Yeni bir teknolojik paradigma yalnızca yeni ürünler ve süreçler değil; üretim biçimlerinin, işgücü piyasalarının ve kurumların dönüşmesi anlamına geliyor. Yapay zekâ bugün güçlü bir dönüşüm potansiyeli taşıyor, fakat bunun gerçekten mikroçip kadar büyük bir paradigma değişimi yaratıp yaratmayacağını yıllar sonra anlayacağız.
Yapay zekâ yeni bir çağ açıyor; artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak; işgücü piyasası artık farklı; yeni bir teknolojik döneme girdik vb. ifadeleri son yıllarda sıklıkla duymuşsunuzdur. Gerçekten öyle mi?
Yapay zekâ yeni bir teknolojik paradigma yaratıyor mu? YZ teknolojilerinin hızla yayılmasıyla birlikte teknoloji iktisadı çalışan araştırmacıları meşgul eden bir soru bu. YZ teknolojileri mevcut mikroçip-bilgi ve iletişim teknolojileri paradigmasının doğal bir devamı mı, yoksa gerçekten yeni bir tekno-ekonomik döneme mi giriyoruz? Yeni bir teknolojik paradigma yalnızca yenilikçi ürünler anlamına gelmez. Aynı zamanda üretim organizasyonunun, iş yapma biçimlerinin, işgücü piyasasının ve kurumların yeniden şekillenmesini gerektirir. Ancak tarihteki teknolojik döngülere bakıldığında, bir teknolojinin gerçekten yeni bir paradigma oluşturup oluşturmadığı çoğu zaman ortaya çıktıktan yıllar sonra anlaşılır. Örneğin, 1990’larda nanoteknolojinin, 2010’larda üç boyutlu yazıcıların yeni bir teknolojik paradigma yaratacağı çok konuşuldu ama her ikisi de mevcut teknolojik paradigmanın içine gömüldü.
Teknolojik paradigma kavramı Giovanni Dosi (1982) ve Carlota Perez’in (2001) çalışmalarıyla şekillenmiştir. Kavram temel olarak, belirli bir dönemde ekonomik ve teknolojik problemlerin hangi ortak mantık ve çözüm seti üzerinden çözüldüğünü anlatır. Örneğin, mevcut teknolojik paradigma mikroçipler üzerine gelişen bilgi ve iletişim teknolojisi ve ilgili teknolojilerin yayılıp ekonomik ve toplumsal yapıyı etkilemesiyle ortaya çıkmıştır. Mikroçip mevcut düzenin soruları için ortak bir çözüm önerisi sunar; hatta kimi zaman içinde bulunduğumuz paradigma bizim büyük sorularımızı bile şekillendirir. Buhar gücü, elektrik, içten yanmalı motorlar ya da mikroçipler yalnızca yeni teknolojiler değildir; aynı zamanda üretim süreçlerini, firma organizasyonlarını ve toplumsal yapıları dönüştüren genel çerçeveler yaratmışlardır. Bu nedenle paradigma değişimi, teknolojik ilerlemeden öte, daha geniş bir ekonomik, kurumsal ve toplumsal dönüşüm anlamına gelir.
Teknolojik paradigma bilimsel altyapıdan beslenir (bilim yeni paradigmanın gelişebilmesi için ne sunuyor?). Bilimdeki ilerlemeler sanayiye uygulanabilen yeni teknolojiler geliştirir. Bu teknolojik altyapıdan ancak iktisadi olarak değer yaratma potansiyeli olanlar seçilir (teknolojinin sanayiye uyarlaması kolay mı? Verimliliği artırır mı? Kar oranlarını artırır mı? Üretim organizasyonunu kolaylaştırır mı?). Yeni teknoloji ve ekonomi konuştuğunda bile önemli olan toplumsal kabuldür. Dolayısıyla ancak bilimsel altyapısı zengin, verimlilik artışı yaratma potansiyeli yüksek ve toplum tarafından kabul edilen teknolojiler yeni bir paradigma yaratabilir.
Bir teknolojinin yeni bir paradigma olarak değerlendirilebilmesi için genellikle beş unsur öne çıkar:
- mevcut paradigmadan kopuş,
- genel amaçlı teknoloji özelliği,
- yenilikçi aktörlerde değişim,
- kurumsal ve sosyo-ekonomik dönüşüm ve
- yüksek belirsizlik ortamı.
Bu unsurların her biri, geçmişteki paradigma değişimlerinde gözlenen ortak özelliklerdir. Mevcut yazında öne çıkan iki akademik çalışma YZ’nin yeni bir teknolojik paradigma yaratıp yaratamayacağını sorguluyor. Şimdi gelin bu çalışmalardan yararlanarak bu beş unsuru değerlendirelim (Damioli vd., 2025).
İlk unsur olan mevcut paradigmadan kopuş açısından YZ’ye bakıldığında karmaşık bir tablo ortaya çıkıyor zira çalışmalar farklı bulgular sunuyor. Diomoli vd. (2025), YZ patentlerinin 2000’lerin başında büyük ölçüde BİT çekirdek sektörlerinde yoğunlaştığını, ancak zamanla BİT dışı hizmet sektörlerine kaydığını gösteriyor. Bu, YZ’nin mevcut paradigma içinde kalmakla birlikte ondan kısmen ayrışmaya başladığını gösteriyor. Buna karşılık Santarelli vd. (2023), robotik ve YZ’nin hâlâ bilgisayar üretimi ve yazılım hizmetleriyle güçlü biçimde bağlantılı olduğunu, bu nedenle kopuşun radikal değil daha çok mevcut BİT paradigmasında derinleşme olarak okunabileceğini vurguluyor.
Genel amaçlı teknoloji özelliği açısından bakıldığında her iki çalışmada benzer bilgiler veriyor. Çalışmalar, YZ’nin çok sayıda sektöre yayıldığını ve “başka yenilikleri mümkün kılan teknoloji (enabling technology)” özelliği taşıdığını gösteriyor. Özellikle YZ patenti alan firmaların YZ dışı patentlerinde de artış görülmesi, bu teknolojinin yalnızca kendi alanında değil, başka teknolojik alanlarda da yenilikçiliği hızlandırdığını gösteriyor. Ancak şu aşamada, yayılımın hızlı ama sınırsız da olmadığı vurgulanıyor. YZ teknolojileri henüz tüm ekonomiye yayılmadı, üretken YZ sadece bir başlangıç. Farklı YZ teknolojilerinin toplumsal kabulü gerçekleşirse YZ bir genel amaçlı teknoloji olabilir.
Yenilikçi aktörlerde değişim açısından incelendiğinde, YZ yenilik hiyerarşisinin yeniden şekillendiğini ve bu değişimin özellikle yeni girişler, genç ve küçük ölçekli firmalar tarafından oluşturulduğunu görüyoruz. YZ patentlerini artan oranda küçük ve yeni kurulan firmalar alıyor. Bu bulgu Schumpeterci yaratıcı yıkım mantığıyla da uyumlu. Ancak büyük teknoloji firmalarının veri ve altyapı gücü avantajı oldukça belirleyici olduğu için dönüşümün ne kadar derinleşeceği ve bunun ne kadar hızlı olacağı hala belirsiz.
Kurumsal ve sosyo-ekonomik dönüşüm boyutunda ise daha erken bir aşamada olduğumuz söylenebilir. Yeni paradigma dönemlerinde teknoloji ile mevcut kurumlar arasında bir uyumsuzluk oluşur. Verimlilik potansiyelinin gerçekleşmesi için kurumsal ve toplumsal yapının yeni teknolojiye uyum sağlaması gerekir ya da teknoloji ve toplum ortak bir paydada buluşur. Bugün YZ alanında veri güvenliği, telif hakları, etik ve işgücü piyasası etkileri etrafında süren tartışmalar bu uyumsuzluğun ilk işaretleri olarak okunabilir. Ancak bu alanlarda kalıcı kurumsal düzenlemelerin nasıl şekilleneceği ve bunun da ötesinde regülasyonun YZ teknolojilerinin gelişimine etkisi henüz net değil.
Belirsizlik ortamı açısından bakıldığında ise YZ oldukça tipik bir paradigma geçişi görüntüsü veriyor. Çalışmalar, YZ patentlerinin hızla arttığını ama patent alan firmaların değiştiğini, yenilikçi firma sayısının yükseldiğini, yaratıcı yıkım sürecinin başlamak üzere olduğunu gösteriyor. Özellikle son yıllarda robotik ve YZ teknolojilerinin giderek yakınsadığını, ayrı teknolojilerden çok ortak bir bilgi tabanı oluşturduğu görülüyor. Bu tür bir ortamda standartlar, ürün mimarileri ve iş modelleri henüz tam olarak oluşmadığı için belirsizlik ortamı oluşuyor.
Teknolojik paradigma kavramının “post-analysis” gerektirdiği unutulmamalıdır. Yukarıdaki değerlendirme mevcut veriler ışığında bir tahmin aslında. Buhar gücünün, elektriğin ya da mikroçiplerin yeni bir paradigma yarattığı, ortaya çıktıkları ve bunun sonrasındaki birkaç yılda değil, ekonomik ve toplumsal etkileri yıllar içinde netleştiğinde anlaşılmıştır. YZ için de benzer bir durum söz konusu olabilir. Çalışmalar YZ bilgi tabanının mevcut mikroçip-BİT paradigmasıyla güçlü bağlarını koruduğunu ancak YZ’nın yeni bir teknolojik paradigma yaratma potansiyeli olduğunu gösteriyor. Sonuçta, bizler yeni bir teknolojinin paradigmanın evrilmeye başladığı bir dönemi gözlemliyor olabiliriz.
Kaynakça
Dosi, G. (1982). Technological paradigms and technological trajectories: A suggested interpretation of the determinants and directions of technical change. Research Policy, 11(3), 147–162. https://doi.org/10.1016/0048-7333(82)90016-6 ve Perez, C. (2001). Technological Revolutions and Financial Capital. The Dynamics of Bubbles and Golden Ages, Edward Elgar Publishing.
Damioli, G., Van Roy, V., Vertesy, D., & Vivarelli, M. (2025). Is artificial intelligence leading to a new technological paradigm? Structural Change and Economic Dynamics, 72, 347–359. https://doi.org/10.1016/j.strueco.2024.12.006
Santarelli, E., Staccioli, J., & Vivarelli, M. (2023). Automation and related technologies: A mapping of the new knowledge base. The Journal of Technology Transfer, 48(3), 779–813. https://doi.org/10.1007/s10961-021-09914-w
