Üç seviyeli oyun modelinin bileşenleri: Hegemon, Devletler, Sınıflar arası mücadeleden oluşur. Barış, hegemonun “satabildiği” kamusal maldır; askeri güç tek başına sistemik dengeye yetmez. Hegemonik rantın erimesi,ülkeler-arası yakınsama ve ülkeler-içi eşitsizlik, sistemik eşikleri aşarak C,C,C dengesinden N,N,N çöküşüne geçişi tetikler.
“[Federal hükümet olarak] çocuk bakımı hizmetleriyle ilgilenemeyiz. Biz büyük bir ülkeyiz… Savaşlar yürütüyoruz… Çocuk bakımı, Medicaid, Medicare ve bu tür bireysel meselelerin hepsiyle aynı anda ilgilenmemiz mümkün değil.” Donald J. Trump, 1 Nisan 2026.
1. Önceki Yazılardan Öğrendiklerimiz
Bu çalışma dizisinin önceki bölümlerinde dört temel saptamaya ulaşmıştık. Birincisi, 1945 sonrası sistemin belirleyici oyun bileşeninin nükleer asimetri olduğu: nükleer çağı açan güç olarak Amerika, başka devletlerin kolaylıkla taklit edemeyeceği bir yok etme kapasitesi ve bunun üzerine inşa ettiği bir güvenlik şemsiyesi yaratmıştı. İkincisi, barış priminin tarihsel olarak yalnızca 1945-1989 arasında ciddi biçimde üretilebildiği; bu dönem dışında tanımlayacağımız üç seviyeli koşulların artık o dengeyi yaratmaya elverişli olmadığı. Üçüncüsü, COVID-19 kriziyle birlikte uluslararası kurumların meşruiyet zemininin ciddi biçimde aşındığı. Dördüncüsü ve en kritik olanı, Amerika ve Avrupa’da orta ve alt sınıfları tehdit eden bölüşüm mücadelelerinin, yani içsel eşitsizliğin, hegemonik sistemin birincil kırılma noktasına dönüştüğüdür. Bu son saptama, aşağıda sunduğumuz çerçevenin hareket noktasıdır.
Hegemonyayı kavrayabilmek için hegemonya tarihine ve hegemonya çalışmalarına dönüş yapmalıyız. Arrighi, çığır açan Uzun Yirminci Yüzyıl çalışmasında, Schumpeter’in izinden giderek, özgün politik-ekonomik hegemonyanın İspanyol İmparatorluğu’nun toprak genişleme motivasyonu ile Cenevizlilerin sonsuz sermaye genişleme motivasyonunun birleşimiyle inşa edildiğini açıklamıştır. Bu iki güç arasındaki füzyon ve takas1[1], yeni ‘Avrupa’ çağının hegemonyasını yaratmıştır; ancak zaman geçtikçe, politik-ekonomik takasın motivasyonu her iki tarafta değiştikçe, toprak imparatorluğunun boyutu, karmaşıklığı ve kapasitesi, hegemonyanın ekonomik tarafının zorladığı giderek karmaşıklaşan iş bölümü, farklı birikim biçimleri ve ekonomik organizasyonla başa çıkmak zorunda kalmıştır. Dolayısıyla hegemonya tarihini anlamak, hegemonyayı sınırlayan ve nihayetinde değiştiren bir döngüye yol açacak dinamikleri anlamaktır; çünkü politik birimin toprak genişliğini tutma maliyeti ve rıza/zor gücü, bu denklemin ekonomik tarafının üretmeye devam ettiği sürekli sermaye birikimi ve sermaye pozisyonu hiyerarşilerinin yarattığı birikim çelişkilerine sonsuza kadar ayak uyduramaz. Harvey için, öngörülü çalışması Yeni Emperyalizm (2003)’te, 21. yüzyılın başından beri ABD Hegemonyasının tarihi, politik tarafın bu 21. yüzyıl zorlukları varlığında politik/ekonomi tepesindeki konumunu sabit tutmaya çalışmasının hikâyesiydi. Bu kısa makalenin amacı, bu zorlukların nasıl belirtildiği gibi yazılabileceğini ve hegemonik dengenin gerçek iskeletini göstermektir.
2. Oyun Teorisi Yapısı: Oyuncular, Stratejiler ve Dengeler
Oyuncular ve Düzeyler
Modelimiz üç eşzamanlı düzeyde işleyen bir stratejik etkileşimi tanımlar. Sistemin mimarı konumundaki hegemon (H), kendi içinde homojen bir aktör değildir: siyasi ağırlığı farklı sermaye (K) ve emek (L) sınıflarını barındırır. Sistemin içinde konumlanan diğer devletler (S) de benzer biçimde içsel bölünmelere sahiptir. Birinci düzey, hegemonun global sistemi tasarlama seçimidir; bu düzey standart oyun teorisi analizlerinin görmezden geldiği bir asimetriyi açığa çıkarır: hegemon, oyunun kurallarını oynayan bir aktör değil, kuralların kendisini tasarlayan aktördür. Bretton Woods’u, GATT’ı, NATO güvenlik şemsiyesini ve dolar sistemini yaratan güç, bu kararları alırken diğer devletlerin tepkilerini stratejik olarak hesaba katar — ve onların entegrasyon davranışlarını destekler. İkinci düzey, devletlerarası itibar oyunudur. Üçüncü düzey ise her devlet içindeki sınıf dinamikleridir; bu dinamikler hem hegemonun uygulama kapasitesini hem de diğer devletlerin meydan okuma güdüsünü içten belirler.
Şekil 1: Küresel Siyasi Ekonominin Üç Düzeyli Oyun Teorisi Modeli
Stratejiler, Kazanımlar ve İki Kritik Parametre
Hegemon, en temel strateji seçimini mimari düzeyinde yapar: kurumlarıyla yayılan ve entegrasyon maliyetlerini sistemik seviyede düşüren bir düzen mi (G_A) kuracak, yoksa caydırma ve tekil pozisyonun rantı üzerinde yükselen bir düzen mi (G_K)? Devletlerarası düzeyde temel manevra, Alt, Calvert ve Humes’in çerçevelediği itibar oyunudur: hegemon meydan okuma karşısında cezalandırma (P) ya da boyun eğme (A) kararı verir; diğer devletler ise hegemonun gerçek uygulama kapasitesine ilişkin güncelledikleri beklentiler doğrultusunda itaat (O) ya da meydan okuma (C) seçer. Putnam’ın iki düzeyli oyun çerçevesi ise üçüncü düzeyin modele entegre edilmesinin kuramsal zeminini oluşturur: devlet adamları aynı anda iki oyun oynamaktadır ve iç siyasi mutabakat için gerekli kazanım kümesi, uluslararası arenada nelerin mümkün olduğunu sınırlandırır.
Modelimizin analitik özgünlüğü, standart parametreleri içselleştirmesinde yatar. Geleneksel yaklaşımlar hegemonun uygulama maliyetini (w) ve diğer devletlerin meydan okuma güdüsünü (b) dışsal büyüklükler olarak kabul eder. Bizim modelimiz bu parametreleri iç sınıf dengelerinin bir işlevi olarak türetir. Uygulama maliyeti w*’ü belirleyen, hegemonun işçi sınıfının sistemi sürdürmenin yüklerini ne ölçüde taşıyıp taşımadığıdır: elitlerin siyasi ağırlığı arttıkça kısa vadede w* düşer, fakat uzun vadede kitlelerin yükü meşruiyet krizine ve yapısal kapasite erozyonuna dönüşür. Meydan okuma güdüsü b*’yi belirleyen ise subordinat devletlerin emekçi sınıfın itaat maliyetidir: o devletin kitleleri açık ticaret sistemi içinde sanayisizleşme ve ücret baskısı yaşıyor ve siyasi sesleri zayıflamamışsa, b* yükselir. Bu içselleştirme sayesinde model, ülkeler arası Gini katsayısı azalırken ülke içi eşitsizliğin belirli bir eşiği aşmasının[2] uluslararası sistemin istikrarsızlaşmasına nasıl mekanik olarak yol açtığını gösterebilmektedir.
Denge Türleri ve Dışsal Şoklar
Bu yapı içinde dört temel denge türü oluşmaktadır. Durum 1’de meydan okuma güdüsü o kadar düşüktür ki sisteme hiç meydan okunmaz; hegemon caydırma ihtiyacı duymadan sistemik büyümeden kaynaklı orantı rantını toplar. Bu, Pax Americana’nın 1947-1965 altın çağına karşılık gelir: açık mimari geniş bir artık yaratmakta, Sovyet tehdidi ise sermaye sınıfının maliyetlere rıza göstermesini sağlayan ideolojik tutkalı işlemektedir. Durum 2’de meydan okuma güdüsü yükselmiştir, fakat hegemonun her koşulda cezalandıracağı beklentisi fiilen meydan okumayı engeller; bu caydırma temelli istikrar 1965-1989 dönemine karşılık gelir. Durum 3 — bugüne en yakın karşılık — hem analitik hem tarihsel açıdan en ilgi çekici olanıdır: hegemon karma bir strateji izler, zaman zaman cezalandırır, zaman zaman boyun eğer. Bu karma stratejinin kendisi itibarı aşındıran bir süreçtir; meydan okunduğu halde boyun eğildiği her an ilerideki meydan okumacıların beklentilerini şekillendirir. Durum 4 ise meydan okuma güdüsünün herhangi bir uygulama kapasitesini etkisiz kılacak düzeye ulaştığı hegemonik çöküşe karşılık gelir.
Model üç tür dışsal şoka karşı özellikle duyarlıdır. Sovyetler Birliği’nin çöküşüyle ortaya çıkan tehdit priminin sıfırlanması (κ → 0), altta yatan bölüşüm gerilimlerini örtbas eden ideolojik tutkalı ortadan kaldırdı ve mevcut koşullar altında kalıcı olarak yerine konulamadı. Çin’in yükselişiyle[3] belirginleşen mekânsal kördüğüm ise şöyle formüle edilebilir: bir yükselen gücün ekonomisi hegemonunkine oranla belirli bir eşiği aşınca, açık mimari artık uygulanabilir değildir; hegemon kuralları bu ekonomiye artık dayatamaz, hatta dayatma artık kuralların türdeş ve evrensel uygulanması bakımından Çin’den Amerika’ya şeklinde vukuu bulmaktadır. Son olarak bölüşüm eşiği: Gini katsayısı kritik bir değerin ötesine geçtiğinde, emekçi sınıf sistemi desteklemekten vazgeçer ve seçkinlerin sistemi tek başına sürdürme kapasitesi yetersiz kalır; bu 2008-2009 krizinin modele kattığı ek dinamiktir. Bu üç şok — tehdit priminin sıfırlanması, mekânsal kördüğüm ve bölüşüm eşiği — bugün ilk kez eş zamanlı olarak ve 1945 kurumlarının meşruiyeti, 2008-2009 ve COVID-19 kaosu sonrası en alt seviyedeyken, ilk defa bu güçte devrededir.
3. Sonuçlar, Genişlemeler ve Gelecek Araştırma Gündemi
Modelin ürettiği temel önermeler şöyle özetlenebilir. Hegemonik düşüş, dışarıdan gelen bir rakibin baskısından önce içeride meşruiyet zeminini aşındıran bir bölüşüm sarmalının ürünüdür. Barış priminin kendisi dağıtımsal bir kısıta tabidir: kazanımlar geniş bir koalisyona dağıtılamadığında[4] sistem, mevcut mimarisi altında sürdürülemez hale gelir. Mekânsal kördüğümler denge türleri arasındaki geçişleri süreksizlik içinde gerçekleştirir — yönetilebilir rekabet anlatısının yanıltıcı olmasının biçimsel açıklaması budur. Soğuk Savaş kendi içinde sonsuz paradokslar içeriyordu — çoğunlukla en alt seviyede tutulan savaş, kapitalist barışın tek kesin güvencesiydi: olası tehdit, hegemonik sisteme verilen içsel desteği yapay olarak yukarıda tuttu; tehdidin ortadan kalkması altta yatan bölüşüm gerilimlerini tarihte ilk kez gerçek siyasi ağırlıklarıyla sisteme yansıttı.
Modelin en önemli genişleme ekseni olan Devlet-dışı aktörler meselesine gelirsek, modelimizin öngördüğü koşullar altında bu aktörlerin önemi artmaktadır, azalmamaktadır. Hegemonik düzenin Durum 3’ten Durum 4’e doğru kaydığı koşullarda — yani hegemonun karma strateji izlediği, itibarın aşındığı, uluslararası kurumların meşruiyet zemininin daraldığı ortamlarda — oluşan kurumsal boşluk başka aktörleri çeker. Uyuşturucu kaçakçılığı organizasyonlarından enerji tekellerine, özel askeri şirketlerden bölgesel dini örgütlenmelere kadar uzanan bu aktörler, hegemonik düzenin yarattığı açıkları dolduran, çoğu zaman da eşitsizliği pekiştiren bir işlev üstlenir.
Bu boyutun mevcut konjonktürde daha az değil daha fazla önem kazanacağını öngörmek için güçlü nedenler bulunmaktadır. Arrighi’nin uzun döngüler perspektifinden bakıldığında, geçiş dönemleri — hegemonik düzenin çözüldüğü ama yenisinin henüz kurulmadığı aralıklar — tarihsel olarak hem devlet-dışı aktörlerin hem de bölgesel güçlerin görece ağırlığının arttığı dönemlerdir. Bugün yaşadığımız durum, bu dönemin yapısal özelliklerini sergilediğine işaret etmektedir.
4. Son Söz: Yeni Bir Çağın Nasıl Gelebileceği Üzerine
1989 sonrası 10 yılı aşkın dönem kaybedilmiş fırsatlar kataloğudur. Soğuk Savaş’ın sona ermesi, askeri hegemonyanın hâlâ tartışmasız biçimde Amerikalı olduğu, ekonomik bütünleşmenin hızla genişlediği ve kurumsal reform için siyasi uzlaşma zeminlerinin oluşturulabilecek düzeyde mevcut olduğu bir pencere açtı. Bu pencere kullanılmadı. Tarihin sonu ilan edilirken, tarih politik ekonomik çelişkileriyle ilerlemeye ve eski ortaklıkların materyal olarak altını oymaya devam etti.
Modelimizin öngördüğü geçiş senaryosu şöyle görünmektedir: bölgesel ekonomik-güvenlik mimarilerinin çoğullaştığı, her bölgede görece bir hegemonik güç ya da ittifak bloğunun yapılanmaya başladığı, bu blokların dışında kalan çevrenin ise hem sistematik şiddet sarmalına hem de genişleyen enformel ekonomiye eklemlendiği bir aşamayı yaşayacağız. Bu küresel bir savaş değil, sistematik bir istikrarsızlık ve bölgesel çoğullaşmadır. Barışçıl bir geçişin fizibilitesi ise üç eşzamanlı koşulun sağlanmasına bağlıdır: yükselen gücün iç kazanım kümesiyle sunulabilecek mimari arasında örtüşme, bölüşüm eşiğini henüz aşmamış ve geçiş maliyetlerine rıza gösterecek geniş iç koalisyonlar ve — en zorlu olanı — bilinçli bir siyasi müdahaleyle inşa edilecek kurumsal bir çerçeve. Bu koşulların bugün ne kadarının karşılandığı çalışma dizimizin gelecek bölümlerinin sorusudur.
Kaynakça
Kindleberger, C. P. (1973). The World in Depression, 1929-1939. University of California Press.
Gilpin, R. (1981). War and Change in World Politics. Cambridge University Press.
Arrighi, G. (1994). The Long Twentieth Century: Money, Power, and the Origins of Our Times. Verso.
Arrighi, G. (1998). “Capitalism and the Modern World-System.” Review (Fernand Braudel Center), 21(1), 113-129.
Arrighi, G. & Silver, B. J. (1999). “Hegemonic Transitions.” Review (Fernand Braudel Center), 22(3), 243-276.
Schumpeter, J. A. (1942). Capitalism, Socialism and Democracy. Harper & Brothers.
Harvey, D. (2003). The New Imperialism. Oxford University Press.
Kagan, R. (2019). “The Rogue Superpower.” The Atlantic, Kasım 2019.
Alt, J. E., Calvert, R. L., & Humes, B. D. (1988). “Reputation and Hegemonic Stability: A Game-Theoretic Analysis.” American Political Science Review, 82(2), 445-466.
Putnam, R. D. (1988). “Diplomacy and Domestic Politics: The Logic of Two-Level Games.” International Organization, 42(3), 427-460.
Notlar
- Genellemeler kullanarak; sermaye/ekonomik taraf, Schumpeterci süper-kârların peşinde koşabileceği kurumsal koruma ve sürdürülebilir bir zaman-mekân ufku talep eder ve elde ederken; politik/toprak taraf, askeri/kurumsal genişlemesini sürdürebilmek için bir finansal dayanak elde eder. ↑
- World Inequality Database ↑
- Erol Taymaz, Çin Nereye Gidiyor?, Katman Portal, 22 Şubat 2026, https://katmanportal.com/cin-nereye-gidiyor/. ↑
- Metnin başındaki Donald Trump referansı, savaşın 1945’ten sonra olduğu gibi güçlü ve büyüyen koalisyonlar yaratmaktansa, artık bu koalisyondan grupların atıldığı çözülme dinamiklerine doğru döndüğünü gösteriyordu. ↑

