Serfliğin kaldırılmasından sonra Rus köylüsünün toprakla, köy topluluğuyla ve devletle ilişkisi nasıl değişti? Bu yazı, 1861’den 1917’nin eşiğine uzanan süreçte devletin köylüyü nasıl dönüştürmek istediğini ve köylü hanelerinin bu değişime nasıl karşılık verdiğini inceliyor.
Rusya’da köylülük 1861 ile 1917 arasında birkaç kez büyük düzenlemelerin konusu oldu. 1861 reformu serfliği kaldırdı, ama köylülerin çoğunu köy komününe ve uzun süreli borç yüküne bağladı. 1906 reformu bu kez komünü çözmeye, bireysel toprak sahipliğini yaygınlaştırmaya çalıştı. Her iki düzenleme köylünün hukuki ve ekonomik konumunu değiştirdi; hane, komün ve ortak kullanım ilişkileri ise kolay kolay ortadan kalkmadı.
Köylülük tartışmasının temel sorularından biri, köylünün ayrı bir sınıf olup olmadığıydı. Diğeri, köylülerin zamanla burjuvaziye ve işçi sınıfına ayrışıp ayrışmayacağıydı. Engels’in 1894’te kullandığı tanım tartışmanın sınırlarını gösterir: Köylü, kırda yaşayan ama ne kapitalist ne de işçi olan kişidir (Hussain ve Tribe, 1981).
Bu yazı iki noktanın izini birlikte sürüyor: Devletin köylüyü neye dönüştürmek istediği ve köylülerin bu düzenlemeleri nasıl karşıladığı. Vergi sistemi, köy komünü, arazi hukuku ve tarım politikaları bu sürecin araçlarıydı. Köylüler düzenlemeleri bazen kabul etti, bazen reddetti; çoğu zaman da kendilerine sunulan hukuki araçları yerel ihtiyaçlarına göre kullandı. Yazı 1861’den 1917’nin eşiğine kadar geliyor. Devrim ve sonrası ikinci yazının konusu.
Bu tartışma için geniş bir malzeme var. 1870’lerden itibaren taşra meclisleri (zemstvo)[1] köylü hanelerinin toprağını, emeğini, hayvanını, gelirini ve harcamasını kayda geçirdi; ortaya dört bin cildi aşan bir veri yığını çıktı (Thorner, 1966). Lenin bu verilerde sınıfsal ayrışmayı aradı, Chayanov aile emeğinin nasıl örgütlendiğine baktı. Aynı veri, farklı sorularla farklı sonuçlar verdi.
1861 Reformu: Özgürlük, toprak ve borç
On dokuzuncu yüzyılın ortasında Rusya’nın kır nüfusunun yaklaşık yüzde kırkı, özel toprak sahiplerine bağlı serflerden oluşuyordu. Serfin hareket etme, işini seçme ve ailesi hakkında karar verme imkânı sınırlıydı. Serflik hem insani gerekçelerle eleştiriliyor hem de Rusya’nın askerî ve iktisadi gelişmesini yavaşlatan kurumlardan biri sayılıyordu (Waldron, 1998).
Devletin daha hareketli bir emek gücüne, daha düzenli vergi gelirine ve tarımsal üretim artışına ihtiyacı vardı. Serfin toprağa ve efendiye bağlılığı sanayi için işgücü dolaşımını sınırlıyor, üretimi artıracak teşvikleri azaltıyordu. Serfliğin kaldırılması bu yüzden yalnızca köylünün hukuki durumuyla değil, devletin ekonomik ihtiyaçlarıyla da ilgiliydi.
19 Şubat 1861’de toprak sahiplerine bağlı serfler özgürleştirildi. Kendilerine, bedelini yaklaşık yarım yüzyıl boyunca geri ödeyecekleri topraklar tahsis edildi: Devlet toprak sahibine ödeme yapıyor, borcu köylüye aktarıyordu (Waldron, 1998). Ortaya yarım kalmış bir özgürleşme çıktı. Köylü hukuken özgürdü ama toprağın sahibi değildi. Tahsisler çoğu yerde geçime yetmiyordu, bedelsiz değildi ve mülkiyet bireye değil köy topluluğuna verilmişti. Devlet de vergi ve askerlik yükümlülüklerini köy üzerinden daha sıkı izleyebiliyordu. Eski serf böylece bağımsız bir küçük çiftçi değil, yükümlülüklerini toplulukla birlikte taşıyan bir komün (obşçina)[2] üyesi oldu.
1861 sonrasında kentlerde sanayi ve demiryolları gelişti; köylünün geçim koşulları aynı ölçüde iyileşmedi. Nüfus arttı, hane başına toprak azaldı, geri ödeme borçları ve vergiler sürdü. Köylüler özgürleşmeyle birlikte toprağın kendilerine geçmesini beklemişti; bunun yerine çoğu, geçimine yetmeyen bir arazi payı için devlete ödeme yapmak zorunda kaldı (Waldron, 1998).
Toprağı yetmeyen köylü malikâneden ek arazi kiralıyordu. Kirayı ödeyecek parası yoksa karşılığını emeğiyle ödüyordu; toprak sahibinin tarlasında çalışıyor, hasadı taşıyor, kendi hayvanıyla belirli işleri görüyordu. Otrabotki[3] denen bu düzen, serflik kalktıktan sonra da köylüyü toprak sahibine ekonomik olarak bağlı tuttu.
Komün bu koşullarda köylüye sınırlı bir güvence sağlıyordu. Toprağı haneler arasında yeniden dağıtıyor, mera ve orman gibi ortak alanların kullanımını düzenliyordu. Ama yalnızca köylülerin elindeki sınırlı araziyi paylaştırabiliyordu; malikâne topraklarına dokunamıyor, yeni toprak ya da sermaye yaratamıyordu. Nüfus arttıkça yeniden dağıtılan paylar küçüldü. Vergi ve borçların köy üzerinden tahsil edilmesi de komünü devlet denetiminin bir parçası hâline getirdi.
Bu yüzden 1905 öncesindeki köylü hoşnutsuzluğunun temelinde komünün varlığından çok toprak yetersizliği, büyük mülklerin korunması, borçlar ve vergiler vardı. Komün bazı haneleri koruyor ama bu sorunların hiçbirini çözemiyordu.
1904’te Japonya’yla savaşa girilmesinin arkasında, halkın isteklerine cevap veremeyen siyasi yapının ülkeyi çar etrafında birleştirecek kısa ve başarılı bir savaş arayışı vardı (Waldron, 1998). Sonuç tersi oldu. Yenilgi, rejimin iki temel işlevini birden yerine getiremediğini gösterdi: Rejim ne yeterli bir yaşam standardı sağlayabiliyor ne de devleti dışarıya karşı savunabiliyordu. Dışarıdaki yenilgi, içeride uzun süredir birikmiş hoşnutsuzluğu görünür kıldı.
1905’te olaylar birbirini izledi. Ocakta Kanlı Pazar yaşandı.[4] Haziran’da Karadeniz Filosu’na bağlı Potemkin zırhlısında isyan çıktı. Ekim’de demiryolu işçilerinin başlattığı grev ülke çapında siyasi bir genel greve dönüştü.[5] Kırda üç binden fazla olay kaydedildi; köylüler toprak sahiplerinin kararlarını tanımadı, malikâneleri yağmaladı, ürünlere zarar verdi. Bu eylemler önceki yüzyılların büyük köylü isyanları gibi tek bir ayaklanmada birleşmedi[6] ve merkezî bir örgütlenmeleri yoktu; yine de sayıları ve yaygınlıkları hükümeti taviz vermeye zorladı. Ekim Manifestosu[7] ve onu izleyen Duma[8] bu koşullarda ortaya çıktı. Rejim taviz vermiş, ama tavizin sınırlarını kendi belirlemişti.
Pyotr Stolypin, Saratov valisiyken isyanın köklerinin Rus tarımının durumunda yattığına ikna olmuş, raporlarında tarım reformunun hayati olduğunu tekrar tekrar yazmıştı. Nisan 1906’da içişleri bakanı, kısa süre sonra başbakan oldu.
Reformun hedeflediği köylü tipi tartışmanın önemli bir parçasıydı. Merkezî tez şuydu: Gayretli çiftçiler ancak komünden bağımsızlaştıklarında ve kendilerine ait ayrı bir toprak parçası edindiklerinde bütün potansiyellerini gerçekleştirebilirlerdi. Bu sağlanırsa gerisi kendiliğinden gelecek, müreffeh bir tarım doğacak ve Rus köylüsü topluma bütünleşecekti (Pallot, 1999).
Reform bu haliyle yalnızca bir tarım politikası değil, bir sınıf yaratma projesiydi. Amaç, mülkiyet duygusu edinmiş, kaybedecek şeyi olan ve bu yüzden düzenin devamından çıkarı olan bir küçük mülk sahipleri katmanı oluşturmaktı. Stolypin bunu güçlüye oynanan bir bahis olarak tanımlıyordu. Komünün emniyet ağı kalktığında pek çok hanenin çökebileceğini biliyor, ayrışmayı buna rağmen istiyordu (Waldron, 1998).
Reformun kuramcıları ayrıca Rus köylü tarımının doğrusal bir gelişme çizgisi üzerinde olduğuna inanıyordu: Köylüleri komünal tasarrufa bağlayan 1861 hükümleri olmasaydı, komünal çiftçilikten bireysel çiftçiliğe geçiş olayların olağan seyri içinde zaten gerçekleşecekti. Rus kırı, Batı’daki özel mülkiyete ve arazi birleştirmeye dayalı sisteme doğru ilerliyordu; reform yalnızca bu seyrin önündeki engeli kaldıracaktı (Pallot, 1999).
9 Kasım 1906 kararnamesi ve onu izleyen 1910 ile 1911 yasaları iki aşamalı bir yol açtı. Köylü önce komündeki şeritlerinin kendi özel mülkü olmasını isteyebiliyor, sonra dağınık şeritlerini tek parselde birleştirebiliyordu (Waldron, 1998).[9]
Politika daha güçlü haneleri desteklemeyi açıkça tercih ediyordu. Komünün koruması azaldığında bazı hanelerin toprağını kaybedeceği biliniyordu; buna karşın, başarılı hanelerin büyümesinin toplam üretimi ve siyasal istikrarı artıracağı varsayılıyordu (Waldron, 1998). Yoksulluk reformun doğrudan hedefi değildi; haneler arasındaki ekonomik ayrışma, kabul edilen sonuçlardan biriydi.
Reform milyonlarca haneyi etkiledi. 1906 ile 1915 arasında yaklaşık üç milyon hane bir mülkiyet ya da arazi düzenleme işlemine dâhil oldu; yaklaşık üç milyon hanenin başvurusu ise reddedildi ya da savaş başladığında henüz sonuçlanmamıştı (Pallot, 1999, s. 95). Ama reform her yerde aynı şekilde karşılanmadı. Bazı köyler bireysel ayrılmaya direndi; bazıları ortak kaynakları korumak için bütün köy adına çitleme istedi. Komünden ayrılan haneler bile taleplerini köy toplantıları ve ortak kararlar yoluyla iletebiliyordu. Bireysel mülkiyet için çıkarılan yasa, bazı yerlerde kolektif pazarlığın parçası oldu.
Reforma katılan haneler tek bir sınıfsal gruptan gelmiyordu. Zengin haneler üretimi büyütmek, yoksul haneler payını satıp kente gitmek için ayrılabiliyordu. Ama kararları sınıf konumu tek başına belirlemiyordu: Miras anlaşmazlıkları, kuşak çatışmaları, arazinin konumu, ilk başvuruyu kimin yaptığı ve memurların tutumu da etkiliydi (Pallot, 1999).
Sovyet tarih yazımı bu tabloyu daha düzenli çizmişti: Reformu en çok köyün iki ucundakilerin benimsediğini savundu. Zenginler çiftliğini ticarileştirmek, yoksullar payını satıp kente göçerek proleterleşmelerini tamamlamak için komünden ayrılacaktı. Leninist çerçevenin beklediği sonuç buydu; ama Pallot’ya göre bu iddia kanıtlanamıyor. İki nedeni var. Birincisi, hangi hanenin neden ayrıldığını gösterecek kayıtlar dağınık ve eksik. İkincisi, yirminci yüzyıl başındaki bir köylü hanesinin hangi sınıftan sayılacağı başlı başına tartışmalı; ölçütü değiştirdiğinizde kimin zengin kimin yoksul olduğu da değişiyor. Dolayısıyla ayrılma kararını asıl belirleyen şeyin sınıf konumu olduğunu söyleyemiyoruz. Köy içi ilişkiler ve yasanın kendi çelişkili hükümleri en az onun kadar ağır basıyordu (Pallot, 1999).
Reformun siyasi ömrü de kısa oldu. Stolypin, planlarının gerçekleşmesi için yirmi yıllık bir barış dönemi gerektiğini kendisi söylüyordu. Üstelik programı yalnızca toprak reformundan ibaret değildi; yerel yönetimi soyluların hâkimiyetinden çıkarmayı, köy düzeyinde seçilmiş bir idare kurmayı ve köylüyü mahkeme önünde nüfusun geri kalanıyla eşit saymayı da içeriyordu. Bu yasaların hepsi tarım reformunun sonucuna bağlıydı; köylü hukuken ayrı bir zümre olmaktan çıkmadan ötekiler anlamını yitiriyordu. O kadar zamanı olmadı. Muhafazakâr çevrenin daha deneyimli figürlerince köşeye sıkıştırıldı; sağa kayışı merkezdeki güvenilirliğini azalttı (Waldron, 1998). 1911’de bir suikastla öldürüldü. Savaş üç yıl sonra başladı.
Buraya kadar devletin köylüyü neye dönüştürmek istediğine baktık. Peki aynı dönemde kuramcılar köylüyü ne sayıyordu?
Marx’ın kendi üretim araçlarıyla üreten köylü için kullandığı niteleme, sonraki tartışmanın çerçevesini kurdu. Bu köylü bir tür ikiz iktisadi kişidir: Üretim araçlarının sahibi olarak kapitalist, çalışan olarak kendi ücretli işçisi. Kapitalist toplumda normal olan, bu ikisinin birbirinden ayrılmasıdır; buradan çıkan eğilim de açıktır. Köylü ya başkalarının emeğini de kullanan küçük bir kapitaliste dönüşecek ya da üretim araçlarını yitirip ücretli işçi olacaktır (Marx, 1863/1998). Marx’ın parçalanmış köylü mülkiyeti üzerine yazdıkları ise başka bir yöne bakar: Bu üretim büyük ölçüde kendi ihtiyacını karşılar ve genel kâr oranının denetiminden bağımsız işler (Marx, 1894/1997). Chayanov’un ileride dayanacağı gözlem budur.
Lenin bu çerçeveyi keskinleştirdi. Ona göre köylülük, serfliğe ve feodal toprak sahiplerine karşı çıkması bakımından hâlâ bir sınıftı; ama kapitalist toplumun değil feodal toplumun sınıfı, Lenin’in deyişiyle bir kast-sınıftı. Formülü şuydu: Burjuva toplumu kırdaki serflik düzenini ne kadar yok ederse, köylülük tek bir sınıf olmaktan o kadar çıkar; kır proletaryası ile kır burjuvazisine bölünür (Lenin, 1975).
Bu aynı zamanda siyasi bir konumdu. Lenin küçük üreticilerin çıkarlarını savunmayı üstlenmediğini açıkça yazıyordu: Burjuvaziye karşı mücadelede küçük üreticiler gerici bir sınıftı ve küçük çiftçiliği kapitalizmin saldırısından korumaya çalışmak, toplumsal gelişmeyi gereksiz yere geciktirmek olurdu (Lenin, 1975).
Ayrışmayı ölçerken Lenin ince bir sınıflandırma kullandı. Tarım proletaryası, kapitalist işletmelerde ücretle çalışan gündelikçiler ve çiftlik yanaşmalarıdır. Yarı-proleterler geçimlerinin bir kısmını ücretli işten, bir kısmını ailenin ihtiyacını ancak kısmen karşılayan küçük bir topraktan sağlar. Küçük köylüler, toprak sahibi ya da kiracı olarak, ailenin ve çiftliğin ihtiyacını karşılamaya yeten bir toprağı işler; dışarıdan işgücü kiralamazlar. Orta köylülerin toprağı ise kural olarak aileye ancak kıt bir geçim ve çiftliği sürdürecek asgariyi sağlar, ama bunun üstüne, hiç değilse bereketli yıllarda sermayeye dönüşebilecek bir fazla da verir; bu haneler sık sık ücretli işgücüne başvurur (Lenin, 1975).[10]
Rusya için verdiği dağılım bu mantığı izler: Tarım nüfusunun yaklaşık yarısı proleter ve yarı-proleter tabaka, yaklaşık yüzde otuzu yoksul küçük köylü çiftçiler, yaklaşık yüzde yirmisi ücretli emek çalıştıran hâli vakti yerinde köylülerdi (Lenin, 1899/1988).
Lenin’in Stolypin reformuna bakışı da bu çerçevedendi. Reform, kapitalizmin kırda ilerleyişini devlet eliyle hızlandırıyordu; bu anlamda tarihsel olarak ilericiydi, ama Rusya’yı toprak sahiplerinin çıkarını koruyan bir güzergâha sokuyordu (Pallot, 1999). Buradaki örtüşme önemli: Lenin ile reformun bürokratları aynı varsayımdan hareket ediyordu. İkisi de kırın tek bir yönde, kapitalizme doğru gittiğini düşünüyordu; ayrıldıkları yer bu gidişin kimin lehine ve hangi hızla örgütleneceğiydi.
Köylünün er geç ya kapitaliste ya işçiye dönüşeceği varsayımını asıl kıran Chayanov oldu, ama köylülüğün ayrı bir sınıf olduğunu söyleyerek değil. Chayanov, Lenin’in sınıfsal ayrışmayı aradığı taşra istatistiklerine başka bir soruyla baktı: Ücretli emek kullanmayan bir hane nasıl işler? Böyle bir hanede ücret diye bir kategori yoktur; brüt üründen giderler düşüldükten sonra kalan tutar ücrete, ranta ve kâra ayrıştırılamaz. Hane yalnızca tek ve bölünmez bir emek geliri görür. Kâr hesabı yapılamayınca yerini öznel bir değerlendirme alır; ailenin ihtiyaçlarının aciliyeti ile emeğin zahmeti arasında kurulan denge. Tüketici sayısı emekçi sayısına göre arttıkça hane daha çok çalışır; Chayanov buna emek gücünün öz-sömürüsü adını veriyor (Chayanov, 1966).
Bu bakış, Lenin’in tablosundaki eşitsizliğin bir kısmını başka türlü açıklar. Ekili alandaki fark, Chayanov’a göre büyük ölçüde hanenin yaşam döngüsündeki konumunu yansıtır: Genç hane az emekçi, çok tüketiciyle başlar; çocuklar büyüdükçe genişler, sonra bölünür. Tarlası büyük hane zenginleşiyor olmayabilir; yaşam döngüsünün bu geniş evresinden geçiyor olabilir. Chayanov buna demografik farklılaşma diyor ve okurundan bunu Marksist sınıfsal farklılaşma kavramıyla karşılaştırmasını açıkça istiyor.
1861 reformu köylüyü serflikten çıkardı, ancak bağımsız bir çiftçiye dönüştürmedi. Toprak çoğu zaman geçime yetmiyor, borçlar ve vergiler sürüyordu. Obşçina bir yandan devletin köy üzerindeki denetimini kolaylaştırıyor, diğer yandan toprağı ve ortak kaynakları düzenleyerek köylüye sınırlı bir güvence sağlıyordu.
Bu yapı içinde köyde ekonomik farklar oluştu. Bazı haneler üretimini büyütüp ücretli emek kullanırken bazıları geçinebilmek için emeğini satmaya başladı. Fakat işçileşme her zaman toprağın terk edilmesi anlamına gelmiyordu. Aynı hane toprağını işlemeyi sürdürürken aile üyelerinden birini kentte veya başka bir çiftlikte çalışmaya gönderebiliyordu.
Stolypin reformu bu karmaşık yapıyı bireysel mülkiyet yoluyla değiştirmeye çalıştı. Hükümet, komünden ayrılan köylünün daha fazla üreteceğini ve mülkünü korumak için rejime bağlanacağını düşünüyordu. Reform milyonlarca haneyi etkiledi, ancak başvuruların yalnızca bir bölümü kabul edilerek müstakil çiftliğe dönüştürüldü. Köylüler bazı yerlerde ortak kaynakları korudu, bazı yerlerde de reformu bütün köy adına uyguladı. Bireysel mülkiyet genişledi, fakat obşçina ortadan kalkmadı (Pallot, 1999).
Lenin köydeki toprak kaybı, ücretli emek ve üretim farklarına bakarak sınıfsal ayrışmayı öne çıkardı. Chayanov ise haneler arasındaki her farkın sınıfsal olmadığını, aile büyüklüğü ve emek gücündeki değişimlerin de benzer sonuçlar doğurabildiğini iddia etti. Bu nedenle 1917’nin eşiğinde köylülük ne ekonomik olarak tek bir bütündü ne de kesin biçimde iki sınıfa ayrılmıştı. Rus köylüsü dönüşüyordu, ancak bu dönüşüm tek bir yönde ilerlemiyordu.
1914’te başlayan savaş, mülkiyet düzeni henüz yerleşmeden ve köylülerin toprak talebi karşılanmadan bu süreci kesti. Savaşın köydeki dengeleri nasıl değiştirdiği ve toprak sorununun 1917’de nasıl yeniden ortaya çıktığı ikinci yazının konusu.
Avrich, P. (1972). Russian rebels, 1600–1800. New York: Schocken Books.
Chayanov, A. V. (1966). The theory of peasant economy (D. Thorner, B. Kerblay ve R. E. F. Smith, Der.). Richard D. Irwin.
Hussain, A. ve Tribe, K. (1981). Marxism and the agrarian question, Volume 1: German social democracy and the peasantry 1890–1907. Macmillan.
Lenin, V. İ. (1899/1988). Rusya’da kapitalizmin gelişmesi. Sol Yayınları.
Lenin, V. İ. (1975). İşçi sınıfı ve köylülük. Sol Yayınları.
Marx, K. (1863/1998). Artı-değer teorileri. Sol Yayınları.
Marx, K. (1894/1997). Kapital, Cilt III. Sol Yayınları.
Pallot, J. (1999). Land reform in Russia, 1906–1917: Peasant responses to Stolypin’s project of rural transformation. Clarendon Press.
Thorner, D. (1966). Chayanov’s concept of peasant economy. A. V. Chayanov, The theory of peasant economy içinde. Richard D. Irwin.
Waldron, P. (1998). Between two revolutions: Stolypin and the politics of renewal in Russia. UCL Press.
Notlar
- Zemstvo, 1864 reformuyla il ve ilçe düzeyinde kurulan taşra öz-yönetim meclisleridir. Eğitim, sağlık, yol ve tarım hizmetlerinden sorumluydular; bu işleri planlayabilmek için kapsamlı istatistik büroları kurdular. Köylü hanesine dair verinin büyük kısmı bu bürolardan gelir. ↑
- Obşçina, toprağın hane hane değil topluluk adına tutulduğu köy komünüdür. Toprak belirli aralıklarla haneler arasında yeniden dağıtılır, vergi yükümlülüğü ortaklaşa taşınır ve hane payını satamaz. ↑
- Otrabotki, köylünün kiraladığı toprağın karşılığını nakit yerine emek hizmetiyle ödediği düzenlemelerin genel adıdır. Malikânenin tarlasında belirli günler çalışmak, hasadı taşımak ya da kendi hayvanıyla iş görmek bu kapsama girer. ↑
- Kanlı Pazar, 9 Ocak 1905’te —Miladi takvimle 22 Ocak— taleplerini çara iletmek amacıyla Kışlık Saray’a yürüyen işçilerin üzerine askerlerin ateş açmasıdır. Olayın ardından grevler başka sanayi merkezlerine de yayıldı (Waldron, 1998, s. 22, 116). ↑
- 1905 boyunca birden fazla grev dalgası yaşandı. Burada sözü edilen genel grev, Ekim ayında demiryolu işçilerinden başlayarak ülke çapına yayılan siyasi grevdir. Waldron, Kanlı Pazar’ın ardından 400 binden fazla, Ekim 1905’te ise yaklaşık yarım milyon işçinin greve katıldığını belirtir (Waldron, 1998, s. 116). ↑
- Kastedilen, Stepan Razin önderliğindeki 1670–1671 isyanı ve Yemelyan Pugaçev önderliğindeki 1773–1775 isyanı gibi, önceki yüzyılların büyük kırsal ayaklanmalarıdır. Bunlar yalnız köylülerin değil, Kazakların ve farklı toplulukların da katıldığı, geniş bir bölgeye yayılan silahlı ayaklanmalardı. Waldron 1905’teki olayları bu isyanlarla karşılaştırmakla birlikte örnekleri tek tek saymaz (Waldron, 1998, s. 23; Avrich, 1972). ↑
- Ekim Manifestosu (17 Ekim 1905), 1905 huzursuzlukları sırasında Çar II. Nikolay tarafından yayımlanan ve temel yurttaş özgürlükleri ile seçimle oluşacak bir yasama meclisi vaat eden bildiridir. ↑
- Duma, Ekim Manifestosu’nun ardından kurulan seçilmiş yasama meclisidir. Yetkileri sınırlıydı: yasalar ayrıca Devlet Konseyi’nden ve çardan geçmek zorundaydı, çar meclisi feshetme yetkisini elinde tutuyordu ve seçim yasası 1907’de muhalefetin ağırlığını azaltacak biçimde değiştirildi. ↑
- İki birleştirme biçimi ayrılır: otrub’da köylünün dağınık şeritleri tek bir parselde toplanır ama hane köyde oturmaya devam eder; hutor’da hem toprak hem konut köyden ayrılır ve müstakil bir çiftlik kurulur. ↑
- Lenin bu tanımı Almanya örneğiyle somutlaştırır: 1907 sayımına göre 5–10 hektarlık işletmelerin yaklaşık üçte biri ücretli işgücü kullanıyordu. ↑
Yazar, yapay zeka araçlarını yukarıda belirttiği kapsamda bilimsel yayın etiğine bağlı kalarak kullandığını beyan etmektedir. Yapay zeka desteğiyle üretilen içeriklerin tüm sorumluluğu yazara aittir.
