Bu yazı dizisi parayı iktisadî analizin başlangıç noktası olarak alıyor. Kavramsal düzeyde, ekonomik olguların sadece parasal olduğu söylenebilir. Amaç, günümüz iktisadî toplumunu, geçmişteki (ve gelecekteki) diğer toplum türlerinden ayırt edebilmemizi sağlayacak, basit bir kavramsal yaklaşım önerebilmektir.
Giriş
Birkaç bölümlük İktisada Parasal Yaklaşımın Temelleri yazı dizisinin bu ilkinde, iktisat biliminin temel referansları olan klasik ve neoklasik akımlara gönderme yaparak, toplumsal düzeyde merkezi bir biçimde örgütlenmemiş bir piyasa ekonomisinin koordinasyon (eşgüdüm) sürecinde paranın oynadığı rolü incelemeye başlamayı öneriyorum.[1] Merkezi olmayan ekonomi ya da serbest piyasa ekonomisi olarak da adlandırılabilecek bu ekonomi türü, kolektif olarak planlanmış herhangi bir hedef dışında hareket eden, birbirinden bağımsız özel bireylerden (ekonomik oyunculardan) oluşur. Bu, klasik, neoklasik vb. iktisat teorilerinin genel temel varsayımıdır. Serbest pazar denilen toplumsal yapı da bu varsayımın iktisadî tanımıdır. Ancak böyle bir varsayım, aynı zamanda özel bireylerin ötesinde, toplumun oluşumunu da dikkate almalıdır. Nitekim, iktisat teorileri, genel anlamda, bir toplumun işleyişini, esas olarak, ekonomik açıdan tanımlanabilir bir kazanç arayışıyla hareket ettiği varsayılan birbirinden ayrı karar/eylem birimleri (bireyler, işletmeler) arasındaki nicel ilişkiler aracılığıyla açıklamaya çalışır. Bu halde, bireysel özgür eylemlerin oluşturduğu toplumsal bütün düzeyinde koordinasyon (eşgüdüm)[2], varoluşsal bir konu/sorunsal olarak ortaya çıkmaktadır. Bu, sadece kavramsal açıdan değil, aynı zamanda toplumun işleyişinde gözlemlenebilen mekanizmaların anlaşılması için de kaçınılmaz bir analiz konusudur. Bu yazı dizisinde, alışagelmiş iktisat teorilerinden farklı bir yöntem benimseyip parayı iktisadî analizin başlangıç noktası olarak alarak, ekonomik olguları parasal bir bakış açısıyla anlamaya çalışacağım. Kavramsal olarak en uç noktada, ekonomik olguların sadece parasal olduğu söylenebilir. Bu sav, toplumsal olguların ve ilişkilerin yalnızca parasal olduğu anlamına gelmez. Çok sayıda farklı tarihsel, kültürel, sosyolojik, psikolojik, teknolojik, politik vb. dinamik sürekli olarak devreye girer ve birbirini etkiler. Burada sunduğum denemenin amacı, günümüz (kapitalist toplum ya da piyasa ekonomisi olarak da adlandırılan) iktisadî toplumunu, geçmişteki (ve elbette gelecekteki) diğer toplum türlerinden ayırt edebilmemizi sağlayacak, olabildiğince basit bir kavramsal yaklaşım (teori) önerebilmektir. İşte bu noktada, ekonomilerimizin ve toplumlarımızın kendine özgü parasal niteliği hayati önem kazanmaktadır.
Ekonomi Politik’in varoluşsal sorunu: Koordinasyon ve denge
Ekonomi Politik[3], toplumsal ilişkileri, (iktisadî olarak nitelendirilen) belirli büyüklüklerin[4] oluşturduğu özel bir çerçeveye oturtarak, bireysel varoluşun özel karar ve eylem özgürlüğüyle ayırt edildiği bir toplumun işleyiş koşullarını açıklamaya çalışır. Ancak bu süreçte, toplumsal bütün kavramı, sözkonusu koşulların analizinden tamamen dışlanamaz.
Ekonomi Politik’in kurucuları olan Klasik iktisatçılar (Adam Smith, 1776; David Ricardo, 1817; Karl Marx, 1875; vb.), piyasa fiyatlarını, özgür bireylerin kişisel çıkar iradelerine dayanan bu yeni tarihsel/toplumsal yapıyı olabilir kılacak başlıca koordinasyon aracı olarak görmüşlerdi. Bu yaklaşım, günümüzde, genel olarak, değer teorisi olarak adlandırılan kavramın doğmasına yol açtı. Smithçi versiyonda, istem-sunu ikilisinin, sürecin sonunda genel olarak toplumsal düzeyde uyumlu bir sonuç (denge) doğuracağı varsayılır. Marksist versiyonda ise sonuç genel sistemik kriz olarak önerilir. Kısaca, emek-değer temelinde, nihaî olarak istem-sunu karşılaşması çerçevesinde işlediği düşünülen fiyat mekanizmasının, önceden merkezî olarak koordine edilmemiş bireysel karar ve eylemlerin, bireyüstü (dengeli ya da dengesiz) toplumsal yapıyı oluşturabileceği düşünülür.
19. yüzyılın son çeyreğine doğru, Walrasçı (ve ardından neo-Walrasçı) gelişmelerle birlikte, iktisat teorisi, ekonomideki koordinasyon sorununun incelenmesinde daha az sezgisel ve daha aksiyomatik bir yol izlemeye başlamıştır. Léon Walras’ın, ilk kez 1874’de yayınlanan Eléments d’économie politique pure adlı eserinden aşağı yukarı yüzyıl sonra, Kenneth J. Arrow ve Frank H. Hahn, General Competitive Analysis (1971) adlı eserlerinde, Adam Smith’ten bu yana iktisatçıların, ekonomik aktörlerin yalnızca kişisel çıkarları tarafından motive edildiği ve fiyat sinyalleriyle yönlendirildiği merkezi olmayan bir ekonominin, ekonomik kaynakların tutarlı bir dağılımıyla uyumlu olabileceğini ve belirli bir anlamda diğer olası toplumsal yapılardan daha etkin/optimal/üstün kabul edilmesi gerektiğini göstermeye çalıştıklarını ileri sürerler. Fiyat sinyalleri, bu uyum düzeyine ulaşılmasını sağlayacak şekilde işlev görmelidir:
“Bireysel davranışlarla hareket eden ve oldukça fazla sayıda farklı aktör tarafından kontrol edilen bir ekonominin nasıl bir hal alacağı sorusuna sağduyuyla verilecek ilk cevap, kaos olacağıdır. Bunun dışında (…) farklı bir yanıt da mümkündür. Bu yanıt, kaos durumunun yerine böyle bir ekonominin, sadece önermenin doğruluğu açısından değil, özellikle de [bu önermenin] kanıtlanabileceği koşullar açısından da bir uyum durumuna ulaşacağını açıkça ifade eder ve iktisat biliminin temellerini oluşturur” (s. vii).
Buradaki sorun, hem kolektif olarak planlanmış ve dayatılmış herhangi bir hedefin dışında hareket eden, birbirinden ayrı ve özel bireylerin varlığını, hem de bu bireylerin parçası olduğu tutarlı bir toplumsal bütünün varlığını makul bir şekilde düşünebileceğimiz şartları tanımlayabilmektir (Robinson Crusoe masalının böyle bir toplumun oluşumunda başlangıç noktası olarak alınması, teorik bir yapının ciddi ve nesnel bir referansı olamaz!)
Gérard Debreu[5], Arrow ve Hahn’ın aynı argümanını farklı bir bakış açısıyla ele alır:
« Bir ekonominin karmaşıklığı, işleyişiyle ilgili ortaya çıkan sorunun basitliğiyle keskin bir tezat oluşturur. Ekonomi, çok sayıda aktörden oluşur ve bu aktörler çok sayıda mal ile ilgilenir. Bu aktörlerin her biri, üretecekleri veya tüketecekleri her bir malın miktarı konusunda kararlar alır. Dolayısıyla, söz konusu değişkenlerin sayısı, aktörlerin sayısı ile malların sayısının çarpımıdır. Üstelik bu karar verme sürecinde, aktörler birbirlerinden bağımsız ve kendi çıkarları doğrultusunda hareket ederler. Peki neden bundan büyük bir kaos ortaya çıkmaz? Ekonomik aktörlerin sayısı milyonlara, hatta milyarlara ulaşır. Malların sayısı da oldukça fazladır. Bağımsız karar vericilerin bireysel çıkarları bazen uyumludur, bazen ise çatışır. Neden her bir mal için, uzun bekleme sürelerine yol açan istemin sunuyu büyük ölçüde aşması, ya da stokların aşırı birikimine yol açan sununun istemi büyük ölçüde aşması gibi durumlar gözlemlenmiyor? » (1998, s. 10).
Ekonomik denge, merkezi olmayan bireysel kararlar yoluyla elde edilen bir fiyata karşılık gelen, istem ve sunu arasındaki eşitlik noktasıdır. Bu dengenin (Smith’te sezgisel olarak; Arrow, Debreu ve Hahn’da ise çok özel varsayımlar altında), nihai bir optimal sonuca ulaşmayı mümkün kılan bir toplumsal tutarlılık durumuna karşılık geldiği varsayılır. Şimdi, böyle bir optimal sonucun hangi özel koşullar altında mümkün olabileceğine bakalım.
Denge yoluyla aksiyomatik koordinasyon
Faydacı/bireysel değere dayanan neoklasik teori, tutarlı bir topluma ulaşılmasında serbest piyasa fiyatlarının olumlu rolünü daha doğrudan vurgular. Bu fiyatlar, serbest aktörlerin istemlerinin ve sunularının özgürce karşılaşması yoluyla belirlenecektir. Smithçi emek-değer evreninde sezgisel olarak tasarlanan bu durum, denge teorisinde bir aksiyomlar dizisinin sonucu haline gelir. Bu aksiyomlar, işleyişi parametrik bir fiyat vektöründe[6] somutlaşan rekabetçi bir piyasayı tanımlar. Bu durumda koordinasyon, fiyat vektörünün tüm piyasalardaki toplam istem ve sunuyu dengeleyecek değerler için belirlenebilmesi anlamında toplumsal açıdan tutarlı kabul edilir. Ancak bu durumda, bugün neo-Walrasçı denge olarak adlandırılan bu dengenin sağlanması için, bireyler arası ilişkilerin dışında kalan ve merkezi bir figür olan – açık artırma/eksiltme aracısı rolünü oynayacak olan bir “piyasa yapıcısının” gerekli olduğu ortaya çıkar[7]. Buradan, birbiriyle bağlantılı iki sonucu vurgulamamız gerekir:
1) Genel denge ekonomisinin aksiyomatik modeli, birbirinden ayrı ve yalnızca kişisel çıkarları tarafından yönlendirilen bireylerden oluşan bir toplum hakkında, sezgisel olarak bile olsa, akla gelebilecek görüntüyle pek uyuşmamaktadır. Bu durum, merkezi olmayan bir ekonomiyi düşünmek için bu tür bir yapının uygunluğunu ve kapsamını sorgulamaya yol açmaktadır;
2) Tüm ekonomik ilişkilerde ampirik olarak gözlemlenen ve piyasaların işleyişinde kaçınılmaz görünen önemli bir unsur olan para, denge modellerinin mantıksal yapısında nesnel bir yer bulamamaktadır.
Ancak bu iki nokta göz ardı edilmemiştir. Debreu (1959), referans niteliğindeki eserinde, geleneksel genel denge teorisine hiçbir değişim aracının, başka bir deyişle hiçbir paranın, teorinin mantıksal temellerini ihlal etmeden dahil edilemeyeceğini açıkça belirtmiştir. Daha sonraki çalışmalar, Patinkin (1956), Fisher (1911), Lucas (1972) ve Sargent ve Wallace (1975) gibi araştırmacılar başta olmak üzere, ancak çok sayıda ad hoc varsayımlara dayanarak parayı teoriye dahil etmeye çabalamıştır. Bu çalışmaların ortaya çıkardığı kavramsal sorunlar karşısında, değişim maliyeti kavramından yola çıkarak yeni yönelimler önerilmiştir. Bu da maliyetsiz değişimlere ilişkin neo-Walrasçı varsayımı açıkça ortadan kaldırmak anlamına gelmektedir. Ancak Clower ve Howitt’in vurguladığı gibi, bu tür tahmin modelleri ve genel denge teorisi: “parasal bir ekonomide değişimin ne maliyetsiz merkezi bir faaliyet ne de kaotik ve düzensiz bir süreç olduğunu, aksine reel kaynakları kullanan ve kâr elde etmeyi amaçlayan merkezi olmayan bir işletme ağı tarafından organize edildiğini kabul edememektedir” (1996, s. 22).
Oysa 1970’lerin neoklasik sentezi, Walrasçı rekabetçi dengenin bir tamamlanması olarak ortaya çıkmış, ancak iki hayati öneme sahip soruyu cevapsız bırakmıştı:
– dengesizliklerin düzeltilmesine ilişkin bir teori ve
– piyasa dengesinin mantıksal yapısına yerleştirilebilecek bir para teorisi.
Bu bağlamda Mehrling (1996, s. 74) değer teorisinin fiyatların arz ve talep tarafından belirlendiğini varsaydığını ve bunun da fiyat seviyesini açıklamak için bir para talebi teorisinin geliştirilmesi gerektiğini ima ettiğini belirtmektedir. Ancak aynı zamanda değer teorisi paranın kendine özgü bir rolünün olmadığı varsayımıyla geliştirilmiştir; bu da mantıksal açıdan para talebinin var olamayacağı ve denge durumunda para fiyatının sıfır olabileceği anlamına gelir (Hahn paradoksu; F. Hahn, 1966). Bu durumda, paranın genel denge modeline bir değer saklama aracı olarak dahil edilmesini keyfi hale getirir (Benetti, 2004). Benzer bir bakış açısıyla, Bak, Nørrelykke ve Shubik (1999), parayı iki ardışık işlem arasında değer saklama aracı rolünü üstlenen stratejik bir değişken olarak ele almaktadır. Söz konusu yaklaşımlarda, para kullanımı ekonomik oyuncular tarafından yapılan gönüllü (stratejik) bir seçimdir. Ancak yukarıda bahsedilen belirsizlik bu nedenle ortadan kalkmaz; zira model şunu varsayar: “Ekonomideki toplam para miktarı önemli değildir; çünkü nihai dengede takas edilen malların fayda değeri ve hacmi bu miktara bağlı değildir” (s. 2532). Gerçek[8] olarak da nitelendirilen bu modellerde paraya uygun bir yer bulma sorunu hâlâ çözülememiştir. Neoklasik sentez, miktarcı/niceliksel denklem aracılığıyla kısa vadeli ve uzun vadeli dönemleri birbirinden ayırarak bu sorunu göz ardı eder: kısa vadede fiyatlar sabittir; uzun vadede ise değer teorisi, paraya uygun bir yer bulmaya gerek duymadan kendi “gerçek/parasız” sonuçlarına geri döner.
Yeni Klasiklerin (New Classical) sentezi – önceden belirlenmiş nakit kısıtlamaları (cash-in-advance) hipoteziyle birlikte – Hahn paradoksunu ortadan kaldırmayı amaçlamıştır; zira artık ekonomik oyuncular, işlemlerini gerçekleştirmek için nakit bulundurmak zorundadır (nedense?). R. Clower tarafından ekonomideki koordinasyon meselesini anlaşılır bir şekilde resmileştirmek amacıyla ortaya atılan bu fikir, Yeni Klasik yazarlar tarafından parasal miktar teorisini yeniden canlandırmak amacıyla benimsenmiştir. Öte yandan, para ve ademi merkeziyetçiliği birbirine bağlayan Kiyotaki-Wright (1993) tarzı keşif/pazarlık (search-theoretic) modellerinin özellikleri, esas olarak aksiyomatik ve çok sınırlı koşullarda geçerli olabilecek denge durumlarına dayanmaktadır. Bu bağlamda, J. Cartelier’nin de vurguladığı gibi, bu yaklaşımların kabul edilebilirlik alanları neredeyse yok denecek kadar dardır:
“(…) herkes, başkalarının eylemlerine en iyi yanıtı verebilmektedir; bu ise, söz konusu eylemlerin biliniyor olması durumunda anlamlıdır. Herkesin diğer tüm taraflarca eşzamanlı olarak kararlaştırılan eylemleri bildiği bir durum, aşırı merkezileşmenin, hatta totaliter bir ekonominin tipik bir örneğidir: Herkes ancak herkesin onayıyla hareket edebilir” (Cartelier, 2010, s. 6).
Dolayısıyla, merkezi olmayan ve zorunlu kılınmış planlamayla yönetilmeyen bir (serbest) piyasa ekonomisini incelemeye yönelik çeşitli teorik girişimler, aşağıdaki iki hayatî soruyu yanıtlayamazlar:
1) Birincisi koordinasyonla ilgilidir: hem özel girişimin hem de kamunun bulunduğu bir ekonomik toplumun oluşumu hangi koşullar altında düşünülebilir? Bir piyasa ekonomisinin bireysel bir yapı değil, bireylerden oluşan bir toplum olduğunu anımsayalım. Dolayısıyla sorun, asgari düzeyde bir toplumsal kısıtlama altında özel ve özgür eylemleri mümkün kılan bir dizi uygun toplumsal kural tasarlamaktır;
2) İkinci soru ilkinden kaynaklanmaktadır ve ekonominin işleyişinin sonucuyla ilgilidir: Böyle bir ekonomi, kararların özgür ve bireylerin birbirinden ayrı olduğu bir toplumun önkoşullarını koruyarak, hangi koşullar altında dönemden döneme kendini yeniden üretebilir? Dolayısıyla burada, birbirinden ayrı bireysel eylemlerin genel olarak uyumlu olacağı koşulları belirlemek söz konusudur ki toplumun devamlılığı sağlanabilsin. Bu sorun, iktisatta dinamik “istikrar” (stabilite) sorunu olarak bilinir; henüz hiçbir çözüm bulunamamıştır. Aksine, özellikle 1980’lerden sonra, çeşitli türden ve ardı ardına yinelenen krizlerle, (anamalcı/kapitalist) serbest pazar ekonomisinin “doğal olarak” bir istikrarsızlık ve kriz toplumu olduğu savı güç kazanmaya başlamıştır ki bu sav çağdaş iktisat tarihinde birçok düşünürün (Wicksell (1934-1935), Fisher (1933), Schumpeter (1934), Keynes (1936), Minsky (1982), vs.) daha önce de sundukları tahlillerde görülebilir.
Pazar ekonomisinde denge kavramına bağlı kalan modeller çerçevesinde elde edilen sonuçlar göz önüne alındığında, para ekonomisi teorisinin sağlam bir şekilde geliştirilmesini düşünmenin uygun bir yolu muhtemelen değer teorilerinin kısıtlamalarından arındırılmış bir kavramsal yapı oluşturmaktır. Bu doğrultuda, (kimi dönemlerde serbest piyasa mekanizmalarına dayanan) anamalcı ekonomiyi anlayabilmek için tutarlı bir teori arayışında, parasal yaklaşım ile değer teorileri arasındaki uyumsuzluk fikrini öne çıkaran, özellikle Fransa’da 1970-1990 yıllarında geliştirilen çalışmalardan yola çıkacağım. Böyle bir kavramsal yaklaşım[9], alışagelmiş/standart ekonomik modellerin teorik kurgulamasının toplumlarımızın temel özelliklerine göre uygunsuz olduğunu ya da yetersiz kaldığını ortaya koyma olanağını sunuyor. Bu sayede, ekonomilerimizin işleyişine dair yüzyıllardır tekrarlanan iddiaları yeniden gözden geçirmek ve ekonomik modellerimizi, ekonomilerin gerçek dinamiklerinden uzak, genellikle felsefi tartışmalara yol açan şu ya da bu düşünce akımı arasındaki “ekol çatışmaları”nın ötesinde yeniden düşünmek olası olacaktır. Bu tartışmaların, sonuç olarak ekonomilerimizin işleyişindeki sorunlara neredeyse hiçbir çözüm sunamaması şaşırtıcı değildir! Bu açıdan bakıldığında, bu yazılarda geliştirilecek kavramsal öneriler, düşünce çatışmalarının (ve hatta ideolojik çarpışmaların) ötesinde, günlük yaşamla ilgili sorunlarla doğrudan örtüşmektedir. Bir sonraki yazımda, “parasal yaklaşım”dan bu doğrultuda bahsedeceğim.
Kaynakça
Arrow, K. and Hahn, F. (1971). General Competitive Analysis, Holden-Day, Inc.
Bak, P., Nørrelykke, S. F., and Shubik, M. (1999). “Dynamics of Money”, Physical Review E, 60(3), September, pp. 2528-2532.
Benetti, C. (2004). “Money and prices: the limits of the general equilibrium theory”, in Frank Ackerman and Alejandro Nadal (eds.), The Flawed Foundations of General Equilibrium, Routledge: Abingdon, Oxon, pp. 48-67.
Cartelier, J. (2010). “Au-delà de la théorie actuelle de la monnaie : de la ‘fiat-money’ au ‘système de paiement’ », Document de travail, EconomiX.
Clower, R. W. and Howitt, P. (1996). “Taking markets seriously: groundwork for a Post Walrasian macroeconomics”. In D. Colander (ed.) Beyond microfoundations: Post Walrasian macroeconomics, Cambridge University Press: Cambridge, UK, pp. 21-37.
Debreu, G. (1959). Théorie de la Valeur, trad. française, (2001), Dunod.
Debreu, G. (ed.) (1996). General Equilibrium Theory. Edward Elgar, U. K.
Debreu, G. (1998). “Existence”. In A. Kirman (ed.) Elements of General Equilibrium Analysis, Blackwell Publishers, pp. 10-37.
Fisher, I. (1911). The Purchasing Power of Money: Its Determination and Relation to Credit, Interest, and Crises. New York: Macmillan.
Fisher, I. (19333). “Debt Deflation Theory of Great Depressions”. Econometrica, 1(4), pp. 337-357.
Hahn, F. (1966). “On some problem of proving the existence of an equilibrium in a monetary economy”. In Frank H. Hahn, and F. Brechling (eds.) The theory of interest rates, Macmillan, pp.126-135.
Keynes, J. M. (1936). The General Theory of Employment, Interest, and Money. London: Macmillan.
Kiyotaki, N. and Wright, R. (1993). “A Search-Theoretic Approach to Monetary Economics”. The American Economic Review, 83(1), pp. 63-77.
Lucas, R. (1972). “Expectations and the Neutrality of Money”. Journal of Economic Theory, 4, pp. 103-124.
Marx, K. (1875). Le Capital. Vol. 1, Trad. française par J. Roy, Paris : Librairie du Progrès.
Mehrling, P. (1996). “The evolution of macroeconomics: the origins of Post Walrasian macroeconomics”. In David Colander (ed.) Beyond microfoundations: Post Walrasian macroeconomics, Cambridge University Press: Cambridge, UK, pp. 71-86.
Minsky, H. P. (1982). Can “It” Happen Again? Essays on Instability and Finance, Armonk, N.Y., Sharpe Inc.
Patinkin, D. (1956). Money, interest, and prices: An integration of monetary and value theory. Evanston, Ill.: Row Peterson.
Ricardo, D. (1817). On the Principles of Political Economy and Taxation. London: John Murray.
Robins, L. (1932). An Essay on the Nature and Significance of Economic Science. London: Macmillan.
Robinson, J. (1971). Economic heresies: some old-fashioned questions in economic theory. New York: Basic Books.
Sargent, T. and Wallace, N. (1975). “’Rational’ Expectations, the Optimal Monetary Instrument, and the Optimal Money Supply Rule”. Journal of Political Economy, 83(2), pp. 241–254.
Schumpeter, J. A. (1934). The theory of economic development: An inquiry into profits, capital, credit, interest, and the business cycle. Translated from the 1911 original German, Theorie der wirtschaftlichen Entwicklung. Cambridge, Mass.: Harvard University Press.
Schumpeter, J.A. (1954). History Of Economic Analysis. Edited from manuscript by Elizabeth Boody Schumpeter, New York: Oxford University Press.
Smith, A. (1776). An Inquiry into the Nature and Causes of the Wealth of Nations. London: W. Strahan and T. Cadell.
Ülgen, F. (ed.). (2013). New Contributions to Monetary Analysis. Routledge: Abingdon, UK.
Walras, L. (1874). Eléments d’économie politique pure. Lausanne: Imprimerie L. Corbaz & Cie.
Wicksell, K. (1934-1935) Lectures on Political Economy, Vol. I & II. Trans. from Swedish ed. of 1901, London: G. Routledge & Sons.
Notlar
- Bu yazı dizisi, 1994 yılında Paris 10-Nanterre Üniversitesi’nde savunduğum doktora tezimden bu yana kullandığım bir analiz çizgisini izlemektedir. Özellikle 2010’lu yıllardan itibaren yayınladığım çalışmalar, bu yazı dizisinin temel kaynaklarını oluşturmaktadır. Bkz. F. Ülgen, 2013. ↑
- Burada, koordinasyonu geniş bir açıdan, bir topluluğun organizasyonu ve yönetilmesi anlamında kullanıyorum. Bu açıdan koordinasyon bir yönetişim sorunsalı olarak düşünülebilir. ↑
- 1930’lardan itibaren, ekonomi politik (siyasî iktisat) yerini, daha teknik bir terim olan « ekonomi » ya da « ekonomi bilimine » bırakmıştır. Örnek olarak, Londra Üniversitesi’nden Lionel Robbins 1932’de yayınladığı kitabında, ekonomiyi « insan davranışını, belirli/mevcut kullanım alanı seçeneklerine sahip kıt kaynaklar ile varılması istenen hedefler arasındaki bir ilişki olarak inceleyen bilim dalı » olarak tanımlar. Böylelikle, iktisadî olguların tahlili, bireylerin, varolan seçenekler bağlamında geliştirdikleri ve özel kazanç hedefleyerek aldıkları kararların incelenmesine indirgenmeye başlar ve mikroekonomi denilen bir alt disiplinin, genel geçer iktisat teorisi ve araştırma yöntemi haline gelmesini sağlar (birey düzeyinde, gelirler ve giderler arasındaki fark/denge, mikroekonominin temelini ve daha da ötesinde, iktisadî etkinlik ve rasyonalitenin ana kıstasını oluşturur). Bu tanım, 20. yüzyılın başından itibaren iktisatta ve siyasette egemen olmaya başlamış olan Neoklasik iktisat teorisinin de genele yayılmasıyla, genel geçer hale gelir ve Klasik iktisatın (özetle, iktisadî ilişkilerin, taraflar arasındaki güç dengeleri ve sermaye birikiminin, – özellikle – emek ve sermaye arasındaki paylaşım şartlarına bağlı olduğunu savlayan) siyasî iktisat yaklaşımı Neoklasik iktisatın etkin üretim ve tüketimin teknik olarak hesaplanması projesine dönüşür. Fakat bu, iktisadın toplumsal ve siyasî niteliğini ortadan kaldırmaz; yalnızca toplum gözünde daha bilimsel gözüken ama aslında çoǧu zaman kapitalist düzenin sorgulanmadan devamını saǧlamaya da yarayan bir ideoloji aracı olarak siyasî kararların belirlenmesinde etken olmasını sağlar. ↑
- Değer, gelir, gider, kazanç, birikim, faiz, vs. ↑
- Arrow, Debreu ve Hahn, çaǧdaş iktisadın ana refersansı olan iktisatta denge teorisinin en önemli ve belirleyici düşünürleridir. Onların 1950-70’li yıllarda yaptıkları çalışmalar ve analizlerden sonra denge teorisinde kavramsal olarak bir ilerleme olmamıştır. ↑
- Fiyat vektörü, toplumdaki tüm mal ve hizmetlerin her birinin fiyatını içine alan ve her mal ve hizmetin pazarında istem ve sunuyu eşitleyen değerler vektörüdür. ↑
- Burada dikkat edilmesi gereken bir nokta, söz konusu teoride, dengenin gerçekleşme sürecinde fiyatların hem artıp hem de azalabileceǧidir. Aynı zamanda, piyasa yapıcısı piyasa dışı/piyasa işlemlerinden çıkar gütmeyen bir mekanizmadır. Dolayısıyla, piyasa yapıcısı, alışagelmiş müzayede aracısı ya da finansal işlemler borsası aracısı deǧildir. Piyasa yapıcısının piyasanın işleyişini kendi çıkarları doğrultusunda manipüle edememesi, denge modelinin işleyişi açısından gerekli en önemli koşullardan biridir. Maalesef, Léon Walras bile genel denge modelini tasarlarken, kurguladığı mekanizmanın işleyişine borsayı örnek vererek bu hassas noktaya dikkat etmemiştir. ↑
- İçinde paraya yer bulamayan « değer » teorilerine (klasik, neoklasik, miktarcı, monetarist, keynesci, neokeynesci, vb.) « gerçek » analiz, iktisadî toplumun analizini para temelinde yapan modellere (kimi keynesci, post-keynesci, kurumsalcı, vb.) de « para » analizi diyoruz. Bu ayrım, açık bir biçimde ilk kez Joseph A. Schumpeter’in ölümünden sonra,1954’te yayınlanan History of Economic Analysis adlı eserinde önerilmiştir. Joan Robinson da 1971’de yayınladığı Economic Heresies’de bu noktaya dikkat çeker. ↑
- Bu kavramsal yaklaşım aynı zamanda toplumlarımızın ekonomik sorunlarına çözüm getirmek amacıyla uygulanan ekonomi politikaları açısından pratikte de gereklidir. ↑
Yazar, yapay zeka araçlarını yukarıda belirttiği kapsamda bilimsel yayın etiğine bağlı kalarak kullandığını beyan etmektedir. Yapay zeka desteğiyle üretilen içeriklerin tüm sorumluluğu yazara aittir.
