Kurdaki hareketler, ara malı maliyetlerini ve kâr marjlarını etkileyerek Türkiye’de emeğin payında 2019–2024 döneminde yaşanan dalgalanmaların en önemli nedeni olarak öne çıkıyor.
Türkiye’deki döviz kuru, enflasyon ve bölüşüm arasındaki ilişkiyi tartıştığımız yazı serimize ikinci yazımızla devam ediyoruz[1]. İlk yazımızda döviz kuru şoklarının bölüşümü üç temel kanal üzerinden etkileyebileceğini tartışmıştık. Bu anlamda döviz kuru şoklarının ticaret kanalı üzerinden özellikle ihracatçı firmaların kârlarını artırdığını, bir tarafta kârlar artarken diğer yandan reel ücretlerin enflasyonla bastırıldığını ve ayrıca döviz kuru şoklarının döviz cinsinden varlıkların ve borçların TL değerini değiştirerek bölüşüm üzerinde bir bilanço etkisi yarattığını anlatmıştık (Cömert ve Oyvat, 2026)[2].
Bu yazımızda ise tartışmayı ampirik veriler üzerinden son dönemdeki ücret paylarındaki dalgalanmalara odaklanarak genişleteceğiz. Malum, Türkiye’de gelir dağılımı 2019-2024 döneminde COVID-19 pandemisi ve kur şokunun ardından ciddi miktarda dalgalandı. Bu dalgalanmanın hem ücret paylarındaki (Oyvat, 2026) hem de kişisel gelir dağılımını gösteren Gini katsayısındaki boyutu (Tekgüç, 2026) Katman Portal’daki daha önceki yazılarda da tartışılmıştı[3]. Bu yazımızda da TÜİK’in detaylı sektörel veri sunduğu Yıllık Sanayi ve Hizmet İstatistikleri üzerinden bu dalgalanmanın kaynağını ve ücret paylarındaki toparlanmanın kalıcı olup olmadığını tartışıyoruz.
Bulgularımız dört temel sonuca işaret ediyor. İlk olarak, 2019–2022’deki emek payı kaybında kâr marjı ile ara girdi/emek maliyeti oranının katkıları birbirine yakındır. İkinci olarak, 2022–2024 toparlanması büyük ölçüde ikinci oranın düşmesiyle ilişkilidir. Bu oran yalnızca ara girdi maliyetlerinin seyrini değil, aynı zamanda ücretlerin kur ve enflasyon şoklarına ne ölçüde uyum sağlayabildiğini de yansıtır. Üçüncü olarak, sektörler arasında belirgin farklılıklar vardır: sanayide göreli ara girdi maliyetleri, hizmetlerde ise kâr marjı daha belirleyici görünmektedir. Dördüncü olarak, teorik olarak tartıştığımız kâr marjlarıyla kur şokları arasındaki ilişki betimsel istatistikler tarafından da desteklenmektedir. Bu bulguların ima ettiği ortak sonuç ise döviz kuru şoklarının ara malları maliyetlerini ve kâr marjlarını etkileyerek son dönemdeki emek payındaki dalgalanmaların en önemli müsebbibi olduğudur.
Emeğin Payındaki Son Dönemdeki Dalgalanmalar
Grafik 1, Yıllık Sanayi ve Hizmet İstatistikleri’ne göre emek payı (%) olarak tanımladığımız toplam personel maliyetinin toplam katma değerdeki payını gösteriyor. Veri tarım, ormancılık, balıkçılık, finans, sigorta ve kamu yönetimi, savunma ve zorunlu sosyal güvenlik faaliyetlerini içermediği için emek payı hesabı da bu sektörleri kapsamıyor[4].
Grafik 1: Emek payı (%, 2009-2024) 
COVID-19 pandemisiyle istihdam oranı zaten %42 ile dibe vurmuşken, doların 2020 boyunca o yılki %15’lik asgari ücret zammının epey üzerinde, %24 oranında artması ve büyük kur şokunun yaşandığı 2021’de %66, 2022’de %44 yükselmesi emek payını ciddi şekilde geriletti. Bunun sonucunda emek payı 2019’da %49,4’ten 2020’de %43,6’ya, 2022’de ise %34,1’e gerileyerek dibi gördü. Sonrasında %50,1’e çıkıp toparlandı; hatta 2012-2017 seviyesine ulaşmasa da 2019 seviyesinin üzerine çıktı. Bu çok büyük bir dalgalanma[5].
Döviz kuru şoku ilk aşamada ücret paylarını olumsuz etkileyebilir; çünkü bir ülke parasında değer kaybı yaşandığında ihracata dönük sektörler bundan faydalanıyor, döviz cinsinden aynı miktardaki ihracat gelirinin yerel para birimi karşılığı artıyor (Rossi ve Galbraith, 2016). İhracat gelirlerindeki bu artış, üretim sürecinde kullanılan ve yurt içinde üretilen ara malların fiyatlarının ve işçi ücretlerinin döviz kuru kadar artmamasının da etkisiyle ihracata dönük sektörlerdeki kârları da olumlu etkiliyor. Bunun yanında ithalata dayalı sektörler de artan maliyetleri dengelemek için ücretleri baskılama yoluna gidebilir. Ayrıca yerli paranın değer kaybetmesi, ithal ara ve nihai mal fiyatlarını doğrudan artıracak ve bu durum, benzer yerli ürünlerin fiyatlarının da artmasına sebep olacaktır. Bu dönemde, artan maliyetler karşısında üreticiler rakiplerinin de fiyat artıracağı beklentisiyle daha kolay fiyat artırabilecektir. Ücretlerin aynı oranda artmadığı bir ortamda, bu durum kâr marjlarındaki artış ve kâr enflasyonuyla neticelenecektir (Weber ve Wasner, 2023). Ampirik bulgular, diğer gelişmekte olan ülkelerde olduğu gibi (Yusifzada, Cömert ve Parmaksız, 2024) Türkiye’de de kur şoklarının (Mutlugün, 2025; Oyvat, Elgin ve Elveren, 2025) fiyat artışlarında çok kritik bir rol oynadığını göstermektedir.
Ancak emek payındaki kur şokuna bağlı düşüş sadece kâr marjlarındaki artışlardan kaynaklanmamaktadır. Kur şoku veya diğer girdi maliyetlerindeki fiyat artışları kâr marjlarını hiç değiştirmese bile, birim ara girdi maliyeti/birim emek maliyeti oranını artırarak emek payını aşağı çekebilir. Bu oran, ara girdi maliyetlerinin ne kadar arttığı kadar, ücretlerin bu maliyet ve fiyat artışlarına ne ölçüde uyum sağladığını da gösterir. Dolayısıyla ücretlerin ne şekilde seyredeceği kur şokunun emek payı üzerindeki nihai etkisini belirleyen temel faktörlerden biridir. Kur şoku veya diğer girdi maliyetlerindeki fiyat artışları kâr marjlarını hiç değiştirmese bile birim ara girdi maliyeti/birim emek maliyeti oranını artırarak emek payını aşağı çekebilir. Bunu geçen yazımızda şöyle bir örnek üzerinden açıklamıştık:
Mesela bir ürünün fiyatı (F) 120 TL, kâr marjı (m) %20, birim emek maliyeti (BEM) 50 TL ve birim ara girdi maliyeti (BGM) 50 TL olsun. Buna göre fiyatın açılımı şöyle olur[6]:
Burada birim kâr 20 TL (0,2 × 100), emeğin bölüşümden aldığı pay ise 50/(50+20) = %71,4 olacaktır.
Peki şimdi bir kur şoku yaşadığımızı, birim ara girdi maliyetinin 50 TL’den 100 TL’ye çıktığını ve işletmelerin %20’lik kâr marjlarını olduğu gibi koruyabildiğini düşünelim. Bu durumda fiyat aşağıdaki gibi 120 TL’den 180 TL’ye çıkacaktır.
Birim kâr ise 30 TL’ye (0,2 × 150) yükselecektir. Yeni durumda kâr marjı değişmemesine karşın emek payı %71,4’ten %62,5’e (50/(50+30) = %62,5) geriler.
Birim ara girdi maliyeti/birim emek maliyeti oranı literatürde genelde j ile ifade ediliyor. Biz de Post-Keynesyen iktisatçı Marc Lavoie’ya (2024) benzer bir şekilde emek payını birim ara girdi maliyeti/birim emek maliyeti (j) ve kâr marjının (m) bir fonksiyonu olarak aşağıdaki gibi ifade edebiliriz[7]:
Kâr marjlarındaki ve göreli maliyetlerdeki artışların (ücretli) emek payını ne oranda etkilediğini TÜİK’in Yıllık Sanayi ve Hizmet İstatistikleri üzerinden ayrıştırmamız mümkün. Burada Yeldan, Köse ve Boratav’ı (2023) takip ederek ara girdi maliyetini “üretim değeri − katma değer” olarak alıyoruz. Buna göre birim ara girdi maliyeti/birim emek maliyeti (j) ve kâr marjı (m) oranlarını aşağıdaki gibi hesaplamamız mümkün:
Ayrıştırma analizi ne diyor?
Grafik 2, emek payındaki değişimin kâr marjı (m) ve birim ara girdi maliyeti/birim emek maliyeti oranına (j) göre ayrıştırılmasını gösteriyor. Ayrıştırma analizi, bir faktör sabit tutulurken diğeri ilk yıldan son yıla değişseydi emek payının ne kadar değişeceği mantığıyla ilerliyor; her faktörün katkısı, diğeri başlangıç ve bitiş değerlerinde sabit tutularak hesaplanan iki senaryonun ortalaması olarak bulunuyor[8]. Buna göre 2019-2022 dönemi için emek payındaki 15,3 puanlık düşüşün %47’si kâr marjı, %53’ü ise birim ara girdi maliyeti/birim emek maliyeti oranıyla (j) ilişkili artıştan kaynaklanıyor. Yani bu dönemde kâr marjı ile göreli maliyet oranları emek payını neredeyse eşit düzeyde etkilemiş. Önemli ölçüde döviz kuru şoklarına duyarlı olan ara girdi maliyetleri, ücretlerden daha hızlı arttığından, ücret paylarının azalmasına katkıda bulunmuştur. Kâr marjları da ilk yazıda detaylı bir şekilde tartıştığımız, aşağıda betimsel olarak gösterdiğimiz ve Benlialper ve Cömert (2025) ve Şengül (2026a)`ün ekonometrik olarak raporladığı gibi gelişmekte olan ülkelerde döviz kuruna epey duyarlıdır. Bu durumda 2019-2022 dönemindeki emek payındaki değişimin döviz kuru şoklarının eseri olduğunu düşünebiliriz.
Aynı hesabı emek payındaki 2022-2024 dönemindeki toparlanma için yaptığımızda ise daha ilginç bir sonuç ortaya çıkıyor. Emek payındaki 16,1 puanlık artışın sadece %23,5’i kâr marjlarıyla ilişkili; kalan %76,5’i birim ara girdi maliyeti/birim emek maliyeti oranındaki düşüş ile açıklanıyor.
2019-2024 döneminde ise emek payında toplamda 0,7 puanlık bir artış var. Ancak bu artışa karşın kâr marjlarındaki artışın emek payına 3,5 puanlık olumsuz bir etkisi var. Tabii, bu durum emek payının reel kurun değerlenmesi sonucunda iyileştiği ve gelir dağılımının olası bir kur krizi ile yeniden kötüleşebileceği endişesini yaratıyor.
Grafik 2: Yıllara göre emek payındaki değişimin kâr marjı (m) ve birim ara girdi maliyeti/birim emek maliyeti oranına (j) göre ayrıştırılması (%)
Tablo 1 ise Grafik 2’de yaptığımız emek payı ayrıştırmasını sektörlere göre yapıyor. İthal girdilerin önemli olduğu sanayi sektöründe emek payındaki 2019-2022’deki 14,2 puanlık gerilemenin (yani %41,1’den, %26,9’a düşüşün) 9,3 puanı birim ara girdi maliyeti/birim emek maliyeti oranındaki artıştan kaynaklanıyor. Emek payındaki 2022-2024 dönemindeki 18.3 puanlık artışın (yani %26,9’dan, %45,2’ye artışının) %83’ünü (15,2 puanını) kâr marjından ziyade j oranı açıklıyor.
Benzer şekilde inşaat sektöründe de birim ara girdi maliyeti/birim emek maliyeti oranı emek payındaki dalgalanmaları domine ediyor. Hakeza gayrimenkul sektöründe kâr marjları 2019-2022 ve 2022-2024 dönemlerinde genel eğilimin tersine önce azalmış sonra artmış, ama emek payı emlak fiyatlarındaki 2019-2022’deki reel artış ve sonraki reel düşüşle tamamen j oranındaki değişime bağlı olarak önce düşmüş sonra artmış.
İthal girdilerin görece önemsiz olduğu hizmet sektöründe ise bu sektörlerden farklı bir durum var. Gayrimenkul sektörünü dışarıda bırakırsak, 2019-2022 döneminde hizmet sektöründeki emek payındaki düşüşün büyük kısmı (%58,5’ten %44,0’e düşüşün; 14,5 puanın 9,8 puanı) ve 2022-2024’teki (%44,0’ten %56,4’e) yükselişin de sanayiye göre daha büyük kısmı kâr marjındaki değişimlerden kaynaklanıyor.
Tablo 1. Yıllara ve sektörlere göre emek payındaki (EP) değişimin kâr marjı (m) ve birim ara girdi maliyeti/birim emek maliyeti oranına (j) göre ayrıştırılması (%)
Kaynak: TÜİK Yıllık Sanayi ve Hizmet İstatistiklerine dayalı kendi hesaplamalarımız. Sanayi sektörü B-E sektörlerini, hizmetler ise G-J ve M-Q sektörlerini kapsamaktadır. EP = Emek Payı.
Reel kurdaki değer kaybı ücret paylarını nasıl geriletmişse[9], reel kurdaki değerlenmenin de, bir tarafta ücret maliyetleri nominal olarak artarken, diğer tarafta ihracat gelirlerinin aynı oranda artmaması yoluyla, emek payını yukarı çeken bir etkisi var. Ayrıca, reel kurdaki değer kaybı birim ara girdi maliyeti/birim emek maliyeti oranını bozuyorsa, TL’nin reel olarak değer kazanması da birim ara girdi maliyeti/birim emek maliyeti oranındaki düşüşe paralel ilerliyor. Grafik 3, birim ara girdi maliyeti/birim emek maliyeti oranı ile TÜİK TÜFE, İTO TÜFE ve TÜİK Yİ-ÜFE bazlı reel döviz kurlarını gösteriyor. Grafikte reel kurdaki artışlar TL’nin reel olarak değer kaybını gösteriyor[10].
Grafik 3’ün de gösterdiği gibi birim ara girdi maliyeti/birim emek maliyeti (j) ile reel kurlar arasında ciddi bir korelasyon var (İTO TÜFE bazlı reel kur ile 0,57; TÜİK TÜFE bazlı reel kur ile 0,46; TÜİK Yİ-ÜFE bazlı reel kur ile 0,36). Yani TL’nin reel olarak değer kaybetmesine paralel olarak j artmış, TL’nin tekrar değer kazanmasına paralel olarak ise düşmüş. Buradaki ilişkinin muhtemelen tek yönlü olmadığını unutmayalım. Reel kurdaki değişim j’yi etkiliyor; buna karşılık nominal ücret artışlarının da etkisiyle j düşüyor. Bu durum iç fiyatları sınırlıyor ve dolar kuru kontrol altında tutulurken, TL’nin reel olarak değerlenmesini destekliyor.
Grafik 3: Reel kurlar ve birim ara girdi maliyeti/birim emek maliyeti oranı (j, 2009-2024) 
Kaynak: TCMB ve Yıllık Sanayi ve Hizmet İstatistiklerine dayalı kendi hesaplamalarımız. Not: Reel kurlardaki artış TL’nin reel olarak değer kaybını ifade etmektedir. Reel kurlar, 2024 ortalaması 100 olarak kabul edilerek endekslenmiştir.
Grafik 4 ise daha ilginç bir tabloya işaret ediyor. Zira grafiğe göre kâr marjları ile reel kur arasındaki korelasyon, j ile reel kur ilişkisinden bile daha güçlü. Özellikle kâr marjı ve TÜFE bazlı reel kur arasındaki korelasyon 0,90’ın üzerinde (TÜİK TÜFE bazlı reel kur ile 0,93 ve İTO TÜFE bazlı reel kur ile 0,91); kâr marjı ve Yİ-ÜFE bazlı reel kur arasındaki korelasyon ise 0,66[11]. Özellikle TL’nin reel değer kaybına paralel olarak kâr marjları ciddi şekilde artmış[12]. Ancak burada da ilişkinin tek yönlü olmadığını, ücret artışlarının kâr marjlarını baskılamasının yanında yerel fiyatlar yoluyla reel kuru da etkileyebileceğini yine akılda tutmak gerekiyor.
Grafik 4: Reel kurlar ve kâr marjı oranı (%, 2009-2024)
Kaynak: TCMB ve Yıllık Sanayi ve Hizmet İstatistiklerine dayalı kendi hesaplamalarımız. Not: Reel kurlardaki artış TL’nin reel olarak değer kaybını ifade etmektedir. Reel kurlar, 2024 ortalaması 100 olarak kabul edilerek endekslenmiştir.
Bu bulgular, serinin ilk yazısında vurguladığımız noktanın ampirik karşılığını göstermektedir: döviz kuru şoklarının bölüşüm üzerindeki etkisi tek yönlü ve mekanik değildir. Kur şokları bir yandan ithal ara girdi maliyetlerini ve fiyatlama davranışlarını etkilerken, diğer yandan ücretlerin enflasyona ne ölçüde uyum sağlayabildiği de emek payının seyrini belirler. Bu nedenle ücretler, kur şoklarının emek payı üzerindeki nihai etkisini güçlendiren, sınırlayan veya tersine çevirebilen temel politik-ekonomik dolayımlardan biridir. Bir başka deyişle, 2022 sonrasında emek payında görülen toparlanmayı sadece kurdaki değerlenmeyle açıklamak yeterli değildir. Aynı dönemde nominal ücretlerdeki artışlar, asgari ücret kararları ve seçim dönemlerinin gelir politikaları üzerindeki etkileri de dikkate alınmalıdır. Ancak bu yazıda kullandığımız ayrıştırma bu politik ve kurumsal etkileri ayrı ayrı ölçmediği için, bu boyutu dizinin bir sonraki yazısında ayrıca tartışacağız.
Benzer şekilde, bu yazıda sektörler arasındaki farklılıkların emek payı dinamikleri açısından önemli olduğunu gördük. Sanayide ara girdi/emek maliyeti oranı daha belirleyici görünürken, hizmetlerde kâr marjı hareketleri daha fazla öne çıkmaktadır. Bunun yanında, toplam emek payı, sektörlerin kendi içindeki kâr marjı, ücret ve ara girdi maliyet hareketlerinin yanı sıra sektörlerin ekonomi içindeki ağırlıklarının değişmesinden de etkilenmektedir. Sektörel kompozisyonun rolünü burada yalnızca işaret etmekle yetiniyoruz.
Sonuç
Serinin ilk yazısında, döviz kuru şoklarının bölüşüm üzerindeki etkilerinin tek bir kanala indirgenemeyeceğini; ticaret, enflasyon, kâr marjları, ücret payı ve bilançolar üzerinden farklı yönlerde işleyebileceğini tartışmıştık. Bu yazıda ise bu dinamik ilişkiyi Türkiye’de 2019–2024 döneminde emek payındaki büyük dalgalanma üzerinden ampirik olarak inceledik.
Bulgularımız, 2019–2022 döneminde hem kâr marjlarındaki artışın hem de ara girdi maliyetlerinin emek maliyetlerine göre yükselmesinin emek payını aşağı çektiğini gösteriyor. 2022–2024 dönemindeki toparlanma ise esas olarak ara girdi/emek maliyeti oranındaki düşüşe dayanmaktadır. Bu durum, toparlanmanın kırılganlığına ve emek payının kur, ithal girdi maliyetleri ve nominal ücret dinamiklerine oldukça duyarlı olduğuna işaret etmektedir.
Dolayısıyla Türkiye’de döviz kuru şokları bölüşümün en temel belirleyicilerinden biri olarak karşımıza çıkmakta. Ancak döviz kuru, enflasyon ve bölüşüm arasındaki ilişki mekanik değil, dinamik ve politik-ekonomik süreçlerle iç içe geçmiştir. Kurun seyri, firmaların fiyatlama gücü, ücretlerin enflasyona uyumu, sektörlerin ithal girdi bağımlılığı ve ekonomi içindeki ağırlıkları bu ilişkinin yönünü ve şiddetini değiştirebilir. Bu yazıda özellikle, emek payındaki değişimi kâr marjları ile ara girdi/emek maliyeti oranının birlikte hareketi üzerinden inceledik. Sonraki yazılarda, sektörel kompozisyonun ve seçim dönemlerinde uygulanan gelir politikalarının bu bölüşüm dinamiklerini nasıl etkilediğini daha ayrıntılı olarak tartışacağız. Daha sonra ise döviz kuru şoklarının servet dağılımı ve bilanço üzerindeki etkilerine odaklanacağız.
Kaynakça
Benlialper, A. ve Cömert, H. (2025). Exchange Rate Shocks and Sellers’ Inflation in Developing Countries, 29th FMM Conference, Berlin
Cömert, H. ve Oyvat, C. (2026). Türkiye’de Döviz Kuru, Enflasyon ve Bölüşüm Arasındaki Dinamik İlişki (I). Katman Portal. https://katmanportal.com/doi/10.5281/zenodo.21364921
Karaçimen, E. (2026). Enflasyon Kârları, Döviz Borçları: Reel Sektörün Bilanço Döngüsü. Katman Portal. https://katmanportal.com/doi/10.5281/zenodo.20720213
Lavoie, M. (2024). Questioning profit inflation as an explanation of the post-pandemic inflation. European Journal of Economics and Economic Policies, 21(2): 232-247.
Mutlugün, B. (2025). A Post-Keynesian-Structuralist empirical approach to inflationary pressures in Türkiye. Structural Change and Economic Dynamics.75, 744-766.
Oyvat, C., Elgin, C. ve Elveren, A. Y. (2025). Minimum wages in a high-inflation economy: the case of Türkiye. Greenwich Papers in Political Economy. GPERC#99.
Oyvat, C. (2026). Emeğin Bölüşüm İçindeki Payının 45 Yılı. Katman Portal. https://katmanportal.com/doi/10.5281/zenodo.20029667
Rossi, D. ve Galbraith, J. (2016). Exchange rates and industrial wage inequality in open economies. UTIP Working Paper 71. Texas: The University of Texas at Austin.
Şengül, Z. (2026a). Exchange rate shocks and profit margins: Turkish case. Ongoing doctoral dissertation manuscript.
Şengül, Z (2026b). Kur Şoku Sadece Maliyet mi Demek ? Etiketlerin Perde Arkası (II). Katman Portal. https://katmanportal.com/doi/10.5281/zenodo.19425567
Tekgüç, H. (2026). 2021-2022 yıllarında Türkiye’de Gelir Dağılımı Görülmemiş Düzeyde Bozuldu. Katman Portal. https://katmanportal.com/doi/10.5281/zenodo.19502220
Weber, I. M. ve Wasner, E. (2023). Sellers’ inflation, profits and conflict: Why can large firms hike prices in an emergency? Review of Keynesian Economics, 11(2), 183–213. https://doi.org/10.4337/roke.2023.02.05
Yeldan, E., Köse, A.H. ve Boratav, K. (2023). Türkiye’de Derinleşen Yapısal Kriz Eğilimi ve Kâr İtilimli Enflasyonun Dinamikleri. İktisat ve Toplum. Sayı: 158
Yusifzada, T., Comert, H. ve Parmaksiz K. (2024). Is “High Inflation” Always and Everywhere an Exchange Rate Phenomenon? Political Economy Research Institute (PERI) Working Paper Series. Number 609.
Notlar
-
Bu yazı serisi boyunca Türkiye özelinde yerel paranın dünya paraları karşısında yüksek oranda ve genellikle ani biçimde değer kaybetmesi üzerinde duruyoruz. Ahmet Benlialper’in yakınlardaki Twitter serisinde haklı olarak vurguladığı gibi, doların küresel ölçekte değer kazanması da çeşitli kanallardan bölüşümü etkileyebilir (https://x.com/AhmetBenlialper/status/2078064648394350883). Ancak ampirik olarak daha fazla araştırmaya ihtiyaç olsa da, burada üzerinde durduğumuz kanalların Türkiye’de daha doğrudan ve çok sayıda mekanizma üzerinden işlediğini; bu nedenle bölüşüm etkilerinin, küresel dolar değerlenmesinden kaynaklanan gelişmelere kıyasla daha baskın olabileceğini düşünüyoruz. ↑
-
Bilanço etkisi, tasarrufların ve borçların TL cinsinden değişmesine yol açacağı için bu etki daha çok kişisel gelir dağılımı ve sermayenin kendi içindeki bölüşümü üzerinde olacak. Bilançodaki değişimlerin bu yazıda ele aldığımız üretimden emeğin aldığı paylar üzerindeki etkisi ise daha dolaylı yollardan (mesela borçluluğun veya krediye erişimin fiyatlara yansıması yoluyla) gerçekleşecek. ↑
-
Reel sektör bilançoları, enflasyonist kârlar ve döviz açık pozisyonu arasındaki ilişkiyi farklı bir çerçeveden tartışan yakın tarihli bir değerlendirme için bkz. Karaçimen (2026). Bizim bu yazıdaki amacımız ise kur şoklarının emek payı üzerindeki etkisini kâr marjı ve ara girdi/emek maliyeti oranı üzerinden ayrıştırmaktır. ↑
-
Yıllık Sanayi ve Hizmet İstatistikleri NACE Rev.2 kodlarını parantez içinde yazdığımız şu sektörleri kapsamamaktadır: Tarım, ormancılık ve balıkçılık (A); finans ve sigorta faaliyetleri (K); kamu yönetimi ve savunma, zorunlu sosyal güvenlik (O); hanehalklarının işverenler olarak faaliyetleri (T); uluslararası örgütler ve temsilciliklerinin faaliyetleri (U); “üye olunan kuruluşların faaliyetleri” hariç diğer hizmet faaliyetleri (S). ↑
-
Grafik 1’deki ücret payı verileri eğilim olarak benzese de seviye olarak Oyvat’ın (2026) daha önce gösterdiği milli gelir içindeki ücret payı verileriyle birebir uyuşmuyor. Bu durum metodolojik farklılıklardan, mesela Grafik 1 için kullandığımız Yıllık Sanayi ve Hizmet Sektörü İstatistiklerinde tarım ve finans gibi bazı sektörlerin yer almamasından ve gelire dayalı milli gelir hesaplarında kayıt dışı ekonomi düzeltmesinin yer almasından kaynaklanıyor. ↑
-
Bu örneği ihracatçı firmalar için de ayrıca uyarlayabiliriz. Metin içinde tartıştığımız gibi, yerli paranın değer kaybettiği kur şokları sırasında, döviz cinsinden ihracat fiyatları ve satış miktarları değişmediği takdirde, ihracatçı firmaların yerli para cinsinden gelirleri hızla artacaktır. Bu durum, diğer koşullar sabitken, söz konusu firmaların kâr marjlarını artırma eğilimindedir. Bununla birlikte, kâr marjlarının nasıl değişeceği; firmaların kullandıkları ithal ara girdilerin payına, bu girdilerin maliyetlerindeki artışa, sektördeki ücretlerin seyrine ve firmaların kur avantajını yabancı para cinsinden fiyatlarına ne ölçüde yansıttıklarına bağlıdır. Yine de kur şokları sonrasında ihracatçı firmaların kâr marjlarının artması, yalnızca iç pazara üretim yapan firmalara kıyasla daha olasıdır. Bu ve benzeri konuları devam eden çalışmamızda ve Katman’da yayımlanacak ileriki yazılarımızda daha ayrıntılı biçimde ele almayı planlıyoruz. ↑
-
Marc Lavoie (2024) makalesinde kâr payını m(1+j)/(1+m(1+j)) şeklinde hesaplıyor. Biz de benzer bir hesapla bunu 1’den çıkardığımızda emek payını 1/(1+m(1+j)) olarak buluyoruz. ↑
-
Emek payı değişimini m ve j kanallarına Shapley ayrıştırmasıyla bölüyoruz. Her faktörün katkısı, diğeri ilk ve son yıl değerlerinde sabit tutularak hesaplanan iki etkinin ortalamasıdır; böylece iki katkının toplamı toplam değişime tam eşit olur ve sıralamadan bağımsızdır. Mesela 2019-2024 için önce 2019’un m değeri sabit tutulur ve j’de 2019-2024 döneminde gerçekleşen değişimin emek payını nasıl değiştirdiği hesaplanır. Aynı işlem 2024’ün m değeri sabit tutularak yapılır ve iki değerin ortalaması j’nin emek payına katkısını verir.
Bu ayrıştırma nedensel bir etki tahmini değildir. Emek payındaki toplam değişimi, kullandığımız muhasebesel özdeşlik çerçevesinde m ve j bileşenlerine paylaştırmaktadır. Dolayısıyla raporladığımız oranlar, iki bileşenin emek payındaki değişime hesaplanan muhasebesel katkısını göstermektedir. ↑
-
Burada tartışmayı nominal kur üzerinden sürdürmek ana mekanizmayı değiştirmez. Nominal kur şokları kâr marjlarını artırabilir ya da firmalar artan ara girdi maliyetlerini fiyatlara yansıtarak kâr marjlarını koruyabilirler. Ancak kur şokunun emek payı üzerindeki nihai etkisi, ücretlerin bu maliyet ve fiyat artışlarına ne ölçüde cevap verebildiğine de bağlıdır. Üretkenlik ve diğer temel değişkenler göreli olarak istikrarlıyken, ücret artışları ara girdi maliyetlerindeki artışın gerisinde kalırsa emek payı azalır; ücretler daha hızlı artarsa bu etki sınırlanabilir veya kâr marjlarının seyrine bağlı olarak tersine dönebilir. ↑
-
TCMB verilerine dayalı kendi hesaplamalarımız. Grafik 3 ve Grafik 4’te, görsel olarak j ve m ile uyumlu olması için, TCMB verilerinden farklı olarak reel kurdaki artışlar TL’nin reel değer kaybını, düşüşler ise TL’nin reel olarak değer kazanmasını gösteriyor. Hesaplamalardaki İTO TÜFE verisi, İTO’nun yeni tüketici fiyat endeksi ile daha önce hesapladığı İTO İstanbul Geçinme Endeksi verileri birleştirilerek elde edilmiştir. Reel kur hesaplarında TCMB’nin reel kur endeksleri kullanılmış; İTO TÜFE bazlı reel kur endeksi ise TCMB’nin TÜFE bazlı reel kuru ile TÜİK TÜFE ve İTO verilerinden türetilmiştir. ↑
-
Nominal döviz kuru ile kâr marjları arasındaki ilişkiyi Türkiye imalat sanayi sektörel bilanço verileriyle tartışan ve iki seri arasında yaklaşık 0,85 düzeyinde korelasyon raporlayan tamamlayıcı bir çalışma için bkz. Şengül (2026b). ↑
-
Benlialper ve Cömert’in (2025) gelişmekte olan ülkeler, Zeki Şengül’ün (2026a) ise Türkiye özelinde kâr marjları ile döviz kuru arasındaki ilişkiyi ekonometrik olarak inceledikleri çalışmalar, firmaların döviz kuru şokları karşısında en azından kâr marjlarını korumaya çalıştıklarını göstermektedir. ↑
Yazar, yapay zeka araçlarını yukarıda belirttiği kapsamda bilimsel yayın etiğine bağlı kalarak kullandığını beyan etmektedir. Yapay zeka desteğiyle üretilen içeriklerin tüm sorumluluğu yazara aittir.


