Doğal kaynaklar Latin Amerika ve Karayipler bölgesinin gelişimini hangi mekanizmalar üzerinden desteklemiş, hangi açılardan kısıtlamıştır? 2003–2014 döneminde emtia fiyatlarındaki canlanma döngüsü, farklı dinamikleri barındırmakla birlikte, bölgenin yeniden-emtialaşmasına yol açıyor.
“Doğal kaynak laneti” yazını, doğal kaynak bakımından zengin ülkelerin uzun dönemde diğer ülkelere kıyasla daha düşük büyüme performansı sergilediğini ileri sürmekte ve bu durumun nedenlerini tartışmaktadır. Uzun dönemde emtia fiyatlarındaki dalgalanmalar, imalat sanayinde ortaya çıkan dışlama etkileri ve kurumsal yapıdaki bozulmalar bu performansın başlıca belirleyicileri arasında yer almaktadır.
Bu yazı dizisinin odağını oluşturan Latin Amerika ve Karayipler (LAK) bölgesi de doğal kaynak laneti tartışmalarında ilk akla gelen coğrafyaların başında gelmektedir. LAK bölgesi, enerji ve madenler ile tarımsal alanında birçok temel emtianın dünya üretimindeki payı bakımından üst sıralarda yer almaktadır[1]. Ancak bu zenginliğe, bölge ülkelerinde yüksek düzeyde eşitsizlik ve yoksulluk oranları eşlik etmektedir.
2003-2014 döneminde emtia fiyatlarında gözlenen canlanma, bölge ekonomilerinde yeni bir büyüme döngüsünü temsil etse de ekonomilerin doğaya bağımlılığını ve kaynak zenginliğinin nasıl yönetileceği sorusunu yeniden gündeme taşımıştır. Bu çerçevede doğal kaynaklardan elde edilen rant gelirlerini yönetme biçimleri, farklı toplumsal sınıfların çıkarlarının gözetilmesi ve üretken sektörlerin gelişiminin desteklenmesi açısından belirleyici olmaktadır. Diğer yandan emtiaların çeşitliliği ve önemine bağlı olarak, LAK bölgesi küresel ölçekte emtia temelli jeoekonomik rekabet ve çatışmaların önemli odakları arasında yer almaktadır.
Bu yazı dizisi, 2003-2014 dönemi ve sonrasında ortaya çıkan gelişmelerin Latin Amerika ekonomilerini hangi mekanizmalar üzerinden şekillendirdiğini tartışmayı amaçlamaktadır. Böylelikle, doğal kaynakların bölge için gelişimi destekleyen bir güç mü yoksa sınırlayan bir kısıt mı oluşturduğu sorusuna yanıt aranacaktır. İlk olarak, bölge özelinde emtialara dayalı gelişim sürecinin tarihsel arka planı ele alınacaktır[2].
“Emtia piyangosunun” çıkış noktası: Latin Amerika
LAK bölgesinin doğal kaynaklara dayalı üretim yapısı, sömürgecilik tarihi ile eşanlı olarak gelişmiştir. Başta altın ve gümüş olmak üzere emtialara ve emeğe el koyma süreci, hem Avrupa’nın hem de Latin Amerika’nın tarihini şekillendirmiştir. Bu süreçte bölge emtiaları, Avrupa’nın genişleme sürecine doğrudan katkı sağlamıştır.
Bölge emtiaları, talep ve üretim koşulları bakımından heterojen bir yapı sergilemektedir. Bu nedenle LAK ülkelerinin uzmanlaşma ve büyüme eğilimlerinde emtia yapısı ile ihracatçı sektörler arasındaki bağlantılar; mülkiyet ilişkileri, sermaye ve teknoloji gereksinimi ile işgücünün konumu açısından belirleyici olmaktadır. Emtia ihracatına dayalı genişleme süreçleri, ülkelerin uzmanlaşma dinamiklerini ve üretim yapılarını, geri ve ileri bağlantılar yaratma kapasitesine göre şekillendirmiştir (Bulmer-Thomas,2003).
Tarihsel veriler, emtialara dayalı büyümenin döngüsel bir seyir izlediğini ve bölge ekonomilerinin uluslararası talep ve fiyat dalgalanmalarına daha duyarlı olduğunu göstermektedir. Özellikle 1850 sonrasında ihracata dayalı büyümenin belirleyici olduğu dönemde bu ilişki daha belirgin hale gelmiştir. 1870-1929 arasında bölge ekonomileri görece yüksek büyüme oranları elde ederken, emtiaların ihracat içindeki payı yaklaşık %50 düzeyine ulaşmıştır. İhracatçı ürünlerin uluslararası talebe bağlı olarak hızlı genişleme dönemlerine girmesini, Carlos Díaz-Alejandro “emtia piyangosu” olarak kavramsallaştırılmıştır (aktaran Bértola ve Ocampo, 2012:87).
1850 sonrası dönemde emtialara dayalı büyüme dinamikleri aynı zamanda eşitsizlikleri artırmış ve finansman sorunlarını beraberinde getirmiştir. Nitekim bu dönem, Latin Amerika’da eşitsizliklerin diğer bölgelere kıyasla daha hızlı arttığı bir dönem olarak da tanımlanmaktadır (Williamson, 2015).
Emtialar, eşitsiz mübadele ve ticaret hadlerinin bozulma eğilimi
Latin Amerika’nın dünya ekonomisindeki konumunu anlamada en önemli katkılardan biri, Arjantinli iktisatçı Raúl Prebisch’in geliştirdiği yapısalcı analizlerdir. 1940’lı yıllardan itibaren geliştirilen bu yaklaşım, ilksel ürünlere (emtialar) dayalı ekonomik yapıların kalkınma sürecini hangi mekanizmalar aracılığıyla etkilediğini analiz etmek için temel bir çerçeve sunmaktadır (Prebisch, 1950 (1962)).
Prebisch’in temel tezi, ilksel ürünlerin ticaret hadlerinin uzun dönemde sanayi ürünleri aleyhine geliştiği (Şekil 1) saptamasına dayanmaktadır[3].
Şekil 1: İlksel ürünler fiyatlarının imalat malları fiyatlarına oranı (1876-80 = 100)
Kaynak: Prebisch (1962:9)
Bu durum, iki temel mekanizma ile açıklanmaktadır:
1-Talep esnekliği farklılıkları: İlksel ürünlere yönelik talebin gelir ve fiyat esnekliği, sanayi mallarına kıyasla daha düşüktür. Bu nedenle dünya ekonomisi büyüdükçe sanayi mallarına olan talep daha hızlı artarken, ilksel ürünlere olan talep görece sınırlı kalmaktadır. Sonuç olarak bu malların göreli fiyatları uzun dönemde düşme eğilimi göstermektedir. Bu durum, ilksel ürün ihraç eden -çevre- ekonomilerin büyümesini sınırlamaktadır. İhracat gelirlerindeki artış çoğu zaman ithalat talebinin hızlı büyümesine ve cari dengeyi bozucu etkilere yol açmaktadır.
2-İşgücü piyasası ve üretkenlik farklılıkları: Sanayi malı ihraç eden -merkez- ülkelerde teknolojik ilerleme ve sendikal örgütlenme, reel ücretlerin artmasına olanak tanırken, emtia üretimine dayalı çevre ekonomilerinde yüksek düzeyde vasıfsız işgücü arzı bulunmaktadır. Bu durum ilksel ürün fiyatları üzerinde aşağı yönlü baskı oluşturmaktadır. Böylece imalat sanayindeki üretkenlik artışları fiyatlara yansırken, emtia üretimindeki artış çoğu zaman fiyat düşüşü olarak ortaya çıkmaktadır.
Merkez ve çevre ülkeler arasındaki ticaret yoluyla oluşan eşitsiz mübadele ilişkileri, çevre ülkeleri aleyhine sonuçlar doğurmaktadır. İlksel ürünler ile sanayi malları arasındaki fiyat farkları, Latin Amerika gibi emtia ihracatına bağımlı ekonomilerde uzun dönemli büyümeyi sınırlayabilmektedir. Yapısal kısıtların aşılması için önerilen temel strateji ise sanayileşme ve teknolojik ilerlemenin teşvik edilmesi olmuştur.
İhracat çeşitliliği ve sanayileşmenin bileşeni olarak emtialar
1929 Büyük Buhranı sonrasında emtia fiyatlarında gerçekleşen ani düşüş, Latin Amerika ülkelerini ekonomik stratejilerini yeniden gözden geçirmeye itmiştir. Bu süreçte emtia ihracatına dayalı büyüme modeli giderek yerini devlet yönelimli sanayileşme stratejilerine bırakmıştır.
Bu dönemde emtia sektörüne yönelik fiyat ve kur temelli destekler uygulanmıştır. Aynı zamanda emtia piyasalarının uluslararası düzeyde düzenlenmesine yönelik girişimler de artmıştır. Ayrıca, doğal kaynak sektörlerinde kamulaştırma politikaları yaygınlaşmıştır. Doğal kaynaklar ve altyapı sektörlerinde yabancı sermayeye getirilen kısıtlamalar sonucunda birçok ülkede devlet işletmeleri kurulmuştur. 1938’de Meksika’da petrol sektörünün kamulaştırılması bu sürecin önemli bir dönüm noktası olmuş; bunu daha sonraki yıllarda Bolivya’da kalay, Şili’de bakır ve Venezuela’da petrol sektörlerindeki kamulaştırmalar izlemiştir (Ocampo,2017).
1960’lı yıllardan itibaren Latin Amerika’da ihracat yapısı kısmen çeşitlenmeye başlamış olsa da emtia ihracatı belirleyici rolünü sürdürmüştür. Şekil 2’de aktarılan ilksel ürünlerin ihracattaki payındaki gerileme büyük ölçüde küresel talep ve sanayi üretimindeki artışla bağlantılı olmuştur. Ancak 1973 petrol fiyat şoku ve ardından gelen borç krizi, ekonomilerin emtialara bağımlılığını yeniden görünür kılmıştır.
Şekil 2: İmalat ve ilksel ürünler ihracat oranı (%) LAK bölgesi
Kaynak: ECLAC (2026)
2000’li yılların başında bazı ülkelerde ihracat çeşitlenmesi artmış olsa da bölgenin önemli bir kısmında emtia ihracatının toplam ihracat içindeki payı yaklaşık %50’nin üzerinde gerçekleşmeye devam etmektedir.
2003-2014: Yeniden emtialaşmanın dinamikleri
2000’li yıllarda emtia fiyat endeksleri, 1980’li yıllardan sonra görülen en yüksek seviyelere ulaşmıştır. Özellikle 2003-2014 arasında küresel ölçekte yeni bir emtia fiyat canlanma döngüsü ortaya çıkmış ve bu döngü, emtia fiyat düzeyleri açısından en uzun canlanma evrelerinden biri olarak değerlendirilmiştir (Ocampo, 2017). 2000’li yıllardaki döngüyü geçmiş dönemlerden ayıran en önemli unsur, Çin’in küresel emtialara yönelik talep artışına bağlı olarak ortaya çıkmıştır. Aynı zamanda emtialara bağlı varlık piyasalarındaki artışlar, “emtiaların finanslaşması”, bu süreci farklılaştıran bir diğer unsur olmuştur.
Şekil 3: Emtia fiyatları endeksi (2015=100)
Kaynak: ECLAC (2026)
Bu dönemde bölge ülkelerinin iç politikalarında da önemli değişimler yaşanmıştır. 2000’li yıllarda birçok ülkede sol veya merkez-sol hükümetlerin iktidara gelmesiyle, doğal kaynakların yönetimi ve bu kaynaklardan elde edilen rant gelirlerinin yeniden bölüşümüne ilişkin politika tercihleri belirgin biçimde farklılaşmıştır. Doğal kaynakların özütlenmesi süreçleri ise, neo-ekstraktivizm uygulamaları (Gudynas, 2018) çerçevesinde değerlendirilmektedir. Bu süreçlere yönelik politika uygulamaları, hükümetlerin kaynakların yönetimindeki siyasi meşruiyetini şekillendiren koşullara göre değişebilmektedir.
2003-2014 döneminde bölge ekonomilerinin büyüme performansı, 1980 ve 1990’lı yıllardan belirgin biçimde ayrışmıştır. Bu büyüme döngüsü dört temel unsurun aynı anda ortaya çıkmasından kaynaklanmaktadır:
1) Emtia fiyatlarındaki güçlü artış
2) Uluslararası sermaye akımlarındaki genişleme
3) İşçi döviz gelirlerindeki artış
4) Dış finansman koşullarına erişimdeki elverişli ortam (Izquierdo vd., 2008; Ocampo, 2007)
Bu koşullar altında bölge ekonomileri görece yüksek büyüme oranları elde etmiş ve ekonomik büyümeye sosyal göstergelerdeki iyileşmeler de eşlik etmiştir (Ocampo, 2017). Ancak büyümenin en belirleyici unsuru emtia fiyatlarındaki artış olmuştur. Bu süreç, Latin Amerika’nın “yeniden ilkselleşmesi” (re-primarization) ve “emtia piyangosunun yeniden canlanması” (Farthing ve Fabricant, 2018) olarak da değerlendirilmektedir.
Belirgin bir şekilde, emtialara dayalı ihracatta ülkeler arasında farklılaşmalar ortaya çıkmıştır. Buna göre dört ülke grubu gözlenmektedir (Moreno-Brid ve Garry, 2016).
1) Tarıma dayalı sanayi ürünleri ihraç eden ülkeler (Arjantin, Uruguay, Paraguay)
2) Maden ve metal ihracatına dayalı ekonomiler (Peru, Şili)
3) Hidrokarbon ihracatçıları (Venezuela, Kolombiya, Ekvador, Bolivya )
4) İmalat sanayi ürünleri ihraç eden ekonomiler (Meksika, Brezilya)
Bu kapsamda Çin’e yapılan ihracatın yapısı belirleyici rol oynamaktadır. İhracatın büyük bölümü soya, bakır, demir cevheri ve diğer metal ürünlerinden oluşmakta ve 2013 itibarıyla toplamın yaklaşık %75’i yalnızca beş temel emtiaya dayanmaktadır. Bu yapıdan en fazla Brezilya, Arjantin, Şili, Peru ve Uruguay etkilenmiştir (Kuwayama ve Rosales, 2012). Buna karşılık Çin’den yapılan ithalatın yaklaşık %63’ü imalat sanayi ürünlerinden oluşmaktadır.
Bu gelişmeler, Latin Amerika’nın küresel ekonomi içindeki tarihsel rolünün yeniden şekillendiğini göstermektedir. Çin’in artan emtia talebi, bölge ekonomilerinde emtia ihracatına dayalı uzmanlaşmanın güçlenmesine yol açmış ve bu durum “emtia uzlaşısı” olarak adlandırılmıştır (Svampa, 2012, 2015). Emtia fiyatlarındaki yükselişle elde edilen gelirler kısa vadede ekonomik büyümeyi desteklese de, uzun vadede kalkınma stratejilerinin doğal kaynaklara bağımlı hale gelmesi, “kalkınma sanrısına ” yol açması nedeni ile eleştirilmektedir.
Bu nedenle emtia fiyatlarındaki dalgalanmalara karşı çevrim karşıtı makroekonomik politikaların neler olabileceğine yönelik tartışma ve analizlerin önemi artmaktadır. Doğal kaynak gelirlerinin bölüşümü ve üretim yapısının çeşitlendirilmesi bu bağlamda kritik öneme sahiptir. Kısa dönemde, emtia fiyatlarındaki dalgalanmalar gelir düzeylerinde oynaklık yaratmakta ve iç talep üzerinden ekonomiye hızla yansıyabilmektedir.
Emtia fiyatlarındaki canlanma dönemleri, çoğu zaman ticaret hadlerinde iyileşme yaratmakla birlikte aşırı değerli döviz kuru, üretim yapısında sanayiden uzaklaşma (Hollanda hastalığı) ve mali bağımlılık gibi sorunları da beraberinde getirmektedir.
Bölge ülkelerinin deneyimleri, fiyatlardaki döngülerin olası etkilerini analiz etme olanağı sağlarken, doğal kaynakların kullanımına ilişkin “hakların” tanımlanmasının zorluklarını da ortaya koymaktadır. Gelecek yazıda, emtia fiyatlarındaki canlanma döngüsünün makroekonomik yansımaları ile öne çıkan çevirim karşıtı politika araçları, bulgulara dayalı olarak tartışılacaktır.
Kaynakça
Bértola, L. ve Ocampo, J. A. (2012). The Economic Development of Latin America since Independence. OUP Oxford.
Bulmer-Thomas, V. (2003). The economic history of Latin America since independence. Cambridge University Press.
ECLAC / Economic Commission for Latin America and the Caribbean / on the basis of United Nations Commodity Trade Statistics Database (2026), (COMTRADE) [online] cepal.org.
Farthing, L. ve Fabricant, N. (2018). Open Veins revisited: charting the social, economic, and political contours of the new extractivism in Latin America, Latin American Perspectives, 2018;45(5), p.4-17.
Gudynas, E., (2018). “Development and nature: Modes of appropriation and Latin American extractivisms”, Cupples, J., Palomino-Schalscha, M., ve Prieto, M. (ed.), The Routledge Handbook of Latin American Development, Routledge, p. 389-399.
Izquierdo, A., Romero-Aguilar, R., Talvi, E. (2008)” Booms and busts in Latin America: the role of external factors”, https://www.econstor.eu/bitstream/10419/51494/1/585629633.pdf/(03.04.2019).
Kuwayama, M., Rosales, O. (2012). China and Latin America and the Caribbean: building a strategic economic and trade relationship. ECLAC.
Moreno-Brid, J. C., Garry, S. (2016). “Economic performance in Latin America in the 2000s: recession, recovery, and resilience”, Oxford Development Studies, 44(4), p.384-400.
Ocampo, J. A. (2007).“The Macroeconomics of the Latin American Economic Boom”, Cepal Review, 2007, https://repositorio.cepal.org/bitstream/handle/11362/11229/1/93007028I_en.pdf
Ocampo, J. A. (2017). Commodity-led development in Latin America. International Development Policy| Revue internationale de politique de développement, (9), 51-76.
Prebisch, R. (1950(1962)). The economic development of Latin America and its principal problems. https://archivo.cepal.org/pdfs/cdPrebisch/002.pdf
Svampa, M. (2015). Commodities consensus: Neoextractivism and enclosure of the commons in Latin America. South Atlantic Quarterly, 114(1), 65-82.
Svampa, M. N. (2012). Resource extractivism and alternatives: Latin American perspectives on development. Journal fur Entwicklungspolitik, 28.
Williamson, J. G. (2015). Latin American Inequality: Colonial Origins, Commodity Booms or a Missed Twentieth-Century Leveling? Journal of Human Development and Capabilities, 16(3), 324–341. https://doi.org/10.1080/19452829.2015.1044821
Notlar
-
Emtia bağımlılığı emtiaların ihracatta %50’den fazla paya sahip olunması durumu için kullanılmaktadır (UNCTAD). ↑
-
Bu çalışmanın belli bölümleri yazarın (Emine Tahsin) “Latin Amerika’nın On Yılı- Kalkınma Teori ve Deneyimleri,2022, Ekin Yayınevi.” çalışmasından derlenmiş ve güncellenmiştir. ↑
-
Bu saptama, “Prebisch -Singer tezi” olarak da adlandırılmaktadır. ↑
Yapay zeka kullanım beyanı: Bu yazının hazırlanma sürecinde, yazım denetimi amacıyla yapay zeka araçlarından sınırlı ölçüde yararlanılmıştır. Yazının içeriği ve argümanların sorumluluğu yazara aittir.


