Kapitalist piyasanın sermayedarlar, emekçiler ve devletlerle ilişkisini sınıfsal bütünlüğü içinde kavrayabileceğimiz Marksist bir çözümleme çerçevesini nasıl geliştirebiliriz? Bu yazıda, bu sorunun yanıtını Bertell Ollman’ın Marx’a referansla tespit ettiği beş genel soyutlama düzeyi üzerinden tartışmaya devam ediyorum.
Bir önceki yazımda kapitalist piyasa bağımlılığının/rekabetinin kapitalist toplumsal ilişkileri kuran (ve yeniden üreten) kritik bir tarihsel dönüşüm olduğu ön kabulünden yola çıkarak, kapitalist piyasanın sermayedarlar, emekçiler, devletler, farklı aidiyetler, kültürler, kısacası her türlü toplumsal olgu ile içsel ilişkisini sınıfsal bütünlüğü içinde kavrayabileceğimiz tutarlı bir Marksist çözümlemenin nasıl yapılabileceği sorusunu sormuştum. Bu soruyu yanıtlamak için de kapitalist piyasayı Bertell Ollman’ın Marx’a referansla tespit ettiği 5 soyutlama düzeyi[1] üzerinden tarihselleştirmeyi önermiştim.
Büyük yapay zekâ şirketlerinin yapay zekâ piyasasının düzenlenmesi taleplerinden yola çıkarak, tartışmayı sermayedarların kapitalist piyasa rekabeti içindeki stratejilerinin belirleyiciliğini sorgulayarak yürütmeyi tercih ettim. Zira, Marksistler arasında, kapitalizmin gidişatını anlayabilmek için sermayedarların ya da sermaye fraksiyonlarının birikim stratejilerine odaklanmaya dönük genel bir eğilim var. Sermayedarların ya da sermaye fraksiyonlarının belirli dönemlerdeki birikim stratejilerini anlamak, bunlara karşı nasıl mücadele edilebileceğini belirlemek için önemli olmakla birlikte, bu düzeyde bir çözümleme ne genel olarak anti-kapitalist bir mücadele ne de toplumsal olguları sınıfsal bütünlüğü içinde çözümlemek için yeterli. Dolayısıyla, kapitalist piyasanın kapitalist üretim ilişkilerinin kurulması ve yeniden üretilmesindeki merkezi rolünün altını çizmek, sermaye düzeninin (yani kapitalizmin) neden sermayedarların belirli bir dönemdeki kâr arayışlarının ötesinde bir tarihselliği olduğunu kavrayabilmek için önemli.
Ollman’ın 3. soyutlama düzeyinde kapitalist piyasa: İktisadi alanın siyasi alandan ayrışması
Kapitalist piyasanın tarihsel olarak kurulmasında, Avrupalı tüccarların köylü ailelerine eve iş verme (putting out) yoluyla ya da Afrikalı kölelere plantasyonlarda meta ürettirmeye başladıkları 16. yüzyılın kritik bir dönemeç olduğunu tartışmıştım. Zira, bu uygulamalarla Avrupalı tüccarlar, daha öncesinden farklı olarak doğrudan üretim sürecine müdahale etmeye, başka bir ifadeyle köylü ailelerinin ve kölelerin tüm biyolojik ve duygusal kapasitelerini meta üretimi için zorlamaya başlıyorlar. Bu süreci birbirleriyle giderek sertleşen rekabet koşullarında yaptıkları da dikkate alındığında, bu tüccarların gerek üretici köylüler ve kölelerle gerek birbirleriyle ilişkilerinin giderek kendi kontrolleri dışında işleyen bir piyasanın disiplini altında şekillenmeye başladığını söylemek mümkün görünüyor.
Bence kapitalizmin ilk nasıl geliştiğini sorgularken, denizaşırı ticaretin bu değişen niteliğini gözden kaçırmak ve Siyasi Marksistlerin yaptığı gibi bu süreci toplumsal mülkiyet ilişkilerinin sadece ve sadece İngiltere’deki dönüşümüne endekslemek, başka sorunların yanı sıra sermaye birikim sürecinin başından beri küresel ölçekte geliştiğini görmemize engel oluyor. Siyasi Marksistler tam da bu nedenle, kapitalizmin tarihsel gelişimini tartışırken siyasi sınır-temelli (territorial) çözümlemelere mahkûm kalıp, sermayenin küresel ölçekte yaptığı dönüştürücü baskıları anlamamıza yardımcı olarak kavramsal araçlar geliştiremiyorlar. Yine, Ellen Meiksins Wood (2005) tam da bu nedenle, kapitalizmin ancak 1990’lardan sonra küreselleştiğini ileri sürmek durumunda kalıyor.
Oysa, Simon Clarke’ın (2001: 76) ısrarla söylediği gibi, kapitalizmin tarihsel gelişiminde çoğunlukla esas aldığımız ulusal bağlamların aksine sermaye birikimi başından beri küresel olarak şekillenen bir süreçtir. Bu, kapitalist üretim ilişkilerinin tarihsel gelişiminin, kâr peşindeki sermayedarların dünya genelinde tetiklediği çok katmanlı toplumsal ve siyasi mücadelelere göre yeni yönelimler aldığı anlamına gelir. Siyasi Marksistlerin ufuk açıcı kavramı “piyasa zoru” bu nedenle küresel olarak düşünülmesi gereken bir tarihsel dinamiğe işaret etmektedir.
Bu tespitle, kapitalist piyasayı Ollman’ın tanımladığı 3. düzeyde somutlamış olduk. Kapitalist üretim ilişkilerinin kurulması ve yeniden üretiminde kritik bir rol oynayan küresel nitelikteki ‘kapitalist piyasa’, bizzat kendisini kuran mülksüzleşme ve kapitalist rekabet süreçlerinin sürekli yeniden üretildiği bir ‘iktisadi’ alandır. Böyle olduğu ölçüde, gerek emekçiler gerek tekil sermayedarlar tarafından, kendilerinden bağımsız, kaçınılmaz, onlar üzerinde dışsal bir disiplin kuran bir gerçeklik olarak deneyimlenir. Oysa, Katman’daki yazılarımda başından beri vurguladığım gibi, kapitalist piyasa bu “deneyimlenen gerçekliğini” (Corrigan, Ramsey ve Sayer, 1980) uzun yıllar boyunca kaybedilen toplumsal ve siyasi mücadeleler sonucu kazanmış ve böylece kapitalist üretim ilişkilerinin gelişiminin temel sınıfsal dinamosuna dönüşmüştür.
Bu noktada, Wood’un bence yine çok ufuk açıcı, ancak bizzat kendisi tarafından sorunlu yorumlanan bir diğer kavramına dönmek istiyorum: ‘iktisadi alanın siyasi alandan ayrışması’. Ollman’ın 3. düzeyinde bu, küresel ölçekli sermaye tahakkümünün siyasi içeriğinin toplumsal aktörler açısından görünmez olmasına ve ‘iktisadi’leşmesine karşılık gelmektedir.
Aslında siyasi bir dinamik olan sermaye tahakkümünün emekçiye nasıl ‘iktisadi’ ve kendisinden bağımsız bir olgu gibi göründüğünü Marx Kapital’in birinci cildindeki “Basit Yeniden Üretim” bölümünde çok çarpıcı bir şekilde anlatır. Marx’a (1867/2011: 551-552) göre, kapitalist üretim ilişkileri bir kez kurulduktan sonra işçi üretim sürecinden, sürekli girdiği gibi, mülksüz çıkar. “Üretim süreci aynı zamanda emek gücünün kapitalist tarafından tüketilmesi süreci olduğu için, işçinin ürünü sürekli olarak metalara dönüşmekle kalmaz, aynı zamanda sermayeye, değer yaratan gücü emen değere, kişileri satın alan geçim araçlarına, üreticileri kullanan üretim araçlarına dönüşür. Bu nedenle, bizzat işçinin kendisi durmaksızın nesnel zenginliği sermaye olarak, kendisine yabancılaşmış, kendisine hükmeden ve kendisini sömüren bir güç olarak üretir”. İktisadi bir olgu olarak düşünme eğiliminde olduğumuz ‘sermaye’, bu nedenle emekçinin gasp edilen emek gücünden başka bir şey değildir. Bu siyasi gerçekliğin sermaye, para, kâr gibi iktisadi kavramlarla ifade edilir hale gelmesi ve böylece siyasi değilmiş gibi yaşanagelen bir ‘iktisadi’ bir piyasa alanının ortaya çıkması kapitalizmi kendisinden önceki üretim ilişkilerinden ayırt eden temel tarihsel özgüllüğüdür.
Daha önceki bir yazımda da vurguladığım gibi, bu siyasi gerçeğin fark edilmesi ve ideolojik bir eleştiriye tabi tutulması, kapitalist piyasanın ‘iktisadi’ bir alan olarak deneyimlenen gerçekliğini değiştirmez. Zira bu tür bir değişim için kapitalist üretim ilişkilerinin kurulmasında başat süreçler olan emekçinin mülksüzleşmesi ve sermayedarların birbirleriyle ölümüne rekabet etmesi koşullarının ortadan kaldırılması, yani kapitalizmin yıkılması gerekir.
Tarihsel olarak iktisadi alanın siyasi alandan ayrışmasının üreticiler ve sermayedarlar açısından mutlaka eş zamanlı giden süreçler olmadığını ben, en çarpıcı biçimde “Kanlı Ada” olarak Türkçe’ye çevrilen 1969 yapımı Queimada (İsyan)[2] filminin bir sahnesinde fark etmiştim. Haiti Devrimi’nden esinlenilerek yapılan filmde, İngiliz ajanın kışkırtmaları sonucu adada başarılı bir isyan çıkartan ve beyaz İspanyol efendileri alaşağı edip devleti yönetmeye başlayan siyah lider, başkanlığının ilk günlerinde bu kez İngilizlerle iş birliği yapmak zorunda kalır. Zira, ada ekonomisinin devamı için elzem olan küresel şeker piyasasının rakamlarla ifade edilen teknik gerçekliğini anlaması mümkün değildir. Siyah başkanın anlayamadığı bu karmaşık parasal dünya, köle ticareti ve köle emeği sömürüsünün devam ettiği 19. yüzyılda kapitalist rekabetin sermayedarlar için çoktan kendi iktisadi gerçekliğini kurduğu bir dünyadır.
Siyasi Marksistler ve pek çok başka Marksist yaklaşımda, ‘iktisadi alanın siyasi alandan ayrışmasının’, basitçe, piyasa ya da sivil toplumun açık şiddet tekelini elinde toplayan devletten ayrışması olarak yorumlanması içinden çıkılmaz epistemolojik sorunlara neden olmaktadır.
Ollman’ın 2. soyutlama düzeyinde kapitalist piyasanın uzun dönemli küresel dönüşümleri
Kapitalist piyasa, toplumsal aktörler üzerindeki disipline edici niteliği sabit kalmakla birlikte, ilk gelişiminden bu yana önemli uzun dönemli tarihsel değişimlerden geçerek varlığını sürdürmektedir. Değişmeyen disipline edici niteliği, yukarıda da tartıştığım gibi Ollman’ın 3. soyutlama düzeyinde ele alınması gereken bir olguyken, kapitalist piyasanın tarihsel olarak değişen, uzun dönemli nitelikleri 2. soyutlama düzeyinin konusudur.
Bu 2. düzeydeki değişimler iki örnek üzerinden somutlanabilir. Kapitalist piyasada sermayedar-çıplak şiddet ilişkisine dair bugünkü ön kabullerimizin tarihsel olarak değişmez olmadığını gösteren ilk örnek, 16. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar denizaşırı ticaret yapan şirketlerin aynı zamanda şiddet araçlarını da elinde bulunduran kurumlar olmasıdır. İngiltere, Hollanda, Fransa gibi sömürgeci monarşilerin himayesindeki Doğu ve Batı Hindistan şirketlerinin askeri güç ve savaş kapasitesine sahip ticaret gemileri bunun en tipik ifadesidir. Bu örnek, kapitalist rekabetin bir dönem sadece ‘iktisadi’ araçlarla değil, askeri araçlarla da verildiğini göstermesi açısından önemlidir. Bu yüzyılların savaş kabiliyetine sahip şirketlerinden günümüzün profesyonel, çıplak şiddetten arındırılmış şirketlerine geçiş uzun ve karmaşık bir tarihsel sürecin ürünüdür. Kapitalist piyasayı bu uzun dönemli tarihselliği içinde düşündüğümüzde, kapitalist rekabetin tarih-ötesi bir biçimde, şiddetten azade bir serbest rekabet piyasası üzerinden anlaşılması hatasına düşmeyiz.
İkinci örnek, kapitalist piyasanın emekçiler ve sermayedarlar üzerinde kurduğu disiplinin toplumsal ve siyasi mücadelelerle uzun dönemli olarak değişmesidir. Örneğin, 1945 sonrasında dünya kapitalizmi, ABD tarafından hayata geçirilen parasal ve uluslararası düzenlemelerle kapitalist piyasanın toplumsal aktörler ve devletler üzerindeki disiplininin yumuşatıldığı bir kapitalizmdir. Bu dönemin küresel kapitalist piyasası, Batılı ve Batılı olmayan kapitalist devletlerin özellikle iç ilişkilerinde bu yönde aktif ve etkili politikalar yürütmelerine imkân vermiştir.[3] 1980’lerden itibaren neoliberal finansal serbestleşme, genişleme ve derinleşme politikalarıyla kapitalist piyasanın bu niteliği köklü bir biçimde değişmiş, küresel piyasanın toplumsal aktörler ve devletler üzerindeki disipline edici gücü artmıştır.
Ollman’ın 1. soyutlama düzeyinde ulusal, yerel ve sektörel piyasalar
Kapitalist piyasanın tarihsel dinamiklerini Ollman’ın 1. soyutlama düzeyinde, ulusal, yerel ve sektörel piyasalara odaklanarak çözümleyebiliriz. Ulusal, yerel ve sektörel piyasalar, kapitalist piyasanın küresel ölçekteki disiplininin kapitalizmin eşitsiz ve bileşik gelişimi içinde ve dünyanın farklı coğrafyalarındaki özgül toplumsal ve siyasi dinamikler eşliğinde yeniden tanımlanmasıyla kurulur. Farklı siyasi ve iktisadi kapasitelere sahip ulus-devletler, küresel piyasa disiplinini ve kapitalist piyasanın kaçınılmaz krizlerini kendi sınırları içinde güçleri ölçüsünde idare etmeye çalışırken bu disiplinin yıkıcı sonuçlarını emekçi sınıflara yüklemeye ya da emperyalist stratejilerle başka coğrafyalara transfer etmeye çalıştıkları ölçüde ulusal, yerel ve sektörel piyasaların şekillenmesine katkıda bulunurlar.
Burada gözden kaçırılmaması gereken iki önemli konunun altını çizeyim. Birincisi, güçlü kapitalist devletler dahi siyasi ve iktisadi tercihlerini ve müdahalelerini küresel piyasanın disipline edici baskısı altında yaparlar. Güçlü kapitalist devletlerin, uyguladıkları politikalarla küresel kapitalist piyasanın şekillenişine güçsüz devletlere göre daha etkili müdahaleler yaptıkları doğrudur; ancak bu, bu devletlerin küresel kapitalist piyasayı doğrudan belirlediği anlamına gelmez. İkincisi, iktisadi ve siyasi kapasiteleri sınırlı devletlerin dahi küresel kapitalist piyasanın baskılarının tersine politikalar uygulamaları mümkündür. Ancak, bu tür politikalar, küresel piyasanın kapitalizmdeki merkezi konumu nedeniyle orta ya da uzun vadede bu devletleri daha büyük krizlerin içine sürükler.
Bunun nedenlerini, kapitalizmin tarihsel gelişiminde kapitalist piyasanın krizlere gebe çelişkili içeriğini ve kapitalist devleti tartışacağım sonraki yazılarımda ele alacağım. Ancak burada, devletlerle sermayedarların ve çeşitli piyasaların birbirlerini karşılıklı olarak etkileyebildikleri ‘dışsal’ ilişkilerin, Ollman’ın 1. düzeyinin konusu olduğu vurgulanmak gerekiyor. Bu düzeyin kapitalist üretim ilişkileriyle ‘içsel’ bağı, bu aktörlerin tümünün kendilerini 3. düzeyin konusu olan kapitalist piyasa disiplini/rekabeti içinde yeniden üretmeleri gereğiyle kurulmaktadır.
Ollman’ın 5. soyutlama düzeyinde kapitalist piyasa: İnsan-doğa ilişkisi
Kapitalist piyasayı, Ollman’ın önerdiği soyutlama düzeylerinde 4’ten 1’e doğru ve giderek daha kısa-dönemli hale gelen bir tarihsel akış içinde düşünürken öne çıkan en çarpıcı sonuç şu oldu: her düzeyde toplumsal ve siyasi mücadelelerle belirlenen ve fakat bu mücadeleleri veren toplumsal ve siyasi aktörlerden ayrı bir tarihsel kendiliğindenlik kazanan kapitalist piyasa zoru (disiplini/rekabeti) olgusu. Kapitalist üretim ilişkilerinin, kapitalizm öncesi üretim ilişkileri ile karşılaştırıldığında ayırt edici tarihsel özgüllüğünü oluşturan bu ‘iktisadi’ zor biçimi insan-doğa ilişkisini de köklü olarak değiştirdi.
Toplumsal üretim ilişkilerinin insanın yaşaması için gerekli temel ihtiyaçlar yerine, kâr peşindeki sermayenin meta üretimi kaygılarını önceleyecek şekilde yeniden tanımlanması ve bu sürecin kapitalist piyasa zoru içinde tüm toplumsal aktörlerin yeniden üretiminin olmazsa olmazı haline gelmesi, kapitalizmin krizlerle malul yıkıcı dinamizmini ortaya çıkarmıştır. Günümüzün en ciddi küresel sorunu olan iklim değişikliği bu yıkıcılığın insanlığı getirdiği son noktadır ve ne yazık ki kapitalizm içinde çözülebilmesi mümkün değildir.[4]
Tartışmayı başladığımız konuyla sonuçlandırmak gerekirse, ulusal, yerel ya da sektörel ölçekte bir piyasanın gelişimi (örneğin yapay zekâ piyasası), kapitalist piyasanın genel işleyiş dinamikleri (kapitalist rekabette başarılı olmak için sürekli teknolojik yenilik yapma gereği), bu piyasanın belirli bir dönemdeki küresel tarihsel özgüllüğü (günümüzde küresel finansal piyasaların itici gücünün yapay zekâ yatırımları olması), devletlerin sınırlı müdahaleleri (teknolojik rekabette geride kalmanın ABD’yi Çin karşısında dünya-tarihsel bir yenilgiye uğratabilecek olması) ve bu piyasanın insan-doğa ilişkileri üzerindeki etkileriyle (insan eliyle yaratılan yapay zekânın insanın kontrolünden çıkması olasılığı) belirlenir. ABD merkezli büyük yapay zekâ şirketlerinin, devletlerin ortak müdahalesiyle yapay zekâ teknolojisinin yavaşlatılmasına dönük talepleri bu çerçevede, hem ABD devletinin hem de bu şirketlerin içinde bulundukları tarihsel çıkmazlara işaret ediyor.
Kaynakça
Bedirhanoğlu, Pınar (2026) “Towards an Open and Political Marxist Theory of the State: ‘Levelling’ Simon Clarke’s ‘Rule of Money’ and Ellen Meiksins Wood’s ‘Market Imperative’”, Capital and Class, Political Marxism and Open Marxism: Divergences and Convergences Özel Sayısı, https://journals.sagepub.com/doi/10.1177/03098168261459854 (açık erişim).
Clarke, Simon (2001) “Class Struggle and Global Overaccumulation”, Phases of Capitalist Development: Booms, Crises and Globalization içinde, Robert Albritton, Makoto Itoh, Richard Westra ve Alan Zuege (haz.), Londra: Macmillan, 76-92.
Corrigan, Philip, D. Harvie Ramsay ve Derek Sayer (1980) “The State as a Relation of Production”, P. Corrigan (ed.) içinde, Capitalism, State Formation and Marxist Theory: Historical Investigations, London, Melbourne, New York: Quartet Books, 1-25.
Marx, Karl (1867/2011) Kapital, I. Cilt, İstanbul: Yordam Kitap.
Ollman, Bertell (2015) “Marxism and the philosophy of internal relations; or, How to replace the mysterious ‘paradox’ with ‘contradictions’ that can be studied and resolved”, Capital and Class, Cilt.39, Sayı.1, 7-23.
Wood, Ellen Meiksins (2005) Empire of Capital, Londra ve New York: Verso.
- Hatırlatmak gerekirse, Ollman (2015) bu 5 düzeyi şöyle tanımlıyordu: tüm insanlar için geçerli olan insanın temel ihtiyaçlarının ve bu ihtiyaçların doğa ile ilişki içinde nasıl karşılandığının ele alındığı 5. düzey; sınıflı toplumların genel toplumsal örgütlenme dinamiklerine odaklanılan 4. düzey; genel olarak kapitalizmin çözümlendiği 3. düzey; modern kapitalizmin güncel dinamiklerinin tespit edildiği 2. düzey; ve tekil olguların çözümlendiği 1. düzey. ↑
- Queimada, 1969. Yönetmen: Gillo Pontecorvo. Başroller: Marlon Brando, Evaristo Marquez. ↑
- Katman’daki yazılarında Serdal Bahçe bu dönemin kapsamlı bir çözümlemesini yapmaktadır. ↑
- İklim değişikliği sorunu, Katman’ın pek çok yazarı tarafından farklı boyutlarıyla ele alınmaktadır. Merak edenler okumaya, doğrudan bu konuya odaklanan Ebru Voyvoda ve Oğuzhan Çelik’in yazılarıyla başlayabilirler. Sermayenin ‘yeşil’ finansal araçlarla iklim değişikliğini dahi nasıl metalaştırdığını tartışan Ferda Dönmez Atbaşı’nın yazısı ise, bu yazımdaki tartışma için özellikle manidar. Dönmez Atbaşı’nın yazısı için bknz.https://katmanportal.com/iklim-krizi-bir-finansman-sorunu-mudur/?highlight=iklim+de%C4%9Fi%C5%9Fikli%C4%9Fi ↑
Yazar bu yazının hazırlanmasında yapay zeka aracı kullanmamıştır.
