Takip et

Altın Üzerine Sorgulamalar (VI) – Altın Fiyatını Ne Belirliyor Ne Belirlemiyor

🎧 Dinle
DOI:10.5281/zenodo.21894092 Atıf Yap ✅ Kopyalandı! Kopyala ✅ Kopyalandı!

Bugün altının serbest piyasa fiyatından bahsedebiliyorsak, bu onun parasal rolünden arındırılmasıyla, sermayenin ona akışının önündeki engellerin kaldırılmasıyla mümkün oldu. Bu yazıda altın fiyatının belirlenimine ilişkin bir çerçeve sunuyor ve bu çerçevenin en temel öğesine odaklanıyoruz.

Bu yazıda altın fiyatını ne belirliyor veya ne belirlemiyor konusunu ele alıyoruz. Jeopolitik gelişmeler, ABD (reel) faizlerinin durumu, ABD dolarının değeri, likiditesi vb. faktörler, altın fiyat gelişmeleri için (ya da ekstrem zamanlarda ralliler ve çöküşler için) en sık duyduğumuz anlatı öğeleri veya açıklayıcı olduğu düşünülenler; peki bunlar her zaman ve her durumda aynı yönde mi çalışıyorlar? Çalışmıyorlarsa niye çalışmıyorlar? Yazı dizimizin bu son bölümünde, birkaç parçada, altın fiyatını neyin belirleyip neyin belirlemediği üzerinden uluslararası parasal mimariye odaklanıp dünyanın nereye gidiyor olduğunu anlamaya çalışacağız.

Deneme niteliğinde, doğrusal olmayan, 5 kademeli bir altın fiyatı belirlenimi çerçevesi sunarak başlayalım. Hem kendi anlatımızı yapılandırmak için hem de bazı iddialarımızın daha genel bir çerçevede okunabilmesi için bu yola başvuruyoruz.

  1. Tarihsel faktör-1: Sermaye hareketleri serbestisinin yeniden tesisi ve altının parasal rolünden sıyrılması (demonetizasyonu).
  2. Tarihsel-konjonktürel faktör-2: temel olarak, ABD doları standardının geçerli olduğu tarihsel süreçte, ABD dolarının uluslararası rolünün sorgulanmasına yol açan gelişmeler (kriz, pandemi, savaş, rakip vb. ile bunlara yönelik tepkiler demetinin doğurduğu dönemsel koşulların tümü).[1]
  3. Uluslararası rekabet faktörü: ABD’nin uluslararası para ve finans sistemindeki konumunu silaha dönüştürmesi, “düşman”larını uluslararası finans ve ekonominin dışına itmesi.[2]
  4. Makro-finansal döngü faktörü: İş çevrimi ve finansal çevrimin durumu, ABD dolarının değeri, ABD tahvil faizleri, piyasaların risk iştahı vb. faktörler.
  5. Spekülatif pozisyonlanmaları değiştirebilecek genel anlamda haber etkileri olarak tanımlayabileceğimiz gelişmeler (jeopolitik gelişmeler, altın madenciliği yapılan veya uluslararası altın piyasasının merkezi olan ülkelerdeki olaylar vb.).

Zaten olası bütün faktörleri saydığımıza göre bu modelin bize faydası ne? Öncelikle, tek faktörle açıklanamaz bir şeyi ele aldığımızı hatırlatmak gerekiyor. Sonra, yukarıdaki faktörlerin önem, ağırlık ya da etki sırasına göre dizildiğini not etmek gerekiyor. Demek oluyor ki, ilk maddeyi anlamadan bir adım ileriye gidemiyoruz. Bu madde bize 1971 sonrası dünya için altın fiyatını konuştuğumuzu hatırlatması için de var. İngiliz hegemonyasının başından (kabaca Napolyon Savaşları sonundan veya Pax Brittanica’dan) alırsak, ağır sanayileşmeyle ABD ve Almanya gibi rakiplerin yükselişi, dünyanın emperyalist güçler arasında paylaşılması, dünya savaşları, devrimler, buhranlar, dekolonizasyon ve dünyanın yeniden yapılandırılması ile karakterize olmuş 150-160 yıllık sürecin içinde ilk maddenin iki öğesini, yani sermaye hareketleri serbestisi ile altının parasal rolünden sıyrılmasını aynı anda ve önemsenebilecek genellikte bulamıyoruz. Farklı zaman dilimlerinde, birtakım mecburiyetlerden altın standardından vazgeçiliyor (Napolyon Savaşları, 1. Dünya Savaşı, 1929 Buhranı sonrası); ama aynı süreçler sermaye hareketlerinin kısıtlanışıyla da karakterize olmuş dönemler. 2. Dünya Savaşı sonrası yeniden yapılanma tamamlanınca, 1958’de, Batı dünyasının “gelişmiş”leri kendi aralarında sermaye hareketlerinin yeniden serbestleşmesinin yolunu açıyorlar; 1960’larda özel sermaye hareketliliği canlanıyor ve de facto dolar standardının tescili olarak Avrupa’da, özellikle Londra’da ABD doları piyasası (avrodolar piyasası) ve offshore dolar piyasaları (İsviçre vb.) oluşuyor. 1971’de ise, Bretton Woods altın-dolar standardı rejimini ABD tek taraflı feshediyor ve altın artık tamamen demonetize oluyor. Bunun altın fiyatı için bambaşka bir rejim ima etmesi Grafik 1 ve Grafik 2’den kolayca izlenebilir. Grafik 1’in sağ kanadında, 1971 öncesi ve sonrası ikiye ayrılarak gösteriliyor; y-eksenlerinin ölçeğindeki farklılaşma, rejim farklılığını net olarak ortaya koyuyor.

Grafik 1: Reel Altın Fiyatının Seyri (1851-2026)

Kaynak: Pierre Vilar (1969) ve macrotrends.net

Not: Vilar’ın serisi 1851-1910 arasını, macrotrends.net serisi 1915-2026’yı kapsıyor. Metodolojik uyumsuzluklar, ana çıkarımları etkilememektedir. İlgilisi Ocampo’nun (2017) altın fiyatını 1865-2016 için imalat birim değer endeksiyle arındırdığı seriyle karşılaştırabilir (1890’lardaki düşüş Vilar’da daha çarpıcı; 2001-2012 hareketi ise Ocampo’da daha büyük). Pennsylvania Üniversitesi’nden Jesus Fernandez-Villaverde, 9 Mart 2026 tarihli bir gönderide, ABD tüketici enflasyonu verileriyle 1870-2025 için benzer bir seri üretiyor (1890’lar yine Vilar’da daha belirgin bir düşüş olarak göze çarpıyor, diğer kısımlar bizim grafiğimize yakın). Bunun dışında, öncesindeki Rusya (1820’ler-40’lar) atılımını saymazsak, 1850’ler (ABD-California ve Avustralya) ile 1890’ların sonunun (Güney Afrika ve Kanada) tarihin son büyük altın madeni keşif dalgaları olduğunu ayrıca not etmek gerekiyor; Vilar ilk dalganın daha çok tesadüfe ve sürprize dayandığını, ikinci keşif dalgasının ise ekonomik hesaplamalara, ileri teknolojiye ve sistematik, kâr odaklı bir girişime (endüstriyel madenciliğe) dayandığını not ediyor.

1971’de altının demonetizasyonunun etkisi çok belirgin ama grafikten kolay izlenemeyen sermaye hareketleri serbestisinin de asli önemdeki bir faktör olması. Bunun önemini kavrayabilmek için, altın standardı altında sermaye hareketlerinin serbest olduğu dönemlerde gerçekleşen finansal krizlerde, sistemin merkezindeki ülkelerin altın paritesini (yani ulusal paralarının altın cinsinden sabit olan değerlerini) korumak için altın rezervi yakmalarını ve mecbur kaldıklarında da diğer kısıtlayıcı önlemleri devreye almalarını ve bazen de pariteyi yeniden ayarlamaya mecbur kaldıklarını hatırlamak gerekiyor.

İki tarihsel örneğe (döneme) dikkat çekerek burayı açalım. Fakat önce, 1971 öncesi rejimde altının parasal karşılığı genel olarak sabit olduğundan (bkz. Grafik 2), Grafik 1’de altının reel değerinin yukarı gitmesinin deflasyonist eğilimleri yansıttığını, aşağı gelmesinin ise enflasyonist veya de-deflasyonist eğilimleri yansıttığını not edelim. Grafik böylece, 1873 sonrası Uzun Depresyonun ve 1929 sonrası Büyük Depresyonun deflasyonist eğilimlerini görmemize; aynı zamanda, 1934 sonrası deflasyonist eğilimin keskin dönüşünü gözlemlememize olanak tanıyor. Bu son gelişmenin arkasında, ABD’de Franklin Delano Roosevelt (FDR) yönetiminin göreve başladığı sert ekonomik buhran ve bankacılık krizi koşullarında, 1933 yılının bahar aylarından itibaren devreye soktuğu bir dizi tedbir arasında altın standardını askıya alması da var. FDR yönetimi, göreve gelir gelmez olağanüstü yasaları arkasına alarak, altın sikke ve sertifikaları dolaşımdan kaldırarak birey ve kurumların uhdesindeki altının Fed’e teslim edilmesini zorunlu kılıyor ve dolar banknotlarının altına konvertibilitesi ile alacaklıların sözleşmelerden doğan ödemelerini altın cinsinden talep etme hakkını (gold clause) ilga ediyor[3]. Ocak 1934’te yürürlüğe giren Altın Rezerv Yasasıyla (Gold Reserve Act), kararnamelerle alınan tedbirleri yasalaştırarak ABD vatandaşlarının/firmalarının altınla ilişkisini (1970’lerin ortasında yeni yasalarla gevşetilene kadar) resmen koparıyor ve ülkedeki tüm parasal altının mülkiyetinin doğrudan ABD Hazinesi’ne devredilmesini ve altın rezervlerinin Hazine’de merkezileştirilmesini sağlıyor. Ayrıca, altının ons fiyatı 1900 senesinden beri sabitlendiği 20 dolar civarı fiyatlardan 35 dolara yükseltiliyor ve yerküre dolar standardına yönelirken, dolar altın karşısındaki ilk ve bir anlamda son devalüasyonunu yaşıyor (Grafik 2).[4] Özetle söylersek, bu gelişmelerin ve bir dizi diğer adımın sonucu olarak, ABD hükümeti kendi özel sektörünün “uluslararası para” ile meşguliyetini sonlandırıp bunu hükümet tekeline alırken; aynı zamanda, para politikasını (kredi ve faiz politikalarını da kendi kontrolüne alarak) da kendi tekeline alıyor (Fed’i 1951’deki Fed-Hazine Anlaşmasına kadar politika yapıcı rolünden çıkarmış oluyor).

Grafik 2: Nominal Altın Fiyatının Seyri (ABD doları cinsinden) (1915-2026)

Kaynak: Pierre Vilar (1969) ve macrotrends.net

Not: y-ekseni logaritmik ölçekle düzenlenmiştir.

Diğer örneğimiz 1960’lardan. 1960 yılının sonbaharında, ABD’nin artan ödemeler dengesi açıkları ve yaklaşan başkanlık seçimlerinin yarattığı belirsizlikler, Londra piyasasında küçük bir altına hücuma neden oluyor ve altının ons fiyatı 35 dolarlık resmi paritenin çok üzerine çıkarak 40 doları aşıyor[5]. Benzer atakların uluslararası ödemeler sistemini çökertmesinden endişe eden ABD ve aralarında İngiltere, Fransa ve Almanya’nın da bulunduğu yedi müttefiki, 1961’de Londra piyasasındaki altın fiyatını istikrara kavuşturmak amacıyla ortak bir müdahale mekanizması olan Altın Havuzunu (Gold Pool) kuruyor. İngiltere Merkez Bankası’nın (Bank of England) operasyonel yönetimini üstlendiği, Uluslararası Ödemeler Bankası (BIS) sekreteryasındaki bu ortaklığın gücü, Ekim 1962’deki Küba Füze Krizi’nde sert bir şekilde sınanıyor. ABD ve Sovyetler Birliği’ni nükleer bir savaşın eşiğine getiren bu jeopolitik şok rekor düzeyde altın talebi yaratmış olsa da, havuz üyesi merkez bankalarının koordineli satışları sayesinde fiyatın 35,20 doların üzerine çıkması engelleniyor.

Ancak, istikrar uzun sürmüyor; zira, ABD dolarının uluslararası rolünün müttefikleri ve piyasalar tarafından giderek daha fazla sorgulanmasına yol açan konjonktürel gelişmeler ve 1958’le başlayan süreçte seküler olarak büyüyen sermaye hareketliliği altın-dolar standardının da altın havuzunun da altını oyuyor. ABD, sermaye hareketliliğine kısıtlar getirmeye çalışsa da (1963-65), uluslararası ticaret ve yatırımlar büyümesini sürdürüyor; sistemin asimetrik yüklerinden, yani ABD’nin ödemeler dengesini düzeltmek için daraltıcı politika uygulamak zorunda olmaması ve sermaye mobilitesi altında kendi parasal koşullarını/politikalarını dünyaya ihraç etmesinden rahatsız olan müttefiklerin dolar rezervlerini altına çevirme talepleri eşliğinde ABD altın rezervi hızla azalıyor (ABD rezervleri 1957-68 arası yarılanırken, dünya altın rezervi içindeki payı da yüzde 62’den yüzde 28’e geriliyor; bkz. Ocampo (2017)). Otuzbeş dolarlık altın dolar paritesi giderek daha fazla sorgulanır hale gelirken, ABD de dolar devalüasyonuna, yani kendi para birimlerinin değerlenmesine yanaşmayan “merkantilist” müttefiklerinden şikâyet ediyor.

1960’ların ortalarından itibaren, rezerv para ihraç eden iki ülkeden (İngiltere ve ABD) özellikle İngiltere’nin problemleri 1967 sonunda sterlin devalüasyonuna gidecek süreci tetikliyor. Fransa’nın (De Gaulle’ün ısrarıyla) 1967 yazında altın havuzundan çekilmesiyle zayıflayan yapı, ölümcül darbeyi Kasım 1967’de İngiliz sterlininin yüzde 14 oranında devalüe edilmesiyle alıyor. Sterlindeki çöküş, sıranın kaçınılmaz olarak dolara geldiği algısını yaratarak muazzam bir spekülatif saldırıyı tetikliyor. Mevcut yapının sürdürülemez olduğunu ve sınırsız müdahalenin kendi rezervlerini eriteceğini gören müttefiklerin baskısıyla, 14 Mart 1968’de Londra altın piyasası kapatılıyor; hemen ardından, altının merkez bankaları arasındaki resmi işlemler için 35 dolarda sabit tutulduğu, özel piyasalarda ise serbest dalgalanmaya bırakıldığı ‘çift katmanlı’ (two-tier) bir sisteme geçiliyor. Geriye bakıldığında, bu çift katmanlı yapı, Bretton Woods’un tabutuna çakılan ilk çivi oluyor. Kalan süre zarfında sistemi ayakta tutan Batılı müttefiklerin altın rezervi için ABD doları satmamaya yönelik zımni bir anlaşması oluyor. 1970 senesiyle birlikte Vietnam Savaşı harcamaları ve spekülatif sermaye hareketliliği zirve yaparak, uluslararası piyasaları ABD dolarına boğan süreci başlatıyor; nihayetinde, Başkan Nixon, Ağustos 1971’de, doların altına konvertibilitesini (sözde geçici olsa da) tamamen ve tek taraflı olarak askıya alarak tabuta son çiviyi çakıyor.

Sonuç?

Kıtlığı marifetiyle para arzını kontrol altında tutarak parasal ve finansal istikrarı garanti ettiği düşünülen altın temelli uluslararası parasal mimari, özünde altının parasal değerinin önce sterlin, sonra da dolar gibi uluslararası paralar karşısında sabit tutulmasına dayanıyordu aslında. Bu sabitler de savaş, kriz, büyüme ve genişleme sancıları koşullarında test edildi, sınandı, yıkıldı ve yeniden tesis edildi. Değerli bir metal temelinde yükselen bu sistemin temel sorunu, etkili bir şekilde müdahale edebilecek piyasa gücüne sahip olmadıklarında, hükümetlerin emtia fiyatlarını kontrol etmesinin (pariteleri sabit tutmasının) zorluğunda ya da imkansızlığında yatıyor denebilir (Schenk, 2013)[6]. Bir başka perspektiften ise, Kindleberger’e referansla, ABD dolarının çoktan uluslararası değer standardı haline geldiği bir gelişme düzeyinde altının parasal rolünün hukuken de sonlandırılmasından daha doğal bir sonuç olamazdı[7].

FDR’nin altın cinsinden borç ödeme taleplerini ilga edip, memleketin tüm altınını Hazine’de toplayarak deflasyonist sarmalı ve altına kaçışı kırmaya çalışması ve 1960’larda Batı dünyasının gelişmişlerinin bir araya gelip de oluşturduğu altın rezerv havuzunun, yeniden toparlanıp gelişen finansal sermaye ve piyasa tarafından tarumar edilmesi örnekleri sermayenin ve onun mobilitesinin gücünü çok net bir şekilde gösteriyor. İlk örnekte, bu gücün daha “ulvi” bir amaç uğruna kırılışını veya geri plana çekilişini ve ancak böyle bir kırılış ile yeniden altın standardına ya da daha doğrusu sabit altın fiyatı kurgusuna dönülebildiğini görüyoruz. Sonra gelen muazzam savaş, yıkım ve yeniden inşa süreci, koşulların devamlılığını sağlamaya imkân veriyor. İkinci örnekte, bu kurgunun dünyanın en büyük merkez bankaları ortaklığında bile, bu kez sermayenin yeniden genişlediği koşullarda, sürdürülemediğini görüyoruz. Nihayetinde de bu altın fiyatı sabitleme işinin, ABD’nin ulusal çıkarını ön plana aldığı bir konjonktürde bir gün sonlandığını ve yine diğer devletlerin ulusal çıkarlarını, ulusal para politika yapma hürriyetlerini korumak istedikleri bir konjonktürde bu sisteme geri dönüşün imkansızlığının teyit edildiğini görüyoruz[8].

Kindleberger ve Vilar’a dönüp bu kısmı bitirelim. Kindleberger, 71’den iki sene önce, “Altının demonetizasyonu … kaçınılmazdır. Ulusal paranın temeli ulusal kredidir. Uluslararası paranın temelinin uluslararası kredi olacağı güne yaklaşıyoruz” (aktaran Mehrling (2022)) demektedir. Pierre Vilar (1969) ise, aynı sene bitirdiği kitabında, doların uluslararası rolünü Amerikan ekonomisinin dünya ekonomisi üzerindeki muazzam baskısını yansıtan bir gelişme olarak yorumlamakta; farklı dünya sistemlerinin varlığı koşullarında altının dünya ekonomisinde önemli bir faktör olarak ortadan kalkmayacağını, bunun ancak planlı, birleşik bir dünya ekonomisinde olabileceğini ve bunun da yakın bir ihtimal gibi görünmediğini belirtmektedir. İkisi de büyük ölçüde haklılar; zamanının ötesinde, çağını aşan tespitlerde bulunmuşlar, farklı çizgilerden de olsa enternasyonalistler, gücün/hiyerarşinin ehemmiyetinin oldukça farkındalar ve aynı zamanda henüz sermayenin kısıtlanmasının normal/gerekli kabul edilebildiği, küresel zaferinin tam olarak kesin olmadığı bir zaman diliminin sonlarında yazmışlar. 70’lerle birlikte şeyler çok hızlı değişecek; değişen şeyler arasında sermayenin sınırsız hareketliliği önündeki engeller de birer birer düşecek. Altın standardından çıkış, bu hareketlilik altında artık merkez bankalarınca kontrolünün mümkün olmadığı tescillenmiş bir sabit altın fiyatı kurgusundan vazgeçiş demekti.

Bugün bir altın fiyatından ve onun belirleniminden konuşacaksak, onun parasal özelliklerinden arındırılmış olması, kamu otoritelerince ağır müdahale ve kuşatma altında olmayan bir piyasasının olması, kamu otoritesince onun yatırım yapılabilir bir enstrüman olarak kısıtlanmamış olması gibi bazı temel koşullar gerekiyor. Bu yazıda bu koşulların oluşumuna baktık. Bir sonraki yazıda, çerçevemizin (4) ve (5) no’lu maddelerinde belirtilen faktörlere, yani altının jeopolitikle ve makro-finansal döngünün temel göstergeleriyle etkileşimlerine değineceğiz.

Kaynakça

Bank of England. (1964). “The London Gold Market”, Quarterly Bulletin, Q1, 16-21.

Eichengreen, B. (2008). Globalizing Capital: A History of the International Monetary System (2nd ed.). Princeton University Press.

Eichengreen, B. (2011). Exorbitant Privilege: The Rise and Fall of the Dollar. Oxford University Press.

Mehrling, P. (2022). Money and Empire: Charles P. Kindleberger and the Dollar System. Cambridge University Press.

Ocampo, J. A. (2017). Resetting the International Monetary (Non)System. Oxford University Press.

Schenk, C.R. (2013). The Global Gold Market and the International Monetary System. In: Bott, S. (eds) The Global Gold Market and the International Monetary System from the late 19th Century to the Present. Palgrave Macmillan

P. Vilar (1984 [1969]), A History of Gold and Money (Oro y Moneda en la Historia), Verso, NY.

Notlar

  1. Sermaye hareketleri serbestisi ve altının demonetizasyonunu, daha genel bir kapitalizm çözümlemesi içerisinde, kapitalin genişlemesinin “doğal” bir parçası veya sonucu olarak okuyoruz. Bu yüzden de konjonktürel faktörler dediğimiz şeyden, dönemsel koşullardan ayırmayı tercih ediyoruz. Belli tarihsel dönemlerde, yerel paraların altına konvertibilitesinin geçici olarak durdurulması veya sermaye hareketlerini engelleyici kararlar alınması ya da savaş, kriz vb. sebeplerle bunların bir sonuç olarak ortaya çıkmasını (2) no’lu faktör altında okuyoruz. Öte yandan, kabaca 1. Dünya Savaşı’yla, ama daha çok Büyük Buhran dönemiyle kesintiye uğrayan küresel sermaye hareketliliğinin 1960’lardan başlayarak kademe kademe global ölçekte yeniden tesisi sürecini ve 1971 itibarıyla altının tümüyle demonetizasyonunu (1) no’lu faktör altında okuyoruz.
  2. Bu faktörü, (2) no’lu faktörden, belli bir döneme özgü olmaması, ABD’nin finansal yaptırım gücünü (iktisadi, askeri ve politik gücü yanında) kademeli olarak keşfetmesi ve devreye sokması sebebiyle ayırıyoruz. Ayrıca, son altın rallisini açıklayan özgül bir faktör olduğunu düşündüğümüz için de ayrı tutmayı yeğledik.
  3. FDR en ünlüsü 5 Nisan 1933 tarihli, 6102 sayılı kararnameyle (Executive Order 6102), altın standardını askıya alıyor ve istifçiliğe (hoarding) karşı önlemler serisini başlatıyor. Büyük ses getiren bu kararnamede FDR yönetimi yetkisini, 1. Dünya Savaşı döneminde çıkarılmış düşmanlarla ticareti düzenleyen bir yasadan (Tradig with the Enemy Act of 1917) ve FDR’nin göreve gelişinin ilk haftasında acilen çıkarılmış, bankacılık krizinde başkana olağanüstü yetkiler tanıyan bir yasadan (Emergency Banking Relief Act of 1933) alıyor.
  4. Bu bölümdeki anlatı St. Louis Fed tarafından idare edilen oldukça faydalı bir kaynak olan https://www.federalreservehistory.org/ web sayfasındaki ilgili bölümlerden ve aşağıda bahsi geçen kaynaklardan derlenmiştir. Başkan Roosevelt, uygulanan politikaların temel amacının yurt içi kredi arzını genişletmek, fiyatlar genel düzeyini istikrara kavuşturmak ve Amerikan dış ticaretini, değer kaybeden yabancı para birimlerinin yarattığı haksız rekabete karşı korumak olduğunu vurgulamış. Barry Eichengreen (2008) ve Ben Bernanke‘nin makro-finansal tarih okumaları da Roosevelt yönetiminin attığı bu adımların rasyonalitesini ve depresyonun önünün alınması hususundaki etkilerini destekliyor. Diğer taraftan, Mehrling (2022), Charles Kindleberger’in biyografisi etrafında uluslararası para sisteminin evrimini anlattığı kitabında madalyonun diğer yüzüne odaklanıyor. Mehrling’in (Kindleberger’in) perspektifinden bakıldığında, Roosevelt’in özellikle 1933 Dünya Ekonomi Konferansı’ndaki uluslararası koordinasyon çabalarını sabote ederek altın standardını askıya alma hamlesi, ABD içindeki yangını söndürmüş olsa da dışarıdaki yangına benzin dökmüştür. ABD’nin kendi ulusal sorunlarını çözerken uluslararası finansal sistemin liderliğini üstlenmeyi reddetmesi, dünyanın geri kalanına şiddetli bir deflasyon ve aşırı değerlenme ihraç etmesine yol açmış; böylece beklenen küresel dolar sisteminin inşasını erteleyerek küresel buhranı çok daha derin ve tahrip edici bir boyuta taşımıştır.
  5. Bu kısımdaki tarihsel anlatı için Bank of England’ın Quarterly Bulletin’inde 1964’te yayımlanan isimsiz bir makale ve Ocampo (2017), Schenk (2013), Eichengreen (2008; 2011) ve Mehrling (2022) temel alınmıştır.
  6. Küresel para arzının büyümesini sabitleme ve bunu emtia (veya emtia sepeti) tabanlı mekanizmalarla sağlama işi enteresan şekilde Hayek’ten Cato ve Mises Enstitülerine, Kaldor’dan D’arista’ya bağdaşmaz ekoller tarafından farklı zamanlarda önerilmekte. İleri araştırmalar için bunu not etmiş olmakla birlikte, sermaye ve piyasa mekanizmalarının baskınlığı altında, yukarıda sayılan sebepten, bu tip önerilerin başarı şansı bize imkânsız görünmektedir.
  7. Bkz. Mehrling (2022). Dahası, Kindleberger’e göre, Altın Havuzu gibi merkez bankası müdahaleleri, (merkez bankası koordinasyonunun önemine yaptığı olumlu vurgu baki kalmak kaydıyla) sistemi daha da istikrarsızlaştıran hatalı girişimlerdi, çünkü piyasa katılımcılarına dolar ile altın arasında geçiş yapma fikrini vererek “sıcak para” akımlarını kışkırtmaktaydı. 1960’ların başında Triffin Açmazı’na karşı argümanında da ABD’nin bir ödemeler dengesi problemi olmadığına, dünyanın rezerv talebiyle ABD dış ticaret ya da ödemeler dengesi arasındaki ilişkinin de esas problem olmadığına; uluslararası parasal sorunun temelinin hareket halindeki sermaye olduğunu vurgulayacaktı.
  8. 1960’lardan 1980’lere uluslararası para sisteminin dizaynı konusunda oldukça zengin bir tartışma ve pratik girişim var. En bilinen örneği SDR’ler olsa da bununla sınırlı değil. Altın standardına geri dönüş tartışması ise, küresel hegemonumuz ABD için 1981-82’de bitmiş görünüyor. Bu dönemde, ABD Kongresi tarafından kurulan (sanırım Cato’cularca iteklenen) resmi bir komisyon (U.S. Gold Commission) ABD dolarının ve uluslararası para sisteminin istikrarını sağlamak amacıyla altının para sistemindeki rolünü ve altın standardına geri dönüş konusunu araştırıyor ve çoğunluk raporunun geri dönüşe olumsuz bakışıyla konu kapanıyor (Cato ve Mises’ciler hariç).
Önerilen Alıntı: Alıntıyı Kopyala
Güney Düzçay (2026). Altın Üzerine Sorgulamalar (VI) – Altın Fiyatını Ne Belirliyor Ne Belirlemiyor. Katman Portal. https://katmanportal.com/doi/10.5281/zenodo.21894092
  • 2010 yılında Bilkent Üniversitesi Matematik Bölümü’nden mezun oldu. Yüksek lisansını 2013’te Orta Doğu Teknik Üniversitesi İktisat Bölümü’nde, doktorasını da 2022 yılında aynı bölümde tamamladı. 2018 yılından sonra, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasında kurumsal risk ve rezerv risk yönetimi alanlarında çalıştı. 2023 yılından beri Samsun Şubesinde görev yapmaktadır. Para, bankacılık, uluslararası finans ve merkez bankacılığı alanlarında çalışmalar yürütmektedir.

    Diğer Yazıları
Yapay Zeka Kullanımı Beyanı
Literatür taraması ve/veya kaynaklardan özet çıkarımı Veri çekme ve işleme Tercüme

Yazar, yapay zeka araçlarını yukarıda belirttiği kapsamda bilimsel yayın etiğine bağlı kalarak kullandığını beyan etmektedir. Yapay zeka desteğiyle üretilen içeriklerin tüm sorumluluğu yazara aittir.