Takip et

Kapitalizmin Temel Analiz Birimi “İşletme” Olabilir Mi? (II)

🎧 Dinle
DOI:10.5281/zenodo.20257567 Atıf Yap ✅ Kopyalandı! Kopyala ✅ Kopyalandı!

Bir önceki yazımızda kapitalizmle özdeş bir yapı olan “işletme”yi tartıştıktan sonra Lazonick’in Yenilikçi İşletme Teorisi’ne kısa bir giriş yapmıştık. Bu yazıda teoriyi detaylandırıp teorinin metodolojik, ideolojik ve siyasi potansiyelini irdeleyelim.

Bir işletme gelir elde etmek amacıyla satılabilecek mal ve hizmetlere dönüştürmek üzere üretim kaynaklarını kullanır. Bu tanımlama tüm iktisat okullarının işletmeye dair belki de tek ortak kanısıdır. Lazonick ve birçok başka ana akım dışı iktisatçıya göre ise ayakları yere basan bir firma teorisi en azından bu üretimsel dönüşümün nasıl gerçekleştiğine ve gelirlerin nasıl elde edildiğine dair açıklamalar sunmalıdır. Lazonick’e göre bu açıklamaların odaklandığı üç temel işletme uğraşı vardır. Bunlar sırasıyla strateji, organizasyon ve finans ya da finansmandan oluşur. Strateji, işletmenin seçilen ürün pazarlarında rekabet edebilmesini sağlayacağı umulan insani ve fiziksel kapasitelerin geliştirilmesine yönelik yatırım kararlarını alır ve bunlara kaynak tahsis eder. Organizasyon, teknolojileri dönüştürür, üretimi gerçekleştirir ve işletmeyi pazarlara erişir; böylece, alıcıların istediği ürünleri, ödemek istedikleri fiyatlarla üretmek için bu kaynakların değer yaratma yeteneklerini geliştirir ve kullanır. Finans ise üretken kaynaklara yatırım yapıldığı andan ürünlerin satışı yoluyla finansal getiri elde edildiği ana kadar, teknolojilerin geliştirilmesi ve pazarlara erişim sürecini ayakta tutar.

Bu kısa girişten sonra Lazonick, bir işletmenin daha önce piyasada bulunan ürünlere kıyasla daha düşük birim maliyetlerle daha yüksek kaliteli ürünler üretmesini sağlayan bu üç uğraş ile ilgili üç “sosyal koşul” belirler. Stratejik kontrol, örgütsel bütünleşme ve finansal bağlılık/angajman olarak özetlenen bu koşullar, firmanın yenilik sürecinin belirsiz, kolektif ve birikimli özellikleriyle başa çıkabilmesini sağlar.

Burada bir parantez açıp, Lazonick’in neden hem teorik kurgusunda hem de ampirik çalışmalarında genel olarak işletme ile değil de ‘yenilikçi işletme’ ile ilgilendiğini açıklamak gerekir. Özünde strateji, organizasyon ve finans sadece yenilikçi işletmeleri ilgilendiren uğraşlar değildir. Ancak bugün dünya ekonomilerini yönlendiren temel organizasyonun (kamu ya da özel) büyük ölçekli işletmeler olması ve kapitalizmin son 150 yıldır gerçekleştirdiği büyük atılımın bu işletmeler eliyle başarılmış olması gerçeği, bunun altında yatan itici gücü sorgulamamıza sebep olacaktır. Lazonick de Schumpeter’in son dönem çalışmalarında altını kalın çizgilerle çizdiği, büyük ölçekli işletmelerin iktisadi gelişmenin ve uzun dönemli büyümenin lokomotifi olması gerçeğinden yola çıkarak, bu gelişmenin temel itici gücünün üretici güçlerin iktisadi refah yaratma kapasitelerini hızla artıran yenilik süreçleri olduğunu ileri sürer. Bu nedenle, yenilikçi işletme teorisinde ‘yenilik’ olgusu, modern kapitalizmi ve kapitalist işletmeyi anlamak için geliştirilen bu teorinin organik bir bileşenidir.

Peki Lazonick bu olguyu nasıl ele almakta ve hangi yolla teorisinin temel bir bileşeni haline getirmektedir? Bunun için yeniliğin üç temel özelliğini tespit etmektedir. Birincisi, yenilik belirsizdir (uncertain); zira dönüştürücü teknolojilere ve pazarlara erişim için yapılan yatırımların finansal getirisi, olasılık olarak bile bilinemez. İşletmelerin belirsizliklerle baş edebilmek için stratejiye ihtiyaçları vardır. İkincisi, yenilik kolektiftir; çünkü işletme yeni ürünler ve süreçler geliştirmek için farklı hiyerarşik sorumluluklara ve işlevsel yeteneklere sahip çok sayıda insanın becerilerini ve çabalarını yeniliğin özü olan örgütsel öğrenme süreçlerine entegre etmelidir. Bu nedenle işletmelerin organizasyona ihtiyaçları vardır. Üçüncü olarak, yenilik birikimseldir, çünkü bugünkü kolektif öğrenme yarının kolektif öğrenmesinin temelini oluşturur ve bu örgütsel öğrenme süreçleri, daha yüksek kaliteli, daha düşük maliyetli ürünlerin satışı yoluyla finansal getiri elde edilebileceği ana kadar sürdürülmelidir. Bu nedenle de işletmelerin finansmana ihtiyaçları vardır.

Şimdi, daha önce bahsettiğimiz yenilikçi işletme için gerekli sosyal koşulları detaylandırabiliriz.

Başta belirttiğimiz üzere, yenilik için üretken kaynakların geliştirilmesi ve kullanılması gerekir; bunun için de kaynakların stratejik olarak tahsis edilmesi şarttır. Lazonick’e göre stratejiyi yeniliğe dönüştürebilen toplumsal koşul, stratejik kontroldür. Bu koşul, karar vericilere yenilik sürecinin doğasında bulunan teknolojik, pazarsal ve rekabetçi belirsizliklerle başa çıkmak üzere şirketin kaynaklarını tahsis etme yetkisi veren bir dizi ilişkidir. Yeniliklerin gerçekleşmesi için, stratejik karar alma pozisyonlarında bulunanların kaynakları yenilikçi yatırım stratejilerine tahsis etme konusunda hem becerilere hem de teşviklere sahip olması gerekir. Bunu yapma becerileri, işletmenin yenilik kapasitelerine yapılacak stratejik yatırımların nasıl geliştirilebileceğine dair bilgilerine bağlı olacaktır. Bunu yapma teşvikleri ise kişisel çıkarlarının yöneticilik yaptıkları işletmenin rekabet avantajını elde etme ve sürdürme çıkarlarıyla uyumlu olmasına bağlı olacaktır.

Yenilikçi bir stratejinin hayata geçirilmesi, aynı zamanda işleyen bir organizasyon gerektirir. Organizasyonu yeniliğe dönüştürebilecek sosyal koşul, örgütsel bütünleşmedir. Bu koşul farklı hiyerarşik sorumluluklara ve işlevsel yetkinliklere sahip kişilerin beceri ve çabalarını stratejik hedeflere yöneltmeleri için teşvikler yaratan bir dizi ilişkiye karşılık gelir. Örgütsel bütünleşme ihtiyacı, yenilik sürecinin gelişimsel karmaşıklığı nedeniyle, yani örgütsel öğrenme ihtiyacından kaynaklanır. Buna ek olarak, yatırımların yüksek sabit maliyetlerinin düşük birim maliyetlere dönüştürülmesi için üretim güçlerinin yüksek düzeyde kullanılması zorunluluğu da vardır. İş tatmini, terfi, ücret ve yan haklar şeklindeki tazminat biçimleri, bireyleri organizasyona entegre etmek için önemli araçlardır. Ancak yenilik yaratmak için bir tazminat biçimi sadece çalışanları cezbedip elde tutarak işgücü piyasasını yönetemez. Tazminat sistemi, aynı zamanda yeniliğin özü olan öğrenme süreçlerini yöneten bir ödül sisteminin parçası olmalı, çalışanları bireyler olarak kolektif öğrenmeye katılmaya motive etmelidir.

Bu kolektif öğrenme zamanla birikir; bu nedenle, öğrenen örgütün (learning organization) bütünlüğünü korumak için finansal kaynakların sürekli olarak tahsis edilmesi gerekir. Son olarak, finansmanı yeniliğe dönüştürebilecek sosyal koşul finansal bağlılık/angajmandır. Bu ise finansal getiri sağlayana kadar birikimli yenilik sürecini sürdürmek üzere fonların tahsis edilmesini sağlayan bir dizi ilişkiye karşılık gelir. İster işletmenin kendi kaynakları yoluyla elde edilmiş olsun, isterse dışarıdan enjekte edilsin, genellikle “sabırlı” sermaye olarak adlandırılan bu sermaye, yenilik sürecinin doğasında var olan belirsizliğe rağmen, kolektif öğrenmeden kaynaklanan yeteneklerin zamanla birikmesini mümkün kılar. İç kaynaklar üzerinde stratejik kontrol, finansal bağlılığın kritik bir biçimidir. Ancak bu tür “iç sermaye” genellikle hisse senedi ihraçları, tahvil ihraçları veya banka borçları gibi dış finansman kaynaklarıyla desteklenebilir. Bu kaynaklar, farklı zaman ve yerlerde yeniliği sürdürmeye az ya da çok angaje olabilir.

Yenilikçi işletme, teknolojik ve piyasa koşullarını faaliyetleri üzerinde önceden belirlenmiş kısıtlamalar olarak kabul etmek yerine, bunlarla yüzleşip dönüştürerek rekabetçi bir avantaj elde eder. Kapitalizmin yüksek gelişiminin altında yatan temel sebeplerden biri de yenilikçi işletmelerin bu kısıtlamaları bertaraf edip ulaştıkları üretim artışıdır. Sonuç olarak, Lazonick’in “yenilikçi işletmenin sosyal koşulları” perspektifi, stratejik kontrolün uygulanmasının işletmenin kendine özgü rekabetçi başarısının temelini oluşturan kolektif süreçleri ve birikimsel yolları nasıl ve hangi koşullar altında sağladığını sorgular. Farklı ülke, sektör ve firmalar üzerine yaptığı çalışmalarda farklı örneklerde ve farklı düzeylerde yeniliğin bu koşullarını incelemekle kalmamış, aynı zamanda bu koşulların hangi tarihsel durumlarda ve hangi aktörler eliyle işlemez hale getirildiklerini de ortaya koymuştur. Bu son nokta başlı başına farklı bir yazının konusu. Biz bu yazıyı Lazonick’in teorisinin metodolojik, ideolojik ve siyasi potansiyelini irdeleyerek tamamlayalım.

Metodolojik açıdan, Lazonick teorisinin ekonomistleri teori ile tarihi bütünleştirmeye çağırdığını düşünür. Penrose’dan (1989, 11) alıntıladığı gibi: “Zaman ve mekâna atıfta bulunmayan evrensel gerçeklerin ekonomik olayları tanımlaması mümkün değildir.” Bir teorinin gerçek dünyadaki olgularla ilgili olabilmesi için de tarihsel gerçekliğin titiz bir incelemesinden türetilmesi gerekir. Tarihi anlamlandırmak için teoriye ihtiyacımız varsa, teoriyi anlamlandırmak için de tarihe ihtiyacımız vardır. Böylece teori, her an hem bildiklerimizin kavramsal bir özeti hem de bilmemiz gerekenleri araştırmak için bir rehber haline gelir. Yenilikçi işletme teorisinin detaylandırılması, süreçlerin örgütsel ve kurumsal belirleyicileri üzerine sistematik karşılaştırmalı-tarihsel araştırma gerektirir.

İdeolojik açıdan, yenilikçi girişim teorisi, ekonominin, piyasaların, ekonomik kalkınmanın nedenleri değil, sonuçları olduğu kolektif, kümülatif ve belirsiz bir süreç olarak anlaşılmasını talep eder. Yenilikçi girişim teorisi, bireysel seçim fırsatları sağlamada piyasaların önemini reddetmemekle birlikte, piyasalar aracılığıyla yapılan bireysel seçimin ekonomik kalkınmayı yönlendirdiği ideolojisini reddeder.

Son olarak siyasi açıdan, yenilikçi girişim teorisi, yenilikçi girişimin sosyal koşullarını desteklemek ve ticari işletmelerin faaliyetlerinin adil ve istikrarlı ekonomik büyümeye katkıda bulunması için ürün, işgücü ve sermaye piyasalarını düzenlemek üzere yönetişim, istihdam ve yatırım kurumlarını yapılandırmak için bir çerçeve sunar. Ülkeler arasındaki gelişmişlik düzeyi de dahil farklılıkların altında yatan gerçek, tarihsel olarak ülkelerin kurumları arasındaki görülen farklılıklarla açıklanabilir. Herhangi bir zamanda bu kurumlar şirketlerin faaliyetlerini hem mümkün kılar hem de kısıtlar. Zaman içinde bu kurumların kendine özgü unsurları şirketlerin işleyiş biçimlerine yerleşir. Aynı şekilde bir ülkenin işletmelerinin faaliyetleri kurumların yapıları üzerinde etkide bulunacaktır.

Sonuç olarak, işletmelerin (genellikle ulusal) kurumsal ortamlara gömülü olan sosyal yapılar olduğu kabul edilirse, yenilikçi işletme teorisi de teknolojileri dönüştüren ve pazarlara erişim sağlayarak daha önce var olanlara göre daha yüksek kaliteli ve/veya daha düşük maliyetli ürünler üretilmesini destekleyen süreçleri destekleyebilecek, endüstriyel sektörler, işletmeler ve ekonomik kurumlar arasındaki ilişkilerin bir modeline gömülü olmalıdır.

Bir önceki yazıda söz verdiğimiz yenilikçi işletme teorisinin neoklasik iktisatla ayrıştığı, daha doğrusu zıtlaştığı temel noktaların tartışması ise bir sonraki yazıya kaldı. Serinin bu üçüncü ve son yazısında bu zıtlaşmaya değinip, işletmenin neden kapitalizmin temel analiz birimi ya da en azından en önemli analiz birimlerinden biri olabileceği üzerine birkaç fikir yürüteceğiz.

Kaynakça

Lazonick, William. (2005). The Innovative Firm, in Jan Fagerberg, David Mowery, and Richard Nelson, eds., The Oxford Handbook of Innovation, Oxford University Press: 29-55.

Lazonick, William. (2015). The Theory of Innovative Enterprise: Foundation of Economic Analysis, AIR Working Paper, August, at https://scispace.com/pdf/the-theory-of-innovative-enterprise-a-foundation-of-economic-4cse9f8n8m.pdf.

Penrose, Edith T. (1989). History, the Social Sciences and Economic ‘Theory,’ with Special Reference to Multinational Enterprise, in Alice Teichova, Maurice Lévy-Leboyer, and Helga Nussbaum, eds., Historical Studies in International Corporate Business, Cambridge University Press: 7-14.

Schumpeter, Joseph A. (2003 [1943]). Capitalism, Socialism, and Democracy, Routledge.

Önerilen Alıntı: Alıntıyı Kopyala
Mustafa Erdem Sakınç (2026). Kapitalizmin Temel Analiz Birimi “İşletme” Olabilir Mi? (II). Katman Portal. https://katmanportal.com/doi/10.5281/zenodo.20257567
  • Mustafa Erdem Sakınç, Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Ekonomi Bölümü’nden 2004 yılında mezun oldu. 2009’da ODTÜ ve University of Massachusetts Lowell’da iki ayrı interdisipliner bölümde yüksek lisanslarını, 2016’da ise Bordeaux Üniversitesi’nde ekonomi doktorasını tamamladı. Başlıca araştırma alanı, şirket ekonomi politiği ana başlığı altında yenilik ekonomisi, finansallaşma, kurumsal yönetişim ve endüstri ilişkileri arasındaki etkileşimlerdir. Özel uzmanlık alanları ABD ve Avrupa'daki havacılık, ilaç ve BİT endüstrileridir. Halen Université Sorbonne Paris Nord'da öğretim üyesi ve üniversiteye bağlı Analyse des Crises & Transitions (ACT) araştırma merkezinde uzman araştırmacıdır.

    Diğer Yazıları