Takip et

Ücretler Gerçekten Enflasyonu Sürüklüyor mu?

🎧 Dinle ✕
DOI:10.5281/zenodo.23247555 Atıf Yap ✅ Kopyalandı! Kopyala ✅ Kopyalandı!

Ücretlerle fiyatların birlikte yükselmesi, enflasyonun ücretlerden kaynaklandığını göstermiyor. Türkiye üzerine bulgular, ücretlerin enflasyonu başlatan temel unsurdan çok, yükselen fiyatlara ve enflasyon beklentilerine tepki verdiğine işaret ediyor.

Türkiye’de asgari ücret görüşmeleri yaklaşırken aynı tartışma neredeyse kaçınılmaz biçimde yeniden gündeme geliyor: Asgari ücrette yapılacak yüksek bir artış enflasyonu yükseltir mi? Ya da soruyu tersten sorarsak: Asgari ücret enflasyonun altında artırılırsa enflasyon gerçekten düşer mi? Bu sorulara cevap vermeden önce, tartışmanın neden günümüzde yeniden bu kadar önemli hâle geldiğini açıklamaya çalışalım.

Bilindiği üzere, 1980’lerin ortalarından itibaren enflasyon birçok gelişmiş ekonomide önceki dönemlere kıyasla daha düşük ve istikrarlı seyretmişti. Great Moderation olarak adlandırılan bu dönemin ardından enflasyon, COVID-19 pandemisi sonrasında küresel ölçekte yeniden güçlü bir yükselişe geçti. Bu yükseliş büyük ölçüde pandeminin yol açtığı arz zinciri aksaklıkları, ekonomilerin yeniden açılmasıyla hızla toparlanan talep, talebin hizmetlerden mallara kayması ve emtia fiyatlarındaki artışlarla ilişkilendirildi (Bobasu vd., 2021; Attinasi vd., 2021). Rusya’nın Şubat 2022’de Ukrayna’yı işgalinin ardından özellikle enerji, gıda ve gübre fiyatlarında ortaya çıkan yeni baskılar ise mevcut enflasyonist süreci daha da güçlendirdi (Hellegers, 2022; Ihle vd., 2022).

Bu dönemde yaşanan enflasyonun dikkat çekici özelliklerinden biri çok hızlı yükselmesiydi. Ancak daha belirgin olan, başlangıçtaki şokların etkisi azalsa ve merkez bankaları para politikalarını belirgin biçimde sıkılaştırsa bile enflasyonun bir süre daha yüksek seyretmesiydi. Bu nedenle iktisadi tartışmalar, enflasyonu neyin başlattığı sorusunun yanında giderek enflasyonu neyin kalıcı hâle getirdiği sorusuna da yöneldi. Enerji ve diğer girdi maliyetlerindeki artışların fiyatlara kademeli biçimde aktarılması, firmaların kâr marjlarını koruma çabası, sıkı işgücü piyasalarının ücret baskılarını artırması, beklentilerin geçmiş enflasyona daha duyarlı hâle gelmesi ve çalışanların reel ücret kayıplarını telafi etmeye yönelik ücret talepleri bu tartışmada öne çıkan mekanizmalardı (Battistini vd., 2022; Boissay vd., 2022; Adrian, 2022).

Ücret-fiyat sarmalı neden yeniden gündemde?

Yüksek enflasyonun ücret taleplerini artırması ve yükselen ücret maliyetlerinin yeniden fiyatlara yansıması, İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki yüksek enflasyon ortamında iktisadi tartışmalarda belirgin biçimde yer bulan ücret-fiyat sarmalı tartışmasını yeniden gündeme taşıdı (Bernstein ve Patel, 1952; Boissay vd., 2022; Alvarez vd., 2022).[1] Bu konunun özellikle yüksek enflasyon dönemlerinde gündeme gelmesi tesadüf değildir. Çünkü bu dönemlerde ücretlerle fiyatların birlikte yükseldiğini gözlemlemek çok daha kolaydır. Ancak bu birliktelik, neden ile sonucun birbirine karıştırılması riskini de beraberinde getirir. Ücretleri enflasyonun nedeni olarak gören yaklaşım oldukça basit bir mekanizmaya dayanır: Ücret artışları bir taraftan işletmelerin işgücü maliyetlerini, diğer taraftan hanehalkının satın alma gücünü ve dolayısıyla talebi artırarak fiyatların yükselmesine neden olur. Bu görüşe göre nedenselliğin yönü ücretlerden fiyatlara doğrudur.

Ancak aynı ilişkiyi tersinden okumak da mümkündür. Fiyatların yükselmesi çalışanların satın alma gücünü aşındırır ve bu kaybın telafi edilmesi daha yüksek ücret taleplerini beraberinde getirebilir. Bu durumda ücretlerde görülen artışın nedeni daha önce gerçekleşmiş fiyat artışlarıdır; yani ücretler fiyatları değil, fiyatlar ücretleri yukarı çekmektedir. Dolayısıyla ücretlerle fiyatların aynı dönemde ve aynı yönde hareket etmesi, tek başına ücret artışlarının fiyat artışlarının kaynağı olduğunu göstermez.

Ücret-fiyat ilişkisinin sürekliliği, konunun düzeylerden ziyade değişim oranları üzerinden ele alınmasını daha anlamlı hâle getirir. Tartışılması gereken yalnızca ücretlerin ve fiyatların yükselip yükselmediği değil, başlangıçta ortaya çıkan bir şokun ekonomi içinde nasıl ve ne oranda yayıldığıdır. Örneğin enerji fiyatlarındaki ani bir yükseliş önce fiyatları artırabilir; bunun ardından çalışanların satın alma gücü kaybını telafi etmeye yönelik ücret artışları ortaya çıkabilir ve yükselen ücret maliyetleri yeniden fiyatlara yansıyabilir. Ancak burada belirleyici olan, fiyatlardaki artışın ücretlere ve ücretlerdeki artışın yeniden fiyatlara hangi oranda aktarıldığıdır. Eğer her aşamada başlangıçtaki şokun daha küçük bir bölümü karşı tarafa aktarılıyorsa, bu etkileşim bir süre devam etse bile giderek zayıflayacaktır. Aynı mantık ücretlere gelen tek seferlik bir şok için de geçerlidir.

Şokun kaynağı ve aktarım gücü neden önemli?

Şokun kaynağı, ekonomi politikasının nasıl tasarlanması gerektiği açısından oldukça önemlidir. Eğer süreci başlatan şok ücretlerden geliyor ve ücret artışlarının önemli bir bölümü fiyatlara aktarılıyorsa, ücret artışlarını sınırlamak enflasyonist baskıları azaltabilir. İlk şok ücretlerden kaynaklanmıyorsa bile, fiyatlardan ücretlere ve ücretlerden yeniden fiyatlara aktarım çok güçlüyse ücretleri sınırlamak bu sarmalı -ve dolayısıyla enflasyonist baskıları- yine zayıflatabilir. Buna karşılık aktarım sınırlıysa, ücretleri baskılamak enflasyonun kaynağını ortadan kaldırmadan esas olarak onun sonuçlarından birine müdahale etmek anlamına gelir.

Türkiye’de son yıllarda uygulanan ekonomi politikası bu tartışmanın oldukça somut bir örneğini oluşturuyor. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Temmuz 2023’te açıklanan ekonomi programının temel bileşenlerinden birini “enflasyon hedefi ile uyumlu gelirler politikası” olarak tanımlamıştı.[2] İlerleyen aylarda yüksek ücret artışlarının yüksek enflasyona yol açabileceğini, bunun bir “sarmal” yarattığını ve “bu kısır döngüyü kırmamız lazım” diyerek ücret artışları ile enflasyon arasındaki karşılıklı etkileşime dikkat çekti.[3] Böylece ücret artışlarının enflasyonu yeniden besleyebileceği düşüncesi, Türkiye’de uygulanan dezenflasyon politikasının unsurlarından biri hâline geldi. Bu yaklaşım asgari ücret politikasında da kendisini gösterdi. 2022 ve 2023 yıllarında yıl içinde iki kez artırılan asgari ücret, 2024’ten itibaren yılda bir kez belirlenmeye başlandı. Üstelik yılbaşındaki artışlar üç yıl üst üste bir önceki yılın gerçekleşen enflasyonunun altında kaldı: 2023 yıl sonu enflasyonu yüzde 64,8 iken 2024 başında asgari ücret yüzde 49; 2024 yıl sonu enflasyonu yüzde 44,4 iken 2025 başında yüzde 30; 2025 yıl sonu enflasyonu yüzde 30,9 iken 2026 başında yüzde 27 artırıldı.

Dolayısıyla Türkiye’de uygulanan gelirler politikasının enflasyonu düşürmede ne ölçüde etkili olacağını anlayabilmek için iki soruya birlikte cevap vermek gerekiyor: Enflasyonist şoklar esas olarak nerede başlıyor ve bu şoklar ücret artışları ile enflasyon arasında ne ölçüde aktarılıyor?

Yakın zamanda Quarterly Review of Economics and Finance dergisinde yayımlanan araştırmamda ücret artışları ile enflasyon arasındaki ilişkiyi tam da bu iki soru üzerinden ele aldım.[4] Amacım yalnızca ücretlerle fiyatların birlikte hareket edip etmediğini göstermek değildi. Asıl olarak, enflasyonist şokların nerede ortaya çıktığını, ücretler ile fiyatlar arasında hangi yönde yayıldığını ve bu aktarımın ne kadar güçlü olduğunu anlamaya çalıştım. Başka bir ifadeyle şu sorunun cevabını aradım: Ücret artışları enflasyonu harekete geçiren bağımsız ve önemli bir şok kaynağı mı, yoksa ücretler ekonominin başka bir yerinde başlayan enflasyonist gelişmelere esas olarak tepki veren bir unsur mu?

Araştırmada 2009 başından Ekim 2025’e kadar uzanan aylık verileri kullandım. Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtlarından elde edilen 88 alt sektöre ait ücret verileri, yalnızca Türkiye genelindeki ortalama ücret hareketlerini değil, tarım, sanayi ve hizmet sektörlerindeki gelişmeleri de ayrı ayrı incelemeye imkân verdi. Analize ücretlerin ve asgari ücretin yanı sıra enflasyon, enflasyon beklentileri, döviz kuru, faiz oranı ve istihdamı da dâhil ettim. Böylece sistemdeki şokların nereden başladığını ve zaman içinde diğer değişkenlere hangi yönde ve ne ölçüde aktarıldığını izlemek mümkün hâle geldi.[5]

Türkiye’de hikâye hangi yönde işliyor?

Elde edilen sonuçlar, ücret artışlarının Türkiye’de enflasyonu başlatan başlıca şoklardan biri olduğu görüşünü desteklemiyor.[6] Sistemdeki dalgalanmaların önemli kaynakları arasında enflasyonun kendisi ve özellikle enflasyon beklentileri öne çıkıyor. Ortalama ücretler ve asgari ücret ise çoğunlukla ekonominin başka bir yerinde başlayan şoklara tepki veren tarafta bulunuyor. Bu açıdan bakıldığında Türkiye’de ücretler, çoğu zaman şoku yaratan değil, şoku karşılayan değişkenler olarak karşımıza çıkıyor.

Şokun ücretlerden başlamaması, ücretlerin enflasyon açısından önemsiz olduğu anlamına gelmiyor. Eğer başka bir yerde başlayan enflasyonist şok ücretleri güçlü biçimde artırıyor ve bu ücret artışı yeniden fiyatlara önemli ölçüde aktarılıyorsa, ücret-fiyat etkileşimi başlangıçtaki şokun daha uzun süre devam etmesine yardımcı olabilir. Araştırmanın sonuçları bu konuda da oldukça belirgin: Fiyatlardan ücretlere doğru aktarım güçlü iken, ücretlerden fiyatlara doğru aktarım bunun oldukça gerisinde kalıyor. Enflasyonda ortaya çıkan şoklar hem asgari ücreti hem de ortalama ücretleri belirgin biçimde etkilerken, ücretlerde ortaya çıkan bağımsız şokların enflasyon üzerindeki etkisi görece zayıf ve geçici kalıyor.

Burada önemli bir noktayı gözden kaçırmamak gerek. Bu bulgular, “ücret artışlarının fiyatlar üzerinde hiçbir etkisi yoktur” anlamına gelmiyor. Ücretler işletmeler açısından sonuçta bir maliyet unsuru ve ücretlerdeki artışın bazı sektörlerde fiyatlara yansıması son derece doğal. Ancak ulaştığım temel sonuç farklı: Türkiye’de ücretler enflasyonun temel kaynağı değildir. Ayrıca enflasyonda ortaya çıkan şoklar ücretleri belirgin biçimde artırsa da, bu ücret artışlarının sonraki aşamada enflasyonu yeniden güçlü biçimde beslediğine ilişkin bulgular oldukça sınırlıdır.

Asgari ücret bu hikâyenin neresinde?

Tespitlerim asgari ücret açısından da bundan pek farklı değil. Nihayetinde asgari ücret, yalnızca doğrudan asgari ücretle çalışanların gelirini belirleyen bir rakam değil; Türkiye’de diğer ücretlerin belirlenmesinde de önemli bir referans noktası. Buna rağmen araştırma sonuçları, asgari ücretin enflasyonist süreci başlatan önemli bir şok kaynağından ziyade, enflasyona ve özellikle enflasyon beklentilerine güçlü biçimde tepki veren bir değişken olduğunu gösteriyor. Enflasyonda ortaya çıkan bir şok asgari ücreti belirgin biçimde artırırken, asgari ücrette ortaya çıkan bağımsız bir şokun enflasyon üzerindeki etkisi oldukça sınırlı ve geçici kalıyor.

Asgari ücret açısından benzer bir soru, yakın zamanda Oyvat, Elgin ve Elveren (2026) tarafından da ele alındı. Yazarlar da SVAR yöntemini kullanmakla birlikte, benim çalışmamdan farklı olarak doğrudan asgari ücret artışlarının enflasyon, işsizlik, talep ve dış ticaret üzerindeki etkilerine odaklandı. Bulguları, etkinin talep kanalından çok maliyet kanalı üzerinden ortaya çıktığını gösterdi. Asgari ücretin enflasyonu artırabileceği konusunda iki çalışmanın bulguları aynı yönde; ancak etkinin büyüklüğü konusunda ayrışıyoruz. Oyvat, Elgin ve Elveren (2026), asgari ücretteki yüzde 10’luk bir artışın yıllık enflasyonu yaklaşık 1–2 puan artırdığını bulurken, benim çalışmamda asgari ücret şokunun enflasyon üzerindeki etkisi daha küçük ve geçici kalıyor. Dolayısıyla her iki çalışma da asgari ücret artışlarının fiyatlar üzerinde etkili olabileceğine işaret ediyor; fakat benim bulgularım bu etkinin Türkiye’deki enflasyon dinamikleri içindeki göreli öneminin oldukça sınırlı olduğunu gösteriyor.

Bu sonuçlar bizi başlangıçtaki soruyu biraz değiştirmeye zorluyor. “Asgari ücrette yapılacak yüksek bir artış enflasyonu yükseltir mi?” sorusu tek başına yeterli değildir. Daha doğru olan, “Hangi koşullarda, ne ölçüde ve ne kadar süreyle?” diye sormaktır. Ücretlerden fiyatlara bir etkinin bulunması, ücretlerin enflasyonist sürecin temel kaynağı olduğu anlamına gelmediği gibi, fiyatlardan ücretlere bir etkinin bulunması da kendi başına kalıcı bir ücret-fiyat sarmalının varlığını göstermez. Belirleyici olan şokun nerede başladığı ve bir taraftan diğerine geçerken ne kadarının aktarıldığıdır.

Peki bütün bunlar enflasyonla mücadele için ne söylüyor?

Yaptığımız bu ayrımın en önemli sonucu enflasyonla mücadele politikası açısından ortaya çıkıyor. Eğer ücretler enflasyonist süreci başlatan önemli bir şok kaynağıysa, ücret artışlarını sınırlamak doğrudan sorunun kaynağına müdahale etmek anlamına gelebilir. Şok başka bir yerden geliyor fakat ücretler ile fiyatlar arasında güçlü bir karşılıklı aktarım varsa, ücret artışlarını sınırlamak yine dezenflasyona katkı sağlayabilir. Ancak Türkiye için elde edilen bulguların işaret ettiği gibi, şok esas olarak ücretlerden başlamıyor ve ücretlerden fiyatlara aktarım da sınırlı kalıyorsa, ücretleri baskılamanın dezenflasyon üzerindeki etkisi doğal olarak sınırlı olacaktır.

Böyle bir durumda başlangıçtaki enflasyonist şok yerinde dururken, esas olarak onun ardından gelen ücret uyarlaması sınırlandırılmış olur. Ücretlilerin geçmiş enflasyon nedeniyle kaybettiği satın alma gücünün telafisi zorlaşırken, enflasyonun temel kaynağına doğrudan müdahale edilmiş olmaz. Üstelik araştırmanın dikkat çekici sonuçlarından biri, enflasyon beklentilerinin oynadığı merkezi roldür. Enflasyon beklentileri hem fiyatlama davranışlarını hem de ücretlerin belirlenmesini etkileyerek sistemdeki şokların önemli kaynaklarından biri hâline geliyor. Dolayısıyla kalıcı bir dezenflasyon yalnızca bugünkü ücret artışlarını sınırlamakla değil, insanların ve firmaların gelecekte enflasyonun düşeceğine inanmasını sağlayacak güvenilir bir ekonomik ortam oluşturmakla mümkün olabilir.

Elbette Türkiye’de asgari ücretin ne kadar artırılması gerektiği yalnızca enflasyon üzerinden cevaplanabilecek bir soru değildir. Çalışanların satın alma gücü, işletmelerin maliyetleri, verimlilik, istihdam ve gelir dağılımı gibi pek çok unsurun birlikte değerlendirilmesi gerekir. Ancak enflasyonun temel kaynağı ücretler değil ve ücretlerden fiyatlara aktarım da sınırlıysa, enflasyonla mücadelenin maliyetini ağırlıklı olarak ücretli kesimin üzerine yüklemek elde edilen tabloyla uyumlu görünmüyor.

Bu nedenle ekonomi politikasının temel amacı, enflasyonist şokun nereden geldiğini doğru teşhis etmek ve müdahaleyi mümkün olduğunca o noktaya yöneltmek olmalıdır. Döviz kuru, dış maliyetler, beklentiler veya ekonominin başka bir alanından kaynaklanan enflasyonu ücretleri sınırlayarak çözmeye çalışmak, yangını çıktığı yerde değil, dumanın görüldüğü yerde söndürmeye çalışmaya benziyor. Duman hâlâ üzerimizde olduğuna göre, belli ki ateş de henüz sönmüş değil.

Kaynakça

Adrian, T. (2022). Are Household Inflation Expectations De-anchoring? International Monetary Fund, 17 May 2022.

Alvarez, J. A., Bluedorn, J. C., Hansen, N.-J. H., Huang, Y., Pugacheva, E., & Sollaci, A. (2022). Wage-Price Spirals: What is the Historical Evidence? IMF Working Paper No. 2022/221. Uluslararası Para Fonu

Attinasi, M. G., Balatti, M., Mancini, M., & Metelli, L. (2021). Supply chain disruptions and the effects on the global economy. ECB Economic Bulletin, Issue 8/2021.

Battistini, N., Grapow, H., Hahn, E., & Soudan, M. (2022). Wage share dynamics and second-round effects on inflation after energy price surges in the 1970s and today. ECB Economic Bulletin, Issue 5/2022.

Bernstein, E. M., & Patel, I. G. (1952). Inflation in relation to economic development. Staff Papers (International Monetary Fund), 2(3), 363-398.

Bobasu, A., Crucil, L., Dieppe, A., & Tirpák, M. (2021). Pandemic-induced constraints and inflation in advanced economies. ECB Economic Bulletin, Issue 1/2021.

Boissay, F., De Fiore, F., Igan, D., Pierres-Tejada, A., & Rees, D. (2022). Are major advanced economies on the verge of a wage-price spiral? BIS Bulletin No. 53.

Cömert, H. (2026), “Türkiye ve Diğer Gelişmekte Olan Ülkelerde Döviz Kuru ve Enflasyon Dinamikleri (I), https://katmanportal.com/turkiye-ve-diger-gelismekte-olan-ulkelerde-doviz-kuru-ve-enflasyon-dinamikleri-i/

Çiçek, S. (2026). Do wages really drive inflation? Evidence from recursive and DAG-SVAR spillover analysis. The Quarterly Review of Economics and Finance, 110, 102235.

Hellegers, P. (2022). Food security vulnerability due to trade dependencies on Russia and Ukraine. Food Security, 14, 1503–1510.

Ihle, R., Bar-Nahum, Z., Nivievskyi, O., & Rubin, O. D. (2022). Russia’s invasion of Ukraine increased the synchronisation of global commodity prices. Australian Journal of Agricultural and Resource Economics, 66(4), 775–796.

Mutlugün, B. (2026), “Türkiye’de Enflasyonu Anlamak (IV): Kur, Enflasyon ve Para Politikası Üzerine Ampirik Bulgular” https://katmanportal.com/turkiyede-enflasyonu-anlamak-iv-kur-enflasyon-ve-para-politikasi-uzerine-ampirik-bulgular/

Oyvat, C., Elgin, C., & Elveren, A. Y. (2026). Minimum wages in a high-inflation economy: The case of Türkiye. Structural Change and Economic Dynamics, 81, 218–237.

Şengül, Z.O. (2026), “Kur-Enflasyon Sarmalında Hayatta Kalma: 2018-23 döneminde Türkiye İmalat Sanayi Nasıl Davrandı?” https://katmanportal.com/kur-enflasyon-sarmalinda-hayatta-kalma-2018-23-doneminde-turkiye-imalat-sanayi-nasil-davrandi/

Notlar

  1. Ücret-fiyat sarmalı aslında yeni bir tartışma değil. Bu tartışmaya özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrasında yaşanan enflasyonun ele alındığı 1940’ların sonu ve 1950’lerin başındaki çalışmalarda rastlanmaktadır. Örneğin Bernstein ve Patel (1952), savaş döneminde fiyatlardaki yükselişin reel ücretleri düşürmesinin çalışanları nominal ücret artışı talep etmeye yöneltebileceğini, ücretlerdeki artışın ise yeniden fiyatları yükselterek bir “yukarı yönlü ücret-fiyat sarmalı” yaratabileceğini belirtmektedir. Yazarlar bu mekanizmayı “ücret-fiyat sarmalı” başlığı altında daha ayrıntılı biçimde ele alarak, fiyat artışlarını izleyen ücret artışlarının yeniden fiyatlara yansıması sonucunda ücretler ile fiyatların birbirini besleyen bir sarmala dönüşebileceğini tartışmaktadır. ↑
  2. https://x.com/memetsimsek/status/1676842378009640961 ↑
  3. https://tr.euronews.com/2023/10/24/enflasyon-ucret-artisi-tartismasi-yuksek-enflasyon-isciye-mi-yoksa-patrona-mi-yariyor? ↑
  4. Çiçek, S. (2026). Do Wages Really Drive Inflation? Evidence from Recursive and DAG-SVAR Spillover Analysis. The Quarterly Review of Economics and Finance, 102235. ↑
  5. Çalışmada ücret artışları ile enflasyon arasındaki dinamik etkileşimi incelemek amacıyla yapısal vektör otoregresif model (SVAR) kullanılmaktadır. SVAR yaklaşımının temel avantajı, sistemdeki değişkenlerden birine gelen beklenmedik bir şokun diğer değişkenlere hangi yönde, ne ölçüde ve ne kadar süreyle aktarıldığını izlemeye imkân vermesidir. Bununla birlikte, yöntemin temel güçlüğü değişkenler arasındaki eşanlı ilişkilerin nasıl tanımlanacağıdır. Bu amaçla çalışmada birbirini tamamlayan iki farklı tanımlama stratejisi kullanılmıştır. İlk aşamada geleneksel recursive SVAR modeli bir referans model olarak tahmin edilmektedir. Bu yöntemde değişkenler belirli bir sıraya yerleştirilmekte ve aynı dönem içindeki ilişkiler bu sıralamaya bağlı Cholesky kısıtları aracılığıyla tanımlanmaktadır. Dolayısıyla hangi değişkenin aynı ay içinde hangi değişkeni etkileyebileceğine ilişkin yapı teorik olarak belirlediğim varsayımsal sıralamaya bağlıdır.Bu varsayıma olan bağımlılığı azaltmak amacıyla ikinci aşamada directed acyclic graph temelli bir SVAR (DAG-SVAR) kullandım. DAG yaklaşımı aynı indirgenmiş biçim VAR modelinden elde edilen ve geçmiş dönem dinamiklerinden arındırılmış yenilikler üzerinde çalışmakta; bu yenilikler arasındaki koşullu bağımsızlık ilişkilerinden hareketle hangi değişkenler arasında doğrudan eşanlı bir bağlantının bulunduğunu veri yardımıyla belirlemektedir. Bunun için kısmi korelasyonlara dayalı koşullu bağımsızlık testleri ve PC algoritması kullanılmakta; veri tarafından desteklenmeyen bağlantılar sistemden çıkarılmaktadır. Elde edilen yönlendirilmiş grafik daha sonra SVAR’ın eşanlı etki matrisine dönüştürülmekte; grafikte bulunmayan bağlantılar sıfır kısıtı, veri tarafından desteklenen yönlü bağlantılar ise tahmin edilecek eşanlı ilişkiler olarak modele aktarılmaktadır. Böylece eşanlı yapı tamamen önceden belirlenmiş varsayımsal bir sıralamaya dayanmak yerine önemli ölçüde verinin kendi bağımlılık yapısından elde edilmektedir.Son olarak, bulguların değişkenlerin eşanlı sıralamasına duyarlı olup olmadığını sınamak amacıyla recursive SVAR modeli oldukça farklı bir “yavaştan hızlıya” (slow-to-fast) sıralama altında yeniden tahmin edilmiştir. Bu alternatif sıralama ana modelin yerine geçmek için değil, ücret şoklarının tahmin edilen rolünün başlangıçta tercih edilen recursive sıralamadan kaynaklanıp kaynaklanmadığını test eden güçlü bir sağlamlık kontrolü olarak kullanılmaktadır. Recursive SVAR, DAG-SVAR ve alternatif recursive sıralamadan elde edilen sonuçların büyük ölçüde örtüşmesi, temel bulguların belirli bir tanımlama veya sıralama tercihine bağlı olmadığını göstermiştir. ↑
  6. Türkiye açısından enflasyon tartışmasını yalnızca ücretlere indirgemek eksik kalacaktır. Katman’da Cömert (2026) tarafından Türkiye ve diğer gelişmekte olan ülkelerde kur-enflasyon ilişkisinin ele alındığı yazılar, döviz kurunun üretim maliyetlerinden fiyatlama davranışlarına ve beklentilere kadar uzanan geniş bir alanda belirleyici olduğunu vurguluyor. Mutlugün (2026) tarafından Türkiye üzerine ampirik değerlendirme de 2004–2024 döneminde döviz kuru şokları ve enerji maliyetlerini enflasyonun başlıca sürükleyicileri arasında gösteriyor. Benzer şekilde Şengül (2026), 2018–2023 döneminde kur şoklarının firmaların fiyatlama davranışları, kâr marjları ve bilançoları üzerindeki etkilerinin sektörlere göre farklılaştığını ortaya koyuyor. Bu çalışmaların ortaklaştığı nokta, Türkiye’de enflasyonun yalnızca ücret-talep ekseninden değil, dış maliyetler, döviz kuru, beklentiler ve firma davranışlarını da içeren daha geniş bir çerçevede ele alınması gerektiğidir. ↑
Önerilen Alıntı: Alıntıyı Kopyala
Serkan Çiçek (2026). Ücretler Gerçekten Enflasyonu Sürüklüyor mu?. Katman Portal. https://katmanportal.com/doi/10.5281/zenodo.23247555
  • Serkan Çiçek, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi’nde iktisat profesörü ve Viyana Uluslararası Ekonomik Araştırmalar Enstitüsü’nde (wiiw) araştırmacıdır. Doktora derecesini 2009 yılında Yıldız Teknik Üniversitesi’nde iktisat alanında almış, 2011–2012 yıllarında University of York’ta doktora sonrası araştırmacı olarak bulunmuştur. Doktora tezi Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası ve Türkiye Ekonomi Kurumu tarafından ödüle layık görülmüştür. Çalışmaları makroekonomi, para politikası, enflasyon ve enflasyon beklentileri, döviz kurları, ücretler ve finansal piyasalar üzerine yoğunlaşmaktadır. Araştırmaları Economic Modelling, International Review of Economics & Finance, Empirica, Central Bank Review ve The Quarterly Review of Economics and Finance gibi uluslararası akademik dergilerde yayımlanmıştır.

    Diğer Yazıları
Yapay Zeka Kullanımı Beyanı
Dil bilgisi, anlam bozukluğu ve noktalama kontrolü Görsel oluşturma

Yazar, yapay zeka araçlarını yukarıda belirttiği kapsamda bilimsel yayın etiğine bağlı kalarak kullandığını beyan etmektedir. Yapay zeka desteğiyle üretilen içeriklerin tüm sorumluluğu yazara aittir.