Bu ikinci bölüm, Chibber’in merkezi planlama eleştirisini Sovyet deneyiminin tarihsel zemininde yeniden tartışıyor. Planlamayı soyut bir teknik sorun olarak değil; iktidar, sanayileşme, bilgi, inovasyon ve piyasa ilişkileriyle gerilim içinde şekillenen tarihsel bir süreç olarak ele alıyor.
IV. Tarihsel Soruya Dönmek
Bir önceki yazıda Marksist sosyolog Vivek Chibber’in merkezi planlamaya dönük eleştirileri, özellikle enformasyon, teşvik ve inovasyon sorunları etrafında kavramsal düzeyde tartışılmıştı. Oradaki temel mesele, piyasanın bu sorunları zaten çözmüş bir koordinasyon mekanizması olarak varsayılmasının ne ölçüde problemli olduğunu gösterebilmekti. Bu yazı ise tartışmayı tarihsel alana taşıyarak Sovyet deneyimini planlama kapasitesinin nasıl kurulduğu, nasıl dönüştüğü ve hangi süreçler içinde aşındığı soruları üzerinden yeniden ele almaktadır.
Çünkü sosyalist hesaplama tartışması yalnızca şu teknik sorudan ibaret değildir, daha doğrusu olmamalıdır: Merkezi bir otorite, karmaşık bir ekonomiyi piyasa fiyatları olmaksızın koordine edebilir mi? Bu soru genellikle enformasyon işleme kapasitesi, hesaplama teknikleri ya da teşvik mekanizmaları etrafında kurulmaktadır. Ancak planlama, yalnızca teknik bir koordinasyon problemi değil, belirli toplumsal ilişkiler, siyasal güç dengeleri ve tarihsel zorunluluklar içinde şekillenen bir iktidar biçimidir.
Bu nedenle Sovyet deneyimini yalnızca “merkezi planlama çalıştı mı, çalışmadı mı?” sorusuna indirgemek yetersizdir. Asıl soru şudur: Planlama hangi tarihsel koşullar altında ortaya çıktı, hangi toplumsal hedefleri gerçekleştirmeye çalıştı ve hangi kurumsal gerilimler içinde dönüşüme uğradı? Çünkü Sovyet planlaması, çoğu zaman varsayıldığı gibi durağan ve yekpare bir model değil; iç savaş, sanayileşme zorunluluğu, kıtlık, savaş ekonomisi, bürokratikleşme, reform girişimleri ve piyasa ilişkilerinin yeniden genişlemesi gibi farklı tarihsel momentler ve deneyler içinde sürekli değişen bir koordinasyon biçimiydi.
Bu yazı, sosyalist hesaplama tartışmasını tam da bu tarihsel düzleme taşımayı amaçlıyor. Amaç, Sovyet deneyimini ne nostaljik bir başarı anlatısına ne de planlamanın otomatik başarısızlığının kanıtına indirgemektir. Bunun yerine, planlama ile piyasa arasındaki ilişkinin tarihsel olarak nasıl kurulduğunu; planlama kapasitesinin hangi koşullarda güçlendiğini, hangi koşullarda aşındığını ve siyasal-toplumsal mücadelelerle nasıl iç içe geçtiğini incelemektir. Bu çerçevede Sovyet deneyimi, merkezi planlamanın soyut olarak “mümkün” ya da “imkânsız” olduğunun değil, ekonomik koordinasyonun tarihsel biçimlerinin nasıl oluştuğunun ve nasıl çözüldüğünün araştırıldığı bir laboratuvar olarak ele alınacaktır.
V. Planlama, İktidar ve Sovyet Deneyimi
Sosyalist hesaplama tartışmasının tarihsel Sovyet deneyimiyle anlamlı biçimde ilişkilendirilebilmesi için planlamanın ne olduğuna dair soruyu yeniden kurmak gerekir. Planlama, geçiş toplumunda uzun erimli toplumsal hedeflerle üretici güçlerin verili düzeyi arasındaki boşluğu dolduran politik mekanizmanın adıdır. Bu nedenle planlama yalnızca teknik bir koordinasyon yöntemi değil, doğrudan doğruya bir iktidar biçimidir. Sosyalist kuruluş sürecinde piyasaların etkin işlemesini güvence altına almak için değil, özel mülkiyetin tasfiyesini ilerletmek, işçi sınıfını üretim sürecinin öznesi haline getirmek ve değer yasasının yayılmacı etkilerini sınırlamak amacıyla kullanılan bilinçli bir müdahale aracıdır. Bu açıdan bakıldığında planlama tartışması, fiyat sinyallerinin yokluğunda kaynak tahsisinin nasıl yapılacağına indirgenemez; hangi toplumsal ilişkilerin yeniden üretileceği ve hangi sınıfsal güçlerin ekonominin yönü üzerinde belirleyici olacağı sorusunu da içerir.
E.H. Carr’ın Sovyet tarihine ilişkin kapsamlı çalışması, planlama deneyiminin başından itibaren bu siyasal-toplumsal gerilimler içinde şekillendiğini gösterir. [1] Savaş komünizmi, Yeni Ekonomik Politika (NEP) ve birinci beş yıllık plan birbirini izleyen teknik modeller değil, farklı tarihsel koşullarda verilen siyasal kararların ürünüdür. İç savaşın yıkımı ve kıtlık koşullarında piyasanın belirli ölçülerde yeniden etkinleştirilmesine dayanan “planlı geri adım” NEP, Bolşeviklerin köylülükle kurdukları zorunlu uzlaşının ifadesiydi; kolektifleştirme ve hızlı sanayileşme ise bu uzlaşının sınırlarına dayanıldığı anda ortaya çıkan yeni bir tarihsel sıçramayı temsil ediyordu. Bu nedenle Carr, Sovyet planlamasını yalnızca idari ya da iktisadi bir düzenleme olarak değil, toplumsal güçler arasındaki mücadelenin yoğunlaştığı bir alan olarak kavrar: “Sovyet planlaması, köylülüğün üstünlüğüne karşı sanayi proletaryasının, küçük sermayeye karşı sosyalizmin giriştiği mücadelede bir araçtı.”[2] Carr’ın çalışmasının gösterdiği temel nokta da burada belirginleşir: Sovyet planlamasının tarihi, merkezi koordinasyon ile piyasa ilişkileri arasındaki teknik bir tercih meselesi değil, sosyalist kuruluşun hangi toplumsal güç dengeleri altında ilerleyebileceği sorusudur.
Yalçın Küçük’ün Sovyet sanayileşmesine ilişkin çalışması da planlamanın bu tarihsel niteliğini vurgulamak açısından önemlidir. Küçük için planlama, yalnızca kaynak tahsisine ilişkin teknik bir mekanizma değil, geri bir ekonomik yapıdan sosyalist sanayileşmeye geçişin temel aracıdır. Bu nedenle Sovyet deneyiminde planlama, teknoloji seçimi, bağlı sermaye kullanımı, işgücünün niteliği, mekanizasyon, uzmanlaşma ve sanayileşme hızı gibi birbirine bağlı sorunlarla birlikte düşünülmelidir.[3] Bu yaklaşım, planlamayı soyut bir “bilgi işleme” sorunu olarak ele alan yaklaşımların sınırını gösterir: Sovyet planlamasının başarısı ya da krizi, yalnızca merkezin yeterli bilgiye sahip olup olmamasıyla değil, sanayileşme zorunluluğu altında hangi toplumsal ve teknik önceliklerin belirlendiğiyle de ilgilidir.
Bu nedenle Sovyet deneyimindeki krizleri doğrudan planlamanın teorik imkânsızlığına bağlamak tarihsel süreci fazlasıyla düzleştirmektedir. Roger Keeran ve Thomas Kenny’nin Socialism Betrayed adlı çalışması, Sovyet sisteminin çözülüşünü planlamanın soyut mantığından çok, planlama mekanizmasının tarihsel olarak aşınması üzerinden açıklar.[4] Yazarlara göre Hruşçov döneminden itibaren genişleyen “ikinci ekonomi”, planlama sisteminin geri bildirim mekanizmalarını içeriden bozmaya başladı. “İkinci ekonomi” ile kastedilen yalnızca küçük çaplı karaborsa faaliyetleri değildir; işletmeler arasında plan dışı takas ilişkileri, gayriresmî tedarik ağları, kayıt dışı üretim, yöneticilerin kişisel bağlantılar üzerinden kaynak tahsis etmesi ve devlet mülkiyeti içinde fiilî özel çıkar alanlarının oluşmasıdır. Plan hedeflerinin katılığı ve kronik arz darboğazları karşısında işletmeler, üretimi sürdürebilmek için resmî plan zincirinin dışına taşan enformel ilişkilere yöneliyordu. Kısa vadede bu mekanizmalar sistemin günlük işleyişini telafi ediyor görünse de uzun vadede planlamanın temel dayanağı olan istatistiksel güvenilirliği aşındırmaya başladı. İşletmeler gerçek üretim kapasitelerini gizliyor, girdileri stokluyor, plan hedeflerini manipüle ediyor ve resmî raporlama sistemini fiilen yanıltıyordu. Böylece merkeze ulaşan bilgi giderek daha az güvenilir hale geliyor; planlama kurumlarının ekonomi üzerindeki koordinasyon kapasitesi zayıflıyordu.[5]
Bu süreç, 1960’larda Liberman-Kosygin reformlarıyla daha görünür hale geldi. Reformlar, işletmelere daha fazla özerklik tanınmasını, başarı ölçütünün plan hedeflerinden çok kârlılık ve satış performansına bağlanmasını ve maddi teşviklerin genişletilmesini amaçlıyordu. Reform savunucuları bunu planlamanın katılığını aşmanın ve inovasyonu teşvik etmenin yolu olarak sunuyordu. Ancak Keeran ve Kenny’ye göre reformların sonucu, planlama mekanizmasının güçlenmesinden çok, işletmelerin kendi dar çıkarlarını merkezin uzun vadeli koordinasyon hedeflerinin önüne koymasının kurumsallaşması oldu. Kârlılık baskısı ve işletme özerkliği arttıkça yöneticiler gerçek kapasiteyi gizleme, girdileri stoklama ve plan hedeflerini manipüle etme konusunda daha güçlü teşviklere sahip hale geldi. Böylece ikinci ekonomi yalnızca sistemin “yan ürünü” olmaktan çıkıp, planlama mekanizmasını içeriden aşındıran kalıcı bir eğilime dönüştü.[6]
Keeran ve Kenny’nin temel iddiası bizim tartışmamız açısından özellikle önemlidir: Sovyet krizinin nedeni, Hayek’in ileri sürdüğü gibi merkezi planlamanın en baştan “bilgiyi işleyememesi” değil, planlama mekanizmasının tarihsel süreç içinde aşınmasıdır. Bu nedenle Sovyetler Birliği’nin sonu, çoğu zaman sunulduğu gibi “planlama deneyi başarısız oldu” biçiminde değil, planlama ile piyasa ilişkileri arasındaki gerilim içinde planlama kapasitesinin zayıflaması (hatta zayıflatılması) olarak okunmalıdır. Bu yorum, Chibber’in enformasyon sorununu tarihsiz ve değişmez bir yapısal kusur olarak ele alışını da sorgulamaya açar: sorun yalnızca bilgi eksikliği değil, hangi toplumsal ilişkilerin bilgi üretimini, geri bildirimi ve ekonomik koordinasyonu biçimlendirdiğidir. Krotov’un 1990 reformlarına ilişkin değerlendirmesi de bu noktayı destekler. Krotov’un ifadesiyle, tüketim malları kıtlığının büyümesinden ekonomideki piyasa unsurları sorumluydu; Marksizm-Leninizm’in tarif ettiği “üretim anarşisi”, perestroyka karşı-devrimi düzeyine kadar şişirilmişti ve kilometrelerce uzanan kuyruklar, gerçekte Sovyet sisteminin yükseliş döneminin değil, geç perestroyka SSCB’sinin ayrıcalığı haline gelmişti.[7] Bu ifade burada yürütülen tartışma açısından önemli bir noktaya işaret eder: Sovyet tüketim krizini planlamanın değişmez sonucu olarak değil, piyasa yönelimli reformlar ve çözülmekte olan kurumsal koordinasyon altında planlama mekanizmalarının nasıl işlevsizleştiği sorusuyla birlikte düşünmek gerekir.
Nitekim Sovyet deneyiminin büyüme performansı da bu tarihsel farklılaşmayı desteklemektedir. Merkezi planlamanın en yoğun ve bütünlüklü biçimde uygulandığı dönem, aynı zamanda Sovyet sanayileşmesinin en hızlı ilerlediği dönemdir. 1928 sonrasında SSCB, büyük ölçüde kırsal ve yoksul bir ekonomiden kısa süre içinde ağır sanayi kapasitesine sahip bir endüstriyel güce dönüştü; Nazi işgalinin yarattığı yıkıma rağmen savaş sonrası dönemde hızlı büyümesini sürdürdü. Bu tarihsel dönüşüm, planlamanın otomatik olarak başarısız olduğu yönündeki anlatıyla kolayca bağdaşmamaktadır. Elbette iktisadi büyüme oranları tek başına yeterli bir başarı ölçütü değildir; tüketim mallarının niteliği, siyasal özgürlükler, bürokratikleşme ve ekolojik maliyetler gibi boyutlar da hesaba katılmalıdır. Ancak planlı ekonomilerin zorunlu olarak piyasa ekonomilerinin gerisinde kaldığı iddiası da tarihsel kanıtlarla otomatik biçimde doğrulanmış değildir.
Tam bu noktada Cockshott ve Cottrell’in Towards a New Socialism adlı çalışması, Sovyet deneyimini yalnızca başarısız olmuş bir tarihsel model olarak değil, belirli teknik ve siyasal sorunlar taşıyan bir koordinasyon biçimi olarak yeniden ele alır.[8] Onlara göre Sovyet sisteminin temel problemi planlamanın imkânsızlığı değil, demokratik olmayan bir yapıda artı ürünün nasıl üretileceği ve nasıl meşrulaştırılacağı sorunuydu. Stalin dönemi, bu açıdan, planlamanın teknik başarısından çok siyasal meşruiyet krizinin baskıcı yollarla çözülmeye çalışıldığı bir moment olarak değerlendirilmeliydi. Dolayısıyla planlamanın tarihsel sorunları, çoğu zaman iddia edildiği gibi yalnızca hesaplama kalitesi ve kapasitesine değil, siyasal katılımın sınırlarına, geri bildirim mekanizmalarının niteliğine ve merkez ile üretici birimler arasındaki ilişkinin nasıl kurulduğuna bağlıydı.
Planlama tartışmasının teknik boyutu da bu tarihsel tabloyu tamamlar.[9] Bu çerçeve, planlamanın temel problemini matematiksel imkânsızlıkta değil, güvenilir bir istatistiksel altyapının kurulmasında görür: ekonomide neyin mevcut olduğu, gelecekte neyin gerekli olacağı ve mevcut durumdan hedeflenen yapıya nasıl geçileceği soruları, planlamanın merkezî eksenini oluşturur. Sovyet deneyiminde planlama, merkezi planlama kurumundan tekil cumhuriyet planlarına ve işletme düzeyine uzanan çok katmanlı bir direktif zinciri içinde işliyordu. Ancak bu yapı yalnızca hiyerarşik bir emir mekanizması değil, aynı zamanda ekonomik bilginin dolaşımını ve işlenmesini mümkün kılan bir koordinasyon ağıydı. Bu nokta, Hayekçi eleştirinin en zayıf varsayımlarından birini görünür kılar: Planlamanın “tek bir aklın” tüm ekonomiyi bilmesini gerektirdiği varsayımını. Hayek, ekonomik bilginin büyük ölçüde yerel, dağılmış ve bireylerin zihninde bulunan zımni bir bilgi olduğunu ileri sürerek merkezi planlamanın bu bilgiyi toplayamayacağını savunur. Oysa modern ekonomik bilgi yalnızca bireylerin öznel sezgilerinden ibaret değildir; stok kayıtları, sipariş formları, teslim belgeleri, teknik katsayılar, üretim tabloları, kalite kontrol prosedürleri ve dijital veri tabanları içinde nesnelleşmiş biçimler kazanır. Dolayısıyla mesele, “tek bir aklın” ekonomiyi bütünüyle kavrayıp kavrayamayacağı değil, farklı düzeylerde üretilen bilginin hangi örgütsel ve teknik altyapılar aracılığıyla kaydedilip işlenebileceği ve koordinasyona sokulabileceğidir. Bu açıdan planlama, Hayek’in varsaydığı gibi yerel bilginin imkânsız biçimde merkezileştirilmesi değil, ekonomik bilginin kayıt, standartlaştırma, hesaplama ve geri bildirim süreçleri içinde toplumsallaştırılmasıdır.[10] Bu koordinasyon biçiminin potansiyel avantajlarından biri de teknik yardımın ve uzmanlığın rekabet baskısı olmaksızın farklı işletmeler arasında aktarılabilmesiydi. Kama Otomobil Fabrikası örneğinde görüldüğü üzere, yerleşik işletmelerin uzmanları yeni tesislerin kurulmasına rakip yaratma korkusu olmaksızın katkı sağlayabiliyordu.[11] Böylece inovasyon, yalnızca bireysel teşviklerin değil, teknik bilginin dolaşımını mümkün kılan kurumsal ilişkilerin de bir sonucu haline geliyordu.
Bu tarihsel çerçeve içinde bakıldığında, sosyalist hesaplama tartışmasının asıl sorusu “planlama mümkün müdür?” sorusundan ziyade başka bir yere kaymaktadır: Hangi tarihsel, teknik ve siyasal koşullar altında planlama mekanizmaları etkili biçimde çalışabilir, hangi koşullarda ise çözülmeye başlar? Tartışmayı yalnızca fiyat sinyallerinin yokluğuna indirgemek, Sovyet deneyiminin gösterdiği daha karmaşık gerçeği görünmez kılar. Sorun çoğu zaman hesaplama kapasitesinden çok, siyasal meşruiyetin, kurumsal geri bildirimin ve teknik koordinasyonun nasıl örgütlendiğiyle ilgilidir.
VI. Sonuç: Planlamayı Yeniden Tartışmak
“Gerçekten de örgütlü bir toplumsal ekonomiyi ele aldığımız anda, politik ekonominin bütün temel ‘sorunları’ ortadan kalkar: değer, fiyat, kâr vb. sorunlar. Burada ‘insanlar arasındaki ilişkiler’, ‘şeyler arasındaki ilişkiler’ biçiminde ifade edilmez ve toplumsal ekonomi, piyasanın ve rekabetin kör güçleri tarafından değil, bilinçli biçimde yürütülen bir plan aracılığıyla düzenlenir. Dolayısıyla burada bir yandan belirli bir betimleme sistemi, diğer yandan da bir normlar sistemi var olabilir. Ancak ‘piyasanın kör yasalarını’ inceleyen bir bilime artık yer kalmayacaktır; çünkü piyasanın kendisi ortadan kalkmış olacaktır. Böylece kapitalist-meta toplumunun sonu, siyasal iktisadın da sonu olacaktır.”[12]
Nikolay Buharin’in bu saptaması, sosyalist hesaplama tartışmasının hâlâ neden önemli olduğunu gösterir. Örgütlü bir toplumsal ekonomi fikri, yalnızca piyasanın yerine başka bir teknik koordinasyon aracının geçirilmesi anlamına gelmez; “insanlar arasındaki ilişkilerin” artık “şeyler arasındaki ilişkiler” olarak görünmediği, üretimin bilinçli toplumsal amaçlara göre düzenlenebildiği bir ufka işaret eder. Bu nedenle planlama tartışması, fiyatların nasıl hesaplanacağına ilişkin dar bir teknik sorun değil, toplumsal emeğin hangi ilişkiler içinde örgütleneceği sorusudur.
Chibber’in müdahalesinin değeri, önceki yazıda da belirttiğim üzere, Sovyet deneyiminin ciddiye alınması gerektiğini vurgulamasında yatmaktadır. Günümüz akademyası içinden bakıldığında arkaik görünebilecek bu çağrı önemlidir; zira Sovyet deneyimini kolaycı mahkûmiyetlerden ya da nostaljik savunulardan çıkarıp gerçek bir tarihsel sorun olarak ele almaya davet eder. Ancak Chibber’in eleştirisinin sınırı da tam burada ortaya çıkar. Chibber, bir yandan bu çağrıyı yaparken, öte yandan Sovyet deneyimini tarihsel çelişkileri, kurumsal dönüşümleri ve planlama kapasitesinin aşınma süreçleriyle birlikte ele almak yerine, merkezi planlamayı baştan başarısızlığa mahkûm bir model olarak sunar. Böylece Buharin’in veciz biçimde işaret ettiği esas soruyu, yani piyasanın kör yasalarının aşılmasının ne anlama geldiği sorusunu yeniden piyasa sosyalizminin sınırlarına geri çeker.
Bununla birlikte, Chibber’in Marksist teoriye yaptığı katkının önemi küçümsenemez. Özellikle Postcolonial Theory and the Specter of Capital adlı çalışması, postkolonyal teorinin kapitalizmin evrenselleştirici dinamiklerini kültürel fark mantığı içinde çözerek görünmez kılmasına yönelttiği eleştiriyle, Marksist literatürde son derece önemli bir müdahale niteliği taşımaktadır. Benzer biçimde The Class Matrix, sınıf ilişkilerini yalnızca gelir dağılımı ya da kimlik kategorileri üzerinden değil, kapitalist toplumsal yeniden üretimin yapısal mantığı içinde kavrama çabasıyla dikkat çeker. Tam da bu nedenle, Chibber’in merkezi planlamaya ilişkin yaklaşımı kendi teorik çerçevesi içinde belirli bir gerilim üretmektedir. Zira Chibber’in önceki çalışmalarının önemli bir bölümü, kapitalizmi tarihsel olarak özgül ve yapısal zorunluluklar üreten bir toplumsal ilişki biçimi olarak kavrarken, planlama tartışmasındaki tavrı piyasa mekanizmasını neredeyse tarih-dışı bir koordinasyon modeli gibi ele alma eğilimi göstermektedir. Bu durum, Chibber’in kapitalizmin evrensel mantığına ilişkin güçlü çözümlemeleriyle, planlamaya ilişkin daha dar kurumsal değerlendirmeleri arasında dikkat çekici bir uyumsuzluk yaratmaktadır.
Oysa bugün tartışılması gereken şey, planlamanın soyut olarak mümkün olup olmadığı değildir. Asıl mesele, demokratik katılımı, güvenilir bilgi altyapısını, teknik koordinasyonu, emek-değer hesabını ve üreticiler arası iş birliğini bir araya getirebilecek bir planlama mimarisinin nasıl kurulabileceğidir. Karl Polanyi’nin ünlü ifadesiyle, “laissez-faire planlanmıştı; planlama ise planlanmamıştı.”[13] Chibber’in piyasa ile merkezi planlama arasında kurduğu karşıtlığın neden sorunlu olduğunu da gösteren bu cümle, piyasanın kendi kendini düzenlediği varsayımını tersine çevirir. Piyasa, kendiliğinden işleyen doğal bir koordinasyon düzeni değil, devlet zoruyla, hukuki düzenlemelerle ve toplumsal ilişkilerin zorla yeniden örgütlenmesiyle kurulmuş tarihsel bir mekanizmadır. Piyasa mekanizmasının kriz, eşitsizlik, ekolojik yıkım, atıl kapasite ve toplumsal ihtiyaçların sistematik biçimde karşılanamaması olarak beliren çıkışsızlığı her geçen gün daha açık görülürken, yapılması gereken şey merkezi planlamayı temelsiz, tarihsellikten yoksun ve Hayekçi önkabulleri yeniden üreten değerlendirmelerle elimizin tersiyle itmek olamaz. Aksine, sosyalist iktisat tartışmasının bugün en acil görevi, planlamayı tarihsel deneyimin dersleri, çağdaş teknik imkânlar ve demokratik toplumsal denetim fikriyle birlikte yeniden düşünmektir.
Toplu Kaynakça
Bukharin, Nikolai. The Politics and Economics of the Transition Period. Edited by Kenneth J. Tarbuck. Routledge, 2013.
Carr, E. H. Bolşevik Devrimi 1917–1923. Cilt 2. Çeviren Orhan Suda. İstanbul: Metis Yayınları, 1998.
Carr, E. H., and R. W. Davies. Foundations of a Planned Economy 1926–1929. Vol. 1. Macmillan Press, 1969.
Chibber, Vivek. “Socialism Has a Future. Central Planning Doesn’t.” Jacobin, 14 Mayıs 2026.
https://jacobin.com/2026/05/central-planning-soviet-union-socialism
Cockshott, W. Paul, and Allin Cottrell. Towards a New Socialism. Nottingham: Spokesman, 1993.
_________. “Information and Economics: A Critique of Hayek.” Research in Political Economy 16 (1997): 177–202.
Dobb, Maurice. An Essay on Economic Growth and Planning. Routledge & Kegan Paul, 1960.
Haerdin, Tomas. “A Critique of Economic Calculation in the Socialist Commonwealth.” haerdin.se, 29 Haziran 2021. https://www.haerdin.se/blog/2021/06/29/a-critique-of-economic-calculation-in-the-socialist-commonwealth/.
Hayek, F. A. “The Use of Knowledge in Society.” The American Economic Review 35, no. 4 (1945): 519–530.
Keeran, Roger, ve Thomas Kenny. Socialism Betrayed: Behind the Collapse of the Soviet Union. International Publishers, 2004.
Küçük, Yalçın. Endüstrileşme Sürecinin Temel Sorunları: Sovyet Deneyimi 1925–1940. Bilim Yayınları, 1975.
_________. Sovyetler Birliği’nde Sosyalizmin Kuruluşu 1925–1940. Haziran Yayınevi, 1987.
_________. Sovyetler Birliği’nde Sosyalizmin Çözülüşü. Tekin Yayınevi, 1991.
Lange, Oskar. “On the Economic Theory of Socialism: Part One.” The Review of Economic Studies 4, no. 1 (1936): 53–71.
_________. “On the Economic Theory of Socialism: Part Two.” The Review of Economic Studies 4, no. 2 (1937): 123–142.
Mises, Ludwig von. “Die Wirtschaftsrechnung im sozialistischen Gemeinwesen.” Archiv für Sozialwissenschaft und Sozialpolitik 47, no. 1 (April 1920): 86–121.
Mises, Ludwig von. “Economic Calculation in the Socialist Commonwealth.” In Collectivist Economic Planning, edited by F. A. Hayek, translated by S. Adler, 87–130. Ludwig von Mises Institute, 1990.
Nove, Alec. The Economics of Feasible Socialism. Allen & Unwin, 1983.
Polanyi, Karl. The Great Transformation: The Political and Economic Origins of Our Time. Beacon Press, 1944.
Politsturm. “Socialist Economy: The State Planning.” 2020. https://us.politsturm.com/socialist-economy-the-state-planning.
Roemer, John E. A Future for Socialism. Harvard University Press, 1994.
Sündal, Doğuhan. “Cooperation and Coordination in Egalitarian Political Economies.” Journal of Economic Interaction and Coordination, ahead of print, March 26, 2026. https://doi.org/10.1007/s11403-026-00477-3.
Sündal, Doğuhan. “Information Problem Reconstructed.” Olan Biten, 16 Mayıs 2026. https://goingtomeettheman.blogspot.com/2026/05/information-problem-reconstructed.html.
Notlar
-
E.H. Carr ve R.W. Davies, Foundations of a Planned Economy 1926-1929, Cilt 1 (Macmillan Press, 1969); ayrıca bkz. E.H. Carr, Bolşevik Devrimi 1917-1923, Cilt 2, çev. Orhan Suda (Metis Yayınları, 1998). ↑
-
E.H. Carr, Bolşevik Devrimi 1917-1923, Cilt 2, 341. ↑
-
Yalçın Küçük, Endüstrileşme Sürecinin Temel Sorunları -Sovyet Deneyimi 1925-1940- (Bilim Yayınları, 1975); bu çalışmanın yazarın kendi deyişiyle “ikinci yazımı” için bkz. Yalçın Küçük, Sovyetler Birliği’nde Sosyalizmin Kuruluşu 1925–1940 (Haziran Yayınevi, 1987). ↑
-
Roger Keeran ve Thomas Kenny, Socialism Betrayed: Behind the Collapse of the Soviet Union (International Publishers, 2004). ↑
-
“İkinci ekonomi” kavramı için bilhassa Keeran ve Kenny’nin çalışmasının aynı başlığı taşıyan üçüncü bölümüne bakınız: Keeran ve Kenny, Socialism Betrayed, 61–85. ↑
-
Sovyet planlamasında genişleyen piyasa ilişkilerinin ve mantığının yol açtığı “içeriden” bozulmaya ilişkin bir başka gözlemi Yalçın Küçük kayıt altına alır: “Sovyet planlamasında ‘kolay planlama’ adı verilen bir hastalık çıkıyor. Hedefler kolayca gerçekleştirilebilecek bir biçimde saptanıyor ve hedefi aşarak, aylık belli bir ücret düzeyine ulaşmanın ilave çaba harcamadan gerçekleştirilebileceği bir bozukluk ortaya çıkabiliyor.” Yalçın Küçük, Sovyetler Birliği’nde Sosyalizmin Çözülüşü (Tekin Yayınevi, 1991), 486. ↑
-
Aktaran Politsturm, “Socialist Economy: The State Planning” (2020), https://us.politsturm.com/socialist-economy-the-state-planning. ↑
-
Cockshott ve Cottrell, Towards a New Socialism, 3–9; 157–169. ↑
-
Bkz. Politsturm, “Socialist Economy: The State Planning”. ↑
-
W. Paul Cockshott ve Allin Cottrell, “Information and Economics: A Critique of Hayek,” Research in Political Economy 16 (1997): 177–202. ↑
-
Politsturm, “Socialist Economy”. ↑
-
Nikolai Bukharin, The Politics and Economics of the Transition Period, ed. Kenneth J. Tarbuck (Routledge, 2013), 57. Vurgular benim. ↑
-
Karl Polanyi, The Great Transformation: The Political and Economic Origins of Our Time (Beacon Press, 1944), 141. ↑
