Kur şokları enflasyonu hangi kanallardan etkiler? Türkiye ve gelişmekte olan ülkelerde karşımıza çıkan dinamik kur-enflasyon ilişkisinin örüntüleri nelerdir? Bu yazı dizisi Türkiye ve benzer ülkelerde tekrar tekrar görülen ve yakın gelecekte tekrar etmesi muhtemel örüntülere ışık tutmayı hedeflemekte.
Merkezîlik, oynaklık ve kur–enflasyon ilişkisinin ana kanalları: bir başlangıç
Gelişmekte olan ülkelerde döviz kuru[1] sıradan bir “fiyat” değil, çoğu zaman bu ekonomilerin en kritik fiyatıdır. Etkisi yalnızca finansal piyasalarda görülmez. Üretimden fiyatlamaya, beklentilerden gelir bölüşümüne kadar uzanan geniş bir alanda belirleyicidir. Çok az değişken bu kadar çok makro alanla aynı anda etkileşim halindedir. Bu nedenle, gelişmekte olan ülkelerde kısa ve orta dönem dinamikleri döviz kuru dalgalanmalarından bağımsız ele alınamaz.
Katman’da yayımlanacak bu dizide hem kendi araştırmalarıma hem de ortak yazar arkadaşlarımızla ürettiğimiz bulgulara ve yazındaki tartışmalara dayanarak döviz kurunun rolünü özellikle enflasyona odaklanarak ele alacağım. Yöntem olarak teorik, betimsel ve ekonometrik bulgulardan yeri geldiğinde faydalanacağım. Gelişmekte olan ülkeler ve Türkiye anlatının merkezinde olacak. Ancak anlatının karşılaştırmalı olarak tamamlanması için gelişmiş ülkeler de zaman zaman sahnede yerini alacak. Bu tartışmaların 2018 sonrası Türkiye’deki iktisadi gelişmelere, şu anda uygulanmakta olan kur çapalı programın dinamiklerine ve Türkiye ve benzer ülkelerde yakın gelecekte tekrar etmesi muhtemel örüntülere ışık tutacağını umuyorum.
Serinin bu ilk yazısında öncelikli olarak kurun gelişmekte olan ülkelerde neden önemli olduğunu tartışıp, enflasyonu hangi kanalardan etkileyebileceğini ortaya koyacağım. Sonra serinin diğer yazılarında detaylandıracağım enflasyon-kur ilişkisiyle ilgili genel örüntülerden kısaca bahsedeceğim. Bu bağlamda bu yazı, serinin diğer yazıları için altyapı görevi görecek.
Döviz kurunun gelişmekte olan ülkelerdeki merkezîliği ve oynaklığı
Gelişmekte olan ülkelerde döviz kuru, yalnızca dış ticaret fiyatlarını etkileyen bir “nispi fiyat” değildir; aynı anda maliyetleri, bilançoları ve finansman koşullarını etkileyen bir değişkendir. Sık ve yüksek oranlarda yaşanan döviz kuru şokları[2] ileride detaylandıracağımız gibi, yarattıkları belirsizlikler nedeniyle beklentileri de etkiler.
Eğer bir ülke dış ticaretini ağırlıkla kendi parasıyla fiyatlayabilseydi, dış borcunu kendi parasıyla çevirebilseydi ve parası küresel ölçekte güçlü bir tasarruf ve finansal işlemelerin yapıldığı birim olsaydı, döviz kurunun daha az önemi olurdu. Gelişmekte olan ülkelerde dış ticarette fiyatlama pratikleri sıkça dolar ve euro gibi rezerv paralar[3] üzerinden yapılır. Bu ülkelerde dış borçlanmanın önemli bir kısmı yabancı para cinsindedir (orijinal günah)[4]. Dolarizasyon olarak da adlandırılan finansal sistemde mevduatların yabancı para cinsinde tutulma eğilimi yüksektir. Genelde şirketlerin döviz cinsinden yükümlülükleri döviz cinsinden varlıklarından daha çoktur[5]. Bu yüzden gelişmekte olan ülkelerde döviz kuru “ilk elden”, maliyetleri, bilançoları ve finansal koşulları etkilemektedir. Gelişmiş olan ülkelerde durum görece farklıdır. Dış ticarette fiyatlama daha çok kendi paralarıyla yapılır ve borçların önemli bir bölümü kendi para birimleriyle çevrilebilir. Para birimleri de ulusal ve uluslararası mevduat ve diğer finansal işlemlerde kullanılan temel birimdir.
Gelişmekte olan ülkelerde hayati bir fiyat olan döviz kuru, genelde aynı zamanda çok oynaktır. Sabit ya da yönlendirilen kur rejimlerinde bu oynaklık resmi ya da zimni olarak amaçlanan kurun merkez bankaları tarafından savunulamaması sonucu ani kırılmalarla kendini gösterir[6]. Esnek kur rejimlerinde ise kendini piyasalarda genelde ani ve kalıcı kur hareketleri şeklinde gösterir. Bu şoklar hem sabit hem yönlendirilen hem de esnek kur rejimlerinde benzer sonuçlar üretebilir[7].
Kurlardaki oynaklığın boyutu, Bretton Woods sistemi sonrasında finansal hareketlerin giderek serbestleştirilmesi, finansal yeniliklerin inanılmaz boyutlara ulaşması, yerel finansal piyasaların deregülasyonu ve merkez bankacılığındaki dönüşümlerle birlikte, tüm dünyada zaman içinde artmıştır[8]. Ancak özellikle gelişmekte olan ülkelerde kur oynaklığı ve kur şoklarının yaygınlığı daha belirgindir. Bunun temel sebebi, para birimlerinin bu süreçte küresel finansal koşullara, sermaye hareketlerine ve yerleşiklerin portföylerini yeniden düzenlemelerine daha açık hale gelmesidir. Türkiye’nin 1989’da yaptığı gibi gelişmekte olan ülkelerin sermaye hesabını serbestleştirerek tam konvertibiliteye geçmeleri ise gelişmekte olan ülke para birimlerini, değerinin ulusal ve uluslararası piyasalarda belirlendiği, finansal bir varlığa dönüştürmüştür.
Döviz kurunun gelişmekte olan ülkelerdeki oynadığı rol ve görece oynaklığı tesadüf değil; yapısal bir olgudur. Bu yapısal olgu yazında “para hiyerarşisi (monetary hierarchy)” olarak kavramsallaştırılır[9]. Uluslararası sistem içindeki güç hiyerarşileri ulusal para birimlerinin de hiyerarşik yapılanmasına sebep olur. Bu hiyerarşi küresel sistemde paraların likiditesinin ve “güvenli varlık” niteliklerinin eşit olmadığını göstermektedir. Gelişmekte olan ülke paralarının bu konumu, ticaretleri kendi para birimlerinden yapamamalarına yol açarken, yerleşiklerin portfolyo davranışlarını biçimlendirir. Ayrıca yukarıda bahsettiğimiz gibi, bu hiyerarşi nedeniyle gelişmekte olan ülkeler genel olarak kendi para cinslerinden borçlanıp ödeme yapamazlar.
Daha sakin zamanlarda bu hiyerarşinin önemi pek belli olmaz. Dünya paralarının birbiriyle ikame edilebileceği gibi bir yanılsama olur. Bir anlamda ekonomideki tüm birimler istediklerinde ellerindeki varlıkları yabancı paraya maliyetsiz ve hızlı bir şekilde çevirebileceklerini düşünür[10]. Aynı zamanda da istedikleri anda normal maliyetlerden yabancı para cinsinden krediye (fona) ulaşabileceklerini sanarlar[11]. Oysa işler küresel ölçekte ya da ülke içinde iyi gitmediği zaman var olan market ve fon likiditesi buharlaşır. Bu dönemlerde hiyerarşinin tepesindeki paralar güvenli liman olarak talep görürken alt basamaktaki paralardan kaçış olur. Ve para hiyerarşisi tüm çıplaklığıyla kendini hissettirirken hiyerarşinin altındaki para birimlerinde ani ve büyük değer kayıpları yaşanır. İyi ihtimalle bu para birimlerinin değerini korumak için yerli ve uluslararası aktörlere risk primi adı altında çok yüksek faiz oranı sunulur. Bu durum Türkiye ve benzer ülkelerin yakın tarihinde sık sık rastladığımız bir olgudur[12].
Burada yerleşiklerin döviz talebi ayrı bir vurguyu hak eder, çünkü ilgili yazında kur oynaklığının nedeni olarak kur hiyerarşisini görünür kılan finansal akımların altı fazlasıyla çizile gelmiştir. Ancak gelişmekte olan ülkelerde belirsizlik dönemlerinde dövize yöneliş yalnızca yabancılardan gelmez[13]. Yerleşikler de bu dönemlerde kendilerini korumak ve hatta varlıklarına varlık katmak için hiyerarşinin üstündeki para birimlerine yönelir. Döviz mevduatı serbestçe tutulabildiğinde, bu yöneliş mevduat dolarizasyonu olarak görünür. “Sonuç olarak, yabancı portföy yatırımlarının yokluğunda bile, tüm yerel para arzının, potansiyel olarak yabancı varlıklar talebine dönüşme riski vardır” (Cömert ve Öncü 2023, 12). Bu durum Türkiye ekonomisine hiç de yabancı değildir.
Yukarıdaki tartışmanın ana sonucu şudur: “Kur gelişmekte olan ülkelerde neden daha önemlidir?” ile “Kur bu ülkelerde neden daha oynaktır?” sorularına cevap ortaktır. Uluslararası para düzenindeki güç dengelerinin yansıması olan hiyerarşik yapı, bu iki sonucu değişik dolayımlarla birlikte üretir. Bir sonraki adımda kurla enflasyon arasındaki çoklu kanaldan gerçekleşen etkileşimi tartışacağım.
Enflasyon ve kur ilişkisini anlamak
Kur, gelişmekte olan ülkelerde enflasyonu[14] birden fazla kanaldan etkiler. Yazında bu kanallar farklı şekilde gruplansa bile, ben bunları aşağıdaki gibi üç gruba ayıracağım. Bazı yazında önemli bir kanal olarak ele alınan talep kanalına ise kısaca değineceğim.
- İthal malları kanalı
- Rekabet/stratejik tamamlayıcılık kanalı
- Beklentiler–belirsizlik–fiyatlama normları kanalı
İthal malları kanalı
Gelişmekte olan ülkelerde kur şokları ilk elden ithal edilen malların yerel para cinsinden fiyatını artırarak enflasyonun yükselmesine sebep olabilir. Bunun temel nedeni, pek çok ithal malın fiyatlamasının dolar ve euro gibi para birimleri üzerinden yapılmasıdır. İthal mallarını en genel anlamda iki gruba ayırabiliriz; başka malların üretiminde kullanılan ara malları ve doğrudan tüketimde kullanılan nihai mallar.
Örneğin, nihai tüketim ürünü olarak ithal edilen et ve buğdayın ülke içindeki fiyatları, döviz kuru artığında, tüketici fiyat enflasyonuna doğrudan katkıda bulunmaktadır. Öte yandan Türkiye gibi ara malı ithalatına yüksek bağımlılığı olan bir ekonomide, kur şoku ara malı maliyetleri üzerinde de baskı kurar. Böylece ithal ara mallar kullanılarak üretilen ürünlerin fiyatının artmasına sebep olabilir.
İthal malları arasında petrol ve doğal gaz gibi enerji girdileri özel bir önem taşır. Çünkü enerji hem üretimde ara girdi olarak kullanılır hem de bazı kalemlerde hanehalkı açısından doğrudan tüketim unsurudur. Dolayısıyla kur kaynaklı artan enerji maliyet artışı hem üretim maliyetleri üzerinden hem de doğrudan tüketim kalemleri üzerinden fiyat baskısı yaratabilir. Ama bu mekanizma otomatik değildir.
Rekabet/stratejik tamamlayıcılık kanalı
Kur arttığında ithal mallar pahalanır. Bu pahalanma yalnızca “ithal fiyatı” meselesi değildir. İthal malların yerli ikameleri üzerindeki rekabet baskısı zayıfladığında, birçok sektörde firmaların fiyat artırma alanı genişler. Bu durum çoğu kez ikame malların ve hizmetlerin fiyatlarının artmasına zemin hazırlar.
Mesela 1 doların değeri 5 TL’den 10 TL’ye çıkarsa, 100 dolar ithal edilen bir çift ayakkabının fiyatı 500 TL’den 1000 TL’ye çıkar. Kur şokundan önce yerli benzer bir ayakkabının da 500 TL’den satıldığını varsayalım. Yerli ayakkabının üretiminde ithal girdi kullanılmadığı varsayımı altında bile, kur şoku sonrasında yerli üreticinin fiyat artırma ihtimali doğar. Çünkü benzer ithal malların fiyatı çok yükseldiğinde, yerli ürünlere yapılacak zamların talebi düşürücü etkisi görece sınırlı kalır. Üretimde ithal girdi kullanıldığı durumda ise fiyat artışı iki kanaldan gelir: Bir yandan ithal girdilerin maliyeti yükselir; diğer yandan piyasadaki benzer ithal malların fiyatı arttığı için yerli üretici fiyatlama açısından daha geniş bir alan bulur.
Beklentiler–belirsizlik–fiyatlama normları kanalı
Kur şoklarının sıklaştığı dönemlerde mesele sadece maliyet değildir; belirsizlik artar ve fiyatlama normları “mekanik” işlemez. Normal zamanlarda görece işleyen göz kararı (rule of thumb) türü maliyetin üzerine belli bir marj koyarak fiyatlama (mark-up pricing) düzeni aksar. Firmalar bir yandan savunmacı (maliyet ve nakit akışı riskine karşı) fiyatlama yapar; bir yandan da önleyici (ileride daha da kötüleşebilecek maliyetlere karşı) fiyat artırma eğilimine girebilir. Bazı durumlarda ise belirsizlik ortamı, daha agresif fiyatlamaya ve kârlılığı artırma çabasına da zemin hazırlayabilir. Bu tür davranışlar fiyat ayarlamalarını daha senkronize, daha yaygın ve daha hızlı hale getirebilir.
Hanehalkı tarafında da benzer bir kayma görülebilir. Kur şoklarının “olağanlaştığı” bir ortamda fiyat artışları daha kolay gerekçelendirilir; bu da fiyat artışlarına verilen tepkinin zayıflamasına yol açabilir[15]. Serinin ilerleyen yazılarından kur–beklentiler ilişkisini daha da açmaya çalışacağım.
Talep kanalı neden çoğu zaman önemli değildir?
Bazı teorik tartışmalarda, kurun yükselmesinin ticaret kanalı üzerinden ihracatı ucuzlatıp ithalatı pahalı hale getirdiği; dolayısıyla net ihracat ve toplam talep üzerinden enflasyona talep yönlü baskı yapabileceği vurgulanır. Bu, teorik bir olasılıktır. Ancak gelişmekte olan ülkelerde kur şoklarının çoğu kez daraltıcı (contractionary) etkileri göz önüne alındığında, bu kanalın pratik önemi sınırlı kalır. Kur şokları finansal koşulları sıkılaştırabilir; bilanço etkileri yaratabilir, belirsizliği artırarak talebi baskılayabilir. Ayrıca ihracat ve ithalatın fiyat esnekliğinin kısa dönemde çok yüksek olması pek mümkün değildir. Kaldı ki kur şoklarında artan ara malları fiyatları oluşabilecek fiyat avantajlarını alıp götürmektedir[16]. Bu nedenle gelişmekte olan ülkelerde enflasyon–kur ilişkisini tartışırken “talep kanalı” genellikle merkezî değildir.
Döviz kuru ve enflasyon ilişkisiyle ilgili örüntüler (stylized facts)
Bu dizide, döviz kuru ile enflasyon arasındaki ilişkiye dair bazı genel örüntülerden, şimdilik detaya girmeden bahsedeceğim. Burada örüntü derken kastettiğim şey şudur: Her ülke ve her dönem için birebir aynı biçimde ortaya çıkması gerekmeyen; ama farklı örneklerde tekrar tekrar benzer şekillerde karşımıza çıkan, sistematik eğilimlerdir.
Bu örüntülerin bir kısmı yazında görece genel kabul görmüştür. Bir kısmı ise daha sınırlı kabul görür; hatta kimi zaman yeterince dikkate alınmamıştır. Bu nedenle her birini ilerleyen yazılarda, yazındaki tartışmalara ve kendi bitmiş/devam eden çalışmalarımıza dayanarak, daha sistematik biçimde ele alacağım.
- Gelişmekte olan ülkelerde “yüksek enflasyon” genel olarak arz-yönlü şoklarla şekillenen bir olgudur. Bu şoklar arasında kur şokları çoğu zaman merkezî bir rol oynar [17].
- Gelişmekte olan ülkelerde dezenflasyon programları çoğu zaman açık ya da örtük biçimde döviz kuruna yaslanır.
- Bir önceki örüntüyle doğrudan ilişkili olarak gelişmekte olan ülkelerde enflasyon hedeflemesi (inflation targeting) yapan merkez bankaları genel olarak zımni bir asimetrik kur çapası politikası izlerler[18].
- Kur şoklarının etkisi çoğu zaman doğrusal değildir. Küçük ve seyrek kur hareketleri ile büyük ve tekrarlayan kur şoklarının fiyatlara yüzdelik geçişi aynı değildir.
- Kur şoklarının enflasyona ve diğer değişkenlere etkisi içinde bulunulan makro rejime bağlıdır (regime-dependent). Yani, kur şokunun hangi makroekonomik ortamda geldiği belirleyicidir[19].
- Kur artışının (değer kaybının) enflasyon üzerindeki etkisi ile kur düşüşünün (değer kazanımının) etkisi çoğu zaman simetrik değildir. Birçok ülkede kur artışı fiyatlara daha hızlı ve daha güçlü yansırken; aynı orandaki kur düşüşünde aynı hız ve ölçekte bir “geri dönüş” görülmeyebilir
- Kur şokları ve enflasyon beklentileri arasında karmaşık bir ilişki olsa da temelde kurun beklentiler üzerinde etkisinin somutlandığı alan, üreticilerin fiyatlandırma davranışları ve tüketicilerin fiyat algısı üzerinden gerçekleşir[20].
- Kur şokları; ücretler, kârlar, borçlular ve alacaklılar arasında ciddi gelir aktarımı yaratır. Ayrıca farklı gelir gruplarını asimetrik biçimde etkiler (Cömert ve Oyvat 2023). Dahası, kur şokları uluslararası bölüşüm ilişkilerini de ciddi şekilde bozabilir.
Sonuç yerine
Gelişmekte olan ülkelerde döviz kuru sıradan bir fiyat değildir; ekonominin en kritik varlık fiyatıdır. Aynı zamanda da çok oynaktır. Kurun merkezîliği ve oynaklığı, dünya sistemindeki eşitsiz ilişkilerin ürettiği para hiyerarşisinden (monetary hierarchy) kaynaklanan yapısal bir olgudur. Bu uluslararası hiyerarşi içinde gelişmekte olan ülke paraları, her an bir başka bir varlığa çevrilebilecek likiditesi düşük bir finansal varlıktır. Kur şokları ekonomide birçok makro değişkeni etkiler. Bunların en önemlilerinden biri de enflasyondur. Enflasyon kur lişki karmaşık olsa da belirli yapısal örüntüler görmek mümkündür. Bir sonraki yazıda, kur-enflasyon ilişkisine dair bu “örüntüler” üzerinden ilerleyeceğim. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde “yüksek enflasyonun” çoğu kez bir tür arz-yönlü şoklar bileşimi olduğunu; bu bileşim içinde de döviz kurunun çoğu zaman merkezî bir rol oynadığını tartışacağım.
Notlar
-
Döviz kuru bir para biriminin başka bir para birimi cinsinden fiyatı/değeridir. Bu ise referans alınan para birimine göre iki şekilde ifade edilebilir. Ancak Türkiye’de gündelik kullanımda kur genellikle “1 dolar kaç lira?” biçiminde tartışılır. Bu yazıda ben de bu kullanıma uyacağım. Yani, bu yazı serisi boyunca kur artışından kastım TL gibi gelişmekte olan ülke paralarının değer kaybetmesidir (depreciation). Kur düşüşü kavramını da bu ülke para birimlerinin değer kazanması (appreciation) olarak kullanacağım. ↑
-
“Döviz kuru şoku” dediğimde ise, kısa sürede gerçekleşen ani ve yüksek oranlı kur artışını kastediyorum. Ters yöndeki ani hareketleri ayrıca konuşabiliriz. Ancak ani ve büyük kur düşüşleri gelişmekte olan ülkelerde aynı sıklıkta görülmez. Ayrıca benzer büyüklükte bir kur artışı ile düşüşünün makro etkileri çoğu zaman simetrik değildir. ↑
-
Rezerv para, uluslararası ödemelerde ve merkez bankalarının döviz rezervlerinde tercih edilen “küresel para” birimlerine denir. ↑
-
Barry Eichengreen ve Ricardo Hausmann (1999) ülkelerin kendi para birimleriyle dış borç (hatta iç borç) bulamamaları durumunu original günah (original sin) olarak kavramsallaştırmışlardır. Madalyonun öbür yüzü olarak ise genelde, gel dış borçlarını kendi para birimleri cinsinden ödeyemezler. ↑
-
Yazında bu durum şirketlerin döviz cinsinden açık pozisyonlarının yaygınlığı olarak tartışılır. ↑
-
Kur rejimlerini sınıflandırmak kolay değildir. Yine de genel düzeyde kur rejimleri sabit, serbest/dalgalı (esnek) ve ara/yönetilen rejimler olarak üç başlık altında toplanabilir. Bretton Woods (1945–1971/73) dönemi boyunca çoğu ekonomide ulusal paralar dolar cinsinden sabitlenmiş, döviz kurlarının dar bir bant içinde salınmasına izin verilmiştir. Doların değeri ise altına sabitlenmiştir (Cömert 2016, 2019). Bretton Woods sisteminin çökmesiyle, gelişmiş ülkelerin önemli bir bölümü daha esnek rejimlere yönelmiştir. Ancak gelişmekte olan ülkelerde (resmî söylemlerin aksine) genel olarak ara/yönetilen rejimlerin uygulanmaya çalışıldığı sıkça görülür. ↑
-
Yazında esnekliği yüksek kur rejimlerinde kur şoklarının boyutunun ve etkisinin daha küçük kaldığı yönünde epey görüş vardır. Bu konuyu da başka bir yazıda tartışmaya çalışacağım. ↑
-
BW sistemi sonrası kurumsal değişimlerin finansal sistem ve merkez bankacılığı açısından etkileri için Cömert (2013)’e bakılabilir. Aynı süreci Cömert (2016), Cömert (2019) ve Cömert ve Öncü (2023) gelişmekte olan ülkelerin makro değişkenleri ve para politikasına etkisine odaklanarak tartışmaktadır. ↑
-
Son dönemde alternatif iktisat yazınında üzerine epey kafa yorulan konulardan biri olsa da, uluslararası para hiyerarşisi yazınındaki erken ve özgün tartışmaları Strange (1971) ve Cohen (1989)’da bulmak mümkündür. Yakın zamanlarda ise Pritz vd. (2018) ve Orsi vd. (2025)’nin katkılarına bakılabilir. ↑
-
Bu kavram “market likiditesi” (market liquidity) olarak adlandırılır. ↑
-
Buna yazında “fonlama likiditesi” (funding liquidity) denir. ↑
-
Bu paragraf, önemli ölçüde Mehrling (2013) ve Pistor (2013)’un gelişmiş ülkeleri göz önüne alarak yaptıkları finansal piyasalar ve parasal hiyerarşi tartışmasının uyarlanmasıdır. ↑
-
Yerleşiklerin döviz talebini Türkiye ve gelişmekte olan ülkelerdeki önemini vurgulayan bir çalışma olarak Cömert ve Öncü (2023)’e bakılabilir. Bu çalışma döviz kuru gelişmelerini ikili açmaz yazınını kurumsal çerçeve ve yerleşiklerin döviz talebini içerecek şekilde ele almaktadır. ↑
-
Enflasyon farklı biçimlerde ölçülebilir. Burada bu konunun akademik detaylarına girmeyeceğim. Ancak Türkiye’de ve dünyada enflasyon denilince ilk akla gelen ölçüm, tüketici fiyat endeksi (TÜFE) enflasyonudur. TÜFE, ortalama bir hanehalkının tükettiği mal ve hizmet sepetindeki fiyatların zaman içindeki değişimini ölçer. Sepetteki her kalemin ağırlığı, ortalama hanehalkı bütçesindeki payına göre belirlenir. Bu nedenle, örneğin çikolata fiyatındaki artış, bütçede küçük yer tuttuğu için; kiralardaki artışa kıyasla TÜFE’yi daha sınırlı etkiler. ↑
-
Buradaki açıklama, COVID sonrası ABD merkezli yükselen enflasyonu “satıcı enflasyonu” (seller’s inflation) kavramıyla açıklamaya çalışan Weber ve Wasner (2023) gibi yazarların çerçevesiyle paralellik gösterir. ↑
-
Çok önemli bir konu olmakla birlikte, burada rekabetçi kur politikası (yerli paranın değerinin düşük tutulması) bir sanayi politikası olarak işe yarar mı, yaramaz mı tartışması yapmamaktayız. ↑
-
Tural Yusifzada ve diğerleri (2024) gelişmekte olan ülkelerde kur şokları arttıkça yüksek enflasyon olasılığının arttığını göstermektedir. ↑
-
Benlialper ve Cömert (2016) ve Benlialper, Cömert ve Öcal (2017) ve sonrasındaki yazında rapolandığı gibi enflasyon hedeflemesi uygulayan merkez bankaları kur artışlarına daha duyarlı (ve daha hızlı tepki verirken), kur düşüşlerine ise daha sınırlı tepki veren bir pratik izler. ↑
-
Tural Yusifzada ve diğerlerinin (2024) çalışması, Markov-switching yaklaşımını genel bir bileşik çerçeve üzerinden uygulayarak BRIC ülkeleri ve Türkiye’de yüksek enflasyon rejimlerinin önemli ölçüde döviz kuruyla ilişkili olduğunu göstermektedir. ↑
-
Ahmet Benlialpler’le birlikte bir grup gelişmekte olan ülke için yürüttüğümüz ve doktora tez öğrencilerimizden Zeki Şengül’ün Türkiye için yapmakta olduğu çalışmadaki bulgular bu sonucu desteklemektedir. ↑
Referanslar
Benlialper, A., & Cömert, H. (2016). Implicit asymmetric exchange rate peg under inflation targeting regimes: The case of Turkey. Cambridge Journal of Economics, 40(6), 1553–1580. https://doi.org/10.1093/cje/bev073
Benlialper, A., Cömert, H., & Öcal, N. (2017). Asymmetric exchange rate policy in inflation targeting developing countries (Institute for International Political Economy (IPE) Working Paper No. 86/2017). Berlin School of Economics and Law, Institute for International Political Economy. https://www.ipe-berlin.org/fileadmin/institut-ipe/Dokumente/Working_Papers/IPE_WP_86.pdf
Cohen, B. J. (1998). The geography of money. Cornell University Press.
Cömert, H. (2013). Central banks and financial markets: The declining power of US monetary policy. Edward Elgar Publishing.
Cömert, H. (2016). İmkânsız üçleme’den imkânsız ikilem’e: Bretton Woods dönemi ve sonrası para politikası. Hacettepe Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, 34(1), 115–136. https://doi.org/10.17065/huniibf.309287
Cömert, H. (2019). From trilemma to dilemma: Monetary policy after the Bretton Woods world. In L.-P. Rochon & V. Monvoisin (Eds.), Finance, growth and inequality: Post-Keynesian perspectives (pp. 210–234). Edward Elgar Publishing.
Cömert, H., & Öncü, T. S. (2023). İkili açmaz çerçevesinden Türkiye’de yakın dönem merkez bankacılığı ve kur krizlerini anlamak. METU Studies in Development, 50(1), 115–169. https://doi.org/10.60165/metusd.v50i1.1283
Cömert, H. & Oyvat, C. (2024). Döviz şokları, enflasyon ve bölüşüm: 2021 krizi ve sonrasının bir değerlendirmesi. Heybe Dergisi.
Eichengreen, B., & Hausmann, R. (1999). Exchange rates and financial fragility (National Bureau of Economic Research (NBER) Working Paper No. 7418). National Bureau of Economic Research. https://doi.org/10.3386/w7418
Fritz, B., de Paula, L. F., & Prates, D. M. (2018). Global currency hierarchy and national policy space: A framework for peripheral economies. European Journal of Economics and Economic Policies: Intervention, 15(2), 208–218. https://doi.org/10.4337/ejeep.2018.02.11
Mehrling, P. (2013). The inherent hierarchy of money. In L. Taylor, A. Rezai, & T. R. Michl (Eds.), Social fairness and economics: Economic essays in the spirit of Duncan Foley (pp. 394–404). Routledge. https://doi.org/10.4324/9780203109502
Orsi, B., Kaltenbrunner, A., & Dymski, G. A. (2025). Currency hierarchy and the nature of peripheral currencies’ internationalization. Journal of Post Keynesian Economics, 48(4), 799–825. https://doi.org/10.1080/01603477.2025.2550982
Pistor, K. (2013). A legal theory of finance. Journal of comparative economics, 41(2), 315-330.
Yusifzada, T., Comert, H., & Ahmadov, V. (2025, July 29). A composite approach to nonlinear inflation dynamics in BRICS countries and Türkiye (BOFIT Discussion Paper No. 5/2025). Bank of Finland Institute for Emerging Economies. https://doi.org/10.2139/ssrn.5378450
Yusifzada, T., Comert, H., & Parmaksiz, K. (2024, October). Is “high inflation” always and everywhere an exchange rate phenomenon? (Political Economy Research Institute Working Paper Series No. 609). Political Economy Research Institute, University of Massachusetts Amherst. https://peri.umass.edu/wp-content/uploads/2025/01/WP609b.pdf
Weber, I. M., &Wasner, E. (2023). Sellers’ Inflation, Profits and Conflict:Why can Large Firms Hike Prices in an Emergency? Review of Keynesian Economics, 11(2), 183–213.
