Takip et

Ana Akım İşgücü İktisadında “Sömürü” Benzeri Kavramsallaştırmalar: Bir Kategorizasyon Denemesi

Bu yazı dizisi, ana akım işgücü iktisadında ücretin denge düzeyinden sapmasını ele alan yaklaşımları inceleyecektir. Bu ilk yazıda söz konusu katmanların kavramsal çerçevesi ele alınacaktır. İzleyen yazılarda ise seçilmiş metin ve isimler bu çerçeve içinde tartışılacaktır.

Son dönemlerde işgücü piyasalarına dair sorunlar daha görünür ve tartışılır hale gelmiştir. Reel ücretlerin zayıflaması, ücret-üretkenlik makasının[1] daha fazla açılması, pazarlık gücü dengesizlikleri, kurumsal düzenlemelerin sınırları ve piyasa yapılarındaki dönüşüm hem akademik yazında hem de politika yapım süreçlerinde yoğun bir şekilde tartışılmaktadır (Bivens et al., 2014). Bu bağlamda önemli olan bir diğer olgu ise son on yıllarda ana akım işgücü piyasaları yazınında açık veya örtük bir biçimde sömürüyü ima eden kavramların kullanımındaki artıştır. İşgücü piyasaları yazını belki de ana akım iktisat içerisinde dengeden sapmaların ve aksak piyasa yapılarının en yaygın kullanıldığı alandır. Emeğin ve emek piyasalarının kendine has özellikleri bu tip bir eğilimi kaçınılmaz kılıyor olsa da, bu tip vurguların yazında son yıllarda kayda değer bir sıçrama göstermiş olması[2] başlı başına ilgi çekici bir konudur.

Sömürüyü ima eden kavram ve çerçevelerin artışını[3] ve bu kavramların bazı kurucu isimler tarafından nasıl ve hangi bağlamlarda ele alındığını incelemek yazındaki normatif hareketliliğin görünür kılınması sebebiyle anlamlıdır. Bu bağlamda yazını “bulgu” veya “yöntem” düzlemlerinde değil, olguyu hangi soyutlama düzeyinde ve hangi yapısal referansla ele aldığına göre kategorize etmek faydalı olacaktır. Bu yöntem hem çözüm setleri tasarlarken hem de mevcut önerileri değerlendirirken işlevsel bir harita sunabilir. Özellikle işgücü alanında son yıllarda yoğunlaşan sorunların ve bu olgular üzerine yapılan analizlerin anlamlı bir incelemesini yapabilmek adına, problemin ve açıklamasının (ve eğer varsa çözüm önerisinin) aynı soyutlama düzlemlerinde bulunup bulunmadığı üzerine bir analiz gerekmektedir. Ek olarak, eleştirel bir perspektif geliştirebilmek için ana akım yaklaşımın en soyut versiyonunun ötesine geçen yaklaşımları, içinde bulundukları katmanlar ile analiz eden bir çerçeveye ihtiyaç vardır. Bu yazı dizisi, ana akım işgücü iktisadında ücretin denge düzeyinden sapmasını ele alan yaklaşımları inceleyecektir. Bu ilk yazıda söz konusu katmanların kavramsal çerçevesi ele alınacaktır. İzleyen yazılarda ise seçilmiş metin ve isimler bu çerçeve içinde tartışılacaktır.

Soyutlamanın Katmanları

Başlangıç noktamız, ana akım yazında ücretin piyasa dengesi altında belirlenen düzeyidir. Bu yaklaşımda ücret, rekabetçi koşullar altında emeğin marjinal verimliliğine[4] eşitlenir. Neoklasik bölüşüm teorisini sistematikleştiren John Bates Clark’a göre de denge durumunda emek, marjinal verimliliğine eşit bir “adil ücret” almalıdır (Leonard, 2003). Ana akım yazında bu soyut ve ideal denge tasviri, dengeden sapmaları açıklamak üzere zamanla[5] farklı yönlerde genişletilmiş ve geliştirilmiştir. Burada katmanlar halinde ayrıştırılacak olan, ana akım yazındaki bu genişleme biçimleridir. İlk katmanda sapmalar geçici friksiyonlar ve bilgi eksiklikleriyle açıklanır. İkinci katmanda kurumsal düzenlemeler ve pazarlık yapıları belirleyici hâle gelir. Üçüncü katmanda piyasa yapısı ve güç ilişkileri öne çıkar. Dördüncü katmanda sapılacak bir denge varsayımı dahi sorgulanır. “Sapma”, sömürü olarak kavranır ve sistemin işleyişine içkin bir zorunluluk olarak değerlendirilir. Aşağıda bu katmanlar sırasıyla ele alınacaktır.

Birinci Katman: Arızi Sapma ve Geçici Dengesizlik

Birinci katman, ücretlere dair ayrışmaları esasen arızi ve geçici bir dengeden sapma olarak gören yaklaşımları kapsar. Burada rekabetçi denge veya “normal (doğal[6], adil vb.) ücret” hâlâ merkezi bir referans noktasıdır. Ücret-üretkenlik ayrışması ya da ücret baskısı çoğu zaman kısa dönem katılıklar[7], geçici talep şokları, teknolojik geçişler ve bazı diğer geçici denge bozucu etmenlerin etkileriyle açıklanır.

Bu düzeyde “yapı” vurgusu zayıftır. Yapı analitik arka plan olarak kalır, açıklama geçici uyumsuzluklara odaklanır. Piyasa düzeni uzun dönemde dengeleyici bir mekanizma olarak düşünülür. Sorun bu mekanizmanın geçici olarak, dışsal nedenlerle, tam işlememesidir. Dolayısıyla politika önerileri de çoğu zaman ayarlama süreçlerini hızlandırmaya, bilgi eksikliklerini gidermeye veya geçici şokları dengelemeye yönelir.

Bu katmanın analitik gücü, hangi koşullarda sapmanın geçici kalacağını sistematik biçimde tartışabilmesidir. Ancak sınırlılığı da buradadır. Sapma belirli bağlamlarda ısrarla tekrar ediyorsa veya kalıcılaşma eğilimi gösteriyorsa, açıklama hızla ikinci ve üçüncü katmanlara doğru genişlemek zorunda kalır ki yazında gözlemlenen de bir ölçüde budur.

İkinci Katman: Kurumlar, Normlar ve Ücret Belirleme Rejimleri

İkinci katman, açıklamanın merkezine kurumsal düzenlemeleri ve ücret belirleme pratiklerini yerleştirir. Ücretler yalnızca arz-talep eşleşmesi ve marjinal ürünler üzerinden belirlenmezler. Toplu pazarlık biçimleri, asgari ücret rejimleri, iş hukuku, sözleşme tasarımları, firmaların ücret politikaları ve toplumsal normlar ücret belirlenim süreçleri için son derece önemlidirler.

Bu düzeyde sapma, artık sadece katılık değil, ücret belirlemenin kurallarıyla ilişkili bir sonuçtur. Ücretin üretkenlikten ayrışması, pazarlık gücünün dağılımı veya kurumsal tasarımın özellikleriyle açıklanabilir. Neoklasik gelenek içinde “adil olmayan ücret” türü kavramsallaştırmalar bu katmanla uyumlu ve teorik olarak kabul edilebilirdir. Ücretin “olması gerekenden düşük” oluşu kurumsal çevreyle ilişkilendirilir (Persky & Tsang, 1974).

Burada politika önerileri, pazarlık rejiminin güçlendirilmesi, asgari ücret politikası, sözleşme biçimlerinin düzenlenmesi gibi kurumsal tasarım üzerinden şekillenir. Bu hat, doğal ücret düzeyinin kendisinin toplumsal koşullardan bağımsız olmadığını ima eder. Böylece ikinci katman yalnızca düzenlemeleri değil, “adil ücret” fikrinin tarihsel/toplumsal içeriğini de tartışma alanına çeker.

Üçüncü Katman: Piyasa Yapısı ve Güç İlişkileri

Üçüncü katman, ücret-üretkenlik farkını geçici bir uyumsuzluk ya da yalnızca kurumsal düzenlemelerin sonucu olarak değil, piyasa yapısının[8] ve güç dağılımının içsel bir özelliği olarak ele alır. Bu düzeyde ücretin “doğal” ya da “adil” sayılan düzeyin altında oluşması, işçi hareketliliğinin sınırlılığı, piyasa yoğunlaşması ve pazarlık gücü asimetrileri gibi piyasa yapısı ile ilgili unsurlarla ilişkilendirilir.

Bu yaklaşım, adil ücret fikrini tamamen terk etmez. Bu denge koşulunun belirli koşullarda geçerli olduğunu ve bu koşullar dışında sistematik olarak bozulabileceğini savunur. Böylece ücret ile üretkenlik arasındaki fark, istisnai bir durum olmaktan çıkar ve belirli piyasa tiplerinde düzenli olarak ortaya çıkabilen bir sonuç haline gelir. İkinci ve üçüncü katman arasındaki sınır her zaman keskin değildir. Kurumlar çoğu zaman güç ilişkilerinin kurumsallaşmış biçimleridir.

Dördüncü Katman (ya da Kopuş): Yapısal Zorunluluk

Dördüncü katman, ücret-üretkenlik ayrışmasını belirli piyasa biçimlerinin ya da kurumsal düzenlemelerin arızi bir sonucu olarak değil, toplumsal üretim ilişkilerinin zorunlu bir çıktısı olarak kavrar ve literatürde çoğunlukla Marxist yaklaşım çerçevesinde ifadesini bulur. Bu yaklaşımda mesele, “adil” ya da “doğal” bir denge durumundan sapma değildir. Tersine, üretim sürecinin ve mülkiyet ilişkilerinin kendisi ücret ile üretkenlik arasındaki ayrışmanın yapısal zeminini oluşturur[9]. Bu nedenle kopuş[10], üretim ilişkilerinden ileri gelen bir başlangıç noktasından kaynaklanır. Analiz, rekabetçi denge ya da marjinal verimlilik referansından hareket etmez. Değerin ve artığın üretim sürecinde nasıl dağıtıldığını temel açıklama düzeyi olarak alır. Dengeye dayalı bir formülasyonun terk edilmesi ve güç ile çatışmanın yapının kurucu unsurları arasında konumlandırılması, ilk üç katmanın paylaştığı metodolojik zeminden ayrışmayı ifade eder. Bu yazının (ve şimdilik bunu takip edecek yazıların) odağı ana akım içi yaklaşımlar olduğundan, bu bağlamda önemli olan, ilk üç katmanda görülen sapma-kurum-piyasa biçimi geçişlerini daha geniş bir soyutlama merdiveni içinde konumlandırabilmektir.

Değerlendirme ve Teşhis-Çözüm Uyumu İçin Bir Harita

Bu katmanlı çerçevenin analitik bir araç olarak işlev görebilmesi için, çalışmaları mekanik biçimde “birinci” ya da “ikinci katman” olarak etiketlemekten ziyade bazı temel soruları sistematik olarak sormak daha faydalı olacaktır:

1) Rekabetçi ücret düzeyi ontolojik[11] bir iddia mıdır yoksa yalnızca metodolojik bir referans noktası mı?

2) “Sapma” denildiğinde hangi karşı-olgusal dünyaya gönderme yapılmaktadır?

3) Kurumlar ile piyasa gücü gerçekten ayrıştırılabilir mi? Yoksa kurumlar zaten güç dağılımının somutlaşmış biçimleri midir?

4) Eğer sapma sistematik olarak yeniden üretiliyorsa, “doğal hal” varsayımı normatif bir referans olarak korunmalı mıdır?

Bu sorular bir ölçüde, her yaklaşımın hangi düzeyde konuştuğunu ve hangi varsayımlara dayandığını görünür kılabilir. Böylece kategorizasyon, statik bir sınıflandırma değil, açıklama tarzlarını çözümleyen bir okuma pratiğine dönüşebilir. Bu çerçeve iki nedenle faydalı olabilir. Birincisi, çözüm önerilerinin hangi düzeyde müdahale tasarladığını ortaya koyar. Hedeflenen şey, geçici uyum, kurumsal tasarımın belirli amaçlarla dönüştürülmesi ya da piyasadaki güç ilişkilerinin bir şekilde değiştirilmesi olabilir. İkincisi, mevcut önerileri değerlendirirken hangi “doğal hal” varsayımına ve hangi mekanizmalara dayandıklarını açığa çıkarır. İşgücü piyasalarındaki tartışmaların giderek daha fazla yapısal unsurlara yöneldiği bir dönemde, literatürü böyle bir katmanlı harita üzerinden okumak analitik açıklığı, teşhis-çözüm uyumunu ve gerekli olduğu noktalarda yapılacak eleştirilerin niteliğini güçlendirebilir.

Notlar

  1. İlgili okurlar Katman Portal’da ücret ve emek verimliliği açığı üzerine yazılan Cem Dişbudak imzalı yazıya linkten ulaşabilirler: https://katmanportal.com/emek-verimliligi-ve-reel-ucretler-arasindaki-dinamik-kopus-neoliberal-donusumun-makro-iktisadi-ve-politik-ekonomik-analizi-i/
  2. Konuya piyasa yapısı üzerinden yaklaşan çalışmalar üzerine yapılan bir meta-analiz için bkz. Sokolova ve Sørensen (2021).
  3. Son dönemde işgücü yazınında ücret-üretkenlik açığı (wage-productivity gap), ücret kırpılması ya da aşağı yönlü ücret marjı (wage markdown), pazarlık gücü asimetrisi (bargaining power asymmetry), monopsonistik işgücü piyasaları (monopsonistic labour markets) ve rekabetçi ücret düzeyinden sapma (deviation from competitive wage) gibi kavramların yaygınlaşması, ücret oluşumunun emeğin katkısıyla “adil” bir uyum içinde gerçekleşmediği durumlara yönelik artan ilgiyi yansıtmaktadır.
  4. Marjinal verimlilik, diğer üretim faktörleri sabitken bir üretim faktörünün bir birim artırılmasının toplam üretimde yarattığı ek artışı ifade eder. Neoklasik çerçevede rekabetçi piyasa koşulları altında ücret, emeğin marjinal ürününe (marjinal fiziksel ürünün fiyatla çarpımına) eşitlenir. Bu mekanizma, faktör gelirlerinin üretime yapılan marjinal katkılarla belirlendiği varsayımına dayanır.
  5. Burada çizgisel bir zamandan söz edilmemektedir. Toplumsal yapılar tek yönlü bir ilerleme izlemediği gibi, bu yapılar içinde üretilen teorik çerçeveler de tarihsel süreçte doğrusal bir hat boyunca gelişmez. Kimi araştırma ajandaları ideale daha yakın bir çerçeve içerisinde analiz sunarken, aynı dönemde başka çalışmalar daha farklı bir soyutlama düzeyinden hareket edebilir. Bu nedenle söz konusu çeşitlilik, çizgisel bir gelişme anlatısıyla açıklanamayabilir.
  6. Bu metinde kullanılan “doğal ücret” ifadesi, Adam Smith’in doğal ücret kavramına gönderme yapmamaktadır. Bu ifade, rekabetçi dengedeki ücret düzeyine atfedilen “doğal hâl” olma vurgusunu görünür kılmak ve tartışmaya açmak için tercih edilmektedir
  7. “Katılıklar”, ücretlerin rekabetçi denge koşullarında anında ve tam esneklikle ayarlanmasını engelleyen yapısal ve kurumsal unsurları ifade eder. Bilgi eksiklikleri, arama maliyetleri, sözleşme kısıtları, ücret yapışkanlığı, toplu pazarlık süreçleri ve işgücü hareketliliğinin sınırlılığı bu tür friksiyonlara örnek olarak gösterilebilir. Bu tür unsurlar, ücretin emeğin marjinal ürününe otomatik olarak eşitlenmesini geciktirebilir ya da engelleyebilir.
  8. Bu bağlamda Joan Robinson tarafından formüle edilen, sonrasında Alan Manning ve pek çok iktisatçı tarafından geliştirilen (ve ilerleyen yazılarda detaylandırılacak olan) monopson teorisi son derece önemlidir (Robinson, 1969; Manning, 2005). Bu literatürde vurgulanan güç daha çok piyasa gücü olarak düşünülmelidir. Politik dolayımlar genellikle ele alınmamaktadır.
  9. Basit bir karşılaştırma yapmak gerekirse, Marxist yaklaşım, işçi sömürüsünü piyasaların bizzat kendisinden kaynaklanan, yapıya içkin bir sorun olarak görür (problem of markets). Buna karşılık neoklasik yaklaşım, sömürüyü piyasaların işleyişi içindeki aksaklıklardan doğan bir sorun (problem in markets) olarak ele alır (Cengiz, 2021).
  10. Marx’ın Klasik Politik Ekonomi eleştirisinin “politik ekonominin eleştirisi (critique of political economy)” yerine “politik ekonomi içi bir eleştiri (a critique in political economy)” şeklinde ele alınabileceğini iddia eden yaklaşımların kabul edildiği bir senaryoda, (neoklasik iktisat bir yana) Klasikler’den bir kopuş olmadığını iddia etmek mümkün olabilirdi ancak bu iddia bir ölçüde Klasikler ile Marx’ın kavram setleri arasındaki benzerliğe odaklanıp başta tarihsellik olmak üzere yöntemi kenara bıraktığı ölçüde sorunludur.
  11. Burada gerçekliğin doğasına ilişkin bir iddiayı ifade eden ontoloji kavramı, rekabetçi ücret düzeyinin yalnızca analitik bir soyutlama değil, gerçekliğin kurucu bir özelliği olarak kabul edilip edilmediğine işaret etmektedir. Buna karşılık metodolojik referans noktası ifadesi, bu düzeyin açıklama ve karşılaştırma amacıyla kullanılan bir analitik ideal-tip olarak ele alınmasını ifade eder.

Kaynakça

Bivens, J., Gould, E., Mishel, E., & Shierholz, H. (2014). Raising America’s pay. Economic Policy Institute Briefing Paper, 378.

Cengiz, F. (2021). The conflict between market competition and worker solidarity: moving from consumer to a citizen welfare standard in competition law. Legal Studies, 41(1), 73–90. https://doi.org/10.1017/lst.2020.31

Leonard, T. C. (2003). “A Certain Rude Honesty”: John Bates Clark as a Pioneering Neoclassical Economist. History of Political Economy, 35(3), 521–558. https://doi.org/10.1215/00182702-35-3-521

Manning, A. (2005). Monopsony in Motion: Imperfect Competition in Labor

Markets. Princeton University Press. https://doi.org/10.1515/9781400850679

Persky, J., & Tsang, H. (1974). Pigouvian Exploitation of Labor. The Review of Economics and Statistics, 56(1), 52. https://doi.org/10.2307/1927526

Robinson, J. (1969). The Economics of Imperfect Competition. Palgrave Macmillan UK.

Sokolova, A., & Sorensen, T. (2021). Monopsony in labor markets: A meta-analysis. ILR Review, 74(1), 27-55.

  • Volkan Ahıskalı, Orta Doğu Teknik Üniversitesi İktisat Bölümü’nde araştırma görevlisi ve doktora öğrencisidir. Lisans eğitimini Orta Doğu Teknik Üniversitesi İktisat Bölümü’nde, yüksek lisans eğitimini ise Hacettepe Üniversitesi’nde tamamlamıştır. Yüksek lisans çalışmasını emek iktisadı alanında yürütmüş olup, akademik ilgileri emek piyasaları, iktisadi gelişme ve politik iktisat başlıkları etrafında şekillenmektedir.

    Diğer Yazıları