https://katmanportal.com/doi/10.5281/zenodo.22391381
  • 2010 yılında Bilkent Üniversitesi Matematik Bölümü’nden mezun oldu. Yüksek lisansını 2013’te Orta Doğu Teknik Üniversitesi İktisat Bölümü’nde, doktorasını da 2022 yılında aynı bölümde tamamladı. 2018 yılından sonra, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasında kurumsal risk ve rezerv risk yönetimi alanlarında çalıştı. 2023 yılından beri Samsun Şubesinde görev yapmaktadır. Para, bankacılık, uluslararası finans ve merkez bankacılığı alanlarında çalışmalar yürütmektedir.

    Diğer Yazıları
Yapay Zeka Kullanımı Beyanı
Literatür taraması ve/veya kaynaklardan özet çıkarımı Dil bilgisi, anlam bozukluğu ve noktalama kontrolü Tercüme

Yazar, yapay zeka araçlarını yukarıda belirttiği kapsamda bilimsel yayın etiğine bağlı kalarak kullandığını beyan etmektedir. Yapay zeka desteğiyle üretilen içeriklerin tüm sorumluluğu yazara aittir.