Finansallaşmayı günümüz kapitalizminin eğilimleri içinde bir eğilim olarak kavramsallaştıran bu yazı, finansın gündelik hayatı, öznelliği ve kurtuluş tahayyülünü yeniden biçimlendirişini Latife Tekin’in Para Gürültüsü romanı üzerinden tartışıyor.
“Paranın gürültüsünden başka ses duyabilen var mı?”
Bu tarz demagojik beyanlardan hiç hazzetmemekle birlikte, ne oldu nasıl oldu anlamadan vadeli işlemler borsası, menkul kıymetler, tahviller, portföy çeşitliliği, yatırım fonları, ikincil türev ürün piyasası, altın, gümüş, değerli madenler dünyasında bulduk kendimizi. Bunun bilimsel söyleyişi, “finansal derinleşme”. Bilen de bilmeyen de işin içinde; zaten istenen de buydu ki bilimsel söyleyişi de “finansal içerilme” ve “finansal genişleme”. Topyekûn yaşadığımız bu hâle yani finans rush’ına, gold rush gibi; dağlarda kazma kürekle altın aramasak da elbette altın da işin içinde, finansallaşma veya finans öncülüğünde sermaye birikimi diyoruz. Edebiyatçı Latife Tekin (2026) ise “para gürültüsü” demiş.
“Kapitalizm veya neoliberalizm demek yerine niye finansallaşma diyorsunuz” eleştirilerinin teorik kastını ve politik şerhlerini anlıyorum; ancak günümüz kapitalizmi içinde “eğilimler içinde bir eğilim” (Mader vd., 2020) olarak finansallaşmadan daha yüksek açıklama kapasitesine sahip bir kavram önerilene dek, bu eğilime finansallaşma demekte beis görmüyorum. Elbette finansallaşma her şeyi açıklamıyor; ancak piyasanın, devletin ekonomiye müdahale biçiminin ve gündelik hayatın finans yörüngesine girmesinin nasıl gerçekleştiğini, mekanizmalarını açıklamaya çalıştığımızda kavram bu eğilimi tarif etme ihtiyacımızı dolduruyor. Eğilimin mekanizmaları çözümlendiği sürece, kendi adıma, ne dendiği çok da önemli değil, ortada bir eğilim var ve buna, elbette ya da neyse ki, edebiyatımız da gözlerini kapatmamış. Teşekkürler, Latife Tekin.
Finansal piyasa ekosistemi, kabaca Şekil 1’deki gibi.
Şekil 1. Finansal piyasa ekosistemi (MSCI’nin “The Financial Market Ecosystem” çerçevesinden yararlanılarak, elbette ChatGPT aracılığıyla tasarlanmıştır.)
Bu ekosisteme iki türlü bakılabilir. İlk elden onun kendini sunduğu gibi yani sermaye, bilgi ve hizmet akışlarıyla birbirine bağlı, rasyonel ve kusursuz işleyen bir bütün. Bireysel yatırımcılardan merkez bankalarına, aracı kurumlardan veri sağlayıcılara kadar herkesin bir işlevi var. Sermaye sağlayıcılar (yatırımcılar) kutusu içinde, emeklilik fonları ile varlık yönetim devlerinin yanı başında, “bireyler, tasarruf sahipleri” var. Yani ya da galiba hepimiz yatırımcıyız, ne mutlu. “Finansal içerilme” edilgenliğimiz, bu “yani” ve “galiba” ile ilgili. Nezaketi elden bırakıp, yiyorsa içerilmeyin veryansını salalım. İkinci bakış ise daha içeriden olmalı. Aynı ekosistem içindeki, bir hanehalkı, bir borçlu, bir bireysel tasarruf sahibi yani kulağında para uğultusuyla yaşayan biri olarak baktığımızda ise …, evet bakamadık. Ekosistem oradan bakamıyor. İşte bu boşluğu doldurmak için romana ihtiyacımız var. Yani diyagramın bittiği yerde asıl mesele başlıyor. Ekosistemde kendinizi bulamadıysanız ya da ekosistemdeki tek işleviniz kredi kartı ödeme çevriminden ibaretse, Para Gürültüsü’nden devam edelim.
Finansallaşma, finansal ekosistemin kutularına sığan bir şey değil, asıl gücünü kutuların dışına sızmasından alıyor. “Sermayenin yeniden üretimi, topluma can veren toplumsal kurgulara bağlıdır ve onları dönüştürür. Finansal zenginlik büyük ölçüde “hayali” olabilir ancak bu durum onu daha az “gerçek” kılmaz” (Haiven, 2016:16). Dolayısıyla, finansal ölçüler, metaforlar, anlatılar, değerler ve tahayyüller, finansın sınırını aşıp gündelik hayatı, öznelliği ve kültürü yeniden biçimlendiriyor. Finansallaşmanın asıl tekinsizliği de bizi yurttaş, özne, üretici ve “yatırımcı” olarak içeriden de dönüştürmesinde yatıyor. Latife Tekin, Para Gürültüsü (2026) romanında, yoksullarda ayrıksı durduğunu düşündüğü yeni finansal dili ve finans yörüngesinde yoksulluğun ahvalini merceğine almış.
Roman,
“Bugünkü videomuza denizin ışığı, göğün ateşiyle başlıyoruz arkadaşlar, hava çok sıcak, adalar altın renginde, paranız eriyor, birikiminiz buharlaşıyor…” (s.13)
cümlesiyle açılıyor. Anlatının merkezinde, YouTube için finans ve yatırım videoları çeken Kikobaki var. Kikobaki, samimi, tez canlı ve az da öfkeli olduğu için istediği takipçi sayısına bir türlü ulaşamıyor. Bir video içerik üreticisinin tüm sermayesi olan, takipçi yorumları da romana yedirilmiş:
“Yatırım yapacaksam, CoinIşığı’nı dinlerim, seninle kafa bulandıracak değilim sonuçta.”
“Temel proteinlerimizi alamıyoruz her gün altın gümüş.”
“CoinIşığı anlatıyor biz kazanıyoruz, seninle üzülüyoruz sadece korku aşılamaktan vazgeç.” (ss.14-15)
Kikobaki’nin annesi olan yemek ustası ve ruhsal yorumcu Beyzana da video yayıncısı ancak Beyzana’nın oğlu gibi takipçilerine ulaşma sorunu yok, sadık bir kitlesi var. Kikobaki ise hem kendisini diğer analistlerle kıyaslayarak kötüleyen takipçi yorumlarından hem de tavsiyelerine uyup iflas ettiği iddiasındaki marketçinin tehdit mesajlarından epey bunalıyor: “Dilinin kodunu çözüp ekranını toprağa gömeceğim senin!” (s.22).
Takipçilerinin Kikobaki’ye, “zaman üstadısın Kiko!” demesi boşuna değil, finansal yatırımın geleceğe dair bir iddialar/beklentiler bütünü olduğu düşünülürse, başlarını sokacakları bir ev ve yeterli protein hayali kuran yoksullar kâhin arayışındalar. Romanda, güvencesizlik ve geleceksizlik girdabındaki insanların kâhinler arayışı salt finans analistliğinde değil, tarotçu Beyzana üzerinden de işlenir. Beyzana geleceği kartlardan okurken, oğlu piyasa grafiklerinden. Tekin, yazınına aşina olanların bildiği üzere gelenekseli işlemeyi elden bırakmaz. Ana-oğul YouTube’da, geleceği önceden görmenin iki kipiyle fal, tarot, göklerden gelen mesaj ve grafik ve piyasalar ile konuşurlar.
Kikobaki romanın bir yerinde takipçilerine şöyle seslenir:
“… Merkez bankalarını taklit ederek devletleri boşa düşürme planının işe yaradığını görmek, büyük kalabalıkların hayal gücünü coşturdu, sermaye-devlet trafosunu patlatacak proje geliştirmek, dünya ölçeğinde saygın bir çaba haline geldi nihayetinde, Çin Merkez Bankası’nın, Amerika Merkez Bankası’nın yaptığını yapıp altın alın, altın alın, altın!..”
Takipçileri yorumlar:
“Piyasayı yorumlamamda çok katkınız var, teşekkürlerimi sunuyorum size.”
(s. 93)
Kikobaki’nin çağrısına dikkatli bakacak olursak, meseleyi salt bir zenginleşme, sınıf atlama olarak algılamadığını fark ederiz, yani “riski yönet, yatırımcı ol” değil, altın alımının sermaye-devlet trafosunu patlatacağına inanır. Sisteme, “siz bizi saf mı sandınız, biz de deriniz” mesajı verir. Mesele gündelik bütçeden, ütopik kolektif muhayyileye taşınmıştır. Devleti “boşa düşürmenin” yolu, kurumların en devletlisi merkez bankasını taklit etmekten geçer.
Başta, eğilimin mekanizmaları çözümlendiği sürece ona ne dendiğinin çok da önemli olmadığını söylemiştim. Finansallaşma, yoksulların kurtuluş tahayyülünü de mi ele geçirdi? Dolar hegemonyası, merkez bankası “bağımsızlığı”, kredi risk primi, rezerv çeşitlendirme, de-dolarizasyon… Para gürültüsü, salt geçim ekseninde değil, politik ekonomik alternatif arayışında da kulağımızda çınlıyor. Öyle görünüyor ki “para gürültüsü” yalnızca incelediğimiz politik ekonomik ölçeği değil, onu incelerken konuştuğumuz dili de ele geçirmiş durumda.
Latife Tekin’e tekrar teşekkürler, eğilimin yalnızca mekaniğini değil fenomenolojisini de kayda geçtiği, gözlerini kapatmadığı için. Gerisi ise daha çok su kaldırır.
Kaynakça
Latife Tekin, Para Gürültüsü, İstanbul: Can Yayınları, 2026.
Philip Mader, Daniel Mertens ve Natascha van der Zwan (ed.), The Routledge International Handbook of Financialization, Londra: Routledge, 2020.
Max Haiven, Hayali Sermaye: Popüler Kültürde ve Gündelik Yaşamda Finansallaşma, İstanbul: Koç Üniversitesi Yayınları, 2016.

