Kaynak: Riley and Brenner, “The Long Downturn and Its Political Results,” 37.
ABD imalat sanayindeki kâr oranları 1950’ler ve 60’larda zirve yapmış, 1970’lerde keskin bir düşüşe geçmiş ve takip eden on yıllarda, küreselleşme ve düşen işgücü maliyetlerine rağmen, asla savaş sonrası dönemin seviyelerine geri dönememiştir. Riley and Brenner, imalat sanayinin ekonomideki payı küçülse de, bu sektördeki kârlılık düşüşünün genel ekonomik dinamizmi aşağı çektiğini ve yatırımları finans ve varlık spekülasyonuna yönlendirdiğini vurgularlar.[19]
Yazarlar, “siyasal kapitalizm” kavramını netleştirirken, bunun sadece devletin ekonomiye müdahalesi olarak görülmemesi gerektiğini, sermaye birikiminin “M-C-M'” (Para-Meta-Para) döngüsünden “M-A-M'” (Para-Varlık-Para) döngüsüne kaydığı yeni bir değerlenme devresi olduğunu belirtirler. Bu yeni devrede, kârlar üretimden ziyade varlık fiyatlarının (borsa, emlak vb.) devlet desteğiyle şişirilmesinden elde edilmektedir.[20] Bu durum, 2008 krizi sonrası uygulanan “özelleştirilmiş Keynesçilik” ve varlık fiyatı enflasyonu ile doruğa ulaşmıştır.[21]
“Siyasal kapitalizm” tartışması, Cédric Durand ve Yanis Varoufakis gibi entelektüel ve siyasal figürlerin öne sürdüğü “teknofeodalizm” teziyle[22] de yakından ilişkilidir ancak ondan önemli farklılıklar gösterir. Teknofeodalizm savunucuları, dijital platformların “bulut rantları” üzerinden artı değer sızdırdığı ve piyasa rekabetinin yerini feodal benzeri bağımlılık ilişkilerinin aldığı yeni bir üretim tarzının doğduğunu iddia ederler. Tim Barker, Brenner’ın daha önceki çalışmalarında “Kapitalizmden Feodalizme mi?” sorusunu sorarak bu hatta yaklaştığını hatırlatsa da,[23] Riley ve Brenner son yanıtlarında bu kavramla aralarına net bir mesafe koyarlar. Yazarlara göre, teknoloji devleri tekelci rantlar elde etseler de kapitalist niteliğini korumaktadırlar. Bu şirketler hâlâ son derece rekabetçi, teknolojik yatırım odaklı ve piyasa rekabeti tarafından disipline edilen yapılardır. Bununla birlikte, ekonominin genelinde kâr artık büyük ölçüde devlet destekli krediye bağımlı hale gelmiştir. Dolayısıyla yaşanan süreç feodalizme dönüş değil, kapitalist mantığın siyasi araçlarla ve varlık piyasaları üzerinden (M-A-M’ döngüsüyle) sürdürülmesidir.[24] Bu ayrım, mevcut rejimin hâlâ kapitalist yasalarla, ancak siyasi bir kabuk içinde, işlediğini vurgulaması açısından kritiktir.
Siyaset cephesinde ise Riley ve Brenner, “sınıfın siyasetten kopuşu” (class dealignment) tezini reddederler. Onlara göre işçi sınıfı, eğitim düzeyine göre bölünmüş durumdadır: Diplomasız işçiler (özellikle beyazlar) maddi çıkarlarını sosyal harcamalara karşı çıkarak ve “yerlilik” üzerinden korumaya çalışırken, diplomalı işçiler (hizmet sektörü ve kamu çalışanları) sosyal harcamaları destekleyen Demokrat Parti’ye yönelmektedir.[25] Bu bölünme, durgunluk ekonomisinin yarattığı sıfır toplamlı oyunun bir sonucudur ve partilerin “tercihlerinden” ziyade yapısal zorunluluklardan kaynaklanmaktadır.[26]
Sonuç: Çıkışsızlık ve Siyasetin Sınırları
Lola Seaton’ın “Siyasal Kapitalizm Üzerine Düşünceler” başlıklı yazısında özetlediği gibi, bu tartışma aslında, 2008 krizinin ardından gelen uzun durgunluk döneminin entelektüel bir muhasebesidir.[27] Seaton, tartışmanın, ekonomik durgunluğun siyaseti nasıl yeniden yapılandırdığını ve bu yapılandırılmış siyasetin ekonomiyi değiştirme konusundaki acizliğini gözler önüne serdiğini belirtir.[28]
Brenner ve Riley’nin çizdiği tablo oldukça karamsardır: Siyasal kapitalizm, kârların üretime değil siyasi güce dayandığı, büyümenin olmadığı ve bu nedenle anlamlı bir yeniden dağıtımın imkansızlaştığı bir rejimdir.[29] Bu rejimde, sermaye birikimi ile genel refah arasındaki yapısal bağ kopmuştur.[30] Jamie Merchant ve Grey Anderson’ın eklediği gibi, bu yapısal kriz aynı zamanda devletleri “parçalanmış bir devlet kapitalizmi cehennemine” ve jeopolitik çatışmalara sürüklemektedir.[31]
Sonuç olarak, “siyasal kapitalizm” tartışması, günümüz krizinin sadece yanlış politik tercihlerden kaynaklanmadığını, kapitalizmin girdiği derin yapısal tıkanıklığın bir ürünü olduğunu ortaya koymaktadır. Bu tablodan çıkan ders, mevcut durgunluk koşullarında eski sosyal demokrat uzlaşıların (büyüme ve yeniden dağıtım) artık mümkün olmadığı ve siyasi mücadelenin, yatırım süreçlerinin demokratikleştirilmesi gibi daha radikal hedeflere yönelmesi gerektiğidir.[32] Riley ve Brenner’in analizi, mevcut düzenin kendi kendini onarma kapasitesinin tükendiğini ve “neyin geldiğini” anlamak için eski düşünce kalıplarının yetersiz kaldığını göstermektedir.
Bu yazıda, “Υeni Brenner Tartışması”nın ana hatlarını özetlemeye çalıştım. Bir sonraki yazıda buradan devam ederek düğümün hangi kavramsal ve tarihsel sorulara bağlandığının izini sürmeye çalışacağım.
Postscriptum: Siyasal Kapitalizmin Popüler Sezgisi Olarak Epstein Vakası
“Siyasal kapitalizm” tartışmasını burada noktalarken, güncel bir parantezi açmadan geçmek zor. Zira bazen iyi teori, en istemediğimiz örnekle kapımıza dayanır ve “bu sadece kavramsal bir tartışma değil miydi?” deme lüksünü elimizden alır. Zaten tam da böyle olması gerekir: teori, işlevseldir. Hayatı açıklamak için vardır; açıklıyorsa işe yarar, açıklamıyorsa raf süsü olmaya mahkumdur.
Riley ve Brenner’in “siyasal kapitalizm” kavramı, yukarıda özetlediğimiz gibi, kârın artık üretken yatırımdan çok siyasal erişim, düzenleme tasarımı ve devlet eliyle yaratılan rant kanallarından türediği bir rejimi tarif etmektedir. Bu çerçeveden bakınca, bugün tüm dünyayı meşgul eden ve tüm dünyanın midesini bulandıran Jeffrey Epstein etrafındaki tartışma, tek başına “skandal” ya da “ahlaki çürüme” hikâyesi olmaktan çıkmaktadır. Kanımca, bu tartışma, magazinel ve konspiratif yanları bir kenara bırakılırsa, mali gücün siyasal-hukuki dokunulmazlık, şebeke kurma ve itibar üretme kapasitesine dair daha geniş ve bu tartışmaya içkin yapısal bir sezgiyi görünür kıldığı için de önemlidir.
Epstein tartışmasının kamuoyu tarafında bu kadar “çekici” olmasının görece marjinal ve dediğim gibi “sezgisel” bir nedeni, siyasal kapitalizmin gündelik algıda soyut kalan mekanizmalarını somutlaştırmasıdır: zenginlik yalnızca piyasa mekanizmalarıyla, üretim ve değişim ilişkileriyle değil, kurumlara nüfuz eden ilişkiler ağında da birikmektedir. Davaların nasıl yürüdüğü, hangi kurumların nasıl davrandığı, hangi kapıların kime açıldığı soruları, Riley–Brenner’in “politically constituted rip-off” dediği şeyin popüler dile tercümesidir. İnsanlar, büyüme vaadi olmayan bir düzende refahın nasıl dağıtıldığını anlamaya çalışırken, “liste”, “koruma”, “bağlantı” gibi motiflere sarılır; çünkü siyasal kapitalizmde getirinin anahtarı çoğu zaman tam da bu bağlantısallıktır.
Öte yandan Epstein tartışması, Riley-Brenner’in “statü grupları siyaseti” tespitini de besler: moral krizler ve skandal anlatıları hızla sürmekte olan kültür savaşlarının malzemesine dönüşür, sınıf uzlaşısı üretmeyen partilerin tabanlarını öfke ve aidiyet üzerinden konsolide etmesine yarar. Böylece yapısal soru (yatırım, ücretler, üretkenlik, devletin rant dağıtım mimarisi) geri plana itilmiş olur. Bu nedenle “Epstein dosyası”, bir yanda sezgisel düzeyde siyasal kapitalizmi davet ederken diğer yandan onu görünmez kılmak için de kullanılabilen sis perdesi işlevi de görmektedir.
- Riley and Brenner, “Seven Theses on American Politics,” New Left Review 138 (Kasım-Aralık 2022): 5. ↑
- Riley and Brenner, “Seven Theses on American Politics,” 6-7. ↑
- Riley and Brenner, “Seven Theses on American Politics,” 9, 12. ↑
- Riley and Brenner, “Seven Theses on American Politics,” 10. ↑
- Riley and Brenner, “Seven Theses on American Politics,” 23. ↑
- Riley and Brenner, “Seven Theses on American Politics,” 10. ↑
- Tim Barker, “Some Questions About Political Capitalism,” New Left Review 140/141 (Mart–Haziran 2023): 36–37. ↑
- Barker, “Some Questions About Political Capitalism,” 37. ↑
- Barker, “Some Questions About Political Capitalism,” 47–49. ↑
- ABD CHIPS ve Bilim Yasası (CHIPS and Science Act), özellikle yarı iletken (çip) üretimini Asya’ya olan bağımlılığı azaltmak amacıyla ABD’ye geri getirmeyi hedefleyen, 2022 yılında Joe Biden yönetimi tarafından imzalanan kapsamlı bir yasa tasarısıdır. ↑
- Barker, “Some Questions About Political Capitalism,” 41. ↑
- Aaron Benanav, “A Dissipating Glut?,” New Left Review 140/141 (Mart–Haziran 2023): 60–61. ↑
- Benanav, “A Dissipating Glut?,” 56, passim. ↑
- Benanav, “A Dissipating Glut?,” 71. ↑
- Benanav, “A Dissipating Glut?,” 72. ↑
- Benanav, “A Dissipating Glut?,” 76. ↑
- Grey Anderson, “Strategies of Denial,” Sidecar, 15 Haziran 2023. ↑
- Dylan Riley and Robert Brenner, “The Long Downturn and Its Political Results: A Reply to Critics,” New Left Review 155 (September–October 2025): 37, 47. ↑
- Riley and Brenner, “The Long Downturn and Its Political Results,” 47-49. ↑
- Riley and Brenner, “The Long Downturn and Its Political Results,” 54. ↑
- Riley and Brenner, “The Long Downturn and Its Political Results,” 44. ↑
- Bkz. Cédric Durand, How Silicon Valley Unleashed Techno-Feudalism: The Making of the Digital Economy (Londra: Verso, 2024); Yanis Varoufakis, Technofeudalism: What Killed Capitalism (New York: Melville House, 2024). ↑
- Barker, “Some Questions About Political Capitalism,” 37. ↑
- Riley and Brenner, “The Long Downturn and Its Political Results,” 54-55. ↑
- Riley and Brenner, “Seven Theses on American Politics,” 6, 8. Ayrıca bkz. Barker, “Some Questions About Political Capitalism,” 39. ↑
- Barker, “Some Questions About Political Capitalism,” 40. ↑
- Lola Seaton, “Reflections on ‘Political Capitalism’,” New Left Review 142 (Temmuz–Ağustos 2023): 5-6. ↑
- Seaton, “Reflections on ‘Political Capitalism’, 21. ↑
- Riley and Brenner, “Seven Theses on American Politics,” 26. ↑
- Riley and Brenner, “The Long Downturn and Its Political Results,” 70. ↑
- Seaton, “Reflections on ‘Political Capitalism’, 14-15. ↑
- Seaton, “Reflections on ‘Political Capitalism’, 26-27. ↑
Önerilen Alıntı:
Alıntıyı Kopyala
Aytek Soner Alpan (2026). Siyasal Kapitalizm: Durgunluk ve Yeni Birikim Rejimi. Katman Portal. https://katmanportal.com/doi/10.5281/zenodo.19535496
