Takip et

Fransa’daki Öğrenci İsyanı ve Politik İktisadi Arka Plan

🎧 Dinle ✕
DOI:10.5281/zenodo.23813837 Atıf Yap ✅ Kopyalandı! Kopyala ✅ Kopyalandı!

Fransa’da son yirmi yıl içinde, vergi ve enflasyon dikkate alındığında orta sınıfın yaşam standardı yüzde 15 arttı. Ancak 2004 ile 2024 yılları arasında en zengin yüzde 10’luk kesimde bu oran yüzde 24 artarken, en yoksul yüzde 10’luk kesimde yüzde 2,3 azaldı. Eşitlik bu hâliyle devlet binaları ve okulların duvarlarında yazılı bir slogandan ibaret.

Protestolarda taşınan pankartlarda da en çok gördüğümüz dövizlerden biri: “Sefalet eken, öfke biçer”

Kuzey Yarımküre’de sonbahar soğukları gittikçe kendini hissettirirken, Avrupa sokakları iyiden iyiye ısınıyor. Aslında ilk kıvılcım yaz sıcakları hâlâ devam ederken atılmıştı. 17 Eylül’de, kaynak ve personel yetersizliğine karşı Paris’in banliyölerinden Créteil’deki Saint-Exupéry Lisesi öğretmenlerinin düzenlediği grevin ertesi günü, aynı lisenin öğrencileri, “öğretmenlerimiz bize memnuniyetsizliklerinin nedenlerini anlattılar ve biz de onlara katılmaya karar verdik,” diyerek bir eylem düzenledi.[1] Öğrenciler, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından ihmal edildiklerini belirtiyor ve kaynak ve personel eksikliğini ve aşırı kalabalık sınıfları eleştiriyorlardı. Eylem bu liseyle sınırlı kalmadı. İki hafta geçmeden blokajlar hem ülke çapına yayıldı hem de üniversitelere sıçradı.

İlk başlarda sadece sosyal medya üzerinden belli bir görünürlüğe ulaşan liselilerin talepleri, kitlesel eylemlerin başlamasıyla birlikte öğrenci sendikaları (hem liselilerin hem de üniversite öğrencilerinin farklı birden fazla sendikası var) tarafından hızla bir araya getirildi ve kamuoyuna güçlü bir biçimde duyuruldu.[2] Fransa toplumu, her zaman görünür ya da güçlü olmasa da, ne mutlu ki dişten tırnağa örgütlü bir toplum. Dünyanın başka coğrafyalarında isimleri ancak marjinal hatta pejoratif sıfatlarla anılan sendikalar, sol örgütlenmeler ve diğer sivil toplum kuruluşları, son yıllardaki tüm şeytanlaştırma çabalarına karşın Fransa’da ana akım tartışmaların içinde rahatça yer bulabiliyor. Örneğin, ana akım televizyon kanallarında liseli ve sendikali Troçkist bir gencin, kelli felli sağcı politikacılara son derece güçlü argümanlarla karşı koyabildiğini görebiliyorsunuz. Öğrencilerin talepleri hem liselerde hem de üniversitelerde dayanılamaz hâle gelmiş koşulların iyileştirilmesine yönelik şu 10 başlık altında toplanıyor:

1 – Okul ve üniversite binalarını yenilemek için bir acil durum planı.

2 – Eğitim, sağlık, destek ve rehberlik personelinin kitlesel olarak işe alınması.

3 – Okul ve üniversite takvimlerinin yeniden düzenlenmesi.

4 – Parcoursup ve Mon Master (lisans ve master yerleştirmelerini organize eden çevrimiçi platformlar) aracılığıyla yapılan seçime son verilmesi. Yükseköğretimde 250.000 kontenjan yaratılması.

5 – Lise öğrencilerinin karar alma süreçlerine gerçek anlamda katılabilmelerini sağlamak için lise demokrasisinin yeniden düzenlenmesi.

6 – Bursların yeniden değerlendirilmesi ve herkes için konut yardımı ödemelerinin yeniden başlatılması ve artırılması.

7 – Tüm öğrenciler için 1 avroluk öğün hakkının reel olarak garanti altına alınması.

8 – Yabancı öğrencilere farklı kayıt ücretleri getiren “Fransa’ya Hoş Geldin” planının yürürlükten kaldırılması ve CVEC’in (ek üniversite harçlarının) ortadan kaldırılması.

9 – CROUS (Fransa’nın Kredi Yurtlar Kurumu) kiralarının dondurulması, kira düzenlemesinin kalıcı hale getirilmesi, CROUS konutlarının yenilenmesi ve yenilerinin inşa edilmesi.

10 – Lise ve üniversite hareketine yönelik baskı ve polis şiddetine son verilmesi.

Bunların arasında, okulların fiziki koşullarının iyileştirilmesi; hem birçok dersin boş geçmesine hem de diğer temel hizmetlerin eksik sunulmasına neden olan personel eksikliğinin giderilmesi; ve üniversite seçme ve yerleştirme platformlarının kaldırılıp kontenjanların artırılması liselilerin en öne çıkan talepleri arasında yer alıyor. Ülke çapında nüfusun dönüşümü ile birlikte toplam öğrenci sayısındaki artış durmuş olsa da Paris’in etrafındaki banliyölerde (ki bu bölgelerde toplam 10 milyon kişi yaşıyor) ortaöğretimdeki öğrenci sayısı artmaya devam ediyor ve öğretmen sayısı, öğrenci sayısındaki artışa ayak uyduramıyor. Bir yandan ders programları öğrencilere aşırı yüklenirken, bir yandan da ortaöğretimde her on ders saatinden biri öğretmen yokluğu nedeniyle gerçekleştirilemiyor. Genel ve teknik liselerde sınıflar giderek daha kalabalık hale geliyor. Yine Paris’in çevresini oluşturan banliyöler Fransa çapında liselere en az yatırım yapan bölgeler. Lise binaları eskimiş durumda ve okulların yarısından fazlası 1980’lerden önce inşa edilmiş. Öğrenciler ve personel yazın aşırı sıcaklarla, kışın ise yetersiz ısınmayla mücadele etmek zorundalar.[3] Burada bir parantez açmak gerekirse, lise öğrencilerinin boş geçen derslerinin üzerine bir de üniversiteye girme ihtimallerinin azalmasının yarattığı hayal kırıklığının, lise performansları üzerinde olumsuz etkisini Fransa’nın, tüm problemlerine rağmen halihazırda eğitim başarısını belirlemede temel ölçüt olarak kabul edilen PISA testlerinde gerileyen sıralamasında da görmek mümkün.

Üniversitelerdeki durum bazı açılardan liselerden daha vahim. Devletin üniversite öğrencisi başına yaptığı harcamalar son 10 yılda yüzde 5 oranında azaldı.[4] Şeffaflıktan uzak algoritmalar tarafından kontrol edilen yerleştirme platformları sonucu lise mezunlarının üniversiteye girmesi, girebilenlerin de eğitimlerini sürdürebilmesi de giderek zorlaştı. Öğrenciler, kâğıt üzerinde neredeyse ücretsiz ama giderek maliyetli hale gelen bir eğitim sistemiyle karşı karşıyalar. Birçok öğrenci eğitimine devam edebilmek için yarı zamanlı işlerde çalışmak zorunda. Yabancı öğrencilere uygulanan çok yüksek harçlar ve bu öğrencilerin burslardan mahrum bırakılması eşitsizlikleri daha da artırdı. Anglo-Sakson ülkelerden farklı olarak Fransa’nın yabancı öğrenci nüfusunun ana gövdesini oldukça fakir ülkelerin, daha ziyade eski sömürge ülkelerinin gelir seviyesi düşük ailelerinden gelen gençler oluşturuyor. Yapılan harç artışları önceki yıllarda özerk olarak karar alabilen üniversiteler tarafından uygulamaya konmasa da, yeni alınan kararlar hükümetin yetki alanına girdiği için yabancı öğrencileri doğrudan etkileyecek.

Öğrencilerin gösterileri devam ederken, bunlara uzunca bir süredir devam eden ekonomik sıkıntılardan mustarip kesimlerin şikâyetleri, sarı yelekliler hareketinin de yeniden sokaklara ineceğini ilan etmesi ve işçi ve memur sendikalarının da tüm bu hareketlere destek açıklamaları eklendi ve sonuçta toplumsal muhalefet son yılların en kalabalık eylemlerini düzenlemeye başladı. Geçtiğimiz hafta sonu sadece Paris’te 250.000 kişilik bir yürüyüş gerçekleştirildi. Bir hafta önceki şiddet olayları nedeniyle bazı kentlerde yürüyüşler yasaklanmış olmasına rağmen Fransa çapında ise 800.000 kişi sokaklardaydı.

Burada bir noktaya açıklık getirmek gerekiyor. Evet, Fransa dünyanın geri kalanından kopuk, sosyal hakların ve refahın tüm topluma yayıldığı, resmi olarak da kullanılan sloganda olduğu gibi eşitliğin, özgürlüğün ve kardeşliğin sel olup aktığı bir ülke değil. Ancak Fransa neoliberal saldırının halkın ortak bilincine kadar her alanı işgal ettiği, hükümetlerin ve meclislerin her türlü emek karşıtı reformu itirazsız gerçekleştirebildiği ortalama bir 21. yüzyıl ülkesi de değil. Daha iki yıl önce yüz binlerce insan bu sefer de emeklilik yaşını yükselten reforma karşı yine sokaklardaydı ve hükümetin ancak kanun hükmünde kararname ile Ulusal Meclis’e onaylatmaksızın geçirebildiği yasa, geçtiğimiz yıl sonunda yine Macron tarafından atanan yeni hükümet tarafından dondurulmak zorunda kaldı. Reform sonucunda emeklilik yaşı 64’e çıkarılmıştı. Bu bile birçok Avrupa ülkesindeki çalışanların mevcut neoliberal saldırı altında hayal dâhi edemeyeceği bir yaş. Bu ülkede onlarca yıldır hiçbir kemer sıkma politikası önemli toplumsal kalkışmalar olmaksızın uygulamaya sokulamıyor.

Fransa bu anlamda neoliberal dönüşümü paradoksal bir biçimde yaşadı ve yaşamaya devam ediyor. OECD ülkeleri içinde yüzyılın başından beri kamu harcamalarının GSYİH’ye oranı en yüksek ülkelerinden biri, çoğu yıl da en yüksek olan ülkesi.[5] Aynı şekilde hem kamu sosyal harcamalarının hem de toplam sosyal harcamaların OECD içinde çok uzun zamandır en yüksek olduğu ülke.[6] Bununla birlikte, sosyal harcamalarda üst sıralarda yer almak, mutlaka daha eşitlikçi sonuçlara katkıda bulunmuyor. Örneğin, GINI katsayısında pek çok Avrupa ülkesinin gerisinde yer alıyor.[7] Bu da kamu harcamalarının adil bir refah yaratacak şekilde yapılmadığını gösteriyor. Vergi avantajları genellikle düşük gelirli çalışanlara kıyasla yüksek gelirli çalışanlara daha fazla fayda sağlarken, sosyal yardımlarda yapılan kısıtlamalar ise düşük gelirlileri çok daha olumsuz etkiliyor.[8] Harcamalar adil olmadığı gibi, vergilendirme de adil değil. Neoliberal dönemin Fransa’daki en önemli sonucu diğer ülkelerle paralel biçimde servet uçurumunun hızla artması oldu. 2026 yılı itibarıyla yoksulluk oranı yüzde 15,4 ile tarihsel ortalamaların çok üzerine çıkmış durumda[9]. Oysa zenginler baş döndürücü bir hızla daha da zenginleşiyor.

Son yirmi yıl içinde, vergi ve enflasyon dikkate alındığında orta sınıfın yaşam standardı yüzde 15 arttı. Ancak 2004 ile 2024 yılları arasında en zengin yüzde 10’luk kesimde bu oran yüzde 24 artarken, en yoksul yüzde 10’luk kesimde yüzde 2,3 azaldı. Devlet istatistik kurumuna göre, 2024 yılında en yoksul yüzde 10’luk kesim, vergi ve sosyal yardımlar düşüldükten sonra toplam gelir kütlesinin sadece yüzde 3,2’sini elde ediyor. En zengin yüzde 10’luk kesim ise toplam milli gelirin yaklaşık dörtte birini (yüzde 24,9) elde ediyor.[10] Eşitlik bu hâliyle devlet binaları ve okulların duvarlarında yazılı bir slogandan ibaret.

Serveti vergilendirmeyen devlet, yükselen harcamaları sürdürebilmek için onlarca yıldır borçlanmayı artırma yoluna gitti. Bugün büyük şirketlerden ve zenginlerden vergi eliyle alamadığı kaynakları, onlardan borçlanmak suretiyle elde etmeye çalışıyor. Neoliberal çağda hem devlete vergi vermeyen hem de devletten elde ettiği faiz gelirleriyle daha da zenginleşen asalak bir sermaye sınıfı yaratıldı; buna, her yıl onlarca milyar faiz, temettü ve hisse satışı gelirleriyle Fransız şirketlerin ve kamunun sırtından geçinen uluslararası sermaye de dahil. Sonuç olarak bütçe 1975 yılından beri kesintisiz olarak açık veriyor ve toplam kamu borcu, yüzyılın başındaki GSYİH’nin yüzde 60’ı seviyesinden bugün itibarıyla yüzde 119’a çıkmış durumda.

Son yıllarda borç yükü, ana akım medyanın, politikacıların ve ekonomistlerin en çok kullandığı argüman haline geldi. Bildik neoliberal argümanla, borç yükünü azaltabilmek için hükümet harcamalarını, yani asıl kastettikleri şey olan sosyal harcamaları azaltmak gerekiyor. Büyük şirketleri ya da üst sınıfları rahatsız edecek herhangi bir vergi ise teklif dâhi edilmemeli.

2026 yılı bütçe açığı GSYİH’nin yüzde 5,4’ü seviyesinde. Gelecek yıl için vaat edilen belirgin kemer sıkma önlemlerine rağmen (emeklilerin üçte ikisi için enflasyona bağlı maaş artışlarının dondurulması, asgari sosyal yardımlar hariç olmak üzere sosyal yardımların (konut yardımı, aile yardımı, çalışma primi) dondurulması ya da emeklilerin gelir vergisi indirimi tavanının düşürülmesi), bütçe açığının yine de GSYİH’nin yüzde 5’ine ulaşması bekleniyor. Madalyonun bir yüzü vergilendirilmeyen servet ve gelirlerken, diğeri ise kamu borcunun faiz yükü. Bu yük, 2025’te GSYİH’nin yüzde 2,2’sinden bu yıl yüzde 2,6’ya – kabaca son on yıllardaki tarihsel ortalamasına – yükselmiş durumda. Gelecek yıl da yüzde 2,9’a ulaşacağı hesap ediliyor. Böylece Fransız hazinesinin faiz giderlerinin bir yıl içinde 12 milyar avro artarak toplamda 91 milyar avroya ulaşması bekleniyor. Bu gidişle, borç servisi kemer sıkma çabalarının büyük bir kısmını yutuyor ve açığın gerçek anlamda kontrol altına alınmasını imkânsız hale getiriyor.[11] Ekonomik büyümenin zayıflaması ve borçlanma faizlerinin yükselmesi göz önüne alındığında, toplam borcun ortalama faizi tehlikeli olduğu düşünülen sınıra, yani reel ekonomik büyüme artı enflasyondan oluşan nominal büyüme oranına yaklaşıyor.[12]

Fransız Ekonomi Enstitüsü tarafından yapılan simülasyonlara göre, şu anda milletvekilleri tarafından tartışılan 2027 bütçesi, 2027 yılında hanehalklarının 8,7 milyar avro kayba uğramasına neden olacak. Üstelik bu rakam, sadece hane halklarının gelirleri üzerinde doğrudan etkisi olan önlemleri içeriyor, yani hane halklarının dolaylı olarak da mağdur olduğu kamu hizmetlerindeki bütçe kesintileri hesaba katılmıyor. En varlıklı kesim avro cinsinden daha fazla harcanabilir gelir kaybedecek olmasına rağmen, bu durum onlar için daha az bir yük teşkil ediyor.[13]

Bütçe açığı ve borç yükü giderek iç içe geçen iki temel sorun olsa da, her ikisinin birden müsebbibi olan adil olmayan vergilendirmenin yanında, aslında daha derinlerde aranması gereken çift yönlü bir sebep daha var. Bu bir tarafta azalan yatırımlar, sanayisizleşme ve artan işsizlikle birlikte ülkenin iktisadi değer yaratma gücünün giderek aşınması iken diğer tarafta bu aşınmaya rağmen üst -ve asalak- sınıflara finansallaşma sürecinde artan kaynak aktarımı.

Önceki yazılarımızın da dahil olduğu değer çevrimi ve finansallaşma konularına söz verdiğimiz üzere hem Fransa’dan hem de başka ülkelerden gerçek örneklerle devam edeceğiz.

Son not: Bu yazı kaleme alındığı sırada hükümet, üniversite yerleştirme sistemi Parcoursup’un 2028’den itibaren kaldırılacağını, üniversitelerde 15000 yeni kontenjan yaratılacağını, ve lise ve ortaokul binalarını yenilemek için 4 milyarı bölgelere temin edilecek düşük faizli kredi olacak şekilde (Fransa’da ilk, orta ve lise eğitimine dair harcamalardan bölge yönetimleri sorumlu), üniversitelerle birlikte 5 milyar avro ayrılacağını, 2028’e kadar lise sınıflarının 28 öğrenci ile sınırlandırılacağını, öğrencilere verilen bursların yeniden enflasyona endeksli hâle getirileceğini ve liselere toplamda 500 yeni öğretmen atanacağını ilan etti. Öğrenci sendikaları ise alınan kararların yetersiz olduğunu söyleyerek eylemlerine devam edeceklerini açıkladı. 31 Ekim’de yeniden ülke çapında gösteriler düzenlenecek. Ulusal işçi sendikaları ise 5 Kasım için genel grev kararı aldı. 68’in en ünlü sloganına nazire La lutte continue (Mücadele devam ediyor).

Notlar

  1. https://www.franceinfo.fr/societe/education/blocage-des-lycees/la-mobilisation-a-pris-une-ampleur-inattendue-comment-le-mouvement-de-blocage-des-lycees-s-est-propage-en-france_8216054.html ↑
  2. https://union-etudiante.fr/10mesures/ ↑
  3. https://lcp.fr/actualites/blocage-des-lycees-quelles-sont-les-revendications-des-eleves-442989 ↑
  4. https://www.alternatives-economiques.fr/8-graphiques-pour-comprendre-la-colere-des-lyceens_06-10-2026 ↑
  5. https://www.oecd.org/en/data/indicators/general-government-spending.html ↑
  6. https://www.oecd.org/en/data/dashboards/social-expenditure-dashboard.htmlhttps://ourworldindata.org/grapher/social-spending-oecd-longrun ↑
  7. https://worldpopulationreview.com/country-rankings/gini-coefficient-by-country ↑
  8. https://www.alternatives-economiques.fr/le-budget-2027-ne-fait-pas-contribuer-les-plus-aises-a-hauteur-de-leurs-moyens-et-3-autres_22-10 ↑
  9. https://www.inegalites.fr/evolution_pauvrete_annuelle ↑
  10. https://www.inegalites.fr/evol-inegalites-long ↑
  11. https://www.alternatives-economiques.fr/budget-2027-le-gouvernement-enferme-la-france-dans-une-austerite-sans-issue_01-10-2026 ↑
  12. https://www.alternatives-economiques.fr/non-il-n-y-a-pas-d-effet-boule-de-neige-de-la-dette-francaise_14-10-2026 ↑
  13. https://www.alternatives-economiques.fr/le-budget-2027-ne-fait-pas-contribuer-les-plus-aises-a-hauteur-de-leurs-moyens-et-3-autres_22-10 ↑
Önerilen Alıntı: Alıntıyı Kopyala
Mustafa Erdem Sakınç (2026). Fransa’daki Öğrenci İsyanı ve Politik İktisadi Arka Plan. Katman Portal. https://katmanportal.com/doi/10.5281/zenodo.23813837
  • Mustafa Erdem Sakınç, Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Ekonomi Bölümü’nden 2004 yılında mezun oldu. 2009’da ODTÜ ve University of Massachusetts Lowell’da iki ayrı interdisipliner bölümde yüksek lisanslarını, 2016’da ise Bordeaux Üniversitesi’nde ekonomi doktorasını tamamladı. Başlıca araştırma alanı, şirket ekonomi politiği ana başlığı altında yenilik ekonomisi, finansallaşma, kurumsal yönetişim ve endüstri ilişkileri arasındaki etkileşimlerdir. Özel uzmanlık alanları ABD ve Avrupa'daki havacılık, ilaç ve BİT endüstrileridir. Halen Université Sorbonne Paris Nord'da öğretim üyesi ve üniversiteye bağlı Analyse des Crises & Transitions (ACT) araştırma merkezinde uzman araştırmacıdır.

    Diğer Yazıları
Yapay Zeka Kullanımı Beyanı

Yazar bu yazının hazırlanmasında yapay zeka aracı kullanmamıştır.