Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde enflasyon niçin daha yüksek ve daha oynaktır? Bu soruya verilecek doğru cevap, enflasyona karşı geliştirilecek politikaların yönünü de belirler.
Bir önceki yazıda döviz kurunun gelişmekte olan ülkelerde neden sıradan bir fiyat olmadığını tartışmıştık. Kurun bu ülkelerde yalnızca dış ticareti ya da finansal piyasaları ilgilendirmediğini, üretim maliyetlerini, bilançoları, fiyatlama davranışlarını ve beklentileri etkilediğini vurgulamıştık. Bu nedenle döviz kuru çoğu zaman gelişmekte olan ülkelerde ekonominin en kritik fiyatıdır. Üstelik döviz kuru aynı zamanda çok oynaktır. Kurun gelişmekte olan ülkelerde neden önemli olduğu ile neden oynak olduğu sorularının cevabı da büyük ölçüde aynıdır. Bir önceki yazıda ayrıntılı biçimde tartıştığım gibi, uluslararası güç ilişkilerinin belirlediği para sisteminin hiyerarşik yapısı, döviz kurunun gelişmekte olan ülkelerde hem öneminin hem de oynaklığının belirleyen temel sebebidir. O yazıda döviz kuru ile enflasyon arasındaki ilişkiye dair bazı genel örüntülerden de kısaca söz etmiş ve bu ilişkileri sonraki yazılarda daha sistematik biçimde ele alacağımı belirtmiştim.
Aşağıdaki grafikler, gelişmekte olan ve gelişmiş ülkelerdeki enflasyon trendleri hakkında genel bir örüntüye işaret ediyor. Yüksek gelirli ülkelerde enflasyon, çoğu dönemde düşük ve orta gelirli ülke gruplarına göre belirgin biçimde daha düşük seyrederken, alt orta gelir ve düşük gelir grupları özellikle 1980’lerde, 1990’larda, 2000’lerde ve 2021 sonrasında daha yüksek enflasyon düzeylerine sahip. Enflasyon oynaklığında da benzer bir tablo var. Beş yıllık hareketli oynaklık, yüksek gelir grubu dışında neredeyse sürekli olarak daha yüksek seyrediyor; bu fark özellikle 1980’lerde, 1990’larda ve büyük küresel şok dönemlerinde daha açık hale geliyor [1].
Şekil 1:

Kaynak: World Development Indicators Data Seti
Bu yazıda, gelişmekte olan ülkelerdeki enflasyonun gelişmiş ülkelere kıyasla genel olarak daha yüksek ve daha oynak olduğunu gösteren bu örüntünün yapısal sebeplerini tartışacağım. Yapıya yapılan vurgu, politika hatalarını mazur göstermek anlamına gelmiyor. Tersine, yapısal zemini gözden kaçıran bir yaklaşımın ekonomi politikalarının doğruluğunu ya da yanlışlığını sağlıklı bir zeminde tartışması pek mümkün değildir. Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde enflasyonun neden genel olarak daha yüksek ve daha oynak seyrettiğini anlamak gerekir. Çünkü bu yapıyı kavramak, enflasyona karşı geliştirilecek doğru politikalar için de başlangıç noktasıdır.
Bu yazı, önemli ölçüde Kağan Parmaksız ve Tural Yusifzada (2026) ile birlikte yürüttüğümüz ve tamamlanmak üzere olan teorik ve betimleyici çalışmamıza dayanmaktadır. Temel iddiası şudur: Gelişmekte olan ülkelerde gözlenen görece daha yüksek ve daha oynak enflasyon örüntüsü, büyük ölçüde yapısal farkların ve tekrar eden arz yönlü baskıların sonucudur. Tüketim sepetinin içeriği, tedarik, ulaşım ve dağıtım ağları ve piyasa yapısı birlikte gelişmekte olan ülkelerde daha enflasyonist bir zemin üretir. Bu zemin tek başına sürekli enflasyon yaratmaz. Ancak ekonomiyi şoklara daha açık hale getirir, şokların fiyatlara geçişini hızlandırır, etkilerini büyütür ve daha kalıcı hale gelmelerine yol açar. Döviz kuru şokları ise bu yapı içinde özel bir yere sahiptir.
Son dönemde ABD ve İsrail’in İran’a saldırmasıyla birlikte görülmeye başlayan enerji, taşımacılık ve kur kaynaklı baskılar da bu yapısal zeminin şoklarla birlikte yeniden dikkatle düşünülmesi gerektiğine işaret etmektedir. Bu tartışma yaşanan gelişmelerin gelişmekte olan ülkelerde ne gibi enflasyonist bir baskı yaratabileceğinin de ipuçlarını taşımaktadır.
Aşağıda, gelişmekte olan ülkelerde enflasyonist zemini oluşturan bazı temel unsurları ele alacağım: ölçüme esas olan tüketim sepeti, tedarik, ulaştırma ve dağıtım ağları ile piyasa yapısı. Tekrar eden arz yönlü şokların bu zemin üzerindeki etkilerine ise bir sonraki yazıda döneceğim.
Gelişmekte Olan Ülkeler Neden Daha Enflasyonist Bir Zemine Sahiptir?
Bir ekonominin enflasyon dinamiğini belirleyen şey tek tek şokların varlığı değildir. Aynı şok, farklı yapılarda çok farklı sonuçlar üretebilir[2]. Gelişmekte olan ülkelerde görece daha yüksek ve daha oynak enflasyonun sebebi şokların daha sık ve büyük olmasının yanında, bu ülkelerin şokları daha enflasyonist hale getiren bir zemine sahip olmalarıdır.
Bu zemini üç başlık altında düşünebiliriz:
- Tüketim sepetinin bileşimi,
- Tedarik, ulaşım ve dağıtım yapısı
- Piyasa yapısı
Bu üç unsur, gelişmekte olan ekonomilerin normal dönemlerde bile görece olarak daha yüksek enflasyona meyilliliğine sebep olur. Bu yapısal faktörlerin etkileri özellikle şok anlarında daha görünür hale gelir ve enerji, gıda, iklim ve döviz kuru kaynaklı baskıların fiyatlara daha hızlı, daha güçlü ve daha kalıcı biçimde yansımasına elverişli bir zemin yaratır. Türkiye deneyimi de ileride tartışacağımız gibi, bu yapının yalnızca teorik bir çerçeve olmadığını, son yıllarda yaşanan birçok enflasyonist baskının daha iyi anlaşılmasına yardımcı olabileceğini gösterir.
Farklı tüketim sepetleri
Tüketici enflasyonu ortalama bir tüketicinin tüketim sepetindeki malların fiyatlarının belirli bir dönemdeki yüzdelik değişim oranıdır[3]. Gelişmekte olan ve gelişmiş ülkelerin tüketicilerinin sepetleri birbirinden epey farklıdır. Bu nedenle gelişmiş ülkelerle gelişmekte olan ülkeler arasında enflasyonu karşılaştırırken aynı şeyi karşılaştırmıyoruz. Çünkü sepetlerin bileşimi ve kalemlerin ağırlıkları farklıdır. Ayrıca aynı kalemler iki sepette de yer alsa bile, bu kalemlerin fiyatlarını belirleyen yapısal ve küresel dinamikler aynı değildir.
Bu farkın en görünür örneklerinden biri gıdadır. Gelişmekte olan ülkelerde gıdanın tüketim sepetindeki ağırlığı, gelişmiş ülkelere göre belirgin biçimde daha yüksektir. Medyan gıda ağırlığının gelişmiş ülkelerde yaklaşık yüzde 16, gelişmekte olan ülkelerde ise yaklaşık yüzde 28 olması da bunu açık biçimde gösterir. Orta gelirli ülkeleri kapsayan çalışmalar da aynı tabloya işaret etmektedir (Ha, Ivanova, Ohnsorge ve Unsal, 2019). Şekil 2’den de görüleceği gibi, bu oran daha az gelişmiş ülkelerde yüzde 50’leri aşarken ABD gibi gelişmiş olan ülkelerde yüzde 6’lara kadar düşmektedir.
Şekil 2
Kaynak: USDA Economic Research Service (2022) verilerinden yararlanılarak yazar tarafından hazırlanmıştır.
Bu fark önemlidir. Çünkü aynı fiyat hareketi, sepetteki ağırlık farklı olduğu için enflasyon endeksine farklı ölçülerde yansır. Gıda ve enerji gibi temel kalemlerin payı yüksek olduğunda, bu alanlarda ortaya çıkan maliyet baskıları enflasyonu daha kolay yukarı iter[4]. Üstelik bu kalemler kısa vadede kolay ikame edilemez. Bu nedenle sepetin yapısı, gelişmekte olan ülkelerde arz yönlü şokların neden daha güçlü hissedildiğini anlamak için bir başlangıç noktasıdır. Türkiye’de gıda fiyatlarının ve enerji maliyetlerinin enflasyon üzerindeki etkisinin sık sık daha görünür hale gelmesi de bu çerçevede düşünülmelidir. Bir sonraki yazıda enerji, gıda ve iklim şoklarını tartışırken bu noktayı daha ayrıntılı açacağım.
Tedarik, ulaştırma ve dağıtım yapısı: neden daha enflasyonist bir zemin üretir?
Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerin gelişmiş ülkelere göre yapısal olarak daha enflasyonist bir zemine sahip olmasının nedenlerinden biri de tedarik, ulaştırma ve dağıtım yapısının fiyat baskılarını büyütmeye daha elverişli olmasıdır.
İç tedarik ve üretim yapısındaki sorunlar ile ulaştırma, depolama ve dağıtım kapasitesindeki sınırlılıklar, fiyat baskılarını büyüten önemli kanallardan biridir. Lojistik ağlar daha zayıf, depolama imkânları daha sınırlı ve arz aksaklıklarını telafi etme kapasitesi daha düşük olduğunda, maliyet artışları ekonomi içinde daha hızlı yayılır. Bu tür sorunlar gelişmekte olan ülkelerde dönemsel aksaklıklardan ibaret değildir. Üretimin sürekliliğini, malların taşınmasını ve piyasaya zamanında ulaşmasını daha sorunlu hale getirir; bu nedenle arz daralmaları daha zor telafi edilir ve fiyat baskıları daha çabuk görünür hale gelebilir[5].
Gelişmekte olan ülkelerdeki dış girdiler çoğu zaman daha sınırlı ikame imkânlarına sahiptir ve daha kırılgan bağlantılara dayanır. Belirli girdilerde az sayıda ülkeye yoğunlaşan ve kısa vadede kolayca ikame edilemeyen bir yapı, dış kaynaklı maliyet baskılarının içeriye daha hızlı taşınmasına yol açar. Türkiye’de enerji ve bazı temel girdilerde dışa bağımlılığın biçimi de benzer bir sonuç üretmektedir. Doğal gazda Rusya’nın uzun süre en büyük tedarikçi konumunda olması buna iyi bir örnektir. Rusya’nın Türkiye’nin doğal gaz ithalatındaki payı 2013–2018 döneminde ortalama yüzde 53,3 iken, 2022 yılı son çeyreği itibarıyla yüzde 29,3’e gerilemiş olsa da, Rusya başlıca kaynaklardan biri olmayı sürdürmüştür (TCMB, 2023)[6].
İç tedarik ve dağıtım sorunları ile dış girdilere bağımlılık çoğu zaman birlikte etkili olur. Dışarıdan gelen maliyet baskıları, enerji, lojistik ve üretim kısıtlarıyla birleştiğinde etkiler daha geniş bir alana yayılır. İç yapısal sorunlar da dış kaynaklı baskıların emilmesini zorlaştırır. Bu nedenle tedarik, ulaştırma ve dağıtım alanındaki sorunlar tek başına enflasyon yaratmasa da, fiyat baskılarını artıran bir yapı oluşturur.
Piyasa yapısı: fiyatlama davranışının zemini
Fiyat oluşumunu sadece maliyet hareketleriyle açıklamak yeterli değildir. Piyasa gücü, maliyetin üzerine ne ölçüde marj konabildiği ve firmaların birbirlerinin davranışlarını dikkate alarak hareket etmesi de fiyatlama sürecini biçimlendirir[7]. Rekabet baskısının daha zayıf olduğu ve piyasa gücünün daha belirgin hale geldiği ekonomilerde maliyet baskıları daha kolay nihai fiyatları etkiler ve fiyat artışları da daha kalıcı hale gelebilir [8].
Gelişmekte olan ülkelerde birçok sektörde rekabet sınırlıdır. Bu koşullarda bazı firmaların fiyatları yönlendirebilme kapasitesi oldukça yüksek olabilir. Zayıf rekabet koşulları ve giriş engelleri, fiyat baskılarının yalnızca maliyet kanalıyla değil, fiyatlama davranışı üzerinden de büyümesine elverişli bir zemin yaratabilir (Ha, Ivanova, Ohnsorge ve Unsal, 2019; Aghion, Cherif ve Hasanov, 2021). Bazı alanlarda kartel benzeri ya da örtük eşgüdüm içeren davranışlar da bu baskıları daha da güçlendirebilir (Aghion, Cherif ve Hasanov, 2021)[9].
Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde özellikle piyasa gücünün daha belirgin olduğu sektörlerde, fiyat artışlarının maliyet geçişiyle sınırlı kalmadığına işaret eden bulgular vardır. Türkiye için kâr artışları ile enflasyon arasındaki ilişkiye dikkat çeken çalışmalar da bu bulguları destekler niteliktedir (Işık, Mert ve Ulug, 2024).
Sonuç
Gelişmekte olan ülkelerde enflasyonun görece daha yüksek ve daha oynak seyretmesi, hem daha fazla şok yaşanmasıyla hem de bu şokları daha güçlü hissettiren, daha hızlı yayan ve daha kalıcı hale getiren bir yapıyla ilgilidir. Tüketim sepetinin bileşimi, tedarik–ulaştırma–dağıtım alanındaki sınırlılıklar ve daha az rekabetçi piyasa yapıları birlikte, fiyat baskılarını büyüten daha elverişli bir zemin yaratır. Bu yazıda o zemini tartıştım. Bir sonraki yazıda ise enerji, gıda, iklim ve özellikle döviz kuru şoklarının bu yapı üzerinde neden daha güçlü ve daha kalıcı etkiler yarattığını ele alacağım.
Kaynakça
Aghion, P., Cherif, R., & Hasanov, F. (2021). Fair and inclusive markets: Why dynamism matters (IMF Working Paper No. 21/029). International Monetary Fund.
Alper, C. E., Hobdari, N., & Uppal, A. (2016). Food inflation in Sub-Saharan Africa: Causes and policy implications (IMF Working Paper No. WP/16/247).
International Monetary Fund. Baer, W. (1967). The inflation controversy in Latin America: A survey. Latin American Research Review, 2(2), 3–25.
Cömert, H., Parmaksız, K., & Yusifzada, T. (2026). High and volatile inflation in developing economies: A manifestation of structural differences and an unequal global economic order [Unpublished manuscript].
Cömert, H. (2026). Türkiye ve diğer gelişmekte olan ülkelerde döviz kuru ve enflasyon dinamikleri (I). Katman Portal. https://katmanportal.com/doi/10.5281/zenodo.18912247
Ha, J., Kose, M. A., & Ohnsorge, F. (Eds.). (2019). Inflation in emerging and developing economies: Evolution, drivers, and policies. World Bank.
Işık, S., Mert, M., & Uluğ, M. (2025). Profit produced by post-pandemic inflation: Evidence from an emerging economy. Structural Change and Economic Dynamics, 72, 233–244. https://doi.org/10.1016/j.strueco.2024.10.002
Kalecki, M. (1971). Selected essays on the dynamics of the capitalist economy, 1933–1970. Cambridge University Press.
Nikiforos, M., Grothe, S., & Weber, J. D. (2024). Markups, profit shares, and cost-push profit-led inflation. Industrial and Corporate Change, 33(2), 342–362.
Seers, D. (1962). A theory of inflation and growth in under-developed economies based on the experience of Latin America. Oxford Economic Papers, 14(2), 173–195.
Weber, I. M., & Wasner, E. (2023). Sellers’ inflation, profits and conflict: Why can large firms hike prices in an emergency? Review of Keynesian Economics, 11(2), 183–213.
Yusifzada, T., Cömert, H., & Parmaksız, K. (2024, October). Is “high inflation” always and everywhere an exchange rate phenomenon? PERI Working Paper. Political Economy Research Institute, University of Massachusetts Amherst.
Notlar
-
Aynı veri setinin alt dönem ortalamaları ve dağılımı da gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerdeki farklı enflasyon hareketlerinin tekil yıllara ait olmadığını,daha kalıcı bir örüntüye işaret ettiğini gösteriyor ↑
-
Yusifzada vd. (2026), Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin, Güney Afrika ve Türkiye örneklerinde enflasyon dinamiklerinin hem rejimlere hem de şokların büyüklüğüne bağlı olarak doğrusal olmayan özellikler taşıdığını göstermektedir. Türkiye bağlamında farklı enflasyon rejimleri ve dinamiklerine ilişkin Katman’da yakınlarda yayınlanmış bir inceleme için ayrıca bkz. Mutlugün (2026). ↑
-
Bu ve diğer yazılarda aksi belirtilmedikçe genel olarak tüketici enflasyonundan bahsetmekteyiz. ↑
-
Burada gıda ile enerji arasında bir ayrım yapmak gerekir. Gıdanın tüketim sepetindeki payı gelişmekte olan ülkelerde açık biçimde daha yüksektir.Enerji tarafında tablo daha karmaşıktır. Farklı enerji kalemlerinin sepetteki ağırlığı ülke gruplarına göre değişebilmektedir. Ancak enerji kalemleri birçok gelişmekte olan ekonomide hanehalkı bütçesinde önemli bir yer tutmaya devam etmekte, ayrıca etkileri tüketim sepetinin ötesine geçerek üretim, taşıma ve dağıtım maliyetlerine daha yaygın biçimde yansımaktadır. Bu nedenle enerji şoklarının enflasyonist etkisi, sepetteki ağırlıkla sınırlı olmayan daha geniş bir kanal üzerinden çalışır. ↑
-
Ulaştırma ve depolama altyapısındaki yetersizliklerin, özellikle gıda fiyatları üzerindeki baskıları büyüten etkileri için bkz. Alper, Hobdari ve Uppal (2016). Daha klasik yapısalcı tartışmalar için ayrıca bkz. Seers (1962) ve Baer (1967). ↑
-
Buğday ithalatında da benzer bir yoğunlaşma dikkat çekmektedir; USDA’nın Ankara raporuna göre Haziran-Ağustos 2022 döneminde Türkiye’nin başlıca tedarikçileri Rusya ve Ukrayna olmuştur. ↑
-
Bu fiyatlama anlayışı, fiyatların doğrudan maliyetlerin üzerine eklenen bir mark-up üzerinden oluştuğunu ve bu mark-up’ın piyasa gücüyle ilişkili olduğunu vurgulayan Kaleckici çerçeveyle uyumludur (Kalecki, 1971). ↑
-
Weber ve Wasner’ın (2023) çerçevesinde, sektör geneline yayılan maliyet baskıları firmaların fiyat artışlarını daha kolay koordine edebildiği bir zemin yaratabilir. Nikiforos, Grothe ve Weber (2024) ise bu sürecin gelir bölüşümü üzerindeki sonuçlarını öne çıkarır. Bu literatür, fiyatların yalnızca maliyetleri izleyen pasif değişkenler olmadığını; fiyatlama davranışının da enflasyon sürecinin asli unsurlarından biri olduğunu göstermektedir. ↑
-
Gelişmekte olan ülkelerde daha zayıf rekabetçi piyasa yapıları, daha yüksek kartel payı ve daha güçlü oligopolistik ilişkiler, maliyet baskılarının tüketici fiyatlarına daha kolay aktarılmasına elverişli bir zemin yaratmaktadır. Latin Amerika için Baer (1967), bu hattın tarihsel önemini gösteren yararlı örnekler sunmaktadır. ↑

