Üretimin örgütlenme biçimine bağlı olduğu koşullarda fiyat, gelir ve bölüşüm, yani tarım politikası, örgütlenme biçimleri arasındaki ekonomi-politik önceliklerle belirlenmeye devam eder.
Geçtiğimiz günlerde hayvancılık ve süt kooperatifi ÖR-KOOP, borç yükü ve ödeme güçlüğü nedeniyle mahkemeye başvurarak konkordato ilan etti. Deniz Zeyrek’in sosyal medya platformunda gündeme getirdiği, bilinen bir çiftçi sorunu bugün toplumsal bir soruna dönüşmüş durumda: Tüccar ile çiftçi arasındaki fiyat anlaşmazlığı ve gelecekteki fiyat belirsizliği. Bu çatışmanın anatomisi oldukça açık. Çiftçinin hasat döneminde en kısa sürede en yüksek fiyattan alıcı bulması gerekir; aksi halde ürünü pazara ulaşmadan bozulabilir. Tüccar ise hâlâ satılabilir durumdaki ürünü en düşük fiyattan almak isteyecektir. Bu koşullar altında çiftçi üretim maliyetini karşılamak için zaman kaybetmeden düşük fiyatı kabul etmek zorunda kalabilir. Zaman ise tüccardan yanadır: Tüccar bekleyebilir ve çiftçinin karşılaştığı maliyetlerle karşılaşmaz. Bu çatışma ilk bakışta yalnızca bir bölüşüm sorunu gibi görünebilir. Ancak bu bölüşüm sorununun, çiftçilerin yalnızca belli ürünlere yönelmesine, hasattan kaçınmasına ya da ürünü toplamamayı tercih etmesine yol açabileceğini de gözetirsek, çiftçi ile tüccar arasındaki ilişki tüm toplumu ilgilendiren bir geçinme sorunu haline gelir. Çiftçi kolay bozulan ürünleri üretmekten kaçınabilir ya da ürünü toplamanın maliyetini karşılayamayacağını fark edip hasattan vazgeçebilir ve bir arz açığı doğar. Bu çatışmanın bir piyasa aksaklığı olarak karşımıza çıkmasının önüne geçebilir miyiz?
Sözleşmeli çiftçilik
Sorunu yukarıdaki gibi çerçevelendirdiğimizde akla gelen ilk çözüm yolu şüphesiz sözleşmeli çiftçiliktir. Bu yöntemle ürün ekilmeden ve üretim süreci başlamadan çiftçi ile tüccar arasında bir anlaşmaya varılır: Hangi üründen ne kadar, ne sürede yetiştirileceği ve hangi tarihte hangi fiyattan tüccara satılacağı anlaşmayla belirlenir. Bu tür bir anlaşmanın birkaç önemli avantajı olduğu görülebilir. Sözleşmeli üretim, üreticilerin sezon başında sabit bir fiyat belirleyerek fiyat riskini hafifletmelerini sağlar. Burada söz konusu riskin maliyeti (cezası), rastlantısal spot piyasa fiyatı tarafından belirlenir. Hedef miktarın M olduğunu ve üreticinin bu miktarı teslim etmesi karşılığında F fiyatı üzerinden ödeme aldığını varsayalım. Gerçekleşen üretim bu hedefin üzerindeyse üretici sözleşmeden M × F tutarında bir gelir elde eder; buna ek olarak hedefi aşan kısmı piyasa fiyatından satarak ilave gelir kazanabilir. Üretimin hedefin altında kalması durumunda ise satıcı, eksik kalan miktarı piyasadan satın alarak sözleşme yükümlülüğünü yerine getirmek zorundadır (Tack ve Yu, 2021). Sözleşmeli çiftçiliğe bu gözle bakıldığında, sıklıkla fiyat artışından sorumlu tutulan aracı tüccarın, çiftçiyle fiyat riskini paylaşarak önemli bir sigorta işlevi üstlendiği görülür. Öte yandan, özellikle küçük toprak sahibinin ne üreteceğini ve nasıl üreteceğini belirleyen, göreli olarak büyük firmaların bu anlaşmanın taraflarından biri olduğu koşullarda, küçük toprak sahibi “işçileşecek” ve mülk sahipliğinden gelen karar alma imtiyazlarını yitirecektir.[1]
Tüccarın monopsonistik gücünün belirleyiciliğini yinelemek isterim. Alıcı firmaların az sayıda olması onlara fiyat belirleme gücü verir: Az sayıdaki alıcı firmadan birine satmazsa çiftçi malını pazara sunamayabilir. Bu koşullar altında alıcı firma, sözleşmeli çiftçiliğin taraflarından biri olarak belirgin bir pazarlık gücüyle masaya oturur: Hangi tohumun kullanılacağı, bu tohumun nereden temin edileceği, hangi gübrenin kullanılacağı gibi neredeyse her ayrıntıyı belirleme gücüne erişebilir. Alıcı firma açısından çiftçiyi disipline etme girişimi şüphesiz kârlılık endişesiyle ortaya çıkar: Çiftçi, alıcı firma tarafından gözlemlenemeyen kararlar alabiliyorsa ve sözleşmenin sınırlarının dışındaki yollarla maliyetleri alıcı firmaya yükleme imkânı varsa, firma bu olasılığın önüne geçmek ister. Sözleşmenin koşullarını fazla sınırlayıcı bulan çiftçi için sözleşmeye dahil olmamak bir tercih gibi görünebilir. Ancak bu kararın sonucunda hasat zamanı, benzer firmalarla benzer bir fiyat savaşına, bu kez zamana karşı girişmek anlamına geleceğini öngörmelidir.
Çıkış yolları
Çiftçiler tamamen seçeneksiz değildir: Tek alıcı firmaya karşı örgütlenerek pazar güçlerini artırmayı deneyebilirler. Sáenz-Segura ve diğerleri (2010), Kosta Rika’daki biber üreticileri örneğinde bu kanalı araştırır: Tek bir alıcı firmanın bulunduğu koşullarda küçük üreticiler hasatlarını ortak olarak satma kararı alır. Bu karar monopsonistik rantları azaltırken, tek tek çiftçilerle anlaşma yapmanın gerektirdiği işlem maliyetlerini de ortadan kaldırır. Sáenz-Segura ve diğerleri (2010), belirli bir fiyat düzeyinde monopsoncu firma tarafından denetlenen yüksek kaliteli biberi küçük üreticilerin ortak bir anlaşmayla alıcı firmaya satmayı tercih ettiklerini ve bu kararın hem alıcı firmanın hem de çiftçinin gelirini artırdığını tespit eder. Çiftçilerin pazarlık gücünü artıracak bir diğer örgütlenme biçimi ise çiftçi kooperatifleridir.[2] Çiftçi kooperatifleri yalnızca kapitalist pazar ekonomilerinde değil, Sovyetler Birliği gibi örneklerde de kalkınmanın önemli bir ayağını oluşturmuştur (Sherman, 1969). Kooperatif üyesi çiftçiler arasındaki rekabetin uygunsuz (suboptimal) sonuçlar doğurma olasılığına karşı mekanizma tasarımı bu etkilerin önüne geçebilir: Mason ve Villalobos (2015), kooperatif üyesi çiftçiler arasında bir açık artırma mekanizmasıyla[3] en uygun üretime erişmeyi amaçlar. Simülasyonlarla merkezi kararları ile önerdikleri açık artırma mekanizmasını karşılaştırır ve açık artırma mekanizmasının verimliliğine işaret ederler. Öte yandan Rehber (2004), alıcı firmaların karşılaştığı zorluklara da dikkat çeker: sözleşmeli çiftçiler hasat döneminde piyasa fiyatının anlaşma fiyatının üzerinde oluştuğunu gözlemlerlerse anlaşma koşullarına aykırı davranabilir ve alıcı firma yerine doğrudan piyasaya ürün satmak isteyebilirler.
Bu olasılık alıcı firmaları daha da sınırlayıcı anlaşmalar yapmaya yönlendirebilir. Anlaşma koşullarını yerine getirmeyen ve tek seferlik kazancı tercih eden çiftçiler, sonraki yıllarda hem tüketici hem de üretici açısından tercih edilen anlaşmaların dışında tutulabilir.
Depolama imkânlarının geliştirilmesi bu çatışmaların önemli bir kısmının önüne geçmek için bir imkân olarak görülebilir. Ancak Burke ve diğerlerinin (2019) gösterdiği gibi, borçlanma kısıtları bu imkânların kullanılmasına da engel olabilir. Benzer şekilde Katman yazarı Çelik (2026), Katmanportal’daki yazısında özetlediği çalışmasında çiftçilerin teknoloji seçiminde de borçlanma koşullarını akılda tuttuğunu gösteriyor.
Sonuç yerine
Elimizde tarlada ve çiftliklerde yetişen ürünlerin tüketiciye ulaşma serüveninde rol oynayan hiçbir kesimi mevcut durumundan daha kötü bir hale getirmeden, en az bir kesimi kategorik olarak daha iyi koşullara ulaştıracak yöntemler olmayabilir. Bu koşullar altında riskten doğabilecek zararın nasıl paylaşılabileceğini tartışırken görüyoruz ki tarafların pazarlık gücü, risk azaltmasını arzu ettiğimiz mekanizmaların faydalarının eşitsiz bölüşülmesine ve pazarlık gücü geliştirme çabalarının kaynakların daha da verimsiz kullanılmasına neden olabilir.
Sözleşmeli çiftçilik, depolama ve kredi koşullarının belirlenmesinde bir diğer aktörün rolünü düşünelim: Devlet müdahalesi. Bir dizi ürünün fiyatının belirlenmesinde devlet rol üstlenmektedir. Bunun yanı sıra bazı ürünlerin işlenmesinde ve kalite kontrolünde devlet tek alıcı konumundadır. Devlet depolama ve dağıtımda önemli bir rol üstlenebilir ya da hal kanunu ile bu faaliyetleri düzenleyebilir. Sözleşmelerin sınırlarını belirleyerek çiftçinin tüccar karşısındaki pazarlık gücünü artırmaya çalışabilir. Sözleşmelerin ihlali ya da başarısız bir hasattan sonra sigortayı zorunlu kılabilir veya sigorta imkânı sunabilir.
Özenle belirlenmiş fiyat, tarım sigortası ve kalite kontrolü düzenlemeleri altında tarım kooperatifleri, çiftçi ile tüccar arasındaki ilişkinin düzenlenmesi için tercih edilen örgütlenme biçimlerinden biri olarak görünmektedir. Buna karşılık devletin alıcı rolü üstlendiği durumlar da ilgi çekici örnekler olarak öne çıkmaktadır. Casagrande ve diğerleri (2024), devletin alıcı rolünü üstlendiği koşullarda üretimi ve geliri inceledikleri çalışmalarında, Brezilya’da Fome Zero stratejisinin ardından geliştirilen Gıda Satın Alma Programı’nın (PAA) çiftçilerin üretim faaliyetleri üzerindeki etkilerini değerlendirir. Kamunun küçük ölçekli çiftçilerin ürünlerine yönelik istikrarlı talebinin süreçleri basitleştirebileceğini, yatırım risklerini azaltabileceğini, çiftçilerin kazançlarını ve pazara erişim imkânlarını artırabileceğini vurguladıktan sonra, PAA’ya katılan çiftçilerin mallarının parasal değerinin %13 oranında arttığını tespit ederler. Mazwi ve Yeros (2023) ise sözleşmeli çiftçiliğin endüstriyel tarım ürünlerine odaklandığı bir ortamda, talep yönlü belirsizlikler nedeniyle tahıl üretiminin zayıfladığı Zimbabve’deki, devletin alıcı rolünü üstlendiği planlı tarımı (“command agriculture”) inceler. Bürokratik engellerin girdi temini ve dağıtımını geciktirerek çiftlik düzeyindeki üretimi ve borç geri ödemelerini olumsuz etkilediğini, ancak ticari bankaların katılımcı seçimindeki rolünün genişlemesinin başvuru sahipleri arasındaki spekülatif eğilimlerin ayıklanmasına yardımcı olduğunu tespit ederler.
Yani denebilir ki tarımda fiyat, istihdam düzeyi ve bölüşüm, veri teknolojiye indirgenerek tek ve en uygun değerlere ulaşılamayabilir. Üretimin birden çok örgütlenme biçiminin, dolayısıyla fiyat, gelir ve bölüşüm denge değerlerinin mümkün olduğu koşullarda politika yapıcının ekonomi-politik önceliklerinin tarım politikasında belirleyici olmaya devam edeceğini söyleyebiliriz. Bu önceliklerdeki çelişkiler ise çiftçi ile pazar arasındaki çatışmaya kalıcı bir görünüm kazandıracaktır (Karaçimen ve Değirmenci, 2025).
Kaynakça
Burke, M., Bergquist, L. F., & Miguel, E. (2019). Sell low and buy high: Arbitrage and local price effects in Kenyan markets. The Quarterly Journal of Economics, 134(2), 785–842.
Casagrande, D., et al. (2024). Public food procurement and production: Evidence of the Food Acquisition Program in Brazil. Food Policy, 126, 102656.
Çelik, O. (2026). İklim Krizi Çağında Tarım (IV): Çiftçi Ne İster? Bir Ayrık Seçim Deneyinin Bulguları. Katman Portal. https://katmanportal.com/doi/10.5281/zenodo.21086653
Hurwicz, L. (1979). Socialism and incentives: Developing a framework. Journal of Comparative Economics, 3(3), 207–216.
Karaçimen, E., & Değirmenci, E. (2025). Brewing contradictions: State intervention and commodity dynamics in tea agriculture in Turkey. Journal of Agrarian Change, 25(2), e12619.
Mason, A. N., & Villalobos, J. R. (2015). Coordination of perishable crop production using auction mechanisms. Agricultural Systems, 138, 18–30.
Mazwi, F., & Yeros, P. (2023). Zimbabwe’s command agriculture: Problems of planning under neoliberalism. Agrarian South: Journal of Political Economy, 12(4), 431–454.
Rehber, E. (2004). Vertical integration in the food industry and contract farming: The case of Turkey. Outlook on Agriculture, 33(2), 85–91.
Sáenz-Segura, F., D’Haese, M., & Schipper, R. A. (2010). A seasonal model of contracts between a monopsonistic processor and smallholder pepper producers in Costa Rica. Agricultural Systems, 103(1), 10–20.
Sherman, H. J. (1969). The Soviet Economy. Boston: Little, Brown & Co.
Tack, J., & Yu, J. (2021). Risk management in agricultural production. In Handbook of Agricultural Economics (Vol. 5, pp. 4135–4231). Elsevier.
- Bu gelişme, veri teknolojinin sınıf ayrımlarının doğmasına yol açmasının bir örneği olarak görülebilir. Uç durumda tüccar firma, dikey entegrasyon yoluyla sözleşmeli çiftçilik önerdiği çiftçilerin topraklarını satın alarak onları işçi konumuna itecek ve piyasa belirsizliklerini azaltma yoluna gidecektir. ↑
- Çiftçi kooperatiflerinin kalkınma ve AB Ortak Tarım Politikası’ndaki önemini hatırlattığı için Erhan Ekmen’e teşekkür borçluyum. ↑
- Mekanizma tasarımının, özellikle piyasaların sosyal olarak en uygun (optimal) sonucu yaratamadığı koşullarda, sosyal olarak en uygun sonuçtan yola çıkarak karar alıcılar için bu sonucu tercih edilir kılan bir karar alma süreci tasarlama sanatının sosyalist kökenlerini de bu vesileyle vurgulamış olalım (Hurwicz, 1979). ↑
Yazar, yapay zekâ araçlarını yukarıda belirttiği kapsamda bilimsel yayın etiğine bağlı kalarak kullandığını beyan etmektedir. Yapay zekâ desteğiyle üretilen içeriklerin tüm sorumluluğu yazara aittir.
