Savaşta erkeklerin boşalttığı işleri kadınlar doldurdu, devlet de kreş açtı. Peki savaş bitince ne oldu? İngiltere, ABD ve Sovyetler Birliği’ne bakarak kadın emeğinin kısmen kalıcı olduğunu ama kamusal bakımın geri alındığını tartışıyorum. Savaş kadınları değil, bakımı eve gönderdi.
Geçen günlerde BBC’de yayımlanmış bir haber oldukça ilgimi çekti. Allan Little adlı bir gazetecinin yaptığı “War may be coming. Are we psychologically ready?” başlıklı bu haber aslında bir ekonomi haberi değildi. Ancak BBC gibi ana akım medyanın odağı olan bir gazetede İngiltere’nin savaş psikolojisine hazır olup olmadığının tartışılması dikkatimi çekti. Bu haber ve üzerine bir arkadaşımla yaptığım sohbet beni şu soruyu düşünmeye yöneltti: Savaş artık bu kadar yoğun biçimde gündemdeyken, kadınlar savaşlardan nasıl etkilendi ve gelecekte nasıl etkilenebilir? Bu nedenle ilk olarak bu yazımda geçmişte savaştan kadınlar nasıl etkilendi konusunu ele alacağım. Diğer yazılarda ise Türkiye özelinde neler yaşandı ve bir sonrakinde yakın zamanda veya güncel olarak yaşanan savaşlarda kadınlar nasıl bir konumda ve nasıl etkilenebilirler bunu tartışmaya çalışacağım.
Savaş ve kadın emeği dendiğinde aslında bir hikaye canlanabilir kafamızda. Geçmişte savaş döneminde cepheye giden erkeklerin istihdamda yarattığı boşlukları birileri doldurmalıydı ve bu da kadınların üzerine kalmaktaydı. Bu hikayede de bu boşlukları dönemsel olarak dolduran kadınlar savaş bittikten sonra da erkekler geri geldiklerinde tekrardan eve gönderilmekteydi. Başlangıçta bunu konuşmayı düşünüyordum ancak sonrasında daha önceki yazdığım yazılarla da bağlantılı olarak daha derin bir mesele kendini gösterdi: bakım emeği bu dönemlerde nasıldı? Aslında kadınlar savaşlardan sonra tam olarak istihdamdan çekilmedi, çalışmaya devam eden bir kesim de vardı. Fakat asıl geri alınan bir şey vardı ki bu da devletin savaş sırasında üstlendiği bakım sorumluluğuydu. Örneğin İngiltere’de evli kadınları fabrikalara çekebilmek için devlet finansmanıyla “savaş kreşleri” açıldı, ABD’de ise federal hükümet binlerce kreşi finanse etti. Yani çocuklara kimin bakacağı sorusu savaş boyunca yalnızca ailenin değil, devletin de sorusu haline geldi. Savaş bittiğinde ise bu kreşlerin çoğu kapatıldı ve bu soru yeniden eve, kadınların omzuna bırakıldı. Yani aslında savaşın geçici kıldığı şey kadın emeği değil bakımın kamusallaşmasıydı. Bakım, sermayenin ihtiyaçlarına göre devletin üstlenebildiği ve karşılayabildiği bir sorumlulukken gerek kalmadığında direkt olarak göz ardı ettiği bir mesele.
İngiltere’de ne oldu?
İlk olarak İngiltere’den başlayalım. Birinci Dünya Savaşı döneminde İngiltere’de milyonlarca erkek cepheye gönderildi. Erkeklerin cepheye gitmesinden sonra ise fabrikalar da boşalmış oldu. Bu açığı kapatmak amacıyla “dilution” (seyreltme, sulandırma) denilen bir yöntem uygulandı. Bu yönteme göre aslında vasıflı erkek işçilerin işleri vasıfsız erkek işçiler ve kadınlar arasında paylaştırıldı. Cephane fabrikaları artık kadınlar için ciddi istihdam sağlayan yerler haline gelmişti. Ancak bu sistemin başlangıcında önemli bir koşul vardı. Sendikalar bu “dilution” sistemini savaş bitiminde eski düzenin geri geleceği sözüyle kabul etmişti. Yani savaş bitiminde geri dönen erkekler eski işlerini geri alacak ve kadınlar da tekrardan evlere dönecekti. 1919’da çıkarılan “Restoration of Pre-War Practices Act” (Savaş Öncesi Uygulamaları Restorasyonu Yasası) bunu yerine getirdi ve kadınlar savaş boyunca çalıştığı işlerden ya çıkarıldı ya da daha alt pozisyonlara itildi. Evde bakımın devamlılığının sürmesi için kadının evde olması gerekiyordu. Bakım bu dönem kamusallaşmadığı için de bazı kadınlar eve geri gitmek durumunda kaldı, bazıları da daha alt pozisyonlarda istihdamda kalmaya devam etti ve bakım yükü her koşulda yine kadına yüklendi.
İkinci Dünya Savaşı dönemine baktığımızda ise bu dönemde İngiltere bir adım daha ileri gitti. 1941’de çıkarılan İkinci Ulusal Hizmet Yasası (The Second National Service Act) 20-30 yaş arası bekar kadınlar ve çocuksuz eşini kaybetmiş kadınlar ilk kez zorunlu olarak savaşa çağrılabilir hale geldi. Çocuklu anneler bundan muaftı. Devlet kadın emeğine her yerde ihtiyaç duyuyordu ancak bakım yükü bazı yerlerde buna engel oluyordu. Devlet ise burada kadınları bakım yükünden kurtarmak yerine evli ve çocuklu kadınları bundan dışarıda bırakmayı seçmişti. Savaşın ilerlemesiyle birlikte insan ihtiyacından dolayı evli ve çocuklu kadınlara da ihtiyaç duyuldu. Bu ihtiyaçla birlikte çocuklara kimin bakacağı sorusu gündeme geldi. Bu soruna çözüm, dönemin çalışma bakanı Ernest Bevin evli kadınlar işe alınmadan önce kreşlerin kurulmasını istemesiyle oldu. Savaş boyunca devlet finansmanıyla birçok “savaş kreşi” açıldı. Yani bakım yükü kamusallaşmak zorunda kaldı.
Böylelikle de kadınların istihdamdaki payı arttı, özellikle temel savaş sanayilerinde. Metal ve kimya sanayiinde savaş öncesi çalışan kadınların payı yalnızca %16,3’tü. Savaş döneminde ise bu oran %36,8’e kadar çıkmıştı. Patlayıcı üretiminde çalışan kadın sayısı 7.900’den 180.500’e, motorlu taşıt ve uçak sanayiinde 45.200’den 410.100’e yükselmişti (Hart ve Roberts, 2023). Savaş bittikten sonra bu oran %21’lere düşse de savaş öncesi dönemden yüksek bir oranda kalmıştır.
Kadınlar istihdamda belirli ölçüde kalıcı hâle gelmiş olsa da kreşler için aynı kalıcılıktan söz etmek mümkün değildi. Sağlık Bakanlığı savaş bitiminde 1945 yılında kreş finansmanını geri çekti ve yerel yönetimler de kreşlerin sürdürülmesi adına bir adım atmadı ve kreşlerin çoğu savaş sonrası kapatıldı.
ABD ne yaptı?
ABD’ye baktığımızda da benzer bir hikaye ve belki de daha net bir tablo görebiliriz. Savaş döneminde evli kadınların işgücüne katılım oranı %15’ten %23’e çıktı ve işgücündeki kadın sayısı 1940’ta 14 milyonken 1944’te 19,5 milyona ulaştı (CRS, 2000; Long, 1952). Çocuklar için de Lanham Yasası kapsamında 1943’ten 1946’ya kadar 52 milyon dolarlık bir federal hibe verildi. Temmuz 1944’teki zirvede 3102 federal destekli kreş ve yaklaşık 130 bin kayıtlı çocuk vardı, savaş boyunca toplam 550-600 bin çocuk bu kreşlerden yararlandı. Bu program da ABD tarihindeki ilk ve bugüne kadarki tek ulusal çocuk bakımı programı (CRS, 2000). Program aslında savaş üretimini artırmaya yönelik geçici bir tedbir olarak tasarlanmıştı. Yani çocuk bakımı bir hak olarak değil, savaş sanayisinin ve özellikle mermi üretiminin sürdürülebilmesi amacıyla kamusallaştırılmıştı.
Japonya’ya karşı zaferini kesinleştiren ABD, kreş finansmanının da kesileceğini açıkladı. Bu kesinti önemli tepkilere yol açsa da kreşlerin sadece 1946’ya kadar açık kalabileceği bir ek finansman sağlandı. Kreşler, 1946’nın ortalarına kadar yerel kaynaklarla bir süre daha ayakta kalabildi; ancak ülke çapında benzer bir çocuk bakımı programı bir daha oluşturulmadı. Fabrikalarda da benzer bir tablo vardı: Haziran 1945’te fabrikalarda çalışan her dört kadından biri Eylül’e kadar işten çıkarılmıştı (Women’s Bureau, 1946). İşgücündeki kadın sayısı bir yılda 19,3 milyondan 16,8 milyona düştü (Long, 1952).
Sovyetler Birliği Deneyimi
Sovyetler Birliği’ne baktığımızda ise İngiltere ve ABD’den oldukça farklı bir tablo görüyoruz. Sovyet kadınları zaten savaştan önce de işgücü piyasasında yer alıyordu. Savaşla birlikte erkeklerin cepheye gitmesiyle kadınların işgücündeki payı daha da arttı, özellikle de kırsalda. Yani kolhozları aslında kadınlar ayakta tutuyordu.
Savaş bittikten sonra ise İngiltere ve ABD’deki gibi bir geri gönderme yaşanmadı. Bunun sebebi ideolojiden çok demografiydi. Savaşta o kadar büyük bir nüfus kaybı yaşanmıştı ki kadınları eve gönderip yerlerini dolduracak yeterli erkek emeği yoktu.
Ama bakım tarafına baktığımızda hikâye değişiyor. 8 Temmuz 1944’te, savaş daha bitmeden, Sovyetlerde yeni bir aile yasası çıktı. Bu yasayla on ya da daha fazla çocuk doğuran kadınlara “Kahraman Anne” unvanı verilmiş, çocuksuzluk vergisi genişletilmiş ve boşanma zorlaştırılmıştır. Belki de en önemlisi, 1926 aile yasasının aksine sadece resmi nikâhlı evlilikler tanındı ve “gayrimeşru çocuk” kavramı geri geldi. 1926 yasası nikâhsız birlikteliği de resmi evlilikle eşit saymış, evli olsun olmasın babayı çocuğun nafakasından sorumlu tutmuştu. 1944’te bu durum tersine döndü. Evlilik dışı doğan çocuklar için babalık davası açılamaz oldu, bu çocukların doğum belgesinde baba hanesi boş bırakıldı. Artık sadece resmi evlilikten doğan çocuklar babadan nafaka talep edebiliyordu.
Yani devlet savaşta milyonlarca erkeği kaybettikten sonra nüfusu yeniden artırmak istiyordu ama evlilik dışı doğan çocuklar için babanın sorumluluğunu ortadan kaldırıyordu. Devlet bekâr annelere küçük bir aylık yardım bağlasa da nüfusu yenileme yükünün büyük kısmı erkeklere hiçbir yükümlülük getirilmeden kadınlara kalmış oldu. Sovyet kadını hem tam gün çalışıyor, hem devletin beklediği çocukları doğuruyor, hem de kıtlık koşullarında evi ayakta tutuyordu.
Kadınlar Gerçekten Geri Gönderildi mi?
Savaş sonrası kadınların gerçekten istihdamdan itilip itilmediği de bir tartışma alanı. Savaşı kadınlar için bir kırılma noktası olarak görenler varken, savaşın etkisinin sanıldığından daha sınırlı olduğunu savunanlar da var. Goldin (1991), ABD verileriyle 1950’de çalışan evli kadınların yarıdan fazlasının zaten 1940’ta da çalıştığını, 1940–1950 arasında işgücüne katılan evli kadınların yarıdan fazlasının ise savaştan sonra çalışmaya başladığını gösteriyor. Savaş sırasında işe giren evli kadınların ise %53’ü 1950’de hâlâ çalışıyordu. Yani savaşın bir etkisi olsa da kadınların istihdamı üzerindeki doğrudan etkisi sanıldığı kadar büyük değildi.
Ancak bu tartışma çoğunlukla istihdama odaklanıyor. İstihdamın yanı sıra kadınların asıl karşılıksız emeği olan bakım emeğini burada biraz daha toparlamak istiyorum. İngiltere’de metal ve kimya sanayiinde kadınların payı savaştan sonra düşse de 1950’de %21 ile savaş öncesindeki %16,3’ün üzerinde kaldı (Hart ve Roberts, 2023). ABD’de ise Goldin’in gösterdiği gibi savaş sırasında işe giren evli kadınların yarıdan fazlası 1950’de hâlâ çalışıyordu. Yani hangi ülkeye bakarsak bakalım, kadın istihdamının bir kısmı savaştan sonra da kalıcı oldu. Ama kreşlere baktığımızda böyle bir kalıcılık göremiyoruz. Bazılarında bakım hiç kamusallaşmadı bazılarında ise kamusallaşan bakım ihtiyaç bittiğinde geri alındı.
Yani kadın emeği savaştan sonra kısmen de olsa kalıcı hale geldi ama bu emeği mümkün kılan kamusal bakım büyük ölçüde ortadan kaldırıldı. Savaşın sona ermesi kadınları bütünüyle eve göndermedi; ancak savaş sırasında kamusal olarak örgütlenen çocuk bakımını yeniden aile içine, kadınların sorumluluğuna bıraktı. En kritik nokta da buydu çünkü savaş sırasında bakımın kamusal olarak örgütlenebileceği görülmüştü. Kreşlerin kapanması bir imkânsızlık değil, siyasi bir tercihti. Savaştan sonra kadınlarla erkekler arasındaki mesafeyi koruyan şeylerden biri de tam olarak buydu: bakımın yine kadının işi olarak kalması.
Sonuç
Bu yazı savaş koşullarının kadın istihdamını ve kamusal bakımı aynı anda mümkün kılabildiğini gösterdi. Savaş bitiminde, devletlerin ve sermayenin çıkarının tekrardan yönü değişti ve savaş sırasında kamusallaştırılan bakım hizmetleri geri çekilmeye başladı. Kadınlar savaştan sonra da çalışmaya devam etti, ama kreşler kapandı ve bakım yeniden eve gönderildi. Üç ülkede de bakım yüküne erkekleri de dahil etmek söz konusu olmadı.
Bu durum bugünü de düşündürüyor. Bugün de bakım hizmetleri çoğu zaman bütçe kısıtı gerekçesiyle sınırlı tutuluyor. Oysa tarih, devletin istediğinde birkaç yıl içinde binlerce kreş açabildiğini gösteriyor. Yani sorun kaynak değil, bakımın kimin sorumluluğu olarak görüldüğü.
Bir sonraki yazıda ise Türkiye’ye odaklanacağım. Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı’nın kadın emeğini nasıl seferber ettiğini, Kurtuluş Savaşı’nda erkeklerin yokluğunda hanelerin nasıl ayakta kaldığını ve Cumhuriyet’in bu emeği ve bakımı nasıl tanımladığını ele alacağım.
Kaynakça
Congressional Research Service (2000). Child Care: The Federal Role During World War II (RS20615). Washington, DC. https://www.congress.gov/crs_external_products/RS/PDF/RS20615/RS20615.9.pdf
Goldin, C. (1991). The role of World War II in the rise of women’s employment. American Economic Review, 81(4), 741-756. https://dash.harvard.edu/server/api/core/bitstreams/7312037d-dd8a-6bd4-e053-0100007fdf3b/content
Hart, R. A. ve Roberts, J. E. (2023). Women Workers in Essential British Metal and Chemical Industries during the Second World War and the Immediate Post-war Years (IZA Discussion Paper No. 16407). Bonn: IZA. https://www.econstor.eu/bitstream/10419/279105/1/dp16407.pdf
Little, A. (2026). War may be coming. Are we psychologically ready? BBC News. https://www.bbc.com/news/articles/cmn0jke547r5o
Long, C. D. (1952). The Labor Force in War and Transition: Four Countries. New York: National Bureau of Economic Research. https://www.nber.org/system/files/chapters/c3134/c3134.pdf
U.S. Department of Labor, Women’s Bureau (1946). Employment of Women in the Early Postwar Period, with Background of Prewar and War Data. Washington, DC. https://fraser.stlouisfed.org/title/employment-women-early-postwar-period-background-prewar-war-data-5482
Yazar, yapay zeka araçlarını yukarıda belirttiği kapsamda bilimsel yayın etiğine bağlı kalarak kullandığını beyan etmektedir. Yapay zeka desteğiyle üretilen içeriklerin tüm sorumluluğu yazara aittir.
