Odysseus neden ölümsüzlüğü reddedip İthake’ye dönmek ister? Odysseia’da maddi hayatın nasıl düşünüldüğünü ele alacak dizinin bu ilk yazısı, Odysseia’yı kıtlık ve fayda hesabıyla değil, oikos, aidiyet ve nostos üzerinden okuyor ve bolluğun da yoksunluk kadar tehlikeli olabileceğini göstererek destanın iktisadi dünyasına farklı bir kapı açıyor.
Christopher Nolan’ın The Odyssey filmi, Homeros’un sözlü şiir geleneğinden doğan yaklaşık üç bin yıllık destanını[1] yeniden geniş bir kamusal ilginin merkezine taşıdı. Odysseus’un dönüş yolculuğu, tanrılarla ve canavarlarla karşılaşmaları, Penelopeia’nın bekleyişi ve İthake’ye kavuşma arzusu bir kez daha sinema salonlarından gündelik sohbetlere uzanan şekilde dolaşıma girdi. Bu yazı, filmin bir değerlendirmesi değil. Filmin açtığı kapıdan geçerek destana başka bir yerden, onun iktisadi dünyasından bakmayı öneriyor.
Okumakta olduğunuz metin, Odysseia’da maddi hayatın nasıl düşünüldüğünü ele alacak üç yazılık bir dizinin ilkidir.[2] İkinci yazıda üretim, değişim ve bölüşüm ile tüketimin oikos çevresinde nasıl birbirine bağlandığı; üçüncü yazıda ise ticaret, Fenikyeliler, kölelik, patriyarka ve bu düzenin içerdiği şiddet tartışılacak. Amaç, destanın satırları arasından modern bir iktisat teorisi çıkarmak veya Homeros’u çağdaş tartışmaların habersiz öncüsü ilan etmek değil.[3] Soru daha sınırlı, fakat belki de daha temel: Odysseia’da insanın maddi davranışlarını ne yönlendirir? Kıtlık karşısında kendi faydasını en yükseğe çıkarmaya çalışan bağımsız birey mi, yoksa ailesi, hanesi, yurdu, onuru ve yükümlülükleri içinde biçimlenmiş tarihsel-toplumsal insan mı?[4]
Dizinin bu ilk yazısının merkezinde Odysseus’un dönüş arzusu bulunuyor. Nostos, yani eve dönüş, yalnızca uzun bir yolculuğun sonunda ulaşılacak coğrafi nokta değildir.[5] Odysseus için dönmek, geride bıraktığı eve yeniden sahip olmaktan önce, kim olduğunu yeniden kazanmak demektir. Penelopeia’nın eşi, Telemakhos’un babası, Laertes’in oğlu, İthake’nin kralı ve kendi oikos’unun[6] efendisi olarak yeniden toplumsal dünyadaki yerini almaktır.[7] Bu nedenle destanın iktisadi dünyasına bizim açmayı önerdiğimiz ilk kapı bir pazar, tarla veya üretim sahnesi değil, Kalypso’nun adasında yapılan olağanüstü bir tekliftir.
Vazgeçilmesi güç bir teklif
Destanın beşinci kitabında tanrılar, yıllardır Kalypso’nun adasında tutulan Odysseus’un artık İthake’ye dönmesine karar verir. Hermes bu kararı bildirmek üzere adaya gönderildiğinde Odysseus’u bir esenlik tablosunun ortasında değil, kıyıda oturmuş denize bakarken bulur. Kalypso’nun mağarasında yiyecek, barınak ve güvenlik eksik değildir; yine de Odysseus günlerini geride bıraktığı yurdu özleyerek geçirir. Tanrıların buyruğu üzerine Kalypso onun gitmesine izin verir, hatta yolculuğu için gerekli araçları sağlamayı kabul eder. Fakat ayrılma isteğini anlamakta zorlanır. Zira, Kalypso, Odysseus’a yalnız konforlu bir hayat sunmaz. Onunla kalması halinde denizin tehlikelerinden, açlıktan, yorgunluktan ve dahası ölümden kurtulacaktır. Tanrısal bir kadınla, maddi ihtiyaçların sorun olmaktan çıktığı güvenli bir dünyada ilanihaye yaşayacaktır. Üstelik teklifin en önemli parçası sıradan bir zenginlik vaadi değildir:
“karın Penelopeia’yı ne kadar özlersen özle,
kalırdın benimle, bekçi olurdun bu eve,
üstelik ölümsüz yapardım seni.”
Odysseus’un eşi Penelopeia ölümlüdür; güzellik ve görkem bakımından bir tanrıçayla karşılaştırılamaz. Fakat Odysseus bunu kabul etse de “rasyonel” sonucunu kabul etmez:
“Neyleyim ki gece gündüz onda aklım,
tek istediğim şey, görmek sıla gününü.” (V.209-220, 115).
Bu cevap, Odysseia’nın insan anlayışına ilişkin temel bir sorunu önümüze koyar. Odysseus neden daha güvenli, daha uzun, daha fazla fayda sağlayıcı ve görünüşte daha üstün bir hayatı reddeder? Elindeki seçenekleri yanlış mı değerlendirmektedir? Acı çekmenin büyüsüne kapılmış irrasyonel bir kahraman mıdır? Yoksa onun seçimi, seçenekleri yalnız maddi getirileri üzerinden sıralayan bakışın eksikliğini mi açığa çıkarır?
Görsel 1: Kalypso’nun Odysseus’a Acıması. Henry Justice Ford’un Andrew Lang’in Tales of the Greek Seas adlı eseri için hazırladığı bu çizimde, Ogygia kıyısında yurduna dönememenin kederiyle denize bakan Odysseus ile ona yaklaşan Kalypso betimlenmektedir. Sahne, Odysseia’nın temel izleklerinden olan sürgün, bekleyiş, merhamet ve eve dönüş arzusunu görselleştirir. Kaynak: Henry Justice Ford, Calypso Takes Pity on Ulysses, 1926.
Odysseus karar vermeyi bilmeyen biri değildir. Metis sahibidir[8]. Yolculuk boyunca risk hesaplar, doğru ya da yanlış kararlar alır, kurnazlıklar yapar, sabreder, zamanlamayı gözetir, kimliğini gizler, başkalarının niyetlerini okumaya çalışır. Bu nedenle onun tercihinin anlamı akıl ile duygunun basit karşıtlığında aranamaz. Daha doğru ifade şudur:
Odysseus bir anlamda “akılcıdır”, fakat kesinlikle fayda maksimize eden bir homo economicus değildir.[9]
Buradaki homo economicus, herhangi bir biçimde tercih yapan insan demek değildir.[10] Daha dar, tarihsel bir insan tasavvurudur. Bu kavram, arzuları toplumsal ilişkilerinden önce varmış gibi düşünülen, elindeki kıt araçları alternatif amaçlara dağıtan, seçenekleri ortak bir ölçüye vuran ve kendi faydasını en yüksek düzeye çıkarmaya çalışan bağımsız bireyi anlatır.[11]
Kalypso’nun teklifinde Odysseus’un reddettiği şey yalnızca bir miktar fazla fayda değildir. Kalypso ona bedensel ihtiyaçların sürekli karşılandığı, tehlikelerin ortadan kalktığı, hatta ölümlülüğün aşıldığı bir hayat sunar. Daha uzun yaşam, daha yüksek güvenlik, daha az risk ve daha kesintisiz maddi tatmin açısından karşılaştırıldığında adada kalmak açıkça daha çekici görünür. İthake’ye dönüşse, daha yüksek maliyet ve daha büyük risk karşılığında daha güvencesiz bir tercihtir.
Fakat teklifin görünürdeki cömertliği radikal bir kopuş zorunluluğunu gizler. Odysseus orada kalırsa artık Penelopeia’nın eşi, Telemakhos’un babası, Laertes’in oğlu, İthake’nin kralı ve kendi oikos’unun efendisi olarak yaşamayacaktır. Hayatta kalacaktır, hatta sonsuza kadar yaşayacaktır ama kendisini meydana getiren toplumsal ilişkilerden çıkarılmış olarak. Bu nedenle onun tercihi, daha az çekici bir hayatı yanlış hesapla tercih etmesi değil, güvenlik, haz ve yaşam süresinin her değeri birbirinin yerine geçebilir hale getiremeyeceğini göstermesidir.
ODY101 ECON101’e karşı
Modern iktisadın en yaygın tanımlarından biri kıtlıkla başlar. İnsanların ihtiyaçları çok hatta sınırsız, bunlara ulaşmak için kullanabilecekleri zaman, emek ve kaynaklar sınırlıdır. Velhasıl tercih kaçınılmazdır. İktisadi davranış da bu zorunlu tercihin, vazgeçişin ve hesaplamanın alanı olarak tanımlanır.[12]
Fakat Odysseia’nın dünyasını bu hikayeyle açıklamak yalnızca eksik değil, yanıltıcıdır. Destanda açlık, tükenme ve sınırlı imkanlar elbette vardır. Yolcuların yiyeceği biter, gemiler insan ve yük kapasitesinin sınırlarına dayanır, zaman daralır, bedenler tükenir. Ne var ki bunların varlığı, kıtlığın iktisadi hayatı kuran temel ilke olduğu anlamına gelmez. Bir toplumda insanların zaman zaman aç kalması ile o toplumun maddi düzeninin kıt araçlar arasında fayda hesabı yapan bireyler tarafından örgütlenmesi aynı şey değildir.
Nitekim destanın en önemli çatışmalarının çoğu kaynak yokluğundan doğmaz. Kalypso’nun adasında yiyecek, barınak ve güvenlik eksik değildir. Daha sonra tartışacağımız Aiolos’un hanesi bolluk içindedir. Taliplerin kendi sürüleri ve haneleri vardır; Odysseus’un mallarını açlıktan tüketmezler. Güneş’in sığırları da ortadadır, fakat mevcut olmaları onları meşru biçimde tüketilebilir kaynaklara dönüştürmez. Asıl sorun “yeterince mal var mı?” değil; malın kime ait olduğu, kimin kullanma hakkına sahip bulunduğu, hangi yükümlülük karşılığında dolaştığı ve hangi sınır aşılınca tüketimin yağmaya dönüştüğüdür.
Kıtlık anlatısı bu ayrımları siler. Her maddi çatışmayı, önceden verilmiş amaçlarla sınırlı araçlar arasındaki gerilime, bir totolojiye çevirir. Oysa Odysseia’da amaçlar önceden verilmiş değildir; toplumsal ilişkiler içinde biçimlenir. Kaynaklar da doğada hazır bekleyen, herkes için aynı anlama sahip değildir. Bir sığır bir insan için yiyecek, bir başkası için üretken servet, “tanrılar” için dokunulmaz mülk, bir şölen için kurban, bir armağan ilişkisi için itibar kaynağı olabilir. Nesnenin maddi varlığı değişmez; iktisadi anlamı onu çevreleyen toplumsallığa göre değişir.
Bu yüzden Odysseus’un Kalypso karşısındaki tercihini yalnızca iki seçenek arasında yapılmış bireysel bir hesap olarak görmek doğru değildir; önündeki seçenekler aynı cetvelle ölçülebilecek iki paket değildir.
İthake, ona belirli miktarda fayda sağlayan seçeneklerden biri değildir. Zira Penelopeia, Telemakhos, Laertes, krallık ve oikos da onun benliğine sonradan eklenmiş tercih nesneleri değildir. Odysseus bu ilişkilerin dışında tamamlanmış bir birey olarak var olmaz. Eş, baba, oğul, kral ve oikos’un efendisi oluşu, kimliğinin kabuğu değil bizzat kalbidir. Kalypso’nun teklifi bu yüzden Odysseus’tan kendisini Odysseus yapan ilişkilerden çıkmasını ister.
Bunu “Odysseus eve dönüşle daha yüksek fayda sağladı” diyerek de açıklamak mümkündür. Fakat böyle bir açıklama tartıştığımız sorunu çözmek yerine onu halının altına süpürür. Yeterince genişletilmiş bir fayda kavramına her davranış yerleştirilebilir. Servet biriktirenin zenginliği, dağıtanın cömertliği, kaçanın güvenliği, kalanın sadakati, ölenin fedakarlığı tercih ettiği söylenebilir. Her şeyi açıkladığını iddia eden tekil bir parametre aslında hiçbir şeyi açıklamaz.
Her şeyi fayda eksenli tercihe dönüştüren bu dil, tarihsel insanı sessizce ortadan kaldırır; geriye yalnızca isteyen ve seçen soyut bir birey ve bir totoloji kalır. Oysa Odysseia’nın insanı önce var olup sonra ailesini, yurdunu ve onurunu seçmez. Onu seçebilir bir özne haline getiren dünya zaten oikos, akrabalık, konukluk, statü, hafıza, din ve siyasal otorite tarafından örülmüş toplumsal yapıdır.
Bu nedenle destanda kıtlık yer alsa dahi, anlatının iktisadi dünyası kıtlıkla başlamaz, geçimle başlar.[13] Yani kimin ürettiği, kimin beslediği, kimin koruduğu, kimin paylaştırdığı, kimin tükettiği ve bütün bunları hangi toplumsal ilişkinin meşru kıldığıyla. İktisadi davranış ayrı bir hesap alanı değildir; oikos yönetimine, akrabalığa, armağana, konukluğa ve otoriteye gömülüdür.[14]
Kıtlık Odysseia’da bir durumdur, kurucu ilke değildir. Destanın temel sorusu “Sınırlı kaynaklar karşısında birey neyi, nasıl seçer?” değildir. Daha önce gelen ve daha sarsıcı bir soru vardır: Kimin neyi isteyebileceğini, neye sahip olabileceğini ve hangi kaybı telafi edilemez sayacağını belirleyen toplumsal-kurumsal düzen nedir?
Ocak dumanının subjektif değeri
Destanın daha başında Athena, Odysseus’un durumunu son derece sade bir görüntüyle anlatır:
“Oysa Odysseus yurdu için can atar,
tüter gözünde ocağının dumanı.” (I.58-59, 44).
Odysseus görkemli sarayları, altınları veya verimli tarlaları düşlememektedir. Özlediği şey, kendi ocağının dumanıdır. Bu görüntü, ilk bakışta subjektif değer anlayışını doğrular gibidir: Bir şeyin değeri, maddi özelliklerinden veya piyasa karşılığından değil, onu arzulayan kişinin ona atfettiği önemden doğar.[15] Başkası için neredeyse değersiz olan bir duman, Odysseus için Kalypso’nun sunduğu bolluktan ve ölümsüzlükten daha kıymetlidir. Değer nesnenin içinde hazır bulunmaz; kişinin gözünde oluşur.
Fakat Odysseia bu noktada subjektif değer fikrinin sınırını da gösterir. Odysseus’un ocağa verdiği değer, bütünüyle bireysel zihninden doğmuş rastlantısal bir beğeni değildir. Ocak yalnız ısınma ve yemek pişirme aracı değil; hanenin, aile sürekliliğinin, kurbanın, ortak sofranın, ataların ve belirli bir yere ait olmanın işaretidir. Dumanın değeri subjektif olabilir, fakat bu subjektiflik maddi ve toplumsal olarak kurulmuştur. Odysseus onu değerli bulduğu için ocak anlam kazanmaz; Odysseus’u koca, baba, oğul, kral ve ev sahibi yapan ilişkiler ağı o dumanı onun için ikame edilemez hale getirir. Dolayısıyla değer ne yalnız nesnenin maddi niteliğinde ne de toplumsal bağlarından koparılmış bireyin tercihinde bulunur. Değer, kişi ile onu kuran toplumsal dünya arasındaki ilişkide doğar.
Bu nedenle nostos’u yalnızca “eve gitme tercihi” olarak görmek eksik kalır. Odysseus’un dönmek istediği ev, seçenekler arasında bir nesne değil, onun eş, baba, oğul, kral ve ev sahibi olarak var olabilmesinin kurumsal ortamıdır.
Kalypso’nun mağarasında bedeni korunur, ihtiyaçları giderilir. Buna rağmen kıyıda oturup denize bakar; anlatıcının sözleriyle “tüketiyordu tatlı ömrünü, dönüşünü özleye özleye” (V.151-158, 113). İhtiyaçların karşılanması ve hatta lüks ile iyi yaşamak aynı şey değildir. Güvenlik ve bolluk, toplumsal aidiyetin yerine geçmez.
Bu, Odysseus’un maddiyata önem vermediği anlamına gelmez. Destanın kahramanı armağanları kabul eder, mülkünü geri ister, sürülerinin yağmalanmasına öfkelenir ve hanesinin servetini korumaya çalışır. Yoksulluğu veya mülksüzlüğü erdem saymaz. Mesele servetin reddi değil, servetin hangi hayatın parçası olduğudur.[16] Mal ve zenginlik, oikos’un devamını, konukseverliği, itibarı ve kuşakların geleceğini sağladığı ölçüde değerlidir. Kendi başına nihai amaç haline geldiğinde ise başka bir ahlaki kategoriye geçer.
Bolluğun tehlikesi
Kıtlık merkezli bir iktisat anlatısında bolluk, sorunun çözümü olarak da sunulur. Kaynaklar çoğaldıkça insanların ihtiyaçları daha kolay karşılanır; tercihlerin acımasızlığı azalır. Oysa Odysseia’nın en tehlikeli mekanlarının bazıları açlığın değil, tatminin hüküm sürdüğü yerlerdir.
Lotus Yiyenler ülkesinde ziyaretçilere saldırılmaz. Odysseus’un adamları yiyeceğe ulaşır. Fakat lotus, onu yiyenin dönüş arzusunu ve geçmiş hayatıyla bağını yok eder.[17] Orada kalmak isteyenler acı çekmez; tersine, geri dönme ihtiyacını artık hissetmezler.
Görsel 2: Odysseus Lotus Yiyenler ülkesinde. Theodoor van Thulden’ın Francesco Primaticcio ve Niccolò dell’Abbate’nin kompozisyonlarından hareketle hazırladığı gravürde, lotus yedikten sonra yurtlarını ve dönüş yolculuğunu unutan üç gözcü, Odysseus tarafından zorla gemilere götürülmektedir. Odysseia’nın dokuzuncu kitabındaki bu sahnede unutmak, yalnızca geçmişin silinmesi değil, kişinin kimliğini, görevini ve nostos arzusunu kaybetmesi anlamına gelir. Kaynak: Theodoor van Thulden, Les travaux d’Ulysse, levha 5, 1633; Bibliothèque nationale de France.
Bu bölümün tehlikesi maddi kıtlık değil, hafızasız hazdır. İnsan yalnız aç kalınca değil, hiçbir şey istemeyecek kadar tatmin edildiğinde de kendisini kaybedebilir. Lotus, arzuyu sona erdirirken toplumsal zamanı da sona erdirir. Geçmişte bırakılmış aile, gelecekte gerçekleştirilmesi gereken dönüş ve kişiyi başkalarına bağlayan sorumluluklar anlamını yitirir.
Kalypso’nun adası çok daha görkemli bir biçimde benzer bir tehlike taşır. Burada unutkanlık kaba bir uyuşma halinde değil, kusursuzlaşma vaadi halinde ortaya çıkar. Odysseus’un ölümlü hayatının bütün eksiklikleri ortadan kaldırılacaktır fakat bunun bedeli, o hayatı anlamlı kılan bağları silip atmaktır.
Dolayısıyla destan yalnızca kıtlık koşullarında doğru seçim yapmayı anlatmaz. Bolluğun da insanı toplumsal varlığından koparabileceğini gösterir.
Aiolos’un tekinsiz ütopyası (distopyası?)
Bu gerilim Aiolos’un adasında farklı bir biçim alır. Ada ilk bakışta kusursuz bir hane düzeni sunar. Aiolos tanrıların sevdiği, rüzgarları denetleyebilen güçlü bir hükümdardır. Denizde “yüzen” (πλωτός) bir adada, yüksek bir kayanın üzerinde, “tunçtan bir duvarla” çevrili şekilde yaşar. Altı oğlu ile altı kızı vardır; kızlarını oğullarıyla evlendirmiştir. Adada mütemadi bir şölen vardır. Sofralar yiyecekle doludur, evde yağ kokusu tüter ve müzik çınlar (X.1-12, 180).
Burada kıtlık, çatışma ve ayrılık görünmez. Aile dağılmamış, servet dışarı çıkmamış, yabancılarla evlilik yoluyla yeni bağlar kurulmamıştır. Kuşakların tamamı aynı çatı altında, kesintisiz bolluk içinde yaşamaktadır. Fakat bu görüntü rahatlatıcı olduğu kadar tekinsizdir. Ensest, yalnızca günümüz okurunun ahlaki duyarlılığı açısından kabul edilemez değildir. Evlilik, haneleri birbirine bağlayan, kadınları, malları ve yükümlülükleri dolaşıma sokan temel toplumsal ilişkilerden biridir. Aiolos’un çocuklarının kendi aralarında evlenmesi bütün ilişkileri aynı hanenin içine hapseder.
Ensest böylece mutlak otarşinin toplumsal biçimidir. Hane, kendi geçimini sağlayan bir birim olmaktan çıkıp toplumun tamamının yerini alır.[18]
Bolluğun üretim temeli de görünmezdir. Sofralar sürekli doludur, fakat yiyeceği kimin ürettiği, toprağı kimin işlediği veya kimin hizmet ettiği anlatılmaz. Aiolos’un dünyası üretim sürecinin değil, kesintisiz tüketim anının içine dondurulmuştur: aynı şölen, aynı aile, aynı kapalı düzen sürekli yeniden yaşanır.
Adanın, bana kalırsa, en dikkat çekici paradoksu, Aiolos’un rüzgarların efendisi olmasıdır. Rüzgar gemileri, yolcuları ve malları hareket ettiren temel güçtür. Aiolos bu hareketi başlatabilir, durdurabilir, yönlendirebilir. Fakat mobilitenin hükümdarı kendisi dolaşımın dışına çekilmiş, su üzerinde yüzen izole bir dünyada yaşar. Başkalarının hareketini yöneten kişinin toplumsal düzeni hareketsizlik ve kapanma üzerine kuruludur.
Bu nedenle Aiolos adası basitçe ideal oikos olarak değil, oikos’un mutlaklaştırılmış biçimi olarak görülmelidir. Güvenlik sağlayan duvar aynı zamanda toplumsal dünyanın sınırıdır. Aileyi bir arada tutan düzen, onu dış ilişkilerden koparmıştır. Bolluk vardır, fakat açıklık yoktur.
İki karşılaşma, iki Odysseus
Odysseus’un Aiolos’la ilk karşılaşması bu kapalı düzenin kısa süreliğine dışarıya açılmasıdır. Aiolos onu bir ay boyunca konuk eder, Troya’yı ve Akhaların başına gelenleri dinler. Sonra tehlikeli rüzgarları bir tuluma kapatır ve sadece Odysseus’u İthake’ye götürecek rüzgarı serbest bırakır.
İlk karşılaşmada Odysseus değerli bir konuktur. Dış dünyanın bilgisini ve hikayesini adaya getirir. Aiolos ise yiyecek, barınak ve dönüş imkanı sunar. İlişki, fiyat veya sözleşme üzerinden kurulmaz. Konukluk, anlatı ve armağan yoluyla işler.[19]
Fakat rüzgar tulumu açılınca Odysseus yeniden Aiolos’un kapısına gelir. Bu kez karşısında aynı ev sahibi yoktur. Aiolos önce yardımını hatırlatır:
“Biz yapmıştık senin için gereken her şeyi,
yola çıkasın, varasın diye yurduna,
evinin ve sevdiklerinin bulunduğu yere.”
Ardından sonuçtan hareketle hüküm verir:
“seni konuklamak da, yolcu etmek de meğer yasakmış bana,
sen mutlu tanrıların lanetine uğramışsın bi kere.” (X.64-74, 182).
Odysseus ilk gelişinde duvarların içine alınmış, ikinci gelişinde eşikten kovulmuştur. Konuktan lanetliye dönüşür.
Aiolos, tulumun neden açıldığını, tayfanın ne düşündüğünü veya Odysseus’un sorumluluğunun ne olduğunu araştırmaz. Başarısızlığı tanrısal dışlanmanın kanıtı sayar. İlk yardımı nasıl kişisel bir bağ içinde verdiyse ikinci yardımı da ahlaki ve dinsel bir hükümle reddeder.
Bu karşılaşma, topluma gömülü bir ekonominin kendiliğinden merhametli olmadığını hatırlatır.[20] Konukluk cömertlik üretebilir; fakat sınırları, dışlama mekanizmaları ve ev sahibinin hüküm verme gücü de vardır. Aiolos’un hanesi içeridekilere bolluk ve güvenlik sunarken dışarıdakine karşı bir anda kapanabilir.
Ölümsüzlüğe karşı ölümlü hayat
Kalypso ve Aiolos’un adaları, farklı biçimlerde, Odysseus’a insan hayatının sınırında duran dünyalar sunar. Birinde ölüm ortadan kalkar, ötekinde kuşaklar ve şölen kapalı bir tekrar içinde donar. Her iki yerde de maddi güvenlik, mobilitenin ve tarihsel zamanın karşısına çıkar.
Odysseus’un seçtiği İthake bunlara kıyasla kusurludur. Orada serveti tüketilmekte, karısı kuşatma altında, oğlu tehdit altında, babası yaşlanmaktadır; dönüş yolu ölüm tehlikesiyle doludur. Fakat tam da bu eksiklikler İthake’yi gerçek bir insan dünyası yapar. Orada kayıp telafi edilmeli, ilişkiler yeniden kurulmalı, görevler yerine getirilmeli ve zamanın açtığı yaralarla yüzleşilmelidir. [21]
Nostos bu nedenle fayda maksimizasyonu değildir.[22] Daha fazla haz ve güvenliğin, kaybedilmiş ilişkileri telafi edemeyeceğinin kabulüdür. Odysseus’un önündeki seçenekler aynı ölçü birimiyle karşılaştırılabilecek mallar değildir. Ölümsüzlük ile kendi ocağının dumanı arasında niceliksel bir hesap yapılamaz.
Odysseia’nın insanı, bağları içinde oluşur. Odysseus’un aklı İthake’dedir çünkü İthake yalnız sahip olmak istediği bir yer değil, kendisi olabileceği dünyadır.
Odysseus’un davranışını “nostos = fayda maksimizasyonu” diyerek modellemek mümkündür, ama yeterli değildir. Daha önemli soru, insanın amaçlarının nereden geldiğidir. Destanın cevabı açıktır: Amaçlar oikos, akrabalık, hafıza, onur, yükümlülük ve ölümlülük içinde biçimlenir.
Dizinin bir sonraki yazısında Odysseus’un dönmek istediği bu dünyanın maddi yapısına bakacağız. Oikos’un nasıl ürettiği, malların armağan ve yeniden dağıtım yoluyla nasıl dolaştığı, şölenlerin neden yalnız tüketim olmadığı ve iktisadi krizin çoğu zaman kıtlıktan değil üretim, bölüşüm ve tüketim arasındaki meşru bağların kopmasından doğduğu tartışılacak.
Kaynakça
Bresson, Alain. The Making of the Ancient Greek Economy: Institutions, Markets, and Growth in the City-States. Princeton: Princeton University Press, 2016.
Cowen, Tyler. “An Economic Approach to Homer’s Odyssey: Part I.” Econlib, 6 Ocak 2025. https://www.econlib.org/library/columns/y2025/cowenodysseypart1.html.
———. “An Economic Approach to Homer’s Odyssey: Part II.” Econlib, 3 Şubat 2025. https://www.econlib.org/library/columns/y2025/cowenodysseypart2.html.
———. “An Economic Approach to Homer’s Odyssey: Part III.” Econlib, 3 Mart 2025. https://www.econlib.org/library/columns/y2025/cowenodysseypart3.html.
Dodds, E. R. The Greeks and the Irrational. Berkeley: University of California Press, 1951.
Dougherty, Carol. The Raft of Odysseus: The Ethnographic Imagination of Homer’s Odyssey. New York: Oxford University Press, 2001.
Finley, M. I. “Marriage, Sale and Gift in the Homeric World.” Economy and Society in Ancient Greece içinde, ed. Brent D. Shaw ve Richard P. Saller, 233-245. New York: Viking Press, 1982.
———. The World of Odysseus. 2. basım. New York: Penguin Books, 1979.
Gochenour, Zachary. “Teaching The Odyssey in Economics.” Econlib, 7 Şubat 2022. https://www.econlib.org/library/columns/y2022/gochenourodyssey.html.
Homeros. Odysseia. Çeviren Azra Erhat ve A. Kadir. 21. basım. İstanbul: Can Yayınları, 2008.
Jessop, Bob, ve Ngai-Ling Sum. “Polanyi: Classical Moral Economist or Pioneer Cultural Political Economist?” Österreichische Zeitschrift für Soziologie 44, no. 2 (2019): 153-167.
Malkin, Irad. The Returns of Odysseus: Colonization and Ethnicity. Berkeley: University of California Press, 1998.
Pearson, Harry W. “The Secular Debate on Economic Primitivism.” Trade and Market in the Early Empires: Economies in History and Theory içinde, ed. Karl Polanyi, Conrad M. Arensberg ve Harry W. Pearson, 3-11. Glencoe: The Free Press, 1957.
Polanyi, Karl. “Aristotle Discovers the Economy.” Trade and Market in the Early Empires: Economies in History and Theory içinde, ed. Karl Polanyi, Conrad M. Arensberg ve Harry W. Pearson, 64-94. Glencoe: The Free Press, 1957.
———. “The Economy as Instituted Process.” Trade and Market in the Early Empires: Economies in History and Theory içinde, ed. Karl Polanyi, Conrad M. Arensberg ve Harry W. Pearson, 243-270. Glencoe: The Free Press, 1957.
———. The Great Transformation: The Political and Economic Origins of Our Time. Boston: Beacon Press, 2001 (1944).
Shaw, Brent D., ve Richard P. Saller. “Editors’ Introduction.” M. I. Finley, Economy and Society in Ancient Greece içinde, xi-xxvi. New York: Viking Press, 1982.
Görsel: Tunus’un Dougga kentinden Odysseia konulu Roma mozaiğinden detay (Dennis Jarvis via flickr)
Notlar
-
Homerik destanların oluşumunu modern anlamda bireysel ve yazılı bir eser üretme süreci olarak düşünmek yanıltıcıdır. Finley, İlyada ve Odysseia’yı, önceden yazılmış bir metni aktaran edebî destanlardan ayırarak, kalıplar ve formüller aracılığıyla icra sırasında yeniden kurulan sözlü kahramanlık şiiri geleneği içinde değerlendirir. Bkz. M. I. Finley, The World of Odysseus, 2. basım (New York: Penguin Books, 1979), 26-33. ↑
-
Dizi boyunca Odysseia’nın Eski Yunanca aslından Azra Erhat ve A. Kadir tarafından yapılmış tercümesi esas alınacaktır. Homeros, Odysseia, 21. basım (İstanbul: Can Yayınları, Ekim 2008). Mısra ve sayfa numaraları parantez içinde verilmiştir. Yunanca kişi ve yer adlarının transliterasyonunda da metin boyunca tercümanların tercihleri korunmuştur. ↑
-
Antik Çağ’ın iktisadi dünyasının modern iktisat kavramlarıyla incelenip incelenemeyeceği, on dokuzuncu yüzyıldan bu yana “modernist” ve “primitivist”, daha sonra da “formalist” ve “substantivist” yaklaşımlar arasında süren geniş bir tartışmanın konusudur. Bu tartışmanın kavramsal ve tarihyazımsal bir değerlendirmesi için bkz. Alain Bresson, The Making of the Ancient Greek Economy: Institutions, Markets, and Growth in the City-States (Princeton, NJ: Princeton University Press, 2016), 1-20; Harry W. Pearson, “The Secular Debate on Economic Primitivism”, içinde Trade and Market in the Early Empires – Economies in History and Theory, ed. Karl Polanyi vd. (Glencoe: The Free Press, 1957), 3-11. ↑
-
Bu yazı dizisinde iktisadi olan, Karl Polanyi’nin substantivist yaklaşımından hareketle ele alınmaktadır. Polanyi, “iktisadi” sözcüğünün birbirinden farklı iki anlam taşıdığını belirtir. “Formal” anlam, kıt araçların alternatif amaçlar arasında dağıtılmasını ve araçlarla amaçlar arasındaki seçim mantığını ifade eder. “Substantif” anlam ise insanların geçimlerini sağlamak için doğayla ve birbirleriyle kurdukları maddi ilişkilere gönderme yapar. Buradaki yaklaşım, kıtlığın ve seçimin varlığını reddetmez; bunların bütün tarihsel ekonomileri açıklayabilecek evrensel ve kendi başına yeterli ilkeler sayılmasına itiraz eder. Bkz. Karl Polanyi, “The Economy as Instituted Process,” içinde Trade and Market in the Early Empires – Economies in History and Theory, ed. Karl Polanyi vd. (Glencoe: The Free Press, 1957), 3-11, 243–48. Polanyi’nin ayrımı, formal anlamı kıtlığın doğurduğu seçim mantığına, substantif anlamı ise insanın doğaya ve diğer insanlara geçim bakımından toplumsal bağımlılığına dayandırır. ↑
-
Nostos (νόστος), en dar anlamıyla “eve dönüş” demektir. Kavramın detayları aşağıda tartışılacak. ↑
-
Oikos (οἶκος) burada yalnızca fiziksel “ev”i değil, hane halkını, mülkü, üretim araçlarını, bağımlı emeği ve bunları bir arada tutan otorite ilişkilerini kapsayan daha geniş bir toplumsal birimi ifade eder. Modern “ekonomi” sözcüğünün nihai kökü olan Yunanca oikonomia (οἰκονομία) da oikos ile nemein (“paylaştırmak, düzenlemek, idare etmek”) sözcüklerinin birleşiminden türemiş, başlangıçta “hanenin idaresi” veya “hanenin geçiminin düzenlenmesi” anlamını taşımıştır. Bu etimolojik bağ, iktisadi faaliyetin başlangıçta toplumdan ayrılmış özerk bir piyasa alanıyla değil, hanenin üretimi, paylaşımı ve devamlılığıyla birlikte düşünüldüğünü hatırlatır. Oikonomia’nın icadı için bkz. Karl Polanyi, “Aristotle Discovers the Economy,” Trade and Market in the Early Empires: Economies in History and Theory, ed. Karl Polanyi, Conrad M. Arensberg ve Harry W. Pearson (Glencoe: Free Press, 1957), 64-94; substantivizm için ayrıca bkz. Karl Polanyi, “The Economy as Instituted Process,” aynı eser içinde, 243-270. ↑
-
Finley, Odysseus’un dönüşünü yalnızca sarayını ve mallarını geri alması olarak değil, hanesinin başı ve İthake’nin kralı konumunu yeniden kurması olarak değerlendirir. Carol Dougherty ise destanın ikinci yarısını, yabancılaşmış bir İthake’nin Odysseus tarafından adeta yeniden kurulması olarak okur. Finley, The World of Odysseus, 52-53; Carol Dougherty, The Raft of Odysseus: The Ethnographic Imagination of Homer’s Odyssey (New York: Oxford University Press, 2001), 161-74. ↑
-
Odysseus’un mētis’i (μῆτις), yani öngörü, duruma göre hesap yapma yeteneği ve kurnazlık iktisadi kavramlarla da yorumlanmıştır. Zachary Gochenour, Kyklops’un mağarasında canavarı hemen öldürmemesini, çıkışı kapatan kayayı hesaba katarak olayları sondan başa doğru düşünmesinin bir örneği olarak ele alır; Sirenler karşısında önceden bağlanmayı seçmesini de aynı stratejik aklın başka bir görünümü sayar. Ardından Odysseus’un Akhilleus gibi yalnız kaba kuvvete dayanmadığını, pek çok alanda yetenekli olmakla birlikte asıl “karşılaştırmalı üstünlüğünün” kurnazlıkta bulunduğunu savunur. Karşılaştırmalı üstünlük teknik anlamıyla bir işi başkasına göre daha düşük fırsat maliyetiyle gerçekleştirmeyi ifade ettiğinden, kavramın burada kullanımı bir ölçüde pedagojiktir. Yine de bu benzetme önemli bir noktayı görünür kılar: Odysseus akıldan, hesaptan ve stratejiden yoksun değildir; tersine, kahramanlığı çoğu zaman gücünün sınırlarını tanıyarak zihinsel yeteneğini öne çıkarmasına dayanır. Ancak bu hesap yeteneği, onun amaçlarının nereden geldiğini tek başına açıklamaz. Odysseus’un araç seçimindeki akılcılığı ile İthake’yi neden nihai amaç saydığı birbirinden ayrılmalıdır. Bkz. Zachary Gochenour, “Teaching The Odyssey in Economics,” Econlib, 7 Şubat 2022. ↑
-
E. R. Dodds’ın klasikleşmiş yorumu, Homerik insanı basitçe “irrasyonel” ilan etmek yerine, modern akılcılık/irrasyonellik karşıtlığının bu dünyaya doğrudan uygulanamayacağını gösterir. Dodds’a göre Homerik kahramanlar, normal davranışlarından açıklayamadıkları sapmaları, ani muhakeme kayıplarını ve kendilerine yabancılaşmış görünen dürtüleri çoğu kez atē (ἄτη) veya tanrısal “psişik müdahale” diliyle dışsallaştırırlar. Bu durum, onların muhakeme yeteneğinden yoksun oldukları anlamına gelmez. Dodds özellikle Odysseus ile Aias’ı sarsılmaz dayanıklılığın örnekleri arasında sayar. Nitekim Odysseus, Kyklops’u hemen öldürmeyi “thymos’unda” (θυμός, yoğun duygulanım ya da kuvvetli içsel dürtü) tasarladığında, “başka bir thymos” onu durdurur; modern bir okurun içsel muhakeme ve özdenetim diye adlandırabileceği süreç, destanda birbirinden kısmen bağımsız iç sesler biçiminde anlatılır. Dodds’ın yorumunda Homerik kişi, modern anlamda birleşik ve bütünüyle özerk bir benlik olarak tasavvur edilmediğinden düşünce, duygu, dürtü ve dış müdahale arasındaki sınırlar da farklı çizilmiştir. Dolayısıyla Odysseus’un Kalypso’nun teklifini reddetmesini doğrudan “rasyonel” veya “irrasyonel” diye sınıflandırmadan önce, akılcı sayılan davranışın öznesinin ve amaçlarının tarihsel olarak nasıl kurulduğunu sormak gerekir. Bkz. E. R. Dodds, The Greeks and the Irrational (Berkeley: University of California Press, 1951), 13–17. ↑
-
Bresson, haklı olarak homo economicus’un tarihsel jeneolojisini Avusturya Okulu, marjinalizm ve metodolojik bireycilikle ilişkilendirir. Bu modelde ekonomik özne, kendi çıkarını izleyen, tercihleri öngörülebilir ve toplumsal bağlarından analitik olarak ayrıştırılabilir bir karar verici olarak tasarlanır. Aynı zamanda Bresson, bunun gerçek insanın eksiksiz tasviri değil, belirli sorular için kurulmuş soyut bir model olduğunu özellikle vurgular. Bresson, The Making of the Ancient Greek Economy, 7-8, 21-22. ↑
-
Odysseia’yı iktisadi modelleme yoluyla okuyan yakın tarihli, yaratıcı ve kışkırtıcı bir girişim için bkz. Tyler Cowen, “An Economic Approach to Homer’s Odyssey: Part I,” Econlib, 6 Ocak 2025; “An Economic Approach to Homer’s Odyssey: Part II,” Econlib, 3 Şubat 2025; “An Economic Approach to Homer’s Odyssey: Part III,” Econlib, 3 Mart 2025. Cowen, yaklaşımının Homeros’un “gerçekte ne demek istediğini” ortaya çıkarma iddiası taşımadığını, tercihleri ve kısıtları merkeze alan bilinçli, fakat yararlı olabilecek bir indirgeme olduğunu açıkça kabul eder. Ayrıca maddi tüketim maksimizasyonunun destanı açıklamaya yetmediğini savunarak arayış, merak, aldanma ve sarhoşluk gibi daha alışılmadık davranış varsayımlarını modeline dahil eder. Bu özeleştirel açıklık, farklı siyasal düzenleri karşılaştırması ve özellikle Kalypso ile Lotus Yiyenler’in dünyalarını tahammül edilemez ütopyalar, Aiolos’un adasını ise enseste dayalı kapalı bir toplum olarak okuması üçlemeyi dikkate değer kılar. Bununla birlikte, burada izlenen yaklaşım Cowen’ın perspektifinden temel bir noktada ayrılır. Cowen, standart varsayımları değiştirse de destanın dünyasını yine tercihler ve kısıtların farklı bileşimleri üzerinden modeller. Böylece oikos, akrabalık, konukluk, statü, armağan, din ve otorite, öznenin arzularını ve meşru haklarını kuran kurumlar olmaktan çok, önceden var olduğu varsayılan bireyin içinde seçim yaptığı koşullar gibi görünür. Kalypso’nun dünyasında kıtlığın yokluğunu “tahammül edilemez” kılan şeyi Odysseus’un keşif ve arayışa verdiği değerle açıklaması da nostos’u ilişkisel bir kimliğin yeniden kurulmasından çok farklı bir tercih türüne dönüştürür. Bu ayrımın üretim, bölüşüm, ticaret, kölelik ve şiddet bakımından doğurduğu sonuçlar dizinin sonraki yazılarında daha ayrıntılı biçimde ele alınacaktır. ↑
-
Kıtlık ile kıtlığın bütün iktisadi hayatı açıklayan kurucu ilke sayılması birbirinden ayrılmalıdır. Bresson, her toplumun kaynak sınırlılığı ve maliyetlerle karşılaştığını kabul eder; ancak aktörlerin bunlara verdikleri karşılıkların içinde yaşadıkları kurumların “içsel rasyonelliği” tarafından biçimlendirildiğini savunur. Bu bakımdan kıtlığın varlığı, toplumsal ilişkilerinden bağımsız bir fayda maksimizasyonu modelini kendiliğinden doğrulamaz. Bresson, The Making of the Ancient Greek Economy, 14-15, 30-31. ↑
-
Polanyi’nin ifadesiyle ekonomi, insan ile doğal ve toplumsal çevresi arasındaki etkileşim sonucunda maddi ihtiyaçları karşılayan araçların devamlı biçimde sağlanmasını mümkün kılan “kurumsallaşmış bir süreç”tir. “Kurumsallaşmış” olması, maddi faaliyetlerin rastlantısal veya birbirinden kopuk hareketlerden ibaret olmadığını; üretim, taşıma, sahiplenme, depolama ve bölüşümün belirli kurallar, otorite ilişkileri, değerler ve yükümlülükler aracılığıyla süreklilik ve düzen kazandığını ifade eder. Dolayısıyla bir ekonomiyi anlamak, yalnızca hangi malların üretildiğini değil, maddi sürece birlik ve istikrar kazandıran kurumları, güdüleri ve siyasal düzenlemeleri de incelemeyi gerektirir. Bkz. Polanyi, “The Economy as Instituted Process,” 248–50. Polanyi’nin tanımında ekonominin “kurumsallaşması”, maddi sürece birlik, istikrar, yapı ve toplumsal işlev kazandırır. Jessop, Bob, and Ngai-Ling Sum. “Polanyi: Classical Moral Economist or Pioneer Cultural Political Economist?” Österreichische Zeitschrift Für Soziologie 44, no. 2 (2019): 153–67. ↑
-
“Gömülülük” (embeddedness), iktisadi faaliyetlerin toplumdan ayrılmış, kendi yasalarıyla işleyen özerk bir alan oluşturmaması; akrabalık, din, hukuk, siyasal otorite ve statü ilişkileri içinde örgütlenmesi anlamına gelir. Bu, üretim ve bölüşümün bulunmadığı değil, bunların amaçlarının, aktörlerinin ve meşru biçimlerinin iktisadi olmayan kurumlar tarafından da belirlendiği anlamına gelir. Ekonominin toplumsal, siyasal ve dinsel kurumlara “gömülü” olduğu fikri Karl Polanyi’yle özdeşleşmiş, Finley’nin Homerik dünya yorumunu da güçlü biçimde etkilemiştir. Finley’nin Polanyi’den yalnızca değişim ve karşılıklılık biçimleri bakımından değil, “iktisadi” olanın ayrı ve özerk bir alan kabul edilmesini sorgulaması bakımından da yararlandığı belirtilmiştir. Bununla birlikte gerek Finley gerekse Bresson, gömülülük kavramının katı bir piyasa öncesi toplum/piyasa toplumu karşıtlığına dönüştürülmesine mesafeli yaklaşır. Brent D. Shaw ve Richard P. Saller, “Editors’ Introduction,” M. I. Finley, Economy and Society in Ancient Greece, haz. Brent D. Shaw ve Richard P. Saller (New York: Viking Press, 1982), xix-xx; Bresson, The Making of the Ancient Greek Economy, 16-20. Polanyi, maddi sürecin örgütlenmesini “bütünleşme biçimleri” aracılığıyla inceler. Karşılıklılık, malların ve hizmetlerin toplumsal bakımdan simetrik konumlar arasında dolaşmasına; yeniden dağıtım, malların bir merkezde toplanıp buradan paylaştırılmasına; hane yönetimi, bir grubun ihtiyaçlarını karşılamak üzere üretim ve depolama yapılmasına; piyasa mübadelesi ise malların fiyat oluşturan bir piyasa düzeni içinde taraflar arasında el değiştirmesine dayanır. Bkz. Karl Polanyi, The Great Transformation: The Political and Economic Origins of Our Time, (Boston: Beacon Press, 2001), 48–58; Polanyi, “The Economy as Instituted Process,” 250–56. Polanyi’nin terminolojisi zaman içinde kısmen değişmiştir. Büyük Dönüşüm’de karşılıklılık, yeniden dağıtım ve hane yönetimini ayrı ilkeler olarak ele alırken, 1957 tarihli çalışmasında başlıca bütünleşme biçimlerini karşılıklılık, yeniden dağıtım ve mübadele olarak sıralamış, hane yönetimini yeniden dağıtımın özel bir biçimi içinde değerlendirmiştir. Bu yazı dizisinde oikos’un merkezi konumu nedeniyle hane yönetimi ayrı bir analitik kategori olarak korunmaktadır. Erken formülasyonda bu ilkelerin kurumsal dayanakları sırasıyla simetri, merkezilik ve otarşi olarak belirlenirken, sonraki formülasyonda fiyat oluşturan piyasa da ayrı bir bütünleşme biçimi olarak sistematikleştirilmiştir. ↑
-
Burada “subjektif değer” kavramı geniş anlamıyla kullanılmaktadır. Marjinalist teorideki daha teknik anlamıyla değer, özellikle Carl Menger’den itibaren, bir malın üretiminde içerilmiş emekten ziyade tüketilen veya üretilen son birimin sağladığı faydayla açıklanmıştır. Bu dönüşüm, değerin nesnenin değişmez bir özelliği olmaktan çıkarılıp bireysel değerlendirmeye bağlanmasının önemli aşamalarından biridir. Bresson, The Making of the Ancient Greek Economy, 7. ↑
-
Homerik dünyada servet çoğu kez toprak, sürüler, bağımlı emek, kıymetli madenler, kaplar ve dokumalar biçiminde görünür. Finley’ye göre özellikle “hazine” niteliğindeki nesnelerin değeri yalnız kullanılmalarından değil, saklanmaları, gösterilmeleri ve armağan olarak yeniden dolaşıma sokulmalarından doğar. Armağan ve karşı armağan, malları haneler arasında dolaştırırken uzun süreli toplumsal ve siyasal bağlar da kurar. Finley, The World of Odysseus, 61-68; Dougherty, The Raft of Odysseus, 43-45. ↑
-
Dougherty, Lotus Yiyenler bölümünün denizaşırı yolculuğun en önemli tehlikelerinden birini görünür kıldığını belirtir: Yolcu yalnız ölmek veya esir düşmekle değil, eve dönme iradesini yitirmekle de karşı karşıyadır. Lotus Yiyenler bu anlamda etnografik bir halk tasvirinden çok, seyahatin kişinin hafızasını ve toplumsal aidiyetini çözebileceği sınır durumunu temsil eder. Dougherty, The Raft of Odysseus, 95-97. ↑
-
Destanın Aiolos’un çocukları arasındaki evliliği açıkça eleştirmediği belirtilmelidir. Bu uygulamanın toplumsal kapanmanın veya mutlak otarşinin simgesi olarak okunması, metinde doğrudan dile getirilen bir hüküm değil benim yorumumdur. Finley de Aiolos’un altı oğlu ile altı kızının evliliğini “problemli” bir örnek olarak değerlendirir ve tarihsel bir gerçekliği yansıtıyorsa bunun destanın esas toplumsal dünyasından daha eski bir düzene ait olabileceğini söyler. M. I. Finley, “Marriage, Sale and Gift in the Homeric World,” Economy and Society in Ancient Greece, 234-35. ↑
-
Homerik xenia, tek seferlik bir maddi alışverişten ziyade konuk ile ev sahibi arasında süreklilik taşıyan bir karşılıklılık ilişkisi kurar. İkram, korunma, yolculuk yardımı ve armağan, gelecekte karşılık üretmesi beklenen bir toplumsal bağın parçalarıdır. Dougherty, Aiolos’un rüzgar tulumunu da Odysseia’daki konukluk armağanları arasında sayar; ancak Polyphemos’un grotesk “armağanı” gibi örnekler, destanın bu kodla ironik biçimde oynayabildiğini de gösterir. Dougherty, The Raft of Odysseus, 44-45; Finley, The World of Odysseus, 64-68, 99-103. ↑
-
Gömülülük, bir iktisadi düzenin dayanışmacı, eşitlikçi veya şiddetten arınmış olduğu anlamına gelmez. Karşılıklılık kişileri kalıcı yükümlülüklere bağlayabilir; yeniden dağıtım ise şefin, kralın veya başka bir merkezin siyasal gücünü pekiştirebilir. Polanyi, yeniden dağıtımın gönüllü paylaşmadan vergilendirme, bağımlılık ve sömürüye kadar çok farklı toplumsal ilişkilerle birlikte işleyebileceğini özellikle belirtir. Aynı bütünleşme biçimi, eşitler arasında yardımlaşmayı mümkün kılabileceği gibi efendiler ile köleler, yönetenler ile yönetilenler arasındaki derin eşitsizlikleri de taşıyabilir. Dolayısıyla burada “gömülülük” normatif bir övgü değil, maddi sürecin hangi toplumsal ve siyasal ilişkiler içinde kurulduğunu gösteren analitik bir kavramdır. Bkz. Polanyi, The Great Transformation, 53–55; Polanyi, “The Economy as Instituted Process,” 250–56. Polanyi, yeniden dağıtımın merkezî toplama ve paylaştırmaya dayandığını, fakat hiyerarşi, kişisel bağımlılık ve siyasal güç birikimiyle de birleşebileceğini açıkça vurgular. Finley’ye göre de birlikte yemek, insanlar, tanrılar, yaşayanlar ve ölüler arasında düzenli bir dünya kuran törensel bir bağdır; buna karşılık sofradan dışlanmak toplumsal dışlanmışlığın en güçlü işaretlerinden biridir. Dolayısıyla maddi paylaşımın toplumsal ilişkilere gömülü olması, bu ilişkilerin eşitlikçi veya kapsayıcı olduğu anlamına gelmez. Kurumlar dayanışmayı mümkün kılabildiği gibi aidiyetin sınırlarını belirler, dışlamayı meşrulaştırır ve maddi kaynaklar üzerindeki hakimiyeti şiddetin aracına dönüştürebilir. Finley, The World of Odysseus, 125-26; Bresson, The Making of the Ancient Greek Economy, 30-31. ↑
-
Dougherty, Odysseus’un İthake’ye dönüşünü yabancı bir kıyıya çıkışa ve bir kolonistin yerleşim kurmasına benzer biçimde yorumlar. Bu okumada taliplerin Odysseus’un hanesini ölçüsüzce tüketmesi Polyphemos’un yamyamlığıyla ilişkilendirilirken, düzenin yeniden kurulması Laertes’in bakımlı bahçesi, üretken toprak ve köklü evlilik yatağı imgeleriyle tamamlanır. Dönüş böylece yalnız düşmanların ortadan kaldırılması değil, hane, üretim, akrabalık ve toprak arasındaki ilişkinin yeniden kurulmasıdır. Dougherty, The Raft of Odysseus, 161-74. ↑
-
Yukarıda da belirtildiği üzere nostos, “eve dönüş” anlamına gelir. Homerik dünyada yalnızca yolculuğun tamamlanmasını değil, savaş ve dolaşım sırasında askıya alınmış olan hane, akrabalık, mülkiyet, statü ve siyasal konumun yeniden kurulmasını da ifade eder. Odysseus’un İthake’ye dönüşü bu nedenle bir mekâna varıştan çok, Penelopeia’nın kocası, Telemakhos’un babası, Laertes’in oğlu ve kendi oikos’unun efendisi olarak toplumsal kimliğini yeniden edinmesidir. Bu bakımdan nostos, daha fazla haz veya güvenlik sağlayan bir seçeneğin tercih edilmesi değil, kişinin kendisini kuran ilişkiler dünyasına yeniden yerleşmesidir. Bkz. Carol Dougherty, The Raft of Odysseus: The Ethnographic Imagination of Homer’s Odyssey (New York: Oxford University Press, 2001); Irad Malkin, The Returns of Odysseus: Colonization and Ethnicity (Berkeley: University of California Press, 1998). ↑
Yazar bu yazının hazırlanmasında yapay zeka aracı kullanmamıştır.


